İsrail seçimlerine ırkçı yükseliş damgasını vurdu



Gerek Tzipi Livni (ortada)
gerekse Benyamin Netanyahu (üstte), koalisyon hükümeti kurmak için ırkçı lider Aivgdor Lieberman’ın (altta) desteğine muhtaç durumdalar. |
|
Hakkındaki yolsuzluk suçlamaları nedeniyle istifa etmek zorunda kalan Ehud Olmert’in yerine hükümeti kurmakla görevlendirilen Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’nin başarısız olması üzerine İsrail’de 10 Şubat tarihinde yapılan erken seçimlerden belirsizlik çıktı. Resmi olmayan ilk sonuçlara göre 120 sandalyeli İsrail Parlamentosu Knesset’te Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’nin Kadima Partisi 28 sandalye kazanırken, en yakın rakibi Benyamin Netanyahu liderliğindeki Likud 27 sandalye kazandı.
Gazze saldırıları savaşında İsrail’de yükselen ırkçılık beklenildiği üzere seçimlere damgasını vurdu. Adeta en fazla Filistinliyi kim öldürür vaatlerinin yarıştığı seçimlerde de doğal olarak en büyük çıkışı ırkçı söylemleriyle tanınan Avigdor Lieberman’ın lideri olduğu Evimiz İsrail partisi yaptı. Evimiz İsrail, Parlamento’da 15 sandalye kazanarak koalisyon görüşmelerinde kilit bir konum kazananırken, kuruluşundan bu yana İsrail siyasetinde önemli bir yeri olan Ehud Barak liderliğindeki İşçi Partisi ise 13 sandalye kazanarak tarihinde ilk kez dördüncü sıraya geriledi. Kesin olmayan sonuçlara göre Şas 11, Ra’am Ta’al 4, Hadaş 4, Balad 3, Birleşmiş Tevrat Yahudiliği 5, Ulusal Birlik 4, Meretz 3, Habayit Hayehudi ise 3 sandalye kazanmış durumda. Kesin sonuçlar askerlerin ve yurtdışındaki İsrail temsilcilerinin de oylarının sayılmasıyla 18 Şubat tarihinde belli olacak.
Seçim sonuçlarının da gösterdiği gibi İsrail’i şimdi uzun bir hükümet pazarlığı süreci bekliyor. İsrail devletini kurulduğu günden bugüne kadar hep koalisyonlar yönetti. Hem Tzipi Livni hem de Benyamin Netanyahu zaferlerini ilan etmiş olsalar bile her iki parti de Parlamento’da yeterli çoğunluğu sağlayamıyor. Tzipi Livni en fazla oyu alan partinin lideri olarak hükümeti kurma görevinin kendisine verilmesi gerektiğini söylerken, sağ bir koalisyon kurmada çok daha şanslı görünen Netanyahu “Tanrı’nın yardımıyla gelecek hükümeti kendisinin kuracağı” konusunda oldukça emin.
Hükümeti kim kurarsa kursun, hem Filistin halkını hem de İsrailli Arapları gelecekte artık çok daha zorlu günler bekliyor. Çünkü gerek seçim öncesi yapılan progandalar, gerekse Parlamento’da oluşan yeni dengeler, kurulacak bir hükümetin barış için hiçbir çaba harcamaya niyeti olmadığının işaretlerini veriyor. Üstelik hem Livni hem de Netanyahu, koalisyon kurabilmek için “Hamas’a karşı ABD’nin 1. Dünya Savaşı’nda Japonya’ya yaptığını yapalım” diyerek atom bombasını ima eden, Hamas’la görüşen İsrailli Arapların idam edilmesi gerektiğini söyleyen Moldova göçmeni eski bar fedaisi Lieberman’ın desteğine muhtaç durumdalar. Lieberman bırakın Filistin’le bir anlaşma yapılmasını, İsrail sınırlarının yeniden çizilmesi gerektiğini ve bu sırada İsrailli Arapların dışarıda bırakılması gerektiğini savunuyor. Lieberman’ın ırkçılığı hakkındaki en büyük gösterge olarak ise herhalde, Şatila Kasabı lakablı Ariel Şaron hükümeti döneminde Altyapı Bakanlığı görevi yaparken, Gazze konusunda Şaron’u yeterince radikal olmamakla suçlaması nedeniyle hükümetten çıkarılması gösterilebilir.
Son seçimlerde aşırı sağın yükselişine bir başka örnek ise Ulusal Birlik Partisi’nin seçimlerde 4 sandalye kazanmış olması. Örneğin parti üyesi Micheal Ben-Ari seçimlerden önce kazanması durumunda İsrailli Arapları Venezüella ya da Türkiye’ye göndereceğini vaat ediyordu. Ari daha önce de bir mitinge elinde yılanla çıkarak, Knesset’te Arap vekillerle birlikte bulunduktan sonra artık yılanlardan korkmadığını söyleyerek dikkatleri çekmişti. Filistin ya da Suriye ile diplomatik ilişkiler kurarak anlaşmaya çalışan hiçbir hükümette görev almayacağını söyleyen Ulusal Birlik Partisi, İsrail gibi bir ülkede bile ırkçı olarak ilan edildiğinden dolayı yasadışı ilan edilen KAH’ın takipçisi olarak görülüyor.
Diğer sağ partilerin seçim vaatleri düşünüldüğünde, son Filistin katliamının baş sorumlularından biri olan Tzipi Livni ya da işgal ettiği topraklardan bir karış bile vermeyeceğini açıklayan Benyamin Netanyahu bile sütten çıkmış ak kaşık gibi görünüyor. İsrail merkez sağının temsilcisi Livni ikinci Golda Meir olmaya hazırlanıyor ama Parlamento’daki sandalyelerin yarısından fazlasının aşırı sağ partilere gitmiş olmasının Livni’nin şansını çok azalttığı da bir gerçek. Her ne kadar Milliyet gazetesi İsrail’in ilk, dünyanın üçüncü kadın başbakanı Golda Meir’ın adını duymayıp Tzipi Livni’nin hükümeti kurması durumunda İsrail’in ilk kadın başbakanı olacağını iddia etse de, Livni’nin 11 sandalye kazanan aşırı dinci Şas ile koalisyon kurması da olanaksız. Çünkü Olmert’in istifası ardından hükümet kurmak için Şas’a giden Livni kadın olduğu için Şas tarafından aşağılanmıştı.
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres şimdi parti liderleriyle görüşmeye başlayarak kimi başbakan görmek istediklerine ilişkin önerilerini alacak. Geçmişte hükümeti kurma görevi en fazla oyu alan partiye verilse de Cumhurbaşkanının hükümeti kurma görevini koalisyon kurma olasılığı en yüksek olan Netanyahu’ya vermesi de şaşırtıcı olmaz. Netanyahu da zaten son seçimlerin İsrail sağı açısından bir zafer olduğunu söylüyor ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in hükümeti kurma görevini kendisine vereceğini iddia ediyor. Fakat başta da dediğimiz gibi hükümeti kim kurarsa kursun Filistin halkını çok daha zorlu direniş günleri bekliyor. İsrail halkı daha da şiddet yanlısı partilere oy vererek şiddeti onayladıklarını göstermiş oldu ama bu şiddetten kendilerine düşen payı da alacaklar.
|