|
Evrensel yine
yaş tahtaya bastı
15 Şubat 2009 tarihli Evrensel’den bir haber. Başlığı, “Sinema efsaneleri: Döverim ülen!” Cüneyt Arkın’ın bir filminden bir sahneyi haberleştirerek aklı sıra dalga geçmeye çalışmış Evrensel. Ama neyle dalga geçtiğinin farkında değil garibim. Önce Evrensel’in haberine bakalım:
“(Yıkılmayan Adam ve bir grup şımarık zengin çocuğu bir kafede oturmaktadır. İçeri İstiklal madalyalı yaşlı bir amca girer, sağa sola çarparak ilerler.)
Burjuva çocuğu 1: Aaa, moruğa bak sen, bir aperatif almaya gelmiş. (kahkahalar)
Burjuva çocuğu 2: Bir cin fize ne dersiniz beyim? Yoksa kanyak mı? (kahkahalar)
Burjuva çocuğu 3: Anladım, bir kokteyl spesyal. Traş limonlu... (kahkahalar)
Burjuva çocuklarının önde gideni: Ve bir madalya. Otorotokok harbinin yorgun savaşçısı. (kahkahalar) İnce bir savaşçının kalın serüvenleri... (kahkahalar) Bu madalyayı sana, savaşta tabanları yağladığın için mi verdiler ha? (kahkahalar)
Yıkılmayan adam: Kara günleri kahraman omuzlarında taşıyarak, bu ak günlere erdiren bir gaziye nasıl sataşırsınız? Bir istiklal madalyasının süslediği ihtiyar savaşçıyla nasıl alay edersiniz ülen?
Burjuva çocuklarının önde gideni: Sen hangi şarkıyı söylüyorsun ha? (kahkahalar)
Yıkılmayan adam: Çıkın gidin buradan. Döverim seni. Hepinizi döverim ülen!
Burjuva çocuklarının önde gideni: Döversin demek. Biz çok dayak attık senin gibi vatan namus natali kambus diyenlere. (kulağına bir şey fısıldanır) Buradan gidiyoruz arkadaşlar. Ama bir gün görüşeceğiz.
Yıkılmayan adam: Tankla, topla falan beklerim. Uçakla, ağır sanayi hamlenizle falan.”
Evrensel’in haberi bu. Haberi yazan arkadaş, bugün hiçbiri aramızda olmayan İstiklâl Madalyalı gazilerimizle ve filmde onu koruyan Cüneyt Arkın’ın canlandırdığı karakterle dalga geçmeye çalışmış. Ama bu arkadaş internetteki o birkaç dakikalık görüntülerle yetindiği için neyle dalga geçtiğinin farkında değil. Biz, o arkadaşın yapmadığını yaptık ve filmin tamamını izledik. Karşımıza Yeşilçam tarihinin en solcu filmlerinden biri çıktı.
1977 yapımı “Yıkılmayan Adam” filmi, başrollerini Cüneyt Arkın, Suna Yıldızoğlu, Memduh Ün, Eşref Kolçak gibi Türk sinemasının dev oyuncularının paylaştığı, yönetmenliğini ise Remzi Jöntürk’ün yaptığı bir film. Ayrıca film, 1983 yılında “Komünizm propagandası yapmaktan” DGM’de yargılanmış.
Filmde Çakır rolünü canlandıran Cüneyt Arkın, Kumarhane sahibi Nadir’in tetikçisi olarak görülür. Çocuk yaştan itibaren hayatının önemli bir kısmı ıslahevinde ve hapiste geçer. Her hapse düştüğünde fonda ya Selda Bağcan’da ya da Edip Akbayram’dan “aldırma gönül” türküsü duyulur. Mesela hapishanede geçen bir sahne vardır çok bilindik. Hani hapishanelerde hep acıklı türküler çalan sazlı bir mahkum vardır ya, burada da vardır. Ama sazıyla acılı türküler değil devrimci marşlar dökülür. O sahnede çalan marş da 60’lı yılların devrimci gençlerinin söylediği Osman Paşa Marşı’dır.
Başka bir sahnede ise hapishanede solcu bir mahkumla tanışan Çakır, kendisini ziyarete gelen Nadir’in adamlarından para yerine kitap ister.
Hapishanede öyle bir ortam kurulmuştur ki, bir sahnede devleti dolandırıp zimmetine para geçiren bir muhasebeci için halk mahkemesi kurulur. Mahkemeyi yneten Çakır’dır ve Çakır’ın arkasında kocaman bir Atatürk resmi görülür. Muhasebecinin cezasını kesen Çakır sonra da dönüp düzeni Atatürk’e şikayet eder.
Yıllar sonra hapisten çıkan Çakır artık tamamen değişmiştir. O artık kendini ezilenlerin mücadelesine adayan namlı bir kabadayıdır. Bir taraftan patronlara karşı mücadele ederken bir taraftan da annesinin katilinin izini sürmektedir. Hayat böyle akıp giderken bir gün Fatoş’la karşılaşır. Fatoş’la Çakır’ın ikinci karşılaşması ise tesadüf olmayan bir tesadüfle bir kitapçıda olur. Fatoş, Şevket Süreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” kitabını incelemektedir. Arkasındaki rafta ise “Tek Adam”lar net bir şekilde görülür. Çakır, Fatoş’tan kendisi için bir kitap seçmesini ister. Fatoş’un seçtiği kitap, tesadüfe bakın ki, Gorki’nin “Benim Üniversitelerim” kitabıdır. Kitap seçme sırası Çakır’a geçince Çakır’ın cevabı şu olur: “Benim kitaplarım burada satılmaz, kaldırımlarda satılır.” Bir kaldırım kitapçısından kitap alınır ve bir kafeye gidilir. Gidilen kafe, Evrensel’in haberinde geçen kafedir ve İstiklâl Madalyalı yaşlı amca, haksız bir şekilde işten atılan oğlunun hakkını araması için Çakır’ı aramaktadır. Burjuva çocuklarına haddini bildiren Çakır, yanında Fatoş olduğu halde fabrikaya giderek fabriktöre de haddini bildirir ve adamın üzerindeki bütün parayı işçilere dağıtır. Burada Çakır’la Fatoş arasında geçen konuşma ders niteliğindedir:
“Fatoş: Çakır, sen eşkiya mısın?
Çakır: Bazen. Çocukluğum, anam, babam, bu insanlar aklıma düşünce...
Fatoş: Çocukluğunda çok mu acı çektin?
Çakır: Her türlüsünü.
Fatoş: Ben hiç acı çekmedim, hiç yaşamadım.
Çakır: Sizin gibileri için başkaları acı çeker. Bu böyedir kızım. Bir azınlıktır ki, lüks içinde yaşar; bir çoğunluktur ki, onlar için öder de öder.
Fatoş: Beş parmağın...
Çakır: Beşi bir değil diyeceksin. Bunlar laf değil kızım. Aldatmaca uyutmaca. Zaten sizden daha olumlu düşünce beklemem aptallık olurdu. Kendini Hiroşima’da bulabilir misin? Özgürlük adına kendini Yakan Vietnamlının et kokusunu duyabilir misin? Okullarda vurulan gençlerin kanlı elbiselerini giyebilir misin? Filistindeki kurtuluş savaşçısı gerillaların fişekliğini kuşanabilir misin? Beni barış içinde, çıkar düşünmeden sevebilir misin?
Fatoş: Çakır, kafamı karıştırdın.
Çakır: Kafan varsa de bakalım; bu sefaletin hesabını kim verecek? Kim ödeyecek bunca günahı? Bu alın teri denizinde kimler boğulacak?
Ben Evrensel’in yerinde olsam Kurtuluş Savaşı ve onu savunanlarla dalga geçmek yerine bu ajitasyon dozu yüksek bu repliği koyardım. Ama dediğimiz gibi arkadaşların bu sahnelerden haberleri yok.
Filmimize dönersek, sıra Fatoş’un babasıyla tanışmaya gelmiştir. Çünkü Çakır, Fatoş’la birlikte bir gelecek planlamaktadır. Fatoş’un babasıyla tanışmaya giden Çakır’ı ise bir sürpriz beklemektedir.
Sıra gerçekleri Fatoş’a anlatmaya gelmiştir. Çakır, Fatoş’a annesinin katilinin babası olduğunu ve onu öldüreceğini söyler. Çakır, Memduh’u bulmak için fabrikaya giderken Fatoş da babasına haber vermek için evine gider. İşte filmin can alıcı sahnesi de burasıdır. Çakır, Memduh’u fabrikada bulamaz. Fatoş ise evin içinde bir odadan öbür odaya deli gibi koşarak babasını aramaktadır. Son baktığı oda ise babasının yatak odasıdır. Yatak odasındaki en dikkat çekici şey ise babasının yorganıdır. Çünkü babasının yorganında nevresim yerine Amerikan bayrağı vardır. Bu da Evrensel’e kapak olsun.
Filmin sonunda kötü adamlar (Memduh ve Nadir) ittifak yaparlar ve bir grevde direnen işçilere destek olan Çakır’ı öldürtürler. Fonda yine Edip Akbayram’dan “Aldırma gönül” çalmaktadır. Son sahnede Çakır ölmeden önce son sözleri olarak, “Bu kavgada insanı adam yapan birşey var”diyor. Tabi anlayana.
|