02.02.2009/Sayı:222
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Yunus Yılmaz

28 Şubat Atatürkçüleri ve
gerçek Atatürkçüler

Kemal Alemdaroğlu

Kemal Gürüz

28 Şubat sürecinden önce ismi, cismi ve sanı duyulmayanlar; 28 Şubat
sürecinden sonra başımıza birden Atatürkçü kesildiler. Medyada boy boy gözükmeye başladılar. Sanki laik rejimin tek koruyucusuydular.
Onlardan başka bu işi lay›k›yla yapacak birisi yokmuş gibi davrandılar.

28 Şubat Atatürkçüleri

Uğur Mumcu, Atatürkçülerin “12 Eylül öncesi Atatürkçüler” ve “12 Eylül sonrası Atatürkçüler” olarak ikiye ayrılması gerektiğini söylerdi. Bizler 12 Eylül döneminde yaş itibariyle küçük olduğumuz için, sahte Atatürkçülerin bu şekilde ikiye ayrılması gerektiği tespitinde bulunamadık!

Ancak, 28 Şubat sürecini bizzat yaşadık Bu süreçte “Atatürkçü gözükmek” moda olduğu için, kimlerin 28 Şubat sürecinden önce Atatürkçü olmayıp; 28 Şubat sürecinden sonra Atatürkçü olduğunu çok iyi gözlemledik.

O nedenle bizler de Atatürkçülerin, “28 Şubat sürecinden önce Atatürkçüler” ve “28 Şubat sürecinden sonra Atatürkçüler” olarak ikiye ayrılması gerektiğini düşünüyoruz. Sanırız buna uyan en iyi örneklerden biri de Kemal Gürüz.

28 Şubat sürecinden önce ismi, cismi ve sanı duyulmayanlar; 28 Şubat sürecinden sonra başımıza birden Atatürkçü kesildiler. Medyada boy boy gözükmeye başladılar. Sanki laik rejimin tek koruyucusuydular. Onlardan başka bu işi lay›k›yla yapacak birisi yokmuş gibi davrandılar. Kimlerden mi bahsediyoruz: Kemal Gürüz, Kemal Alemdaroğlu ve Nur Serter üçlüsünden. Fakat biz şimdi Kemal Gürüz vakasını ele alıyoruz.

Kemal Gürüz ve Kemal Alemdaroğlu ikilisinin görev başındayken nasıl işbirliği içinde olduğunu, Üniversite yönetiminde bulunanlara nasıl çile çektirdiklerini de hepimiz biliyoruz. Kaldı ki, Kemal Alemdaroğlu gibi despotik, kendisinden başkasına saygısı olmayan, İstanbul Üniversitesi’ni 12. yüzyıl kilise mantığıyla yöneten, üniversiteyi PKK’nın yerleşim yeri haline getiren, Atatürk resimlerini yırtan, sahte Atatürkçüyü koruyup kollayanları gördükçe kimin “sapık ruhlu bir girişim” içinde olduğunu anlıyoruz.

İşte o yıllarda Orducu gözükmek, bu sonradan Atatürkçü olma güruhun işine geliyordu. Devir değişti, şimdi Orducu olanları Ergenekon’dan içeriye alıyorlar. Haliyle Gürüz de içeriye alınınca bir korku sardı. “Amerikancıyım” demesi de bu yüzdendir.

Evet, Kemal Gürüz Hürriyet gazetesinden Ahmet Hakan’a verdiği röportajda özetle şöyle demiş: “Amerikan emperyalizmi palavradır. Ben Amerikancıyım. Dünya barışını ancak Amerika sağlayabilir. Türkiye’nin Batı ittifakının dışına çıkması felaket olur. Bu hükümet, ülkeyi Batı ittifakının dışına çıkarıyor. Asıl büyük tehlike budur.”

Bizler de, sahte Atatürkçü Kemal Gürüz gibileri ne zaman yumurtlayacak da gerçek yüzlerini sergileyeceğiz diye kara kara düşünüyorduk. Meğerse gün bugünmüş. Çünkü ne zaman Kemal Gürüz ve Kemal Alemdaroğlu’nu eleştirsek, bu ikilinin gerçek yüzünü bilmeyen Atatürkçülerimiz bize kızmaktadırlar. Sonrasında neden bu Atatürkçülere karşısınız, diye sormaktadırlar. Bizler de onların sahte Atatürkçü olduğunu anlatmaya çalışırız. Allahtan böyle ara sıra yumurtluyorlar da sahte Atatürkçülüklerini anlatmamız kolaylaşıyor.

Kemal Gürüz neler yumurtladı bir bakalım

1-) Kemal Gürüz: “Amerikan emperyalizmi palavradır” demiş. Atatürkçülüğü salt laiklik anlayışından oluşan birinin, emperyalizme karşı olması söz konusu olamazdı zaten. Ama Atatürk emperyalizmin her türlüsüne karşıydı. Bu ne anlama geliyor? Kemal Gürüz, “Atatürk gibi emperyalizme karşı” olmadan, antiemperyalist olmayan Atatürkçü olmaya çalışıyor.

2-) “Ne Ergenekon’u ben Amerikancıyım” demiş. Kemal Gürüz “Amerikancıymış”, Atatürk ise Türkçüydü, Türk milliyetçisiydi. Gerçi Kemal Gürüz bazen araya Türk milliyetçisiyim diye birtakım laflar sıkıştırıyor, ama yerseniz!

Amerikancılığını Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında “Ben Türk milliyetçisiyim. Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları ABD çıkarlarıyla örtüşüyor. Osmanlı bu tercihini Almanlardan yana kullandığı için battı” diyerek iyice ortaya sermiştir.

3-) “Dünya barışını ancak Amerika sağlayabilir”miş. Dünyada neresi huzurlu ise orada karışıklık çıkarmak için her türlü girişimde bulunan bir ülke, dünya barışını nasıl sağlayabilir? Madem derdi barış sağlamak, Irak’ta, Vietnam’da ve diğer ülkelerde yaptığı zulmü nasıl açıklayacaksınız? En son İsrail’in Filistin halkına yaptığı zulme karşı barış sağlama girişimde neden bulunmamıştır? İsrail’e yaptırımlarda neden bulunmamıştır? Anlaşılan Gürüz çok Amerikan filmi izlemiş.

4-) “Türkiye’nin Batı ittifakının dışına çıkması felaket olur. Bu hükümet, ülkeyi Batı ittifakının dışına çıkarıyor. Asıl büyük tehlike budur.” diyor.

Kim diyor? Kemal Gürüz. Nasıl bir tez, nasıl bir ileri görüşlülük aman Allah’ım, dehşet verici. Türkiye’yi AB’ye sokmaya çalışan ve AB’ye girme adı altında kimsizlikleştirmek isteyen AKP değil miydi? AKP, Türkiye’yi Batı ittifakının dışına çıkarmaya çalışıyormuş. Asıl tehlikede buymuş. Ne diyelim pes doğrusu. Ayrıca Atatürk’ün Batı emperyalizmine karşı olduğunu da buradan hatırlatalım.

Peki, Kemal Gürüz başka neler yumurtlamış?

“İmam Hatipten çıkıp kaymakam olunmaz, imam hatipten çıkıp öğretmen olunmaz, vali olunmaz. Yapa yapa bu hale gelinmiştir.” diyor Kemal Gürüz, İmam-Hatipli Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında.

İmam-Hatiplilerden öğretmen yapmıyordu ama şunu yapıyordu: “Gürüz, laiklik konusunda tutarlı bir başkan olamadı. 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısına kadar ne türbanı umursuyor ne de laikliği (O sıralarda rektör ya da dekan olanların bir bölümüne bakmak yetiyor). 1998 yılında Din Kültürü ve Ahlak bilgisi öğretmenlerinin İlahiyat Fakültelerinden yetiştirilmelerini başlattı ve de onlara ilköğretimde Türkçe ve Sosyal Bilgiler dersine girme hakkı verdi. O sayede, bugün pek çok okulda ilahiyat mezunu okul müdürleri kol geziyor. Gürüz’ün de katkısıyla, bir profesöre, eğitim fakültelerinde 397 öğrenci düşüyor” (Cumhuriyet Bilim Teknik eki, 15 Ekim 2008, sayı: 1117)

Gürüz’ün ülkücülüğü

2006 yılında Habertürk’te Melih Meriç’in Basın Kulübü programınd MHP’li olduğu yönündeki bir soruyu Gürüz şöyle yanıtlamıştı:

“Hiçbir zaman MHP’li olmadım. Ben bir Türk Milliyetçisiyim. MHP’de çok sevdiğim, saydığım insanlar var. Hiç MHP’li olmadım, hiç MHP’ye oy vermedim.”

Ama Gürüz’ü tanıyanlar onun ülkücü bir geçmişinin olduğunu söylüyor.

Aynı programda başka bir soruya cevaben şöyle diyordu: “Üniversitede milliyetçi hocalardan ders aldım onlarla beraber bulundum.” Tabii siz buradaki “milliyetçi”yi ülkücü sağcı olarak okuyun. Ayrıca Demirelci olduğunu da belirtmekte fayda var. Çünkü Gürüz sağcı bir ailenin çocuğu olarak sağ görüşlü biridir ve üniversitede ülkücü görüşe sahip hocaların asistanlığını yapmıştır. Ama 28 Şubat süreci ile birlikte karşımıza birden Atatürkçü olarak çıkmıştır.

Bizler de zaten sağcıların, ülkücülerin Türk milliyetçisi değil, Amerikan milliyetçisi olduklarını sürekli yazıp çiziyorduk. Bu tezimiz Gürüz’ün sayesinde tekrar ispatlanmış oldu. Görüldüğü gibi Gürüz’ün geçmişinde solculuk veya Atatürkçülük yoktur. Bunun yerine sağcılık ve gericilik söz konusudur. Topluma ilerici, demokrat diye yutturularak YÖK bu adama teslim edilmiştir maalesef.

Atatürk gençliğine akıl vermeye çalışanlar şimdi Kürt-İslam faşizminin zulmü altında!

Evet, o yıllarda yapmış olduğumuz uyarılara kulak tıkayan ve tespitlerimizi görmezden gelenler şimdi pişman mıdır bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey var ki, o yıllarda yapılan yanlışların cezasını çekiyorlar. Millet olarak biz de çekiyoruz.

Ülkemizde ne zaman Atatürkçülük ve solculuk güçlenmeye başlasa, 12 Mart ve 12 Eylül’de olduğu gibi sindirilmeye, yok edilmeye çalışılmıştır. Bunun akabinde yerleştirilmeye çalışılan Kürt-İslam anlayışına uygun bir ortam yaratılmıştır. Örgütlenmekten korkar hale gelen sol, artık faşizm karşısında örgütlenmemektedir. Çünkü solcularımız ve Atatürkçülerimiz neye sarılsa, neyi savunsa suçtur artık. Fakat burada suç olan sahiplendiği kavram değil aslında. Asıl suç onun solcu, devrimci olmasıdır. Simdi sivil bir darbe peşinde olan Kürt-İslamcılar ise, solcuların her zamanki gibi milliyetçi ve Atatürkçü olmasından başka önemli bir suç unsuru bulamamaktadırlar!

Bu gerçekleri gözardı etmeyen TÜRKSOLU bu yüzden darbecilik, cuntacılık peşinde koşmak yerine Kürt-İslam faşizmine karşı örgütlenmeye girişmektedir. 28 yıldır örgütlenmede yapılan yanlışların üstüne gitmektedir. TÜRKSOLU’nun gerçek demokrat ve halkçı olduğunun en büyük kanıtıdır bu.

Ya bizi darbecilikle suçlayanlar?

Onlara baktığımızda görüyoruz ki, Atatürkçülük yerine başka işlerin peşinde koşmuşlar! Şimdi ise sivil bir darbenin zulmü altında inlemektedirler!

Bizlere köstek olacakları yerde en azından ayak altında dolaşmayıp, iş yapanlara engel olmadan köşelerine çekilselerdi, gerçek Atatürkçülerin yolunu açmış olacaklardı. Ama dün yaptıkları gibi bugün de hem kendilerine hem bizlere zarar vermektedirler.

Ama piyasada çok bilmişlik taslayan sözde Atatürkçülerimiz TÜRKSOLU’nu hangi mücadelenin içine girse suçlu gibi göstermeye çalışmaktan vazgeçmediler.

“Ordu Göreve” dese suçlu, PKK’lılara tavır alsa suçlu...

Ne yapacak Atatürk gençliği?

Kürt-İslamcıların ülkeyi ele geçirmesini mi seyredecek?

Tabiî ki hayır!

Her zamanki gibi yapılması gerekeni yapacak.

Madem bir şey yapmaya gücünüz yok, bari gerçek Atatürkçülere engel olmayın... Diyeceğiz, diyeceğiz ama anlamazlar ki...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe