Yunus Yılmaz |
6-7 Eylül’ü bırakın
6. Filo ve protestolar 10 Şubat 1969 Akdeniz’de görevli ABD 6. Filosu’nun İstanbul’a gelişinin tarihidir. Aslında bu Filo’nun ilk gelişi değildi, daha öncede Türkiye’ye gelmiş ve birçok eylemlerin düzenlenmesine vesile olmuştu. 24 Haziran 1967’de de ABD’nin 6. Filosu İstanbul’u ziyaret etmiş ve bu ziyaret öğrenciler tarafından protesto edilmişti. Bu protestolar 1968 yılında da devam etti. 15 Temmuz 1968 tarihinde İstanbul’da bulunan Amerika’nın 6. Filosunu protesto etmek isteyen gençlik, Amerikan bayrağın› yarıya indirir, yollara 6. Filoyu protesto eden yazılar yazar. Bunun üzerine bir kısım devrimci öğrenci gözaltına alınır. Bundan bir gün sonra tekrar 6. Filoyu protesto etmek isteyen gençler Amerikan askerlerine çata pat ve mürekkep atar. Yine bu tarz saldırılar 17 Temmuz 1968 tarihinde de devam eder. Amerikan erlerine taş, yağlıboya atılır, sonrasında ise 6. Filo tarafından Taksim Atatürk Anıtı’na konulan çelenk devrimci öğrenciler tarafından parçalanır. Eylemleri polisler tarafından engellenince devrimci gençlik Gümüşsuyu yurt binasına sığınır. Bu olaylardan dolayı devrimci gençlere nasihat etmek isteyen Emniyet Amiri Necati Karahasanoğlu öğrenciler tarafından yakalanarak rehin alınır. Bunun üzerine olay yerine Albay Hikmet Silahçıoğlu komutasında askeri birlik gönderilir. Devrimci gençler, yaralı olup gözaltına alınan iki devrimci gencin Emniyet Amiri ile takas edilmesini ister ve takas yapılır. Bu olayı hazmedemeyen polisler, sabaha karşı Gümüşsuyu İTÜ öğrenci yurdunu basar. Birçok öğrenci dövülür. Hukuk Fakültesi öğrencisi Vedat Demircioğlu ise polisler tarafından pencereden aşağıya atılarak komaya sokulur. Polisin bu acımasız tavrını protesto etmek isteyen gençler, 18 Temmuz 1968 tarihinde taksimde miting yapmayı planlar. Miting haberi tüm İstanbul’a yayılır. Gümüşsuyu yurdunun önünde başlayan miting, Taksim’de yapılan konuşma ve sloganların ardından bitirilecekti. Ancak Deniz Gezmiş’in önderliğindeki grup Dolmabahçe’ye inilmesi gerektiğini söyleyince kalabalık Dolmabahçe’ye akın etmeye başlar. Yakalanan Amerikan askerleri denize atılır, bazı Amerikan malzemeleri yakılır. Akşama doğru polisler tarafından sarılan gençlik, coplanmaya başlanır ve dağıtılır. Olaylar durmamıştır aslında. Üniversite gençliği bu seferde 20 Temmuz 1968 tarihinde “Barış için Amerikan emperyalizmine karşı savaş” mitingi düzenler. Ancak gerginlik bitecek gibi değildir. Özellikle 24 Temmuz 1968 tarihinde komadan çıkamayan Vedat Demircioğlu’nun ölüm haberi, tekrar gerilimin tırmanmasına neden olur. Üniversite gençliği, Valilik binasına çelenk bırakır. Bazı öğrenciler gözaltına alınır. Öğrencilerin tutuklanması İstanbul’da ortamın daha da gerilmesine neden olur. İl yönetimi bunu bildiği için gözaltına alınanlar serbest bırakıl›r. Tüm bu gelişmeler İstanbul Üniversitesi’nin kapatılmasına da neden olur. Bir gün sonra, yani 25 Temmuz 1968 tarihinde, sembolik tabutla, vilayete tekrar yürüyüş düzenlenir. Bu yürüyüş nedeniyle öğrencilerle polis arasında taşlı çat›?ma ç›kar. Aslında gençlik sembolik tabutla Amerikan emperyalizmine düşman bir gencin (Vedat Demircioğlu) polisler tarafından öldürülmesini hazmedemediğini anlatmak istemektedir. Fakat iktidarın hizmetkarlığını yapan polisler durumun vehametini anlayamadıkları gibi iktidar ise hiç anlamak istemektedir. 6. Filoyu ve Amerikan emperyalizmini protesto eden gençlerden biri olan Vedat Demircioğlu bunu hayatıyla ödemişti. Ama bu ölümler gençleri durdurmaya yetmiyordu. Antiemperyalist tutum şiddetini giderek arttırıyordu. 28 Kasım 1968 tarihinde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Komer’in Türkiye’ye gelişini Deniz Gezmiş ve arkadaşların›n protesto etmeleri de bu antiemperyalist tutumlarından gelmekteydi. Ve Vietnam kasabı Komer’in Türkiye’ye gelişi aslında yeni olayların da bir başlangıcı olacaktır. Kanlı Pazar 6 Ocak 1969 tarihinde ODTÜ’yü ziyaret eden Komer’in arabası yakılır. Ve bu olaydan sonra adeta cadı avına çıkılır. Polis var gücüyle Komer’in aracını yakan gençleri arama bahanesiyle, öğrenciler üzerinde baskı uygulamaya başlar, hatta olayla ilgisi olmayanlar gözaltına alınmaya çalışılır. Bu gelişmeler yaz ayında yükselen gerilimin bir benzerinin tekrar tırmanmasına neden olur. 17 Ocak 1969 tarihinde ise Maçka Teknik Okul öğrencileri, Amerikan bayrağı ile Komer’in resmini yakar (Hürriyet, 18 Ocak 1969). Bu tarihler devrimci gençlerin sık sık Amerikan emperyalizmine karşı protestolar ve mitingler düzenlediği tarihlerdir. Fakat aynı şekilde sözde milliyetçi ve gericilerin de Amerikan emperyalizmi için mücadele edenlere karşı mücadele verdiği tarihlerdir. Örneğin fakülte basan komandoların lideri (Yılmaz Yalçıner), meydan dayağı yiyordu (Hürriyet, 09 Ocak 1969). “Orman fakültesi öğrencileri arasında kavga” çıkıyor ve Ülkücü Komandoların başı Türkeş: “Komandoları destekliyorum Çünkü onları biz kurduk ve eğittik”diyordu (Hürriyet, 10 Ocak 1969). Hatta o dönemde saldırgan tavırlarından dolayı komandoların lideri Türkeş adalete hesap vermek yerine meydan okuyor ve şöyle diyordu: “Savcılığa ifade vermek için gitmeyeceğim” (Hürriyet, 12 Ocak 1969), “CKMP’yi kapatsınlar da görelim” (Hürriyet, 13 Ocak 1969) Aslında bu sözler çok açık ve net olarak Amerikan emperyalizmiyle mücadele eden gençlere karşı örgütlü bir suç örgütünün, CIA ajanlarıyla işbirliği içinde olanlar tarafından nasıl kurulduğunu göstermektedir. Hatta Türkeş’in komando kamplarının kuruluşunda söylediği: “Komünistlerin anlayacağı dilden konuşacak milliyetçi gençler vardır” sözleri bu gerçeği desteklemektedir. 10 Şubat 1969’da 6. Filo tekrar İstanbul’a gelir. 11 Şubat 1969 tarihindeki gösteride 50 kişi yaralanır, 68 kişi de gözaltına alınır. Ayrıca bu tarihte bazı öğrenciler Vedat Demircioğlu’nun kırmızı bez üzerine yapılmış portresini Beyazıt kulesine asar. 12 Şubat 1969 tarihinde de devrimci gençler, 16 Şubat’ta Beyazıt’tan başlayıp Taksim’de sona erecek olan “Amerikan emperyalizmine karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü” için valiliğe başvurur. Fakat gericiler çoktan provokasyonlara başlamıştır bile. Bazı sağcı yayınlar “Beyazıt Kulesi’ne kızıl bayrak çektiler” diye yayın yapar. Tabii kızıl bayarak çekme olayı ülkücü faşistlerin yapılan saldırıya haklı bir gerekçe bulma gayretlerinden başka bir şey değildi. Beyazıt Kulesi’ne kızıl bayrak asılmasına en iyi cevap ise şöyle veriliyordu o günlerde: “Türk ulusunun bayrağı, ay-yıldızlı al bayraktır. Yalnız bugünün Türkiye’sinin değil, yarının sosyalist Türkiye’sinin de göklerinde dalgalanacak olan milli bayrak, Mehmetçiğin Anafartalar’da, Dumlupınar’da, yükselttiği bayraktan gayrisi olmayacaktır. Ve sosyalistler başta milli kurtuluş savaşımızın geleneğine, ulusal değerlerimize en derin şekilde bağlı bütün devrimciler böyle bilirler… Hiçbir Sosyalist, hiçbir devrimci bunda kusur etmez, edemez.” (Sevim Belli, Türk Solu dergisi, sayı: 75, 22 Nisan 1969 ) Gericiler yine boş durmaz. Komünizmle Mücadele Derneği ve Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) düzenlediği “Bayrağa Saygı” mitinginde komünistlere savaş açıldığını ilan eder. 16 Şubat mitinginde de Komünistlere gereken dersi vermek üzere Taksim’de toplanma çağrısı yapar. Daha önce de devrimcilerin 6. Filoyu protesto eden çizgisine karlı çıkan ülkücü faşistler, 6. Filo ile ilgili protestolara katılmama çağrısı yapıyordu. Hatta “Emperyalizm go home ile denizcileri suya atmakla gitmez” diyerek küçümsüyorlardı. İşte sözde Amerikan emperyalizmine karşı olan ülkücülerin halleri bunlar. Fakat bazı kişiler ise faşistliğin gereklerini icra etmekte hiç tereddüt etmiyordu. Komünizmle Mücadele Derneği Başkanı ve MHP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Darendelioğlu: “Pazar günü komünistler miting yapacak, biz bu mitingde savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin…” diyordu. Tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen 16 Şubat 1969 tarihindeki 6. Filoya ve Amerikan emperyalizmine karşı yapılan gösterilere, Amerikan uşakları açık açık saldıracaklarını önceden ilan etmişti. Ve ilan ettikleri gibi Amerikan emperyalizmini protesto eden gençlere, ülkücüler ve gericiler saldırdı. Bu saldırıda Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan, Polislerin gözü önünde öldürüldü. “Kanlı Pazar”, sözde milliyetçi geçinenlerin gericilik adına yapmış olduğu saldırı olarak tarihe geçti. Sözde milliyetçi, ?eriatçı ittifakı Çünkü sözde milliyetçi geçinen güruhun; o yıllarda ?eriatçılığını milliyetçilik kisvesi altında gizlediği şimdilerde ise açıktan açığa siyasal İslamcılık, Kürt-İslamcılık yaptığı çok iyi görülmektedir. Mesela o yıllarda komando lideri Yılmaz Yalçıner, şimdilerde İslamcı yayın organlarında yazılar yazmaktadır. Geçmişin Kürt-İslamcılarının örgütlendiği, 6. Filoya karşı yapılan protestoları provoke etmeye çalışan MTTB’nin o dönemki Genel Başkanı İsmail Karahan ise siyasal İslamcılıktan kapanan Fazilet Partisi’nin milletvekilliğini yapmıştır. Ama Kanlı Pazar olayından önce ülkücü, milliyetçi takılıyor ve şöyle diyordu: “Beyazıt Kulesi’ne kızıl bayrak çekenler 6. Filoya mensup askerleri denize atanlar, Taksim’de tahriklerini, millete karşı olan saygısızlıklarının son haddeye vardırmışlardır. Taksim olayı çok açık göstermiştir ki sola ve satılmışa karşı milli şuur daima galip gelecektir.” diyordu. Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), hem akıncı hem de ülkücü öğrencilerin birlikte olduğu bir talebe birliğidir. Ama 1967-1969 tarihinde MTTB ülkücülerin hakimiyetindedir. Terör örgütü lideri Öcalan ile Cumhurbaşkanı Abdullah da sözde milliyetçi geçinenlerin bulunduğu bu öğrenci birliğinden yetişmedir. Geçmişte Bugün gibi İslamcı bir gazetede yazı yazan Mehmet Şevket Eygi, Kanlı Pazar olayının baş mimarlarından biridir. Her zaman da “Kanlı Pazar”da yaşananları savunmuştur. Hatta devrimci gençlere saldırdıkları gün 6. Filo’ya dönerek namaz kılma olayını bile savunmaktadır ve şöyle demektedir: “…Rusya ve Çin, Allah’ı inkar ediyor; Amerika ise Allah’a inanıyor. Dini var. Amerika’da İslamiyeti yayabilmek hürriyeti var. Amerika inançlarımıza hürmet ediyor. Amerika ehvendir ( zararsızdır), ehaftır (hafiftir) Rusya kızıl kafirdir. Amerika ise ehlikitaptır.” Evet, bugünlerde Amerikan yanlısı Fethullahçıları ehlikitap olayını bahane ederek dinler arası diyalog yapmalarını eleştiren Amerikancı Eygi, geçmişte dinler arası diyaloğun ilkel şeklini yapıyormuş. Adamın Amerikan sever olmasının bahanesi hazır: Amerika Allah’a inanıyor. Rusya ve Çin düşmanlığı yapmasının tek nedeni de Allahsız olmalarıymış. Gericideki zihniyete bak hele... Yapmış olduğu Amerikan uşaklığını bile dine alet ediyor. Milli değerlere ve tarih şuuruna sahip olmamakla suçladığı devrimci gençlerin karşısına çıkardığı komandoları savunan CKMP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Yılanlıoğlu, “Bu kamplar iddia edilenler gibi askeri kamplar değildir, olamaz da… Gençliğin milli değerlere ve tarih şuuruna sahip olması amacıyla açılan eğitim yerleridir. Muarızlarımızla buralarda eğitim gören gençlere komandolar denmekte, fakat bizce Ergenekon Arslanları ve Bozkurtlar’dır.” diyordu. Ne tesadüf ki, bu açıklamadan üç gün sonra 9 Şubat 1969 tarihinde CKMP’nin Büyük Kurultayı yapılıyor partinin adı ve amblemi değişiyordu. Partinin adı ve amblemi konusunda tartışmanın yanında Komando adı verilen gençleri savunan İsmail Hakkı Yılanlıoğlu ve diğer bazı partililer; parti programındaki “Atatürkçülükle” ilgili bazı maddelerin çıkarılmasını istiyorlardı. İşte milliyetçi gençler yetiştiren biri, hem de CKMP Genel Başkan Yardımcısı, iyi mi? Ama Yılanlıoğlu, Atatürk düşmanlığını tarih şuurundan yoksun olduğu için değil, Atatürk gibi bir Türk milliyetçisinin; hem milliyetçi hem de devrimci olmasını hazmedememesinden dolayı yapmıştır. Anlayın işte ülkücülerin ne kadar milliyetçi, Atatürkçü olduğunu. Türk solu ve milliyetçi antiemperyalist tavrı Oysa milli ve manevi duygulara sahip olmamakla suçladıkları devrimciler; en azından dinini, şerefini ve insanlığını Amerika’ya satmamaktadır. İddia edildiği gibi o zamanın devrimci gençleri, Rusya veya Çin yanlısı değildir (TKP ve Mao’cular hariç). Kaldı ki, milliyetsiz hiç değildir. 68 devrimci gençliği milliyetçiliğe inanan bir gençlikti ve bunu da sürekli olarak yazılarında işliyorlardı. 1968 yılında kurulan DEV-GÜÇ bunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. DEV-GÜÇ’ün atmış olduğu sloganlara bir göz atmamız bunun için yeterlidir: Devrimciler, “Türk’ün değerini ümmetçiliğe feda etmeyeceğiz”, “Yarının yaratıcısı emekçileriyiz; Mustafa Kemal ruhunun milliyetçileriyiz” sloganlarını atıyordu (Harun Karadeniz, Olaylı yıllar ve Gençlik, s:174-175) . DEV-GÜÇ ile ilgili Türk Solu dergisinde çıkan bir yazıda ise: “Çok iyi bilinmelidir ki, devrimciler güç birliği hareketinde burcu burcu kokan bir millilik, toplum yararına ve halkın çıkarına yönelik bir devrimcilik inanışı vardır.” yazılıdır. (Kadri Kaplan, Türk Solu dergisi, sayı:33, 2 Temmuz 1968) Bir de 6. Filoyu protesto için giden devrimci gençlerin marşlarına bir bakalım: “Tanklarıyla, toplarıyla gelseler dahi / Bağımsız olacak Türk’ün ülkesi ….” Şimdi milli ve manevi duyguları olmayan bir gençlik; Türklük ve milliyetçilik gibi sözleri niye sarf etsin. Yine o dönemde MDD düşüncesini benimseyen gençlerin dergisi olan “Türk Solu” dergisine tekrar göz atalım: “Emperyalist dönemde, enternasyonalizm ile milliyetçilik değil birbiriyle çelişmez, birbirlerini tamamlayan ve pekiştiren eğilimlerdir. Milliyetçilik olmadan emperyalizmi zayıflatan ve prolateryayı güçlendiren Ulusal Kurtuluş savaşları verilemez.”(Muzaffer Erdost, Türk Solu dergisi, sayı:37, s:6, 27 Ağustos 1968 ) Evet, milliyetçilik olmadan antiemperyalist mücadele verilemeyeceği bizden yaklaşık 40 yıl önce yazılıp çizilmiş. O nedenle 68 kuşağının Amerikan düşmanlığı yapması, sadece Amerikanın kapitalist olması ve dünyayı sömüren bir emperyalist olmasından ileri gelmiyordu; 68 gençliğinin Amerikan düşmanlığı aynı zamanda Türklüğünden, milliyetçiliğinden ileri geliyordu. 6. Filoyu protesto eden gençler antiemperyalist bir milliyetçilik ile mücadele verirken sözde milliyetçiler, yapmış oldukları Amerikancılığı gizleme gereği duysa da devrimcilerin Amerika’ya tavır almasını hazmedememişlerdir. Çünkü Amerika’ya çok açık ve net tavır alamamaları onların sahte milliyetçiliğini açığa çıkarıyordu. Zaten devrimcileri bu tavırlarından dolayı, kargaşa ve halkın huzurunu bozmakla suçlamaya çalışmaları onların gerçek yüzünü ve sahte milliyetçiliğini gösteren bir olaydır. Ve bugün Kanlı Pazar olayındaki gibi tam bağımsızlık uğruna ölen ve saldırıya uğrayan devrimci gençlerin mücadelesi üzerinden tam 40 yıl geçti. Ama bu bağımsızlık mücadelesi unutulmadı. Ve bu bayrak, bu mücadele kaldığı yerden devam ediyor. O nedenle; bir devrimci ölür, bin devrimci doğar…
|