16.02.2009/Sayı:224
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Yavuz  Selim

İsrail seçimlerine ırkçı yükseliş damgasını vurdu

Benyamin Netanyahu

Tzipi Livni

Aivgdor Lieberman

Gerek Tzipi Livni (ortada) gerekse Benyamin Netanyahu (üstte), koalisyon hükümeti kurmak için ırkçı lider Aivgdor Lieberman’ın (altta) desteğine muhtaç durumdalar.

Hakkındaki yolsuzluk suçlamaları nedeniyle istifa etmek zorunda kalan Ehud Olmert’in yerine hükümeti kurmakla görevlendirilen Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’nin başarısız olması üzerine İsrail’de 10 Şubat tarihinde yapılan erken seçimlerden belirsizlik çıktı. Resmi olmayan ilk sonuçlara göre 120 sandalyeli İsrail Parlamentosu Knesset’te Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’nin Kadima Partisi 28 sandalye kazanırken, en yakın rakibi Benyamin Netanyahu liderliğindeki Likud 27 sandalye kazandı.

Gazze saldırıları savaşında İsrail’de yükselen ırkçılık beklenildiği üzere seçimlere damgasını vurdu. Adeta en fazla Filistinliyi kim öldürür vaatlerinin yarıştığı seçimlerde de doğal olarak en büyük çıkışı ırkçı söylemleriyle tanınan Avigdor Lieberman’ın lideri olduğu Evimiz İsrail partisi yaptı. Evimiz İsrail, Parlamento’da 15 sandalye kazanarak koalisyon görüşmelerinde kilit bir konum kazananırken, kuruluşundan bu yana İsrail siyasetinde önemli bir yeri olan Ehud Barak liderliğindeki İşçi Partisi ise 13 sandalye kazanarak tarihinde ilk kez dördüncü sıraya geriledi. Kesin olmayan sonuçlara göre Şas 11, Ra’am Ta’al 4, Hadaş 4, Balad 3, Birleşmiş Tevrat Yahudiliği 5, Ulusal Birlik 4, Meretz 3, Habayit Hayehudi ise 3 sandalye kazanmış durumda. Kesin sonuçlar askerlerin ve yurtdışındaki İsrail temsilcilerinin de oylarının sayılmasıyla 18 Şubat tarihinde belli olacak.

Seçim sonuçlarının da gösterdiği gibi İsrail’i şimdi uzun bir hükümet pazarlığı süreci bekliyor. İsrail devletini kurulduğu günden bugüne kadar hep koalisyonlar yönetti. Hem Tzipi Livni hem de Benyamin Netanyahu zaferlerini ilan etmiş olsalar bile her iki parti de Parlamento’da yeterli çoğunluğu sağlayamıyor. Tzipi Livni en fazla oyu alan partinin lideri olarak hükümeti kurma görevinin kendisine verilmesi gerektiğini söylerken, sağ bir koalisyon kurmada çok daha şanslı görünen Netanyahu “Tanrı’nın yardımıyla gelecek hükümeti kendisinin kuracağı” konusunda oldukça emin.

Hükümeti kim kurarsa kursun, hem Filistin halkını hem de İsrailli Arapları gelecekte artık çok daha zorlu günler bekliyor. Çünkü gerek seçim öncesi yapılan progandalar, gerekse Parlamento’da oluşan yeni dengeler, kurulacak bir hükümetin barış için hiçbir çaba harcamaya niyeti olmadığının işaretlerini veriyor. Üstelik hem Livni hem de Netanyahu, koalisyon kurabilmek için “Hamas’a karşı ABD’nin 1. Dünya Savaşı’nda Japonya’ya yaptığını yapalım” diyerek atom bombasını ima eden, Hamas’la görüşen İsrailli Arapların idam edilmesi gerektiğini söyleyen Moldova göçmeni eski bar fedaisi Lieberman’ın desteğine muhtaç durumdalar. Lieberman bırakın Filistin’le bir anlaşma yapılmasını, İsrail sınırlarının yeniden çizilmesi gerektiğini ve bu sırada İsrailli Arapların dışarıda bırakılması gerektiğini savunuyor. Lieberman’ın ırkçılığı hakkındaki en büyük gösterge olarak ise herhalde, Şatila Kasabı lakablı Ariel Şaron hükümeti döneminde Altyapı Bakanlığı görevi yaparken, Gazze konusunda Şaron’u yeterince radikal olmamakla suçlaması nedeniyle hükümetten çıkarılması gösterilebilir.

Son seçimlerde aşırı sağın yükselişine bir başka örnek ise Ulusal Birlik Partisi’nin seçimlerde 4 sandalye kazanmış olması. Örneğin parti üyesi Micheal Ben-Ari seçimlerden önce kazanması durumunda İsrailli Arapları Venezüella ya da Türkiye’ye göndereceğini vaat ediyordu. Ari daha önce de bir mitinge elinde yılanla çıkarak, Knesset’te Arap vekillerle birlikte bulunduktan sonra artık yılanlardan korkmadığını söyleyerek dikkatleri çekmişti. Filistin ya da Suriye ile diplomatik ilişkiler kurarak anlaşmaya çalışan hiçbir hükümette görev almayacağını söyleyen Ulusal Birlik Partisi, İsrail gibi bir ülkede bile ırkçı olarak ilan edildiğinden dolayı yasadışı ilan edilen KAH’ın takipçisi olarak görülüyor.

Diğer sağ partilerin seçim vaatleri düşünüldüğünde, son Filistin katliamının baş sorumlularından biri olan Tzipi Livni ya da işgal ettiği topraklardan bir karış bile vermeyeceğini açıklayan Benyamin Netanyahu bile sütten çıkmış ak kaşık gibi görünüyor. İsrail merkez sağının temsilcisi Livni ikinci Golda Meir olmaya hazırlanıyor ama Parlamento’daki sandalyelerin yarısından fazlasının aşırı sağ partilere gitmiş olmasının Livni’nin şansını çok azalttığı da bir gerçek. Her ne kadar Milliyet gazetesi İsrail’in ilk, dünyanın üçüncü kadın başbakanı Golda Meir’ın adını duymayıp Tzipi Livni’nin hükümeti kurması durumunda İsrail’in ilk kadın başbakanı olacağını iddia etse de, Livni’nin 11 sandalye kazanan aşırı dinci Şas ile koalisyon kurması da olanaksız. Çünkü Olmert’in istifası ardından hükümet kurmak için Şas’a giden Livni kadın olduğu için Şas tarafından aşağılanmıştı.

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres şimdi parti liderleriyle görüşmeye başlayarak kimi başbakan görmek istediklerine ilişkin önerilerini alacak. Geçmişte hükümeti kurma görevi en fazla oyu alan partiye verilse de Cumhurbaşkanının hükümeti kurma görevini koalisyon kurma olasılığı en yüksek olan Netanyahu’ya vermesi de şaşırtıcı olmaz. Netanyahu da zaten son seçimlerin İsrail sağı açısından bir zafer olduğunu söylüyor ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in hükümeti kurma görevini kendisine vereceğini iddia ediyor. Fakat başta da dediğimiz gibi hükümeti kim kurarsa kursun Filistin halkını çok daha zorlu direniş günleri bekliyor. İsrail halkı daha da şiddet yanlısı partilere oy vererek şiddeti onayladıklarını göstermiş oldu ama bu şiddetten kendilerine düşen payı da alacaklar.


Rafael Correa:
“Kirli paranız sizde kalsın. Bizim onurumuz var”

CorreaEkvador’da 26 Nisan tarihinde yapılacak olan başkanlık seçimlerinde yeniden aday olan şimdiki başkan Rafael Correa, ülkesinin çıkarlarını düşünen bir devlet adamına yakışan davranışlarıyla bu göreve ne kadar layık olduğunu bir kez daha kanıtladı. Correa kendilerine sömürge ülkesi gibi davrandığını ileri sürdüğü ABD gümrük ataşesi Armando Astorga’yı Ekvador’dan kovdu.

Ekvador’daki uyuşturucuyla mücadele programına yapılan yardımı askıya alan Astorga’yı televizyon programında “küstah ve ahmak” olarak niteleyen Correa, hiç kimsenin Ekvador’a sömürge ülkesi muamelesi yapamayacağını söyledi. Astorga’nın uyuşturucuyla mücadele fonuna yardımın sürmesi için narkotik polis şefinin Washington tarafından atanması koşulunu ileri sürdüğünü söyleyen Correa, “Kirli paranız sizde kalsın. Bizim onurumuz var” diyerek Astorga’nın 48 saat içinde ülkeyi terk etmesini istedi.

Correa’nın söyledikleri bizlere Tayyip Erdoğan’ın kısa bir zaman önceki sözlerini anımsattı. Davos sonrası kendisini havaalanında karşılayan partililere seslenen Tayyip, “Ben bir kabile reisi değilim, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıyım. Kimsenin ülkemin onurunu zedelemesine müsaade edemezdim” demiş ancak bu lafların ardından herhangi bir icraatını görememiştik. Oysa Correa söylediklerini lafta bırakmayarak gerekeni gecikmeden yaptı. Nüfusu 15 milyon bile olmayan bir ülkenin devlet başkanı, 320 milyon nüfusu olan ABD gibi bir ülkenin elçisine bile posta koyabiliyorsa, 75 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanının 7 milyon nüfusu olan İsrail büyükelçisine hayli hayli posta koyması gerekir. E Tayyip de Kasımpaşalı olduğuna göre söylediklerinin gereğini yerine getirir. Ne dersiniz?


