Tayyip Altan’ı ödüllendirdi

Tayyip Erdoğan, Çetin Altan’a ödülünü verirken. |
|
Tayyip, geçtiğimiz hafta Çetin Altan’a Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü takdim etti. Aya İrini’de düzenlenen törende gerek Tayyip gerekse Ertuğrul Günay yaptıkları konuşmada Çetin Altan’ı yere göğe sığdıramadılar.
Geçtiğimiz yılın son ayında Abdullah Gül’ün Yaşar Kemal’e Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü takdim etmesinden sonra bu seferde Tayyip yine bir eski tüfeği ödüllendirdi.
Tayyip’in Altan’a verdiği ödül daha günler öncesinden konuşulmaya başlanmıştı. Günlerce gazetelerde Tayyip’in ödülü Altan’a vereceği yazılıp çizildi. Altan’ın 50 yılını yazıya verdiği, Tayyip’in bu ödüle Çetin Altan’ı layık görmesinin ne kadar anlamlı olduğu, devletin artık aydınlarıyla barıştığı gibi şeyler birbiri ardınca tekrarlandı. Tabi bu tür bir Tayyip propagandası ve Altan parlatması ödül töreninden sonra da devam etti.
Zaten Ertuğrul Günay’ın ve Tayyip’in törende yaptıkları konuşmalyar da bu minvaldeydi. Ertuğrul Günay yaptığı konuşmada “Kırk yıl önce parlamentoda çoğunluğu oluşturan iktidarın başbakanının parmak işaretiyle sayın Çetin Altan neredeyse linç edileyazmış. Bugün parlamentoda sadece çoğunluğu oluşturan değil milletin yüreğinde ve parlamenter çoğunluğu oluşturan bir iktidarın Başbakanının elinden Çetin Altan bir teşekkür belgesi alıyor bu Türk demokrasisinin güzel bir gelişimi” diyerek aslında ödülü Altan’a değil Tayyip ve AKP hükümetine vermiş oldu bir anlamda.
Günay’dan sonra söz alan Tayyip ise, “Bu ödülün Türkiye semasında renkli bir gökkuşağı olan değerli yazar, romancı, siyasetçi, gazeteci Çetin Altan’a verilmiş olmasından memnuniyet duyuyorum” sözleriyle başladı konuşmasına. Tayyip’in konuşmasındaki en dikkat çekici bölüm ise kuşkusuz şurasıydı: “Evet, eleştirel akıl olmadan, eleştiriye tahammül olmadan yol alamayız, söz olmadan, yazı ve fikir olmadan uygarlık iddiamızı gerçekleştiremeyiz. Farklı düşünmek asla birbirimizi anlamaya, en azından anlama çabasına mani olmamalıdır. Demokrasinin temeli tahammül duygusudur, eleştirel aklın, farklılıklar arasında diyaloğun geçerli olmasıdır, her türlü düşünceye saygı duyulmasıdır. Bugün mutlulukla ifade ediyorum ki, Türkiye artık ne Çetin Altan’ı 300 kez mahkeme kapılarına çağıran ve düşünceyi mahkûm eden bir Türkiye’dir, ne de Nazım Hikmet’i 12 yıl boyunca hapishanelerde tutan Türkiye’dir.”
Tayyip’i tanımasak ya da Türkiye’de değil de Patagonya’da yaşıyor olsaydık belki Tayyip’e inanabilirdik. Ama ne yazık ki, Türkiye’nin gerçekliği Tayyip’in anlattığı gibi değil.
“Eleştirel akıl olmadan, eleştiriye tahammül olmadan yol alamayız” diyen Tayyip’e de bakın hele. Sanki Türkiye’deki gelmiş geçmiş başbakanların içinde en tahamülsüzü o değilmiş gibi nasıl da rol yapabiliyor.
Bir de her türlü düşünceye saygı duyulmasını umut ettiğini söylüyor konuşmasında.
Ona kendi deyimiyle “Sevsinler seni” diyoruz. Önce sen bir düşünceye saygılı ol, eleştiriye tahammül etmeyi öğren, düşünceye bir saygı duy ondan sonra konuş. Yazar-çizer kesimiyle en çok mahkemelik olan adam kalkmış bize eleştiriye tahammülden bahsediyor. Kendisi veya partisi hakkında olumsuz bir haber yapan gazeteye karşı en hafifinden boykot çağrısı yapan Tayyip, zaman zaman da gazete sahiplerine gazetelerini kapatmalarını tavsiye ediyor. Yazarlara ve çizerlere açtığı davaların dosyaları ise kendi boyunu geçmiştir herhalde.
Çetin Altan için ise söyleyecek fazla birşey yok. Aslında Tayyip’ten ödül kabul eden biri için söylenebilecek iyi bir şey yok. Ödülü alırken yaptığı konuşmasında “yazıya ihanet etmediğini” söylüyor ama Çetin Altan yıllar önce pek çok şeye ihanet etmiş bir adamdır. Yani devletin muhalif aydınıyla barıştığı falan da yoktur aslında. Çünkü ödülü alan muhalif aydın değildir. Sen bir zamanlar uğruna mecliste lince maruz kaldığın davaya ihanet etmişsin yazıya etmesen kaç yazar?
Bence Tayyip, Çetin Altan’a Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün yanında bir de Üstün Hizmet Madalyası versin. Ne de olsa bugün AKP’yi en çok savunan Ahmet ve Mehmet isimli iki de “hayırlı” evlat yetiştirmiş.
|