02.02.2009/Sayı:222
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya

Özgür Erdem

Sonuna kadar:
Che ile Fidel hep bir aradaydı

Sonuna kadar: Che ile Fidel Hep bir aradaydıChe öleli 40 yıl oldu ama
emperyalizm ona hâlâ saldırıyor

Emperyalist propaganda öyle büyük çarpıtmalara imza atıyor ki, bazen bizi de hayrete düşürüyor. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir haberi geçtiğimiz hafta gazetelerde görmüşsünüzdür: “Şok İddia: Che’yi Castro Öldürtmüş.”

Haber metni ise 3-5 satır. Okuyalım:

“Efsane devrimci Ernesto Che Guevara’nın 1959’da omuz omuza Küba devrimini gerçekleştirdiği Fidel Castro ile dönemin Sovyet yönetimi tarafından ölüme gönderildiği iddia edildi. Rus medyasına konuşan Che’nin silah arkadaşı Daniel Romires Alarkon’a göre ise Che, ‘kader arkadaşı’ Fidel Castro tarafından tuzağa düşürüldü. Castro, Che’nin kendisinden daha popüler olmasına tahammül edememiş.”

Kimi gazeteler ise haberi “40 yıl sonra ortaya çıkan gerçek” diye vermiş. Halbuki bu yeni bir propaganda değil. Haberde bahsedilen Alarkon bu palavrayı pek çok kereler pek çok yerde daha ortaya koymuştu. Benigno takma adıyla Küba Devrimi’ne de katılmış olan Alarkon’u Che’ye hakaretler yağdıran bütün belgesellerde görebilirsiniz.

İnsanın isyan edesi geliyor. Che öleli 40 yıl olmuş. Ölü bedeninin başında onu infaz eden CIA ajanları pozlar verdi. Bolivya Hükümeti ve CIA, Che’nin kendileri tarafından öldürüldüğünü defalarca açıkladı. Ama birileri çıkıp bıkmadan, usanmadan ve utanmadan Che’yi Fidel’in öldürttüğünü söyleyebiliyor.

Çok doğal... Che’nin posterleri gerç devrimcilerin duvarlarını süsledikçe, tüm dünyada devrimciler kendilerine örnek olarak Che’yi almaya devam ettikçe, emperyalist propagandanın hain saldırıları devam edecek tabii ki...

Sonuna kadar: Che ile Fidel Hep bir aradaydı

Bolivya’ya gitmeden önce son bir kez Küba’yı ziyaret eden Che, Fidel'le birlikte sahpte pasaportunu incelerken, 40 yıl sonra ölümünden Fidel'in sorumlu tutulacağını duysa acı acı gülerdi herhalde. Çünkü Bolivya'da CIA ajanları tarafından yakalanıp infaz edilmeden önceki son mesajında bile Fidel'i unutmayacaktı. Son dileğini soran CIA ajanı Rodriguez'e şöyle yanıt vermiştir Che: "Fidel'e yakın zamanda Amerika'da devrimin zaferini göreceğini söyleyin... Ve karıma yeniden evlenip mutlu olmaya çalışmasını söyleyin."

Bu saldırıları yalnızca emperyalist merkezler yürütmüyor. Solcu gözüken pek çok çevre de yıllardır Che’ye ve Fidel’e saldırmaktan çekinmiyor. Örneğin Benigno, Che’yi Fidel’in öldürttüğü yalanlarını yıllar önce Fransız yapımı El Che isimli bir belgeselde de dile getirmişti. El Che, Avrupalı komünistlerin Fidel ve Che’ye yönelik nefretlerini kustuğu bir belgesel. İlginç olan başka bir şey daha var. El Che’yi Türkiye’ye getirip satan da Digital Kültür isimli bir şirket. İP’lilerin film şirketi... Zaten Perinçek değil midir yıllardır Che’yi maceracılıkla suçlayan. Gördünüz mü emperyalist propagandanın hangi ellerle seslendirildiğini...

40 yıl sonra Che’nin ölü bedeninden hâlâ korkuyorlar. Ya maceracı diye suçluyorlar. Ya da Fidel’in tasfiye etmek istediği bir rakibi olarak gösteriyorlar. Ama Che’yi bir türlü gerçek devrimci kimliğiyle tanıtmıyorlar.

Emperyalizmin bu propagandaları yürütürken dönek veya reformist solcuları yanında bulması bir tesadüf değil...

Neden mi? Sanırız işin içinde biraz da kıskançlık da var. Aynı çevreler Türkiye’de benzer şekilde Deniz’lere Mahir’lere de saldırıyor. Kendi hayatlarında yapamadıkları devrimciliği yapanları kıskanıyorlar. Ve devrimci değerlere çamur atıyorlar. Bir de utanmadan devrimcilerin hayatını anlatan filmleri satıp para kazanıyorlar.

Oh ne ala!.. Tarihi gerçekleri çarpıt, emperyalist propagandaların yayılmasına yardım et... Bir de üstüne para kazan!

Öncelikle şu gerçeği vurgulayalım. Devrimlerin tarihini karşı devrimciler yazamaz. Çünkü devrimleri kavrayamazlar. Bunun tek nedeni “zeka seviyesi” değil. Karşı devrimciler, devrimcileri harekete geçiren şeyin ne olduğunu bir türlü anlayamaz. Kapitalizmin metalar dünyasının tutsağı olan bu insanlar herkesi kendileri gibi sanır. Ve tabii ki devrimciliğin ahlaki değerlerini de anlayamaz. Yukarıdaki şu 3-5 satırlık haber metni bu anlamda bize çok şey öğretiyor.

Devrimciliği anlayamayan, hele hele Küba Devrimi’ni anlayamayan birisinin Che ile Castro arasındaki o devrimci ilişkiyi, o devrimci dayanışmayı kavrayamaması da çok doğal.

Öyleyse biraz Küba Devrimi’nden bahsedelim. “Kıskançlık” ve “çekememezlik” kelimelerinin en son kullanılacağı yer herhalde Küba Devrimi’dir. Dünya tarihini şöyle bir düşünün. Hangi devrimin, hangi ülkenin Che ve Fidel gibi “iki” lideri var? Liderler genelde “tek”tir. Bu da aslında işin doğasıdır. Ancak Küba Devrimi, bunu bile aşmış ve yalnızca Fidel’i değil, Che’yi de devrimin simgelerinden biri yapmıştır.

İşte bu yüzden “Castro Che’yi çekemiyordu” açıklamasının yanlıştan da öte acımasızdır.

Che’yi Che yapan Fidel oldu

Che Kübalı değildir. Arjantinlidir. Küba’daki devrimci mücadeleye 1956’da katılmıştır. Ondan önce, yalnızca ülkesi Arjantin’de değil, Meksika, Peru, Kolombiya, Guatemala gibi pek çok ülkede devrimci hareketlere katılmıştır. Çünkü Latin Amerika’daki sınırları kabul etmemektedir. Yapaydır o sınırlar. Emperyalizm tarafından çizilmiştir. Ve yok edilmelidir.

Aynı düşünce Fidel’de de vardır. Zaten 1959’daki devrimi de yalnızca Küba Devrimi olarak adlandırmazlar. “Latin Amerika Devrimi’nin İlk Adımı” olarak görürler.

Che, Latin Amerika’daki devrimciliğin “kıtasal”lığının da simgesidir aynı zamanda. Arjantinli olmasına karşın Küba Devrimi’nin liderlerinden biri olması, bütün Latin Amerika devrimcilerine önemli bir mesajdır.

Aynı zamanda Küba’daki sosyalizm anlayışı için de önemli bir örnektir Che. Fidel liderliğindeki örgütün verdiği her görevi layıkıyla yerine getirmesiyle, ortaya koyduğu devrimci karakterle, Küba’da devrimin yaratmak istediği “Sosyalist yeni insan”ın bir örneğidir. Adeta “canlı bir örneğidir.”

Che, bir doktor olmasına karşın, hele hele astım hastası olmasına karşın, gerilla lideri olabilmiştir. Devrimden sonra da ihtiyaç duyulan her yerdedir. Her görevi üstlenir. Merkez Bankası Başkanlığını yürütmüştür. Sanayi Bakanlığı yapmıştır. Devrimci iradenin sınır tanımadığının güzel bir örneğidir Che. Devrimin önemli örneklerinden biri haline gelir.

Tabii Che, bu derece “öne çıkarken”, devrimin önde gelen simgelerinden biri haline gelirken, Fidel, karşı devrimcilerin sandığı gibi kıskançlık duymamaktadır. Aksine, tüm bu süreçte Che’ye destek olan, ona cesaret veren, ufkunu açan Fidel olmuştur.

Fidel’in liderliğini Che de sonuna kadar benimsemiş, ona karşı saygısını her fırsatta belirtmiştir. Küba Devrimi’nin hemen ardından Küba Günlüğü’nü yayınlayan Che, Fidel’le tanışmasını gerçekten devrimci bir eyleme girişmesinin miladı olarak görmektedir:

“Bu satırların yazarı Amerika kıtasını derinden etkileyen toplumsal olayların yarattığı dalgalanmalarla oradan oraya sürüklenip giderken Fidel Castro adında bir başka Latin Amerikalı sürgünle tanışma fırsatını buldu. (...) Fidel ile soğuk Meksika gecelerinden birinde tanıştım. Karşılaşmamızın üzerinden yalnız birkaç saat sonra, aynı gece sabaha karşı Fidel’in hazırlığını yaptığı seferin üyelerinden biri de ben olmuştum.”

Fidel’in karakteri de Che’yi derinden etkilemiştir. 1956’da Meksika’da Fidel’le birlikte gerilla eğitimi görürken yakalanıp tutuklanan Che, Fidel tarafından nasıl kurtarıldığını Küba Günlüğü’nde şöyle anlatır:

“Meksika kentinin yakınlarında bulunan çiftliğimiz polis baskınına uğramış ve hepimiz tutukevini boylamıştık. Bu durum, harekâtımızın ilk devresinin son bölümünü geciktirdi. Hemen hepimiz, suçlu olarak kendi ülkelerimize geri gönderilme korkusu içinde 57 gün kadar tutukevinde kaldık. Binbaşı Calixto Garcia ve ben, bu korkuyu duyanların başında geliyorduk. Ne var ki, Fidel Castro’ya karşı güvenimizi hiçbir zaman yitirmedik. Hatta, Fidel, arkadaşlık uğruna kendi devrimci durumunu tehlikeye düşürebilecek şeyler yaptı.

Ben, hakkında çeşitli suçlamalar bulunan ve Meksika’da kaçak olarak yaşayan bir yabancı idim... Fidel’e, sırf benim yüzümden devrimin ertelenmemesini, beni geride bırakabileceklerini, ileride emir verildiği takdirde nerede olursam olayım, savaşa derhal katılabileceğimi söyledim. Kendilerinden, sadece, Arjantin yerine, komşu bir ülkeye gönderilmem için gayret göstermelerini istedim. O zaman Fidel’in bana verdiği o kesin ve erkekçe yanıtı asla unutamam:

‘Seni yüzüstü bırakamam.’

Bizleri Meksika tutukevlerinden kurtarabilmek için Fidel’in önemli bir zaman ve para harcaması gerekiyordu. Bu gereği yerine getirmekte duraksamadı. Fidel’in sevip saydığı kimselere gösterdiği böylesine davranışlar kendi çevresinde yaratılmış olan kuvvetli bağlılığın anahtarlarını oluşturmaktadır. Fidel’in çevresinde ilkeler üzerine kurulmuş böyle bir dayanışma, Küba Devrim Ordusu’nu bölünmez bir bütün haline getirmiştir.”

Kıskanmak bir yana Fidel Che’nin hep önünü açtı

Emperyalistlerin iddia ettiği gibi, Che’nin “ayağını kaydırmak”, “popülerliğini azaltmak” bir yana, Che’yi özellikle öne çıkaran Fidel olmuştur denebilir. Örneğin, Che’yi Küba elçisi yapmıştır. Che’nin bu elçilik görevi önemlidir. Küba Devrimi’nin ilkelerini dünyaya açıklayacak, Üçüncü Dünya ülkeleri arasındaki devrimci dayanışmayı artırmaya çalışacak, diğer sosyalist ülkelerin deneyimlerini öğrenecektir. Amaç hem Küba Devrimi’ni “kıtasal” hale getirmektir. Hem de, dünya çapında bir antiemperyalist direniş cephesi kurmaktır. Sanki aralarında bir görev paylaşımı yapmışlardır. Fidel Küba’da sosyalizmin kuruluşuna önderlik edecek, Che ise dünyaya yayılmasını sağlayacaktır.

Che bu amaçla pek çok ülkeyi gezer. Mısır, Hindistan, Yugoslavya, Çin, Cezayir, Endonezya, Gana, Mali gibi sosyalist Üçüncü Dünya ülkelerini ziyaret eder. Kimisine birkaç kez gider.

Latin Amerika’nın hemen hemen bütün ülkelerine de uğrar. Küba’nın Latin Amerika’yla ticari ve diplomatik ilişkilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Tabii “kıta”nın devrimci hareketleriyle de ilişki kurar. Yalnızca Latin Amerika’da değil, Afrika ve Asya’da da pek çok devrimci hareketle görüşür.

Uluslararası toplantılarda Küba adına konuşmalar yapar. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda emperyalizmi lanetleyen ve Üçüncü Dünya halklarının antiemperyalist mücadelesinin zaferini müjdeleyen konuşması büyük olay olur. Konuşma Batılı emperyalistler için soğuk bir duştur. Dünyanın bütün ezilen halkları için ise coşku kaynağı... Che’nin şu sözleri “sosyalizmin bir canlı örneği” olduğunun kanıtıdır adeta: “Gerekli gördüğüm anda Latin Amerika ülkelerinin birisinin özgürlüğü için, karşılığında kimseden hiçbir şey talep etmeden tereddütsüzce hayatımı veririm.”

Che, Bolivya’ya Küba Devrimi’ni yaygınlaştırmak için gitti

Che de Fidel de, Küba Devrimi’nin deneyimlerini dünyaya aktarmanın tek yönteminin dış geziler olmadığını bilmektedir. Yalnızca Küba’da sosyalizm kurmak da yetersizdir. Devrim başta Latin Amerika ülkeleri olmak üzere bütün Üçüncü Dünya ülkelerine yayılmalıdır. Emperyalizme karşı büyük bir antiemperyalist savaş verilmelidir. Che aynı zamanda bir gerilla lideri oarak da deneyimlerini paylaşmalıdır.

Bu amaçla Che, Mart 1965’te Küba’daki bütün resmi görevlerinden istifa eder. Ve Kongo’ya gider.

Che’nin bir anda ortadan kaybolması tüm dünyada şaşkınlık yaratır. Emperyalist merkezler bugün çok tanıdık olan bir propaganda yürütmeye başlar: “Fidel Che’yi tasfