23.02.2009/Sayı:225
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Yön
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Hüseyin Adıgüzel

Bahtiyar VahapzadeBahtiyar yaşadı ve bahtiyar öldü

Azerbaycan’ın aksakallı ziyası

Büyük şair, büyük insan, Türk Dünyası’nın “Ak Sakalı” Bahtiyar Vahapzade’yi kaybettik. Büyük Türk Milleti’nin başı sağ olsun! Acımız büyük, yüreğimiz yanıyor!

Bahtiyar Vahapzade, şairdir, hocadır, atadır; her şeyden önemlisi, insandır O… Vatanını, milletini kendinden, ailesinden, dostlarından çok sevmesini bilen, ender “ziya”lılardan, ender bilim adamlarından, ender büyük şairlerden biriydi O! “Ziya”lıların, (aydınların) öncelikle kendi ülkesine, kendi insanına, sonra tüm insanlığa yararlı olmasını söyleyebilen bir aydındı O! Ekmeğini yediği, suyunu içtiği, havasını soluduğu, beslenip gıdalandığı ülkesine, insanlarına, borçlu olduğunu bilen bir aydındı O!

Şeki’den ailesi ile birlikte 1934 yılında başkent Bakü’ye geldi. İlk ve orta öğrenimini Bakü’de tamamladı.

1942 yılında girdiği Bakü Devlet Üniversitesi filoloji bölümünü 1947 yılında bitirdi ve zamanının en büyük hocalarından Resul Rıza Bey’in yanında asistan olarak çalışmaya başladı. Özgürlük ve bağımsızlık düşünceleri ile bu yıllarda tanıştı.

Gülüstan Poeması

Yine bu yıllarda, üniversitede asistan olarak çalışırken yaşamını derinden etkileyecek ikinci olayı yaşadı. Bir Azerbaycanlı olarak ülkesinin niçin ikiye bölündüğünü, bu bölünmenin sonuçlarını araştırdı. Buldukları onu, 1829 yılında İran ile Rusya arasında imzalanan Gülüstan anlaşmasına kadar götürdü. Bu anlaşmaya taraf olmadığı halde, Azerbaycan bu anlaşma ile ikiye bölünmüş, Kuzey Azerbaycan Rusya’nın, Güney Azerbaycan İran’ın yönetimine bırakılmıştı. Bu durumu kabullenmek, katlanmak Bahtiyar Bey’i rahatsız ediyordu. Duygu ve düşüncelerini açıklamak, özgürlüğün ve bağımsızlığın Azerbaycan halkının da hakkı olduğunu haykırmak istiyordu. Bu düşüncesini hayata geçirdi ve ortaya “yaşamımın en büyük eseri” dediği “Gülüstan Poeması” çıktı. Bu eser, sadece bir şiir kitabı değildi. Bir milletin rızası dışında ikiye bölünmesinin acılarının, sıkıntılarının, ailelerin parçalanmasının, bu olumsuz durumun yarattığı duygusallığın ustaca anlatıldığı bir eserdi “Gülüstan Poeması”… Bahtiyar Bey, KGB’ye çağrıldı. Uzun sorgulardan sonra zamanın Azerbaycan Komünist partisi başkanı Haydar Aliyev’in huzuruna çıkarıldı. Belki de bu Bahtiyar Bey’in en büyük şansı oldu. Haydar Aliyev, Bahtiyar Bey’i bu büyük beladan kurtardı ve ona “şair, sen bu millete lazımsın! Acele etme ve zamanını bekle” diyerek evine gönderdi. Bu olay Bahtiyar Vahapzade’nin Haydar Aliyev ve KGB ile ilk karşılaşması oldu. Daha sonraları hem Haydar Aliyev, hem de KGB ile sıkça görüşeceklerdi. Kitap toplatıldı ve uzun bir süre dostları bile, Bahtiyar Vahapzade’nin yanına yaklaşmadılar. Adı bir anda rejim muhalifine çıktı.

1999 yılının Mart ayında evinde yaptığımız bir sohbette bu olayı bizzat kendisi anlattı. “Hayatımı şimdiki Cumhurbaşkanımız Haydar Aliyev’e borçluyum. Beni KGB’nin elinden o kurtardı. Eğer o gün, O cumhuriyetin başında bulunmasaydı, ya hayata çok genç veda edecek ya da Sibirya ormanlarında odun kesecektim. Bir daha belki de Bakü’ye dönme şansım olmayacaktı. Haydar Aliyev, gerçekten vatan ve millet sevgisi ile dolu bir liderdir.”

Tüm Türklerin özlemini çektiği milli şuur, unutmaya başladığı yiğitliğin ve cesaretin örneği olan bu eser, Bahtiyar Vahapzade’nin siyasi çizgisinin de ilk göstergesi oldu.

Gülüstan Poeması, Bahtiyar Bey’i çok genç yaşta Azerbaycan’da meşhur etti. Halk arasında bir milliyetçi olarak tanınmasını sağladı. “Yetmişi aşkın şiir, on beşe yakın bilimsel kitabım, dokuz – on tane tiyatro eserim bir yana Gülüstan Poeması bir yana… O, benim ilk çocuğumdur” diyen Bahtiyar Vahapzade, o günden sonra üniversite içinde de rejim muhalifi olarak tanındı ve anıldı.

Siyasi faaliyetleri

Bu olaydan sonra, Haydar Aliyev’in tavsiyesine uyarak rejime muhalifliğini yerin altına indirdi. Üniversite içerisinde sessiz ve derinden çalışmaya başladı. Artık zamanı bekliyordu. Kendini bilime verdi. Çalışmalarını yoğunlaştırdı. Bu arada oluşturduğu öğrenci gurupları ile, sohbetler yapıyor, onlara, bağımsızlıktan, özgürlükten, tarihten, dilden, edebiyattan söz ediyor ve büyük bir milletin fertleri olduğunu söylüyordu.

1964 yılında, Azerbaycan’ın en büyük şairlerinden biri olan Samet Vurgun monografisi ile doktor ünvanı aldı. Yaptığı bilimsel çalışmaların sonucunda 1980 yılında Azerbaycan İlimler Akademisi üyeliğine seçildi.

1987 yılına kadar üniversite içerisinde milliyetçi hocalar tarafından birbirinden habersiz oluşturulan rejim muhalifi guruplar, SSCB’nin 1988 yılından itibaren yumuşamaya başlaması ile birbirlerini tanıma imkanına kavuştular. Aralarında yaptıkları toplantılarda, o günlerde Baltık ülkelerinde ortaya çıkan Halk Cephesi modeli bir örgütlenmeyi konuşmaya başladılar. O toplantılara katılanlardan biri olan Bahtiyar Vahapzade, bir “ak sakal” olarak saygı görüyor ve yeni bir oluşum için gayret sarf ediyordu.

1988 yılında azgınlaşan Ermeni terörünü ve Azerbaycanlıları Ermenistan topraklarından kovan Ermeni yöneticilerini protesto etmek için, o zamanlar adı Lenin meydanı olan Azatlık meydanına toplanan yüz binlere hitap edenler içinde Bahtiyar Vahapzade de vardı. On üç gün, gece gündüz meydandan ayrılmayan halk, Rus askerlerinin müdahalesi ile dağıtıldı. Artık ok yaydan çıkmıştı. Milliyetçi bir kuruluşa şiddetle ihtiyaç vardı. İlk günden beri hareketin içinde bulunan Bahtiyar Bey, böyle bir kuruluş için çaba harcayan “ak sakal”ların başında geliyordu.

Halk Cephesi’nin çalışmalarından son derece rahatsız olan SSCB yönetimi, Halk Cephesi’ni susturmak ve güya düzeni sağlamak amacıyla Rus tanklarını Bakü’ye gönderdi. 20 Ocak 1990 günü Bakü işgal edildi. İşgale karşı koymaya çalışanlar acımasızca öldürüldü. Adeta bir katliam yapıldı. Sıkı yönetim ilan edilerek gece sokağa çıkma yasağı kondu. Halk Cephesi geçici bir dönem için susturuldu. Bakü’nün işgalini protesto ederek tüm dünyaya duyuran ses, Bahtiyar Vahapzade’nin sesiydi. Aynı günlerde üniversitedeki görevini bırakıyor ve Azerbaycan Komünist Partisi’ni vatan haini ilan ederek saflarından ayrıldığını açıklıyordu.

O günlerde yayınlanan bir şiiri dillerde dolaşıyor, SSCB’ye adeta meydan okuyordu:

Sen, bizi aldattın illerden beri
Men çarhıfelekten ders götürmüşem
Özge anasından süt emenlerin,
Özge gulluğunda duran görmüşem

Eslimi, neslimi tanıyaram men,
Garışık değilem, özümden ürkem
Sen kimsen, sen nesen, özün bilersen
Men ilk gaynağından Türk oğlu Türk’em.

(Özge: Yabancı, el.)

15 Ekim 1991 günü, “Bağımsızlık” kararı alan Millet Meclisi’nin üyesi olarak kürsüden göz yaşları içinde şunları söylüyordu. “Yüz elli yıllık rüya, bugün gerçek oldu. Tanrı hepinizden razı olsun. Bugün Azerbaycan halkının en büyük bayramıdır. Millete kutlu olsun! Sorun bundan sonrasıdır. Bağımsızlığın ve devletimizin korunması, yükseltilmesi en büyük görev olarak bu meclisin önünde durmaktadır. Canımız pahasına olsa da, ilan ettiğimiz bu bağımsız Türk cumhuriyetini korumak ve kollamak hepimizin başat görevidir. Bu görevi en iyi şekilde yapacağınızdan asla kuşku duymadığımı bildiriyor, hepinizi saygı ve sevgi ile kucaklıyorum.”

Bahtiyar Bey, artık gerçekten bahtiyardır. Fani ömründe, rüyası olan bağımsızlığı görmüş ve yaşamıştı. Ondan mutlusu, ondan bahtiyarı yoktu. Beş dönem milletvekilliği yaptı. Haydar Aliyev’in değer verdiği milliyetçi şair, vatansever sanatçı ve bir “ak sakal” olarak ülkesine, milletine olan görevlerini yapmaya devam etti. Haydar Bey, onu yanından ayırmadı. 1995 yılında, vatanına ve milletine yaptığı hizmetlerden dolayı bağımsız Azerbaycan cumhuriyetinin, uğrunda bir ömür harcadığı kendi cumhuriyetinin “İstiklal Nişanı” ile onurlandırıldı.

Son yılları

Artık yaşlı ve yorgundu. Yaşadığı olumsuz koşullar vücudunun direncini azaltmış, sık hastalanır hale gelmişti. Evinden çıkamıyor, dostları ile sadece evinde görüşebiliyordu. 2006 yılında evinde kendisini son defa ziyaret ettim. Epey sohbet ettik. Oldukça sıkıntılıydı. Rusya’nın Azerbaycan’ı, Batılı ülkelerin de Türkiye’yi rahat bırakmayacağını ve kurtuluşun, ancak milliyetçi kadrolarla sağlanabileceğini söylüyordu. Bu kadroların, kendileri gibi insan yetiştirmelerinin olmazsa olmaz ilk koşul olduğunu kesin olarak üstüne basa basa belirtiyordu.

“Milli medeniyete, adet, ananelerimize, geleneklerimize, vatan perverlik hissine sadık vatan evladını yetiştirmek için, gerek onu bu değerlerle besleyesen, büyüdesen… Tarihini, medeniyetini, dilini bilmeyen, başa düşmeyen insan vatanını, milletini tanıyabilmez, onu sevebilmez. İstiklalin, kendi devletinin farkına varabilmez. Milliyetçi, vatanına, istiklaline, geleneklerine bağlı nesiller yetişmeden gideceğim, buna üzülüyorum, inan gözlerim açık gideceğim.”

Bilmiyorum, ama inanıyorum ki, gözleri açık gitti. Çünkü, beklediği nesillerin yetiştirilmesine dair bir işaret bile görmediği kesindi.

Aynı gün yaptığımız sohbette, söz, TÜRKSOLU’na geldi. Kendisine TÜRKSOLU gazetelerini verdim. Biraz inceledi. Sonra “sizi kutlarım, güzel bir iş yapıyorsunuz. Ama, Azerbaycan halkı, bu gazetenin birinci ismini gönülden benimser, ikinci ismine yakın durmaz. Çünkü, bu halk, soldan gördüğü zulmü çarlardan görmedi. Bilmem Türkiye’de durum nasıl? Zannedersem orada da bu isimden dolayı bir sıkıntı vardır. Sizi çok iyi anlıyorum, ama zor bir işe girişmişsiniz. Türk’le solu barıştırmak çok çetin bir iştir. Ne solcuları, ne de sağcıları memnun edemezsiniz. İki taraf da size düşman olur. Ama, becerebilirseniz de çok büyük bir iş olur. Belki de Türk’ün talihi değişir” dedi.

Bahtiyar Bey’in bu tespitine katılmamak mümkün değil, zor ve büyük bir işe giriştiğimizi biliyoruz, ama başaracağız ve O’nun dediği gibi, “Türklüğün talihi”ni değiştireceğiz.

Bu son görüşmemiz oldu. 13 Şubat Cuma günü Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu televizyonlardan öğrenince adeta yıkıldım. Türk milleti, en büyük duayenlerinden birini kaybetmişti. Tanrı mekanını cennet yapsın!

Sanatı

Bahtiyar Vahapzade, bir siyaset adamından daha çok, bir bilim adamı, bir sanat adamıdır. Hatta, O’nu tek bir kelime ile tanımlamak gerekirse, “şair” demek gerekir. O’nun milliyetçiliği, vatanseverliği, siyasi kimliği, şairliği ile birlikte anılır. Milliyetçi şair, vatan sever şair, siyasetçi şair gibi… Dünya çapında bir sanatçı olduğunu, yayınladığı, yetmişin üzerindeki şiir ve onun üzerindeki tiyatro eseri ile kanıtlamıştır. Bunda kimsenin şüphesi olduğunu zannetmiyorum.

Bahtiyar Vahapzade, büyük bir sanatçı olduğu kadar, aynı zamanda büyük bir düşünürdür. Sanatçı ve düşünür kimliğini, vatan ve millet sevgisi, tarih ve dil bilinci ile yoğurabilen ender sanatçılardan biridir. O’na göre sanat “millet için, vatan için ve tüm insanlık için yapıldığı zaman” bir değer ifade eder. Sanat, insanlara bir yarar sağladığı zaman sanat olur. Bahtiyar Vahapzade için önemli olan “bir şey ifade etmek”tir. Bu şey, yeri gelir sanat olur, yeri gelir millet sevgisi, vatan sevgisi olur, insanlık olur. Hüner, bunları yerinde ve zamanında kullanmasını bilmektir. Bahtiyar Vahapzade, genelde “vatan şairi” “halk şairi” olarak tanınır. Ama, yetmiş küsur kitabının tamamında bu konuları işlediğini hiç kimse söyleyemez. Toplumsal olaylar kadar, sanatsal olaylar da şiirlerinde yer bulur. Fakat, Azerbaycan’ın içinde bulunduğu koşullar gereği, Bahtiyar Vahapzade’nin “vatan ve millet sevgisi” dolu şiirleri ön plana çıkmış ve şair vatan şairi, halk şairi ünvanına layık görülmüş. O, bir Mehmet Emin Yurdakul, ya da Ziya Gökalp değildir.

Bahtiyar Vahapzade bir yönüyle lirizmin son dönemdeki önemli temsilcilerinden biri sayılır. Her ne kadar Fuzuli’nin lirizmini onda bulamazsak da, dönemin ve koşulların izin verdiği ölçüde, lirizmin son dönemdeki en büyük temsilcisi olduğunu söyleyebiliriz. Seksenli yıllarda yayınladığı “Lirika” isimli kitabı, bu savımızın en büyük kanıtıdır.

Ömrün payızında sevdim, sevildim,
Ele bilirem ki, ilk baharam men.
Arhanca sürünen gölgenem senin,
Harda karar kılsan orda varam, men

(Payız: Sonbahar, Arhanca: Ardınca, Harda: Nerde)

Yukarıdaki dizeler, lirizmin doruğa ulaştığı, sevginin sınırsızlığının gösterildiği ilginç dizelerdir.

Bahtiyar Vahapzade’ye göre şair “gerçeğin ve Hakk’ın aynası, cemiyetin isyan sesidir.” Bu sözleri ile Bahtiyar Bey, şiir anlayışında realizmin temsilcisi gibidir. Şairin, “cemiyetin isyan sesi” olması, tüm gerçeklerin şair tarafından haykırılması demektir. Bunu yapan şair gerçekçidir, realisttir.

Şair, fikirlerin çırpınan seli,
Şair, hakikatin mügannisidir.
Şair, tabiatın danışan dili,
Şair, cemiyetin isyan sesidir.

Şair, zamanenin, asrın vicdanı,
Şair, tarihlerin, şerefi, şanı,
Şair, bu dünyaya zamanın sözü,
Şair, hakikatin, Hakk’ın güzgüsü

Dil anlayışı ve dile bakışı

O’na göre; “Dil bir hazinedir, milletin en değerli hazinesidir. Bu hazinede, yanık türkülerimizin talihi, ak sakallı dedelerimizin, nur yüzlü ninelerimizin öğüdü, analarımızın laylası (ninni) inancımızın gönül açan ruh iklimi, dağların azameti, nehirlerin sükuneti ve hiddeti, çiçeklerin rengi ve kokusu, bozkırların sonsuzluğu saklanmış ve yaşatılmıştır.” Bu düşüncelerinden dolayı da, dil konusunda son derece hassas ve ciddidir. Türk olduğunun şuurunda olduğu için ana dilinin Türkçe olduğu hususunda ısrarlıdır. Bu ısrar o kadar ciddidir ki, kendisinin hayatını kurtaran Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev ile bile ters düşebilmiştir.

Azerbaycan anayasasının “devletin resmi dili” konusu görüşülürken, Milli Meclis’te yapılan görüşmelerde, anayasaya resmi dilin Türkçe olduğunun yazılmasını sonuna kadar savunmuş, fakat meclis çoğunluğunun kararı ile anayasa metni “devletin resmi dili Azerbaycan dilidir” diye çıkınca meclisi boykot etmiştir. Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev, Bahtiyar Bey’in meclise neden gelmediğini sormuş “hasta” yanıtını alınca, oğlu ve gelini ile Bahtiyar Bey’i evinde ziyaret etmiş. Orada, Bahtiyar Bey’e “hastalığının gerçek nedenini biliyorum. Fakat üzülme, bu millet Türk milletidir. Dili de Türkçe’dir. Şimdi bir geçiş dönemi yaşıyoruz, zamanı gelince o da olacaktır” diyerek Bahtiyar Bey’in gönlünü almış. Bunu da Bahtiyar Bey, kendisi anlatmıştı.

Batılılaşma denilen ve emperyalizmin Türk Milletini köle yapmak için uydurduğu hayalin arkasından koşanların, Türk Milletine ihanet ettiklerini söyleyen Bahtiyar Bey “ …bu hadsiz hesapsız çabalar dilimizi de yok olma aşamasına getirip çıkarmıştır. Türkçe’nin yitirilmesi ile kaybedilen sadece bir dil olmayacaktır. Bütün bir hayat anlayışımızı, geleneklerimizi, töremizi, eşyaya bakışımızı, velhasıl binlerce yılda oluşturduğumuz dünyaya, hayata bakış ve algılayış tarzımızı kaybedeceğimizin farkında olmalıyız. Bu, bir milletin intiharından başka bir şey değildir” diyordu. Bütün eserlerini Türkçe yazdı, Türk dilinin büyüklüğünü, azametini dünyaya bir kere daha gösterdi. Türkçe yazıp, Türkçe konuşmanın, milletimizin geleceği açısından çok önemli olduğunu vurgulayan büyük şair, “ana dilini koruyamayan milletler, başkalarının dilini öğrenir ve sonra onların kölesi olur” diyordu.

Türkiye hakkında

Bahtiyar Vahapzade için Türkiye “Türk Dünyasının önündeki çoban yıldızı gibidir. Bütün Türkler, ona bakarak yönünü, yolunu bulur. Bu yüzden gözümüz gibi korunması gereken bir varlıktır”

Bu düşünceler içindeki Bahtiyar Bey, Türkiye – Azerbaycan kardeşliği için tüm gücüyle çalışmış, Türkiye ile çok yakın ilişkiler kurmuş, Türkiye Cumhuriyeti devletini kendi devleti saymış bir aydındır. Ondaki Türkiye sevgisi, Türk olmasından, Türk milletine duyduğu büyük sevgiden feyz alıyordu. O’na Türkiye aşığı bir sanatçı dememiz pekala mümkündür. Yazdığı Türkiye şiirleri bestelenerek milyonların dilinde söylenmiş bu büyük sanatçı, son zamanlarda Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin yaptıkları hatalara çok üzülüyor ve “Yüzümü büyük Türkiye’ye çevirerek diyorum ki; ey şanlı bir tarihe sahip olan Türkiye! Unutma ki, biz seni, kendimiz için örnek alıyoruz. Bu yüzden sana çevrilen gözleri kapatmaya, sana beslenen umutları yok etmeye hakkın yok! Ortak atamız Bilge Kağan’ın sözlerine kulak ver:

“Ey Türk! Silkelen ve kendine dön!”

Mücadele ile geçen seksen yıldan fazla bir ömür… Millete ve vatana adanan bir asra yakın bir zaman… Başı her zaman dik, gönlü her zaman yüce büyük bir insan… Ne mutlu ona ki, rüyasının gerçek olduğunu gördü, bahtiyar yaşadı, devletinin bağımsızlığını koruyarak yükseldiğini gördü ve bahtiyar olarak öldü!

“ Eşk Olsun! Azerbaycan – Türkiye Gardaşlığına”


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranzı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe