Mustafa İzberk |
İsveççe, Japonca, Portekizce, oldukça!..Bir süredir ilgim gereği, özengenliğim (Fr. Amatörlük) gereği, ülkenin özgün günlüğünü (Fr. Gazete) okurken bir nen, özenimi çekiyor: Günlük, sanki 1900’lü yılların başında, ‘Galatasaray İdadîsi’ bahçesinde kurulan “Osmanlı Sergisi”ne döndü: Hacı Bekir lokumu, Bafra tütünü, Feshane imalâtı… (İmalâtları değil, eğer öyle olsaydı anlamı “üretim-ler-leri” olurdu..meşrubatçıları, baharatları bg. Gençlik, imalât sözcüğünü ‘Türkçe’, tekil sandığı için ‘-lar’ı ekleyiveriyor.. Çöl Arabı’da bu duruma gülügülüveriyor)*!.. Hele, gençlere yönelik ‘Hafta Sonu’ ile (Ar. Ve) ‘Dergi’ ekleri, özellikle “Osmanlı yapay dili” ürünlerinin sergi alanı… ‘Cumhuriyet’in ülküsüne hiç mi hiç yakışmayacak, ona ters yönde duruşlar..sanki, bizim ‘Türkçe’yi dilimizden atıyor, yerine ‘Angılca’nın(1) yanında bir de “Öz Osmanlıca”yı koyuyor…Abdülhamit erkin (Ar. İktidar) başında –sağlığında yaptığı gibi- Arapça’yı resmî dil kılmaya çalışıyor…Bir “Osmanlı dil devrimi” ile karşıkarşıyayız!.. Bizler, ‘Türkçe’nin anadilimiz olduğunu bilenler..dahası, onun yaşı -1400 değil (Orhun abecesi), 5200 değil (Kengerce/Sümerce) – 17000 (Lascaux mağara yazıtları) olan bir Yeryuvarı dili olduğunu öğrenmiş olanlar şaşkınlıkla acıyla her Tanrı’nın günü bu durumu izliyoruz… Bu arada, çok saygı duyduğumuz değerli yazarlarımızın köşelerinde de bu dil açmazının yansımalarını görüyoruz. Doğal ki bu olgu onların bilinçli bir tutumları sonucu değil, bir genel üfürüntünün bıraktığı tortular. Birinci örnek: Sayın O. Bursalı’nın “Hukuk Alarmı” başlıklı yazısından “Tayyipgil familyası” anlatımı (Ar. İfade). Bildiğimiz gibi bu anlatımda ‘-gil’ (Ar. Aile) sözcüğü Öz Türkçe’dir.. ‘familya’ ise İtalyanca bir sözcük: (La famiglia), o da aile demek.. sonuç: “Tayyip-gil-gil” oluyor. İkinci örnek: Sayın N. Meriç’in “Mütareke Kalıntıları mı?” başlıklı yazısından “telyazısı”..telgraf yerine yanlış uydurulmuş bir sözcük.. ‘telegraphe’ bilindiği üzere ‘Grekçe’ sözcüklerden ‘Fransızca’ için toparlanmış bir sözcük.. ‘tele’ uzak, ‘graphein’ yazmak demek. Biz bunu ‘telyazısı’ yaptığımızda ortaya şöyle bir anlam çıkıyor: Tel, gelin telindeki, çamaşır telindeki Türkçe “telin yazısı” (?!). oysa, özgün ‘Grekçe’deki ‘tele’nin Öz Türkçe karşılığı ‘uza’ köküdür..sözcüğün ‘Türkçe karşılığı “uzayazı” olacaktır, uzabilim gibi..anlamı: uzaktan yazıdır… Bir de gerek basında, gerek yayında (Basın: Basımevinde basılandır, yazılı basın”(?!) değil, çünkü ‘yazısız basın’ diye bir nesne yok!.. Yayın: radyodan, televizyondan, ağarasından(2) (İng. İnternet) yayımlanan demek.. onun için ‘basın yayın’(3) ya da ‘iletiortam’(4).. ama hiçbir süre “medya” değil!) yaşadığımız içler acısı bir olgu var..ondan söz etmek isterim: Bu kesimdeki her “genç” yazar, izlenceci, sunucu, konuşur (İng. Spiker) sanki sözleşmişler gibi, bir bölük –binlerce yıllık- Türkçe’ sözcüğümüzü dilimizden atmakta.. bir-ikisi üzerinde duracağım. Attıkları: “çok”, onunla birlikte: çok çok, çoğun, çokçu, çoğul, çoktan, çokluk, çok yanlı, çoğalmak (…), “pek”, onunla birlikte: pek çok, pek pek, pek bir, pekiştirmek, berk(5), berkitmek (…), “epey” (özü ep-iyi). Bunlar ‘Türçe’nin en demirbaş, en geçilmez sözcükleri, öz mü öz sözcükleridir.. birkaç yıl içinde yok edilmişlerdir… Kimlerce: Bu gençlerce..gençler, attıkları bu değer biçilmez dil, öğeleri yerine neyi koyuyorlar? Şunu: “oldukça”!.. Öyle ki, birkaç dakikalık anlatımda bile aşağı yukarı her tümcede (Ar. Cümle) epey “oldukça” okuyoruz/işitiyoruz.. gençlerin tümceleri birer “oldukça” olgurumplamasına (tıngırdama gibi) dönüşüyor!.. Bu yazıklanası işin nedeni yok değil..nedeni var. Geleceğimizin güvencesi, ekinimizin (Fr. Kültür), binlerce yıllık ‘Türk uygarlığı’nın doruklarını yaratacak gençlerimiz, öz dilimizden, anadilimizden koparılıyor, kaçırılıyor..bilgiden de, ekinden de… Onlar dili, düşünmeyi, konuşmayı, aktarmayı unutuyorlar..dil yoksunu birer “bitki”ye dönüşüyorlar… Anlakları (Ar. Zekâ), en ilksele (Fr. Primitif) dönük olabiliyor ancak… Bir kavramı karşısındakine iletmeye kalktıklarında baktıkları yer, dilin en yayın, en çıplak kavramından başka bir nen olmuyor: “Olmak” edimi, ondan da “oldukça” sözcüğü, güçleri ancak buna yetiyor…Oysa, dilimizde bunun tam tersi anlamlı bir sözcük var..nedir: ‘olduğunca’, çokluk değil, azlık anlatır. Böylece, ‘Türkçe’yi tam anlamıyla bir çorbaya çeviriyorlar… Kuşkunuz olmasın, bu gidişle gelecekte ‘Türkçe’ dil adı da unutulur..yerini “Oldukça” alır. Ta ki, onun da yerini Okyanus ortasından getirilen bir ‘Angıl’ sözcüğü alıncaya değin. Uyanalım!.. ***** * Doğal, bu gençlere bir nenleri “büyükleri”nin öğretmeleri gerekirdi. Büyükler… O, ortalama eğitim düzeyi ‘ilkokul 4. Sınıf’ olan büyükler!.. Gördük ki büyüklerden yarar yok..ya millî eğitim? “İllî (Far. Hastalıksal) Eğitim Bakmazlığı”mı bu gençlere doğru yolu, ulusal yolu gösterecek?! Yıllarca okudukları okullarda dinle eksenletilmiş öğretmenler, onlara ne ezberletmişlerdir: mevzuat, matbuat, mevduat (…) “kelime”lerinin Türkçe olduğunu..daha ne bekliyoruz eğitimden!.. Gençlere sözüm: Kendi kendinizi kurtarınız..başka çıkış yok!.. ***** 1. ‘Angıl’, bizim İngiliz dediğimiz toplumun tarıhteki budununun adı. 2. ‘ağarası’nı ‘internet’ karşılığı olarak türettim, tam bir çeviridir. ‘bilgisunarı onaylamıyorum, çünkü sunmak kişioğluna, doğaya özgü bir yetidir, bir makine sunmaz. 3. ‘basın yayın’ geçmişte dilimizde var olan bu kavramı, ‘media’ karşılığı olarak uygun bulurum. 4. ‘iletiortam’da türettiğim bir sözcüktür ‘media’ kavramını iyi yansıtır. 5. ‘berk’, binlerce yıllık başka bir sözcüğümüz ‘sağlam’ anlamındadır. Atatürk döneminde kamuya sunulmuş soyadı örneklerinde vardı. Babamın seçtiği soyadımızda da yaşamakta. ***** Kısa bir anı: Yıllar önce birgün Vakıflar idaresine işim düşmüştü. Tezgâhın ardındaki, bıyıklarını sünnetsel bir biçemle kırparak çirkin dudaklarını sergileyen bir memur sordu: “-Ermeni misiniz?” “-Neden?” “-Soyadınız ‘İzberk’ yazıyor da burada.” “-‘İz’ bilirsizin Türkçe, ‘berk’ ise Arapça’da ‘şimşek’ demektir” dedim. “Mevlit’te yeri vardır: ‘Toprağın berk-i havâdisten bir lül’ü’…” -Uğradığım vuruştan (Fr. Şok) olacak, ‘Türkçe’ olduğunu söyleyemedim- karşımdaki “Arap’laştırılmış Türk,” bilisiz susuşuyla sustu..bilisiz susuşu iyidir..aa, bilisiz konuşması kötüdür, bilisiz erki ise kötünün de kötüsüdür…Bilelim!..
|