İnan Kahramanoğlu |
Yeni Osmanlı demek
Yeni Osmanlıcılık: Tayyip’in Davos şovundan sonra AKP cenahından uzun süredir yükselen “Yeni Osmanlıcılık” sesleri daha bir gür çıkmaya başladı. Osmanlı gibi imparatorluklar çağına ait bir gerçekliği 21. Yüzyıl’da yeniden diriltmenin, her şey bir yana, mantıkla izah edilebilir bir yanı yok, ama dünyanın ve insanlığın şu geldiği noktada bile hala “Asr-ı saadet” rüyası gören bu gerici zihniyetin bu kadarcık bir mantık ve tarih yanılgısı içinde olması da herhalde kimseyi şaşırtmıyordur. Yeni Osmanlıcılık, AKP ve avanesinin algıladığı şekliyle Cumhuriyet’in kurulduğu günden itibaren sırtımızı döndüğümüz iddia edilen Osmanlı coğrafyasına yeniden bir hami güç olarak dönme arayışı olarak gösteriliyor. Peki bu ne kadar doğru ve ne kadar mümkün? Şeriatçı tarih yazımının önemli propaganda malzemelerinden birisi her zaman Türkiye’nin Lozan’da toprak kaybettiği ve bu nedenle Lozan’ın bir başarısızlık olduğu yolundaydı. Bugün bu propagandanın aslında Lozan’la belgelenen Türkiye’nin bağımsız bir ulus devlet olarak yaşama kararlılığına karşı oluşturulduğunu daha iyi anlıyoruz. Demek ki, Yeni Osmanlıcılık açıkça Lozan’ın reddidir. Tersi de doğrudur. Lozan’ın reddedilmesi Sevr’in yeniden diriltilmesidir.Yeni Osmanlıcılık da budur, Sevr’in yeniden ve yeni bir kılıkla diriltilmesidir. AKP’liler ağızlarındaki baklayı tam olarak çıkarmaya cesaret edemiyorlar ama bu Yeni Osmanlıcılığın, Osmanlı’yı yeniden diriltme çabasının arkasında yatan şey açıkça cumhuriyetin ve onun ulus devlet rejiminin reddedilmesidir. Bu da laik ve milliyetçi Türkiye yerine çok dinli ve çok kültürlü bir kozmopolit imparatorluk tasavvurudur. Türkiye’nin parçalanmasıdır. “Emperyalist Türkiye” mümkün mü? Ancak başta da söylediğimiz gibi tarihsel gelişimin bugünkü aşamasında, imparatorlukların yıkıldığı ve tarihin ulus devlet aşamasına ulaştığı bir noktada, yeniden imparatorluklar çağına dönmenin imkanı yok. Üstelik mevcut dünya konjonktürü ve emperyal güç dengelerinin bu tür bir “Osmanlı dirilişi”ne imkan vermediği de gün gibi ortada. Aslına bakılırsa AKP ve Tayyip de böylesi bir imkânın olmadığının farkındalar ve dahası da var; bunu sadece bir takiyye aracı olarak kullanıyorlar. O zaman AKP niye “ille de Yeni Osmanlı” diye tutturuyor sorusunun cevabı da netleşiyor; Ulus devletin ve cumhuriyetin yıkıldığı yerde bunun topluma kabul ettirilebilmesi için yerine sahte bile olsa yeni ve elbette güçlü bir alternatif koymak gerekiyor. Bu da Fatih, Yavuz ve Kanuni dönemlerinin ihtişamını ve beş kıtaya hükmeden bir imparatorluk hayalini akla getiren “emperyal bir Türkiye” hayali oluyor. Bu haliyle Yeni Osmanlı uydurması açıkça bir göz boyama aracı olarak da işlevselleşiyor. Peki “emperyalist bir Türkiye” mümkün mü? Elbette mümkün değil. Her şey den önce Osmanlı fetihçi bir imparatorluk olmasına karşın emperyalist bir ülke değildi. Sömürgeciliğin ortaya çıkışı bu açıdan Osmanlı için de sonun başlangıcı oldu. Dolayısıyla o günün beş kıtaya hükmeden Osmanlısının yapamadığını bugün, emperyalizm çağında Türkiye’den beklemek hayalcilikten öte bir anlam taşımaz. O nedenle AKP’nin yalanlarına kanarak Yeni Osmanlıcılık dalgasına kapılıp emperyalist bir Türkiye rüyası görenlere derhal uyanmalarına tavsiye ederiz. Bu tür bir hayalcilik sadece “dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” misali Türkiye’nin mevcut topraklarını dahi kaybetmesiyle sonuçlanacak kadar vahim bir tablo ortaya koymaktadır. Ayrıca kavramın kendisi -Yeni Osmanlıcılık- bu türden bir hayalciliğe kapı açıyor olsa da ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin taşeronluğu dışında bir anlamı da yoktur. Türkiye’nin sağ güçleri bu klasik numarayı geçmişte MHP’nin “Adriyatik’ten Çin Seddi”ne kadar Türklük” sloganıyla ortaya koyduklarında da benzer bir hayalcilik dalgası ortaya çıkmıştı. Burada da kavramın çekiciliği işin esasını gözden uzaklaştırmıştı. Ancak Sovyetler yıkıldığında bu sloganın “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Amerikan çıkarları”nı tesis etmek için imal edildiği anlaşılmıştı. ABD ile birlikte Türk dünyasına açılma ve Türk dünyasının lideri olma aldatmacasının sonucu Türkiye’nin bu coğrafyadan tümüyle kopması ve ABD’nin dümen suyuna girmesi olmuştu. Demirel’in “Yirmi birinci yüzyıl; Türk yüzyılı” sloganı da Özal’ın Körfez Savaşı öncesinde “Bir koyup üç alma” stratejisi de yine bu emperyal devlet hayallerini okşayan ama Türkiye’nin bölgesel konumunu sıfırlayan ve etkinliğini tümüyle ortadan kaldıran sloganlardı. AKP’nin Yeni Osmanlıcılık aldatmacasının da esas itibariyle bunlardan hiçbir farkı yok. Sonuç da yine aynı olacak; Türkiye kaybedecek, ABD kazanacak. Yeni Osmanlıcılık: Türkiye’yi küçültme savaşı Bu “emperyalist Türkiye” rüyasının üzerine birazcık kazıdığınızdaysa karşınıza küreselleşme çıkacaktır. İmparatorluklar çağına özgü çok dinli, çok dilli ve çok kültürlü bir toplumsal ve siyasal yapının yeniden üretilmesi bugün küreselleşmenin temel sloganıdır. Küreselleşme ile, ulus devletleri yıkmak için geçmişte ulus devletlerce tasfiye edilen imparatorluk rejimlerine ait kozmopolit kültür öne sürülüyor. Ancak bir farkla; küreselleşmenin önerdiği kozmopolit kültür imparatorluklarda olduğu gibi geniş bir coğrafyayı birleştirmiyor, tam tersine ulus devletlerin kuruluşuyla meydana getirilen ulusal sınırları daha küçük parçalara ayırıyor. İmparatorluklar geniş bir coğrafyayı elde tutmak için bu geniş coğrafyadaki farklı din, dil ve kültürleri tek çatı altında birleştirirken, küreselleşmenin önerdiği model birleşmiş toplumsal yapıları yeniden parçalara ayırmayı hedefliyor. Elbette bu söz konusu coğrafyanın da aynı şekilde parçalanması ve ayrıştırılması için yapılıyor bu. Dolayısıyla bugün “Osmanlı millet modeli”ni yeniden canlandırmak Osmanlının o ihtişamlı sınırlarına yeniden kavuşmaya değil ama Türkiye’nin varını yoğunu ortaya koyarak kazandığı Misak-ı Milli sınırlarını da ortadan kaldırmak anlamına geliyor. Yeni Osmanlıcılık projesi de aslında Türkiye’yi küçültme savaşının ideolojik ve stratejik temeli oluyor. Türk-Kürt federasyonu AKP’nin ve ABD’nin bölgesel ve küresel politikaları ışığında baktığımızda bu tablo daha da netlik kazanıyor. ABD, Ortadoğu coğrafyasında, içine Türkiye’nin topraklarının da bir bölümünü alan bir “Büyük Kürdistan” projesini neredeyse 100 yıldır gündemde tutuyor. AKP’nin ABD tarafından iktidara taşındığı 2002’den bu yana geçen süreç Sevr’de ilk kez açıkça ortaya konulan bu niyetlerden hâlâ vazgeçilmediğini ve dahası; bu yolda çok mesafe alındığını da ortaya koyuyor. Özal nasıl “bir koyup üç alacağım” derken üçün birini bile göremediyse AKP’nin Yeni Osmanlıcılık aldatmacası da aynı yere varacak, ama bunun Türkiye maliyeti daha fazla olacak. Özal bir açıdan bugünkü AKP’nin Yeni Osmanlıcılık projesinin babasıdır ve Özal’ın ilk telaffuz ettiği şeyin Kürtlere federasyon olması boşuna değildir. Demek ki Yeni Osmanlıcılığın ilk maddesi Türkiye’nin bir Kürt federasyonuna mahkum edilmesidir. Ancak Özal’dan Tayyip’e köprünün altından çok sular akmıştır ve artık Türkiye’nin bütünü için bir Türk-Kürt Federasyonunun yanı sıra Türkiye’nin güneydoğusu için de ABD’nin Ortadoğu’daki yeni üssü olacak bir Kürt devleti planlanmaktadır. K.Irak’taki Kürt oluşumuyla Türkiye’nin Güneydoğusunu içine alacak bir Büyük Kürdistan planı; Yeni Osmanlıcılığın varmak istediği nokta aslında tam da burasıdır. Özal, Musul ve Kerkük’ü almaktan bahsederken bunun Diyarbakır’ın kaybedilmesiyle sonuçlanacağının elbette farkındaydı ama “bir koyup üç alma” stratejisinin göz boyayıcı etkisi bunun toplum tarafından görülmesini engelledi. Bugün de Yeni Osmanlı sloganı altında, benzer biçimde emperyalist ve sınırları büyüyen bir emperyal Türkiye vaadederek aslında Türkiye’nin emperyal BOP projesi içinde parçalanması planlanmaktadır. Yeni Osmanlıcılıkla önerilen “Osmanlı millet modeli” ise Batının dayatmalarına karşı ortaya çıkan milliyetçi tepkinin ve bölünme tehlikesine karşı gelişen toplumsal uyanışın bir başka yöne kanalize edilmesi içindir. Türk kimliğinin parçalanmasını kabul ettirmek, Kürt kimliğini meşru kılmak, azınlıkların ve diğer etnik kimliklerin ayaklanma noktasına gelene kadar beslenmesine olanak tanımak için Türklerin uyutulması gerekmektedir ve Yeni Osmanlı hayali belki de en çok bunun için allanıp pullanarak piyasaya sürülmektedir. “Tek millet, tek devlet” yapısının yıkılması için önerilen Türkiyelilik başta olmak üzere tüm kimlik açılımları da bu doğrultuda Türk kimliğinin ve Türk devletinin cenazesini kaldırmak için ortaya atılmaktadır. Bu doğrultuda Osmanlı’nın çok kimlikli ve çok dinli yapısının aslında ne kadar da toplumsal barış ve huzur sağlayıcı bir model olduğu propagandası da dozunu arttırarak devam etmektedir ama 1990’lardan bu yana Yugoslavya ve Irak başta olmak üzere yaşananlar bütün etnik ve dinsel kimlik örgütlenmelerinin aslında toplumsal çatışma ve iç savaş dışında bir sonuç vermediğini açıkça göstermektedir. Bu gerçekler ortada olmasına rağmen bu tür bir propaganda Türk toplumunun bir Türk-Kürt federasyonuna ikna edilmesi için ortaya atılmaktadır. Kürt devletini kabul etmek için de tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi bir hami devlet rolü önerilmektedir. Yeni bir Osmanlı elbette kurulmayacaktır ama sonuçta Kürt devleti baki kalacaktır. Hemen arkasından Ermeni talepleri başta olmak üzere diğer azınlık taleplerinin geleceğini de bilmeliyiz. Bu açıdan “Osmanlıya dönüş” o ihtişamlı yükseliş dönemine değil ama bütün azınlıkların isyana kalktıkları ve bağımsızlık kazandıkları gerileme ve çöküş dönemine denk düşmektedir. Türkiye şimdi yeniden bu noktaya doğru sürüklenmektedir. Ortadoğu’nun Amerikancılaştırılması ABD açısından bakıldığında ise Yeni Osmanlıcılık oldukça tercih edilir bir yoldur. Dahası zaten bu strateji bizzat ABD-AKP projesi olarak ortaya konmaktadır. Bu strateji içinde Türkiye yeniden Osmanlı’nın son dönemindeki işbirlikçi hilafet çizgisine sokulacaktır. Hilafet makamını ele geçiren Osmanlı bunu hiçbir zaman avantaj olarak değerlendirememiştir ama özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde hilafet makamı tıpkı bugün özlem duyulduğu gibi bütün Ortadoğu’yu ve Müslüman coğrafyayı birleştirici bir güç olarak düşünülmüştü. Ama bu fikrin sahibi de Osmanlı’nın kendisi değil daha çok Alman ve İngiliz sömürgeciliğiydi. Geçmişte Alman ve İngiliz emperyalizminin bölgesel ajanı olarak kullanılan işbirlikçi hilafetçilik şimdi AKP iktidarı altında ABD emperyalizminin ajanı olarak yeniden diriltilmeye çalışılmaktadır. O nedenle bugün Filistin başta olmak üzere Arap dünyasına hamilik yapma hayallerine kapılanlar varsa onlara Filistin’in ve Arap dünyasının İngiliz mandasına sokulmasının tam da bu hilafetçi çizginin sonucunda gerçekleştiğini hatırlatmak isteriz. Tayyip’i yeni bir Abdülhamit olarak gösteren İslamcılara da Osmanlı’nın Abdülhamit dönemindeki toprak kayıplarına ve Osmanlı haritasının ne kadar küçüldüğüne bir bakmalarını tavsiye ederiz. O zaman III. Abdülhamitliğe soyundurdukları Tayyip’in Türkiye’ye ne getireceğini daha iyi anlarlar. Bu Yeni Osmanlı safsatası sadece Arap dünyasını değil esas olarak Türkiye’de bir Amerikancı yeniden dizaynı gündeme getirmektedir. Birincisi Ortadoğu’ya Atatürk’ün laik ve milliyetçi devlet modeli yerine AKP’nin İslamcı - işbirlikçi - Batıcı modeli örnek gösterilmektedir. Böylelikle Ortadoğu’da ABD çıkarlarının dışına çıkmayan Suudi tipi rejimlerin sayısı artacak ve Ortadoğu’nun Amerikancılaştırılması operasyonu tamamlanacaktır. İkinci olarak 11 Eylül’le birlikte yükselişe geçen El-Kaide ve İran tipi Amerikan karşıtı radikal İslamcılık yerine AKP ve Fethullah tipi rejimler Ortadoğu’da hakim kılınacaktır. AKP’nin Hamas’a sahip çıkması da bu planın bir parçasıdır. Hamas’ın Batı ile masaya oturtulması ve hizaya çekilmesinde AKP taşeron güç konumundadır. AKP modeli Batı işbirlikçiliğinin Ortadoğu’da egemen kılınmasıyla birlikte ABD karşıtı antiemperyalist bir Arap milliyetçiliğinin de önü kesilmiş olacaktır. Bu coğrafyanın tümden Batılılaştırılması ise sadece ABD emperyalizminin burada daha rahat at koşturmasına yarayacaktır. Ulusalcı körlük: AKP Türkiye’yi Batıdan koparıyormuş! Bu açıdan “AKP Türkiye’yi Batıdan koparıyor” diyerek ağlaşan Deniz Baykal başta olmak üzere tüm ulusalcı-masonik çevreler en başından beridir yanılmaktadırlar; Türkiye AKP iktidarında Batıdan kopmak bir yana, Batının ve ABD’nin en önemli piyonu haline gelmektedir. AKP yalnızca kendisini Batıya bağlamamakta bütün Ortadoğu coğrafyasını da ABD emperyalizminin kuyruğuna takmaktadır, bunun için kurdurulmuştur. Sadece Tayyip ve Gül’ün Irak’ın işgaline giden süreçteki tezkere ısrarına bakmak bunu görmek için yeterlidir. Tayyip’in İsrail’i hedef alan açıklamaları da bu oyunun bir gereğidir. İsrail’le güle oynaya masaya oturmayı Türkiye’de kimseye kabul ettiremezsiniz ama Kasımpaşalı edasıyla esip gürledikten sonra makul bir noktaya çekilip uzlaşma masasına oturabilirsiniz. Kimsenin de sesi çıkmaz. Türkiye’de en İsrail karşıtı sloganları kullanan Milli Görüşçü Refah ve AKP çizgisinin on yıldır yaptığı tam da budur. Türkiye’nin İsrail’le yaptığı en kapsamlı ve gizli askeri anlaşmalar “İsrail karşıtı” Erbakan’a yaptırılmıştı. Şimdi ise aynı tiyatroyu Tayyip sergiliyor; Gazze’yi bombalayan İsrail’li pilotlar AKP’nin izniyle- Milli Görüşçülerin merkezi- Konya’da eğitiliyor. Kimileriyse bütün bunlara rağmen “Türkiye İslam dünyasının lideri oluyor” komedisini sürdürüyor. Ama kimse kendini kandırmasın; AKP iktidarı altında İsrail, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar Türk siyasetinde etkin bir güç haline gelmiştir bu başarının altında AKP’nin imzası vardır! İslam alemi değil ama İsrail’in AKP’ye duacı olduğu kesin. Hangi Osmanlı? AKP’nin bugün kurmaya çalıştığı faşist rejim her söylenene biat eden bir toplumsal kültürü de beraberinde getirdiği için Yeni Osmanlıcılık gibi bir uydurmanın bile bazı kesimlerce alkışlandığı görülüyor. Öyle ki;AKP iktidarı altında Türkiye’yi Müslüman coğrafyanın lideri yapma hayalleri peşinden koşanlar ulusal ekonomisi çökmüş, İMF kapısında dilenen, ABD ve İsrail’in bütün bölgesel politikalarının taşeronu bir AKP’nin Osmanlı’yı yeniden dirilteceğine inanmamızı istiyorlar. Bizse böylesi bir toplumsal, ekonomik ve siyasal çöküşün önünü açan AKP’nin Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi maliyesi Düyun-u Umumiye’nin eline geçmiş, siyaseti Batılı devletlerin kontrolüne sokulmuş ve bir noktadan sonra da işgal edilerek toprakları paylaşılmış bir Osmanlı görüyoruz. Yeni Osmanlı da bugün ancak bu olabilir; parçalanmış, zayıflamış bir “hasta adam” Ama Türkiye kendisine biçilen bu rolü doksan yıl önce reddetmişti. O nedenle kimse hayal görmesin; Türkiye, Atatürk’ün çağdaş, laik ve tam bağımsız Türkiye’si olarak kalmaya devam edecektir. Atatürk’ün cumhuriyetini yıkmaya ne AKP’nin ne de ABD’nin gücü yeter!
|