Azerbaycan Hava Kuvvetleri Komutanı suikast kurbanı

General Rail Rızayev

Öldürülen Hava Kuvvetleri Komutanı
General Rail Rızayev

Azerbaycan, geçtiğimiz hafta Hava Kuvvetleri Komutanı General Rail Rızayev’e düzenlenen suikast ile sarsıldı. Kimliği henüz belirlenemeyen kişilerce Azerbaycan yerel saati ile 08.00’de evinden yalnız 150 metre uzakta makam arabası içindeyken başından vurulan Rızayev kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere karşın yaşamını yitirdi.

1992 yılında Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey tarafından atandığından beri Azerbaycan Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevini yürüten Rızayev, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Azerbaycan Hava Kuvvetleri’nin yeniden kurulmasında en çok çaba harcayan komutanların başında geliyordu. Ermenistan ile yapılan Karabağ Savaşı sırasındaki hizmetlerinden dolayı dönemin Cumhurbaşkanı tarafından da takdir edilen Rızayev aynı zamanda Sovyetler Birliği döneminden bu yana öldürülen en üst rütbeli asker konumunda. Türkiye halkı Rızayev’i 2001 yılında İran’ın Azerbaycan hava sahasını ihlal etmesi sırasında tanıdı. Rızayev “İran’a gereken yanıtı vereceğiz” açıklamasını yaptıktan sonra Türk jetleri Bakü’de gösteri yapmıştı

Azerbaycan Milli Savunma Bakanlığı Eğitim Merkezi’nde düzenlenen askeri törenin ardından Yasamal’da toprağa verilen Rızayev için ülkede geniş çaplı soruşturma başlatıldı. İçişleri Bakanlığı sözcüsü Sadık Gozalov askeri savcılığın olayı en ince ayrıntısına kadar soruşturulduğunu, şu ana kadar suikasti kimin işlediğinin öne çıkmadığını söylese de Rızayev’in daha önce üslendiği görevler suikastin perde arkasında dış ülkelerin parmağı olabileceği olasılığını akla getiriyor.

Akla gelen ilk olasılık ise son yıllarda Kafkaslar’da ve Orta Asya’da yeniden egemenlik kurmaya çalışan Rusya. Çünkü son yıllarda modernleşme çalışmalarına ağırlık veren Azerbaycan ordusunun milyarlarca dolar tutan silah ve techizat alımından sorumlu olan askeri yetkili olan Rızayev, Rusya’dan alınacak MIG savaş uçaklarının ihalesini iptal ettirmişti. Rızayev ayrıca ABD ve Rusya arasındaki füze kalkanı krizi sırasında, Rusya’nın ABD’ye füze kalkanını Azerbaycan’daki Gabala Üssü’ne kurması önermesi sonrasında “Gabala Azerbaycan’ındır ve herkes bunun farkında olmak zorunda” diyerek sert bir çıkış yapmış ve Rusya’nın tepkisini çekmişti.

Akla gelen ikinci olasılık ise suikastte Ermenistan’ın parmağı olma olasılığı. Ermenistan ile Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ sorununun konuşulacağı 19-20 Şubat tarihleri arasında Viyana’da yapılacak olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı toplantısı öncesi, sorunun ancak askeri yaptırımlarla çözülmesinden yana olduğu bilinen Rızayev’in öldürülmesi bu kuşkuyu doğuran başlıca neden.

Suikastin perde arkasından Ermenistan’ın ya da Rusya’nın çıkması kuşkusuz kimseyi şaşırtmayacak. Yalnız Rusya’nın çıkması durumunda Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Azerbaycan devletinin olanaklarının geniş olduğu ve suikasti işleyenlerin cezasız kalmayacağı” sözleri havada kalmaya mahkum görünüyor. Belki en fazla suikasti bizzat işleyenler ceza alacak ama Rusya çıkarlarına karşı olanlara gereken gözdağını vermiş olacak.


Obama da sakar çıktı!

Obama ve BushGeçtiğimiz hafta Barack Obama’nın George W. Bush’un izinden gittiğini, aralarında bir fark olmadığını yazmıştık. Obama yalnızca emperyalist karakteri ile değil, yaptığı sakarlıklar ile de iyi bir Bush kopyası olduğunu her geçen gün daha fazla kanıtlıyor

 Gelmiş geçmiş en sakar ABD Başkanı olarak da belleklerimize kazınan Bush’un ardından mizah dünyası kara kara nasıl yeni malzeme bulacağını düşünmeye başlamaştı ki, Obama deyim neredeyse daha ilk ayında derisinin rengi dışında Bush’la aralarında bir fark olmadığını göstererek medyanın malzeme sıkıntısı çekmeyeceğini gösterdi.

İki hafta önce Kongre ve Temsilciler Meclisi üyeleriyle yaptığı bir görüşmenin ardından Beyaz Saray’ın bahçesinden Oval Ofise girmeye çalışan Obama kapıyla pencereyi birbirine karıştırınca dışarıda kalmış, içeriye ancak yardımına gelen Beyaz Saray görevlilerince girebilmişti. Kapı sandığı pencereyi zorlarken objektiflere yakalanan Obama, daha sonra yaptığı açıklamada pencereyi kapı zannetiğini ve açılmadığında “Hayret neden açılmıyor” diye içinden geçirdiğini itiraf etmişti. George W. Bush da 2008 yılındaki Pekin ziyaretinde kapıları karıştırmış, düzenlenen basın toplantısının ardından kilitli bir kapıdan dışarı çıkmaya çalışmıştı. Bush’un kilitli kapıyı açma girişiminin fotoğrafları uzun bir süre espri konusu olmuştu.

Obama geçtiğimiz hafta ise Bush patentli başka bir sakarlığa da imza attı. Başkanlık araçlarına binmeden önce kendisini uğurlayanlara el sallamayı gelenek haline getiren Obama, kendisini Andrews Hava Üssü’ne götürecek olan Marine One helikopterinin kapısının yüksekliğinin boyundan kısa olduğunu hesaplayamayınca kafasını kapıya çarptı. Eski başkan Bush da 2002 Ağustosunda aynı helikopterin kapısına kafasını çarpmıştı. Bu iş galiba ya genetik ya da ikisinin zeka düzeyleri aynı.

Şimdiye kadar yaptığı sakarlıklardan yara almadan kurtulmayı başaran Obama ilk suikast girişiminden de suikastçinin biraz fazla acemi olması sayesinde kurtuldu. Başkan Obama’ya teslimatı olduğunu söyleyerek Capitol bariyerlerine kamyonla gelen bir kişiyi doğal olarak durduran güvenlik görevlileri yaptıkları sorgulamada araçta bir tüfek olduğunu itiraf ettirdiler! Şüpheli hemen gözaltına alınarak karakola götürüldü.

Obama daha şimdiden yaptığı bu sakarlıklar ile tıpkı Bush gibi gülmemizi sağladı. Ama sonrasının ne olacağı malum. Bush da yaptığı sakarlıklar ile insanları güldürüken, yağdırdığı bombalar ile çok daha fazlasını ağlatıyordu. Fakat yaşam bu, insan kafasını her zaman kapıya çarpmaz. Bir sonraki sefere kafayı helikopterin pervanesine çarpmak da var.


Taliban bakanlıklara saldırdı

Taliban bakanlıklara saldırdıAfganistan’daki egemenliğini gün geçtikçe artıran Taliban güçleri artık bakanlıklara da saldırmaya başladı. Geçtiğimiz hafta Kabil’deki hükümet binalarına eşgüdümlü olarak düzenlenen üç ayrı saldırıda 19 kişi yaşamını yitirirken en az 50 kişi de yaralandı.

Güvenlik güçlerinin verdiği bilgiye göre Adalet Bakanlığı’nı hedef alan saldırıda dört intihar bombacısı görev aldı. Saldırganlardan ikisi, binayı korumakla görevli olan güvenlik güçlerinin kuşkulanarak erken ateş açması sonucu ölürken diğer ikisi binaya girerek üzerlerindeki bombayı patlatmayı başardı. Patlamanın ardından binada görevli yüzlerce memurun panik içinde kaçtığı, olay anında binada bulunan Adalet Bakanı’nın ise mahsur kaldığı bilidiriliyor. Yine Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan ve cezaevlerinden sorumlu olan bir kuruma yapılan saldırıda iki Taliban militanı üzerlerindeki bombayı patlatmayı başarırken, Eğitim Bakanlığı’nı hedef alan üçüncü saldırıyı düzenleyen militan hedefine ulaşamadar güvenlik güçleri tarafından öldürüldü.

Saldırıların ardından Taliban sorumluluğu üstlenirken, saldırıların Afganistan cezaevlerinde kötü muameleye maruz kalan tutuklular için misilleme amacıyla yapıldığını açıkladı. Yapılan intihar saldırılarının ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik önlemleri görüşmek üzere Afganistan’a gitmeye hazırlanan ABD’nin yeni Afganistan ve Pakistan özel temsilcisi Richard Holbrooke’un ziyaretinden bir gün öncesine rastlaması ise işin komik tarafı. Taliban güçleri adeta dalga geçercesine ABD’ye ülkede egemenliğinin kimin elinde olduğunu gösteriyor. Üstelik Taliban’ın her saldırısı Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai’yi de uzlaşmaya ve daha fazla ödün vermeye zorluyor.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı

ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe