16.02.2009/Sayı:224
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Polat Rasim’e karşı

Rasim Ozan Kütahyalı

Rasim Ozan Kütahyalı

Polat Alemdar

Polat Alemdar

Geçtiğimiz hafta Taraf gazetesi ile Kurtlar Vadisi dizisi arasında ufak çaplı bir savaş yaşandı. 31 Ocak’tan 11 Şubat’a kadar Kurtlar Vadisi dizisi ile ilgili bir dizi yazı yayınlayan Rasim Ozan Kütahyalı, Kurtlar Vadisi dizisinin yapımcısı olan Pana Film’in tepkisini çekti.

Rasim yazdığı yazılarda Kurtlar Vadisi dizisinin Ergenekon yapımı olduğunu belirtti. Dizinin Türkiye’de azınlık düşmanlığını körüklediğini yazan Rasim, dizide JİTEM zihniyetinin alenen görüldüğünü yazdı. “Dizi bariz biçimde askerlerin dışında her türlü sivil istihbarat ve güvenlik birimlerinin “güvenilmez” yapılar olduğunun propagandasını yapıyordu... JİTEM zihniyeti kendini saklamaya bile ihtiyaç duymuyordu bu dizide, göstere göstere psikolojik harp operasyonu yürütülüyordu... JİTEM’in ezeli düşmanı Emniyet ve MİT de bundan nasibini alıyordu...”

Geçtiğimiz günlerde Taraf gazetesinde Ergenekon tutuklusu Levent Ersöz, yine Ergenekon’dan tutuklu Hasan Atilla Uğur ve Çukurova Medya Grubu’nun sahibi Mehmet Emin Karamehmet arasında geçen bir konuşmayı yayınladı. Söz konusu bu konuşmalarda Ersöz’ün Karamehmet’ten ne kadar memnun olduğu, hep böyle devam etmesi gibi şeyler geçiyordu. İddialarını söz konusu bu konuşmaya dayandıran Rasim, Kurtlar Vadisi’ni “Ergenekon Dizisi” ilan etti.

MİT’in 2005 yılında diziyi teknik takibe aldığını belirten Rasim, yine 2005 yılında Milliyet gazetesinde dizi ile ilgili bir habere kaynaklık eden MİT raporundan da şu bölümleri kanıt olarak gösterdi: “Raci Şaşmaz ile Osman Sınav, dizide yer alan devlet-mafya-güvenlik güçleri arasındaki ilişkilerle ilgili argümanlar Jandarma İstihbarat Başkan Yardımcısı Albay H.A.U’dan almaktadır. U, 9 Ekim 2003’te Jandarma Genel Komutanlığının 0312 278... no’lu telefonundan, Sınav’ın 0532 312... no’lu cep telefonunu aramıştır.”

Rasim’in iddialarına dizinin yapımcısı Pana Film’den gelen cevap ise oldukça sert oldu. Pana Film’den yapılan açıklamada Rasim’in bir kez bile adı geçmezken Kurtlar Vadisi’ne has bir üslupla Rasim’i yerin dibine sokup çıkardı: “Yine Kurtlar Vadisi ‘arada’, yine saldırılar başladı!!! Yayınlandığı günden beri iftiralara maruz kalan eserimiz ve ekibimiz yine sistemli iftiraların hedefi. İsmini düne kadar bilmediğimiz bir “müfteri”, ismini duyurmak için bizleri kullanma yolunu seçti. Kendisini, vazifesini anlıyoruz!...” cümleleriyle başlayan açıklamada iddialar yalanlanırken özellikle son cümleleriyle Rasim adeta aşağılandı: “Bu müfteri, bu ülkede aşağılanmış, dışlanmış, yok sayılmış, ikinci, beşinci, onuncu ilan edilmiş olabilir. Biz kendisiyle bu duyguları paylaşmıyoruz… Her zaman bu millet tarafından teveccüh görmüş, kendisini bu ülkenin asli-vazgeçilmez vatandaşları ve evlatları olarak kabul ettirmiş, bu devletin gerçek sahipleriyiz. Maruz kaldığımız iftiraların hesabını ise yargı önünde soracağız.

Son bir not da Taraf Gazetesi’nin çok yakından tanıdığımız yöneticilerine: Henüz donunu giymemişe köşe yazdırırsanız böyle olur, sadece kendi altına yapmaz ortalığı da berbat eder! Lütfen çocuğunuza sahip çıkın!”

Görüldüğü gibi ifadeler oldukça sert. Rasim bu zamana kadar etrafı batırmamışsa bile bu cevaptan sonra Rasim’den kötü kokular gelmeye başlamıştır. Rasim’in bu karşılığa ne diyeceği ise ayrı bir merak konusu. Anlaşılan Rasim bu kez baltayı taşa vurdu.

Eee tabi Kurtlar Vadisi ile uğraşmanın Mor ve Ötesi ile uğraşmakla aynı şey olmadığını da Rasim anlamıştır umarız.


Akif Beki Radikal’de

Yakın zamanda görevirden ayrılan Tayyip’in eski Baş danışmanı ve Basın Sözcüsü Akif Beki gazetecilik mesleğine geri döndü. Hem de büyük bir sürpriz yaparak Tayyip’in kavgalı olduğu ve iki kez taraftarlarına boykot çağrısında bulunduğu Doğan grubuna ait Radikal gazetesinde!

Tayyip’in danışmanlığını yaptığı dönemde gerekleştirdiği bazı uygulamaları ve medya kuruluşları ile sürekli tartışma halinde olması ile tepki çeken Akif Beki’nin Radikal gazetesinde köşe yazarlığına başlaması şaşkınlık yarattı.

Görevden ayrılırken “Tekrar esas mesleğime dönme gününün geldiğini düşünüyorum. Karşılıklı anlayışla, büyük bir onurla 3.5 yıldır yaptığım görevimden ayrılıyorum. Görevden ayrılmamın, kendim için de yaptığım görev için de bir tazelenme imkanı sağlayacağına inanıyorum” diyen Beki, dediğini yaptı ve gazeteciliğe geri döndü. Görevde bulunduğu dönem aralarında Doğan grubuna ait Milliyet gazetesinin de bulunduğu bazı muhabirlerin Başbakanlığa girişini yasaklayan Beki’nin Doğan grubu gazetelerinden Radikal’de işe başlaması özellikle dikkate değer bir gelişme. Beki’nin hışmına uğrayan Doğan grubundan bir tek Milliyet değildi kuşkusuz. Daha önce, şimdi görev yaptığı Radikal de Beki’nin yalanlamalarından ve yalan haber suçlamalarından payını almıştı. Tayyip’in makam aracında kilitli kaldığı olaydan sonra Radikal’de çıkan bir haberden dolayı açıklama yapan Beki, “...Makam şoförü, koruma ekibi ve makam aracının hastaneye intikali sırasında içeride yaşandığı iddia edilen sahnelerin gerçeği yansıtmadığını söyledim. Bu anlatımda ‘balyozda da medya suçlu’ başlığının nasıl çıkarılabileceği konusunu sizlerin takdirine bırakıyorum. Ama bizim de ‘yalana yalan deme’ hakkımız vardır” diyerek Radikal’i açıktan yalan haber yapmakla suçlamıştı.

Doğan grubunun sol kolu olarak bilinen Radikal gazetesi, son yıllarda  Kürtçü-Ermenici bir çizgi izlerken satış rakamlarını da epey eritti. Geçtiğimiz yıl Murat Belge ve Gökhan Özgün gibi iki önemli yazarını Taraf’a kaptıran Radikal, bu iki yazarın boşluğunu Cumhuriyet’ten transfer ettiği Oral Çalışlar ve yine Doğan grubunun Referans adlı ekonomi gazetesinde de yazan Cengiz Çandar’la kapatmaya çalıştı ama nafile. Son olarak iki hafta önce ağır toplarından Perihan Mağden’i de kaybeden gazete, Akif Beki ile yeni bir soluk kazanmaya çalışıyor.

Gazeteciliğe Kanal 7 ortamında başlayan Akif Beki’nin Radikal’e transfer olmasının daha başka bir anlamı da var kuşkusuz. Bu transfer Tayyip ile Aydın Doğan arasında oluşan adı konmamış bir konsensüsün işareti sayılmalıdır. Tayyip ile girdiği mücadeleden önemli ölçüde zarar gören Doğan, bir zamanlar Tayyip’e en yakın konumdaki bürokratını işe alarak Tayyip’e birşeyler anlatmak istiyor olabilir. Böyle bir durum kuşkusuz Tayyip’in de işine gelecektir. Hem en yakın adamlarından birini Doğan grubuna yerleştirerek kontrolü daha fazla eline alabilecek hem de bu has adamı vasıtasıyla kendisine en çok muhalefet eden medya grubunda rahat rahat propagandasını yaptırabilecektir.

Zaten Beki de Radikal’de yayınladığı ilk yazısıyla bu kanımızı doğruladı. Geçtiğimiz günlerde Tayyip’in Kocaeli’de düzenlediği ve Emine Erdoğan’ın izleyicilerin protokol bölümünde sırılsıklam olduğu olayı hatırlamışsınızdır. Bizce tıpkı Tayyip’in Davos’taki skandal toplantıyı terkedişinden hemen sonra kameralar karşısında ağlaması kadar ucuz bir numaraydı bu da. İşte Beki, Radikal’de yayınlanan ilk yazısında “içerden” biri olarak Emine Erdoğan’ın bu hareketinin altında yatan “derin” anlamı aktardı bizlere. Beki’ye göre bu hareketin anlamı şuymuş: “Galiba ben cevabı biliyorum. Fazla uzatmadan, hem habercileri bu meraktan kurtarmak, hem de gereksiz sorulara ve görevlilerin suçlanmasına bir son vermek için işte açıklıyorum: Ne ihmal, ne tepki. Sebep, romantizm. Emine Erdoğan, rüzgârla şiddeti artan yağmura inat, Başbakan’ı dinlemekten vazgeçmeyen kalabalıkla özdeşlik kurmak istedi. Islanma pahasına, ‘ben de sizdenim’, mesajı verdi. Bir adım gerideki tentenin altına çekilmeyi de, uzatılan şemsiyeyi de bunun için reddetti. ‘Beraber ıslandı yağan yağmurda!’ Romantizmin hâlâ ölmediğini hepimize gösterdi.” Gördünüz mü Emine Hanım’daki romantik damarı? Akif Beki, işte bunun için Radikal’e geçti.

Beki ayrıca Radikal’deki köşe yazarlığının yanı sıra Kanal 7’de bir TV programı ve Kanal 24’te de danışmanlık yapacak.


Unakıtan tedavi amacıyla ABD’ye gitti

Kemal Unakıtan

Kemal Unakıtan

Başlığa bakıp da hemen “hakkındaki usulsüzlük iddiaları ayyuka çıktığı için yurtdışına kaçtı” demeyin sakın. Aslında bu düşüncenin haklı bir yanı var. Yani Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkındaki iddialar ayyuka çıkmış vaziyette bu doğru. Ama Unakıtan’ın yurtdışına kaçmasını gerektirecek herhangi bir soruşturma henüz açılmadı. Unakıtan’ın ani ABD ziyaretinin nedeni başlıkta da belirttiğimiz gibi tedavi olmak.

Önceki hafta rahatsızlanarak Hacettepe Üniversitesi hastanesine kaldırılan Kemal Unakıtan, burada yapılan tanısal amaçlı Koroner Anjiyografi’nin ardından bir hafta süreyle hastanede dinlendirildi.

Aradan geçen bir hafta süre zarfında sağlık durumu ile ilgili doğru dürüst bilgi alınamayan Unakıtan, bir hafta sonunda taburcu edildikten sonra ABD’nin yolunu tuttu. Kimi gün sağlık durumu çok iyi denildi, kimi gün durumu çok ağır, ameliyat olması için ailesinin izni bekleniyor tarzında haberler kapladı ortalığı. Hatta Bakanlar Kurulu’nda Unakıtan’dan boşalan yeri doldurmak için kulis faaliyetleri bile yapıldı. Ama bir hafta sonra hastaneden turp gibi çıkan Unakıtan, eşi ve çocukları ile birlikte güle oynaya ABD’ye gitti.

Havaalanında basın mensuplarına kısa bir açıklamada bulunan Unakıtan, “Bakalım oraya gidince ne olacak? Stent mi olur, baypass mı olur, orada belli olacak. Ona göre de tedavimizi yaptırıp geleceğiz inşallah. Tedavi, Cleveland’da sürecek. Gördüğünüz gibi sağlığım gayet iyi. Lüzumsuz yere haberler yapılmasın.” dedi.

Bu arada edinilen bilgilere göre Kemal Unakıtan ABD’nin Cleveland kentindeki klinikte tedavi olacakmış. Cleveland Clinic ise Türk kamuoyuna hiç de yabancı değil. Fethullah da Türkiye’den kaçtıktan sonra 1997 yılında aynı klinikte anjiyo olmuştu. Zaten Kamel Unakıtan’ın gittiği doktor da Fethullah’ın doktoru olan Prof. Dr. Murat Tuzcu.

Bu tür tedavilerin artık çok kolay ve başarılı yapıldığı Türk hastaneleri dururken Unakıtan’ın neden Türkiye’den bir hastane yerine Fethullah’ın doktorunu seçmesi ise sadece ve sadece Unakıtan’ın Amerikancılığı ile açıklanabilir. Hazır oralara kadar gitmişken Fethullah Hocasını da görse bari. Kim bilir belki hocaefendi iki okuyup üflerse hastalık mastalık kalmaz ve Unakıtan daha uzun yıllar ülkemizi soyup soğana çevirmeye devam eder.

Son olarak tedavi için ABD’ye giden Unakıtan’ın yerine geçici olarak Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in vekalet etmesini öngören kararnamenin Resmi gazetede yayınlandığını da belirtmeden geçmeyelim.


Sübyancı Şeriatçıya kadın tepkisi

Üzmez mahkemeye gelirken kadınların

Üzmez mahkemeye gelirken kadınların
protestosuyla karşılaştı ve yumurtalarla uğurlandı.

Üzmez mahkemeye gelirken kadınların

14 yaşındaki B.Ç. adlı kıza cinsel istismarda bulunmaktan yargılanan Şeriatçı Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in yargılanmasına geçen hafta da devam edildi. Hüseyin Üzmez, toplam 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasına Avukatı Emir Ali Kav ve avukatın eşi ile birlikte geldi.

Ancak burada kendisini bir sürpriz bekliyordu. Adliye önünde toplanan yaklaşık 25 kişiden oluşan Bursa Kadın Platformu üyeleri Hüseyin Üzmez’i, “Hüseyin Üzmez sen hiç terlik yedin mi?”, “Hüseyin Üzmez sen anneden terlik yedin mi?”, “Utanmaz Üzmez” şeklinde slogan atarak, “Taciz ve tecavüze sessiz kalmayacağız”, “AKP Hüseyin Üzmez’i Üzmez Kadınları Üzer”, “Üzmez’i aklayan adalet. Ruh ve beden sağlığımızı bozdu”, “Üzmez’i devlet üzmedi. Kadınlar üzecek” yazılı pankart ve bez afiş açtılar.

Protesto karşısında sessiz kalan Hüseyin Üzmez, gazetecilerin konuyla ilgili sorularını da yanıtsız bıraktı. Üzmez’in adliyeye girmesinden sonra da tepkilerini sürdüren Bursa Kadın Platformu üyeleri, tepkilerini slogan atarak, basın açıklaması yaparak dile getirdiler.

Üzmez’in dördüncü kez yargılandığı duruşma yaklaşık 20 dakika sürdü.

Mahkeme Başkanı Kadir Ünal, B.Ç. ile ilgili dosyanın ikinci kez sağlık kontrolünden geçirilmesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’na gönderildiğini ancak raporun henüz dönmediğini söyledi.

Sanık Üzmez hakkında “Cinsel Amaçlı Hürriyeti Tehdit” suçundan iddianame hazırlanması için Yalova Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan itirazın sonuçlanmadığını belirterek duruşmayı 24 Mart tarihine erteledi.

Sübyancı Hüseyin duruşma sonrası yine geldiği gibi arka kapıdan sıvışmak isterken Bursa Kadın Platformu üyesi kadınların sert tepkisi ve fiili saldırılarına maruz kaldı.

Ellerindeki şemsiyelerle Üzmez’e saldırıp yumurta atan kadınların elinden çevik kuvvet polislerinin yardımıyla kurtulan Hüseyin hızla oradan uzaklaşırken saldırıda bulunan Bursa Kadın Platformu üyeleri Nergis Çiçek ve Pınar Koyuncular gözaltına alındılar.

Hatırlanacağı gibi bir ihbarı değerlendiren İnegöl Cumhuriyet Savcılığı, küçük yaştaki çocukları B.Ç.’yi erkeklere para karşılığı sattığı gerekçesiyle B.Ç.’nin anne ve babasının telefonlarını dinlemeye almıştı.

Bu dinlemeler neticesinde Şeriatçı Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in B.Ç.’ye ve annesine cinsel istismarda bulunduğu tespit edilmiş ve Hüseyin Üzmez tutuklanarak cezaevine konmuştu.

İkinci duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Üzmez’i önümüzdeki duruşmalarda daha zor günler bekliyor anlaşılan.


Pusulayı şaşıranlar

Evrensel gazetesi

Tayyip’in Davos efelenmesi sonrasında Tayyip karşıtlığı mevzubahis olunca mangalda kül bırakmayan sahte Atatürkçülerimiz ve sahte milliyetçilerimizin  pusulası şaşırarak Batı’yı ve Tayyip’i göstermeye başladılar.

Hele hele Yeniçağ gazetesinin attığı o eşşek kadar “Helal olsun” manşeti bir utanç sayfası olarak tarihe geçti. Her Allah’ın günü Tayyip’i teslimiyetçilikle suçlayan Yeniçağ’ın Tayyip’in danışıklı efelenmesi karşısında yalpalaması ve Tayyip’in arkasına geçmesi bizleri pek şaşırtmadı. Yeniçağ gazetesi attığı o manşetten sonra çok tepki almış olacak ki, sonraki üç gün boyunca neden böyle davrandıklarını anlatmaya çalıştı. Tıpkı Vatan gazetesinin en ulusalcı yazarı Yiğit Bulut gibi. Olayı daha da abartan Bulut ise Tayyip’in hareketini ulusu uyandıracak kıvılcım olarak nitelendirdi. Bulut da şimdilerde kendini affettirmek için “manifestom” başlıklı yazılar yazmakta.

Bizi şaşırtmayan tavırlardan birini de sahte solcu EMEP’in yayın organı olan Evrensel aldı. Tayyip’in çıkışının hemen sonrasında “Somut adım bekleniyor” manşetiyle çıkan Evrensel’in birinci sayfasında bir karikatür vardı ki, akıllara zarar. Karikatürde dünyaya benzetilen bir şey Tayyip’in elini sıkıyor ve dünya halklarının tercümanı olduğu için tebrik ediyordu. Manşetin altında yer alan haberde ise Tayyip’ten Chavez gibi tavır almasını beklediklerini anlatıyorlardı.

PKK kuyrukçuluğunu solculuk zanneden Evrensel tayfasının içine düştüğü zavallı durum solculuğun antiemperyalizmden ayrıldığında neler olabileceğinin güzel bir örneği.

Soru: Tayyip’in dünya halklarının duygularına tercüman olabileceğini bir solcu nasıl düşünebilir?

El cevap: Pusulası antiemperyalizm değil de Amerikan uşaklarının kuyrukçuluğu olunca pekala düşünebilir.


 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi

iletmek için lütfen yazınız

Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı

ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe