23.02.2009/Sayı:225
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Hakan ŞükürHakan Şükür’ü
kadın kuaföründe görmüşler

Valla billa görmüşler. Şimdi diyeceksiniz ki ne var bunda, adam belki karısını götürmüştür. Kadın saçlarını yaptırırken Hakan da eşine refakat ediyordur. Ama işin aslı öyle değil.

Akşam gazetesi yazarı Tuğçe Tatari, 15 Şubat günü şahit olduğu olayı yazarken hâlâ etkisinden kurtulamadığı belli oluyordu:

“Kuafördeydim… Saçlarım boyanıyor… Canım sıkıldı sağa sola bakıyorum. İçeride sadece kadınlar var. Kimi manikür-pedikür, kimi saç yaptırıyor. Hafta sonu olduğundan içerisi çok kalabalık. Etrafıma bakarken kapıdan Hakan Şükür ve erkek kardeşi Gökhan Şükür’ün girdiğini gördüm. Şaşırdım… Arkalarından Haluk Ulusoy’un oğlu da geldi. Şükür kardeşler birer kuaförün önüne oturdu. Merak içindeyim. Saçımla ilgilenen Ahmet’e sorular soruyorum ‘Hep mi gelir? Kaş aldırma, manikür pedikür yaptırıyor mu? Burası kadın kuaförü değil mi?’ Asla net cevaplar vermiyor, hem yazacağımı biliyor hem de seviyor işte adamı, erkek dayanışması yapıyor… Benim derdim; ‘tutucu’ bir adamın kadınların arasına girmek suretiyle kuaför işlemleri yaptırtması. Neyse… Hakan Şükür saçını kestirdi, Gökhan Şükür değişik bir model yaptırdı, biraz fazla kabarık bir model… Yarım saat süren bakım işlemlerinden sonra çıktılar kuaförden. Ulusoy sadece refakatçi olarak gelmişti belli. Sohbet edip kikirdiyorlardı… Hakan Şükür bebek mavisi bir kazak ve minik boy bir kola asmalı Louis Vuitton çanta takıyordu. Şimdi ben yorum yapmak istemem… Herkesin zevki, tarzı kendine… Çok ‘ilginç’ bir ülkede yaşadığımız gerçeği o gün kendini bir kez daha gösterdi. Şükür ailesi kuaförden giderken hafızama akan bilgiler şunlardı; Bundan 3-4 sene önce verdiği bir röportajda ‘Ben inancım olmadan yaşayamam. Dinimizin gereklerini yerine getirmek suç mu?’ diye kendini savunuşu. Yine başka bir açıklamasında ‘Fethullah Gülen sevdiğim bir insan. Ziyaretine gittiğimi hiç saklamadım’ itirafı. Yıllardır ‘Fethullahçı’ diye anılıyor oluşu ve o çanta…. ve o kuaförde saç yaptıran adam…”

Türkiye son yıllarda ilginç bir ülke olmaya başladı. Bir bakmışsınız yılların eşcinsel modacısı çıkıp “Ben muhafazakar eşcinselim” demiş, bir bakmışsınız muhafazakar bir futbolcumuz kolunda bayan çantası, kadın kuaföründe saç yaptırıyor. Bu işin nasıl bir iş olduğunu anlayan varsa beri gelsin. Fethullahçılık eşittir efemine olmak mıdır? Epey zamandır Fethullahçılar ile ilgili bazı söylentiler ortalıkta dolanıp duruyordu ama bu kadar ifrada vardıracakları doğrusu hiç aklıma gelmemişti. Ne diyelim, Allah ıslah etsin.


Hıncal UluçHıncal’dan
“CHP’ye oy vermeyin” yazısı

Yaklaşan yerel seçimlerle birlikte en çok sorulan soruların başında hiç kuşkusuz “kime oy vereceğiz” sorusu gelir. Türk siyasetinde her zaman etkili güçlerden biri olan medyada da yaklaşan seçimler öncesinde yönlendirme telaşı başladı gibi görünüyor. Özellikle köşe yazarları son bir-iki seçimdir açıktan fikirlerini beyan etmeye başladılar. Bunun son önreğini ise geçtiğimiz hafta Hıncal Uluç sergiledi.

Ancak Uluç bu sefer soruyu tersten sordu. Yani kime oy verelim yerine kime oy vermeyelim dedi ve cevabını da kendince vermeye çalıştı.

Geçtiğimiz hafta “Bunlar nasıl liderlerdir” başlıklı bir yazı yazan Hıncal Uluç, seçimlerde yarışacak belli başlı partilerin liderlerine verdi veriştirdi.

Eleştirilerine ilk önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile başlamış. Çünkü Uluç 22 Temuz seçimlerinde oyunu MHP’ye atmıştı ve seçimlerder önce oyunu bu partiye vereceğini açık açık yazmıştı. Böylelikle Hıncal bir nevi iğneyi kendine batırmış da oluyordu. İki numaralı ortağı olduğu koalisyonu (DSP-MHP-ANAP) paniğe kapılıp dağıtmakla ve erken seçime giderek AKP’nin önünü açmakla suçladığı MHP’ye 22 Temmuz seçimleri öncesi oy verme çağrısı yaptığını da hatırlatan Hıncal, MHP’nin 22 Temmuz’dan sonraki süreçte AKP’nin koltuk değeneği olduğunu belirtmiş (Bu tahliller TÜRKSOLU okuyucularına bir yerlerden tanıdık geliyordur herhalde). MHP son dönemde izlediği politikalarla Hıncal’a “elim kırılsaydı” dedirtmiş anlaşılan.

MHP’den sonra sırasıyla DSP ve DTP’ye de verip veriştiren Hıncal CHP’ye gelince duruyor. Çünkü Hıncal’ın CHP ile ilgili başka bir planı daha doğrusu CHP’den küçücük de olsa bir umudu var. Hıncal’ın stratejisi şu; CHP ne pahasına olursa olsun Baykal’dan kurtulmak zorunda. O nedenle Baykal’ı indirmek için her yol mübah. Tabi Baykal’ın kendi isteğiyle hayatta gitmeyeceğini bildiği için O’nun gitmesine vesile olacak bir şey arayan Hıncal, aradığı şeyi seçimlerde buluyor. Nasıl mı? Hıncal’ın tezine göre CHP önümüzdeki yerel seçimlerde müthiş bir bozguna uğrarsa ve bu yenilgi Baykal’ı götürebilirse, CHP bir dahaki genel seçimlere en güçlü parti olarak girebilirmiş.

O nedenle seçmenlere, özellikle Atatürkçü kesime, seslenen Hıncal açık açık ‘CHP’ye oy vermeyin’ dedi. Hatta “kime oy verirseniz verin CHP’ye vermeyin” bile demiş.

Ancak Hıncal’a şunu hatırlatmakta yarar var. Değil CHP yerel seçimlerde yüzde iki oy almak memlekete Şeriat gelse Baykal CHP’den gitmez. Hem gitse ne olacak ki. Nasıl olsa partide bir sürü Baykal yok mu? O nedenle CHP umutsuz bir vakadır. Hıncal’a da tavsiyemiz CHP’den boşuna medet ummaması.


DSP: Demokratik PartiMemleketimden
aday manzaraları

Yerel seçimlere hızla yaklaşılırken adayların seçim çalışmaları da tam gaz devam ediyor. Bu hızlı çalışma temposu bazı kazaları da beraberinde getiriyor. Geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesinin internet sitesinde yer alan bir haber en talihsiz belediye başkan adayını ortaya çıkardı.

Talihsiz adayımız DSP’nin Çanakkale Belediye Başkan Adayı Erol Sazcı. Talihsizliğinin nedeni ise, Sazcı’nın seçim kampanyası için kullanılan araca yapıştırılan afişlerdeki hata. Çanakkalenin Ezine ilçesinde Sazcı için kullanılan araçtaki afişlerde DSP logosunun yanında “Erol Sazcı Demokrat Parti Çanakkale Belediye Başkan Adayı” yazıyor.

Daha önce Çan İlçesi’nde SHP’den Belediye Meclis Üyeliği yapan, 1999 genel seçimlerinde CHP’den 3’üncü sıra milletvekili adayı olan, iki dönem yine CHP’den milletvekili aday adaylığı için müracat eden Sazcı, önce CHP’den Çanakkale Belediye Başkan aday adayı olmak istedi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın mevcut Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ile devam kararının ardından Sazcı tercihini DSP’den yana kullanarak Çanakkale belediye başkan adayı oldu.

DSP’liler de adaylarını tanıtmak için canla başla çalışmaya koyulmuşlar koyulmasına ama Ezine’de kullanılan seçim aracındaki yanlışlığı farkeden vatandaşlar da gülmekten kendilerini alamamışlar. Hatta ilçede “Erol Sazcı DP’nin oylarına da talip” gibi espriler de yapılmaktaymış. Neyse ki, geç de olsa yanlışlık partililer tarafından farkedilmiş ve hata düzeltilmiş.

Konu ile ilgili açıklama yapan Sazcı, “Bana da bir partili telefonla arayıp durumu anlattı. Bunun üzerine aracı buldurup sahibini çağırdım. Baktık partinin adı hakikaten yanlış yazılmış. Hatta benim adımı da kırmızı yazması gerekirken mavi yazmış. Bu tamamen araca giydirmeyi yapan esnafın hatası. Aracı gönderdik ve Demokrat Parti yazısını Demokratik Sol Parti olarak değiştirdik” demiş.


Evrensel yine yaş tahtaya bastı: Yıkılmayan Adam

Evrensel yine yaş tahtaya bastı: Yıkılmayan Adam

Evrensel yine yaş tahtaya bastı: Yıkılmayan Adam

Evrensel yine yaş tahtaya bastı: Yıkılmayan Adam

Evrensel yine yaş tahtaya bastı: Yıkılmayan Adam

Evrensel yine yaş tahtaya bastı: Yıkılmayan Adam

Evrensel yine
yaş tahtaya bastı

15 Şubat 2009 tarihli Evrensel’den bir haber. Başlığı, “Sinema efsaneleri: Döverim ülen!” Cüneyt Arkın’ın bir filminden bir sahneyi haberleştirerek aklı sıra dalga geçmeye çalışmış Evrensel. Ama neyle dalga geçtiğinin farkında değil garibim. Önce Evrensel’in haberine bakalım:

“(Yıkılmayan Adam ve bir grup şımarık zengin çocuğu bir kafede oturmaktadır. İçeri İstiklal madalyalı yaşlı bir amca girer, sağa sola çarparak ilerler.)

Burjuva çocuğu 1: Aaa, moruğa bak sen, bir aperatif almaya gelmiş. (kahkahalar)

Burjuva çocuğu 2: Bir cin fize ne dersiniz beyim? Yoksa kanyak mı? (kahkahalar)

Burjuva çocuğu 3: Anladım, bir kokteyl spesyal. Traş limonlu... (kahkahalar)

Burjuva çocuklarının önde gideni: Ve bir madalya. Otorotokok harbinin yorgun savaşçısı. (kahkahalar) İnce bir savaşçının kalın serüvenleri... (kahkahalar) Bu madalyayı sana, savaşta tabanları yağladığın için mi verdiler ha? (kahkahalar)

Yıkılmayan adam: Kara günleri kahraman omuzlarında taşıyarak, bu ak günlere erdiren bir gaziye nasıl sataşırsınız? Bir istiklal madalyasının süslediği ihtiyar savaşçıyla nasıl alay edersiniz ülen?

Burjuva çocuklarının önde gideni: Sen hangi şarkıyı söylüyorsun ha? (kahkahalar)

Yıkılmayan adam: Çıkın gidin buradan. Döverim seni. Hepinizi döverim ülen!

Burjuva çocuklarının önde gideni: Döversin demek. Biz çok dayak attık senin gibi vatan namus natali kambus diyenlere. (kulağına bir şey fısıldanır) Buradan gidiyoruz arkadaşlar. Ama bir gün görüşeceğiz.

Yıkılmayan adam: Tankla, topla falan beklerim. Uçakla, ağır sanayi hamlenizle falan.”

Evrensel’in haberi bu. Haberi yazan arkadaş, bugün hiçbiri aramızda olmayan İstiklâl Madalyalı gazilerimizle ve filmde onu koruyan Cüneyt Arkın’ın canlandırdığı karakterle dalga geçmeye çalışmış. Ama bu arkadaş internetteki o birkaç dakikalık görüntülerle yetindiği için neyle dalga geçtiğinin farkında değil. Biz, o arkadaşın yapmadığını yaptık ve filmin tamamını izledik. Karşımıza Yeşilçam tarihinin en solcu filmlerinden biri çıktı.

1977 yapımı “Yıkılmayan Adam” filmi, başrollerini Cüneyt Arkın, Suna Yıldızoğlu, Memduh Ün, Eşref Kolçak gibi Türk sinemasının dev oyuncularının paylaştığı, yönetmenliğini ise Remzi Jöntürk’ün yaptığı bir film. Ayrıca film, 1983 yılında “Komünizm propagandası yapmaktan” DGM’de yargılanmış.

Filmde Çakır rolünü canlandıran Cüneyt Arkın, Kumarhane sahibi Nadir’in tetikçisi olarak görülür. Çocuk yaştan itibaren hayatının önemli bir kısmı ıslahevinde ve hapiste geçer. Her hapse düştüğünde fonda ya Selda Bağcan’da ya da Edip Akbayram’dan “aldırma gönül” türküsü duyulur. Mesela hapishanede geçen bir sahne vardır çok bilindik. Hani hapishanelerde hep acıklı türküler çalan sazlı bir mahkum vardır ya, burada da vardır. Ama sazıyla acılı türküler değil devrimci marşlar dökülür. O sahnede çalan marş da 60’lı yılların devrimci gençlerinin söylediği Osman Paşa Marşı’dır.

Başka bir sahnede ise hapishanede solcu bir mahkumla tanışan Çakır, kendisini ziyarete gelen Nadir’in adamlarından para yerine kitap ister.

Hapishanede öyle bir ortam kurulmuştur ki, bir sahnede devleti dolandırıp zimmetine para geçiren bir muhasebeci için halk mahkemesi kurulur. Mahkemeyi yneten Çakır’dır ve Çakır’ın arkasında kocaman bir Atatürk resmi görülür. Muhasebecinin cezasını kesen Çakır sonra da dönüp düzeni Atatürk’e şikayet eder.

Yıllar sonra hapisten çıkan Çakır artık tamamen değişmiştir. O artık kendini ezilenlerin mücadelesine adayan namlı bir kabadayıdır. Bir taraftan patronlara karşı mücadele ederken bir taraftan da annesinin katilinin izini sürmektedir. Hayat böyle akıp giderken bir gün Fatoş’la karşılaşır. Fatoş’la Çakır’ın ikinci karşılaşması ise tesadüf olmayan bir tesadüfle bir kitapçıda olur. Fatoş, Şevket Süreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” kitabını incelemektedir. Arkasındaki rafta ise “Tek Adam”lar net bir şekilde görülür. Çakır, Fatoş’tan kendisi için bir kitap seçmesini ister. Fatoş’un seçtiği kitap, tesadüfe bakın ki, Gorki’nin “Benim Üniversitelerim” kitabıdır. Kitap seçme sırası Çakır’a geçince Çakır’ın cevabı şu olur: “Benim kitaplarım burada satılmaz, kaldırımlarda satılır.” Bir kaldırım kitapçısından kitap alınır ve bir kafeye gidilir. Gidilen kafe, Evrensel’in haberinde geçen kafedir ve İstiklâl Madalyalı yaşlı amca, haksız bir şekilde işten atılan oğlunun hakkını araması için Çakır’ı aramaktadır. Burjuva çocuklarına haddini bildiren Çakır, yanında Fatoş olduğu halde fabrikaya giderek fabriktöre de haddini bildirir ve adamın üzerindeki bütün parayı işçilere dağıtır. Burada Çakır’la Fatoş arasında geçen konuşma ders niteliğindedir:

“Fatoş: Çakır, sen eşkiya mısın?

Çakır: Bazen. Çocukluğum, anam, babam, bu insanlar aklıma düşünce...

Fatoş: Çocukluğunda çok mu acı çektin?

Çakır: Her türlüsünü.

Fatoş: Ben hiç acı çekmedim, hiç yaşamadım.

Çakır: Sizin gibileri için başkaları acı çeker. Bu böyedir kızım. Bir azınlıktır ki, lüks içinde yaşar; bir çoğunluktur ki, onlar için öder de öder.

Fatoş: Beş parmağın...

Çakır: Beşi bir değil diyeceksin. Bunlar laf değil kızım. Aldatmaca uyutmaca. Zaten sizden daha olumlu düşünce beklemem aptallık olurdu. Kendini Hiroşima’da bulabilir misin? Özgürlük adına kendini Yakan Vietnamlının et kokusunu duyabilir misin? Okullarda vurulan gençlerin kanlı elbiselerini giyebilir misin? Filistindeki kurtuluş savaşçısı gerillaların fişekliğini kuşanabilir misin? Beni barış içinde, çıkar düşünmeden sevebilir misin?

Fatoş: Çakır, kafamı karıştırdın.

Çakır: Kafan varsa de bakalım; bu sefaletin hesabını kim verecek? Kim ödeyecek bunca günahı? Bu alın teri denizinde kimler boğulacak?

Ben Evrensel’in yerinde olsam Kurtuluş Savaşı ve onu savunanlarla dalga geçmek yerine bu ajitasyon dozu yüksek bu repliği koyardım. Ama dediğimiz gibi arkadaşların bu sahnelerden haberleri yok.

Filmimize dönersek, sıra Fatoş’un babasıyla tanışmaya gelmiştir. Çünkü Çakır, Fatoş’la birlikte bir gelecek planlamaktadır. Fatoş’un babasıyla tanışmaya giden Çakır’ı ise bir sürpriz beklemektedir.

Sıra gerçekleri Fatoş’a anlatmaya gelmiştir. Çakır, Fatoş’a annesinin katilinin babası olduğunu ve onu öldüreceğini söyler. Çakır, Memduh’u bulmak için fabrikaya giderken Fatoş da babasına haber vermek için evine gider. İşte filmin can alıcı sahnesi de burasıdır. Çakır, Memduh’u fabrikada bulamaz. Fatoş ise evin içinde bir odadan öbür odaya deli gibi koşarak babasını aramaktadır. Son baktığı oda ise babasının yatak odasıdır. Yatak odasındaki en dikkat çekici şey ise babasının yorganıdır. Çünkü babasının yorganında nevresim yerine Amerikan bayrağı vardır. Bu da Evrensel’e kapak olsun.

Filmin sonunda kötü adamlar (Memduh ve Nadir) ittifak yaparlar ve bir grevde direnen işçilere destek olan Çakır’ı öldürtürler. Fonda yine Edip Akbayram’dan “Aldırma gönül” çalmaktadır. Son sahnede Çakır ölmeden önce son sözleri olarak, “Bu kavgada insanı adam yapan birşey var”diyor. Tabi anlayana.


 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranzı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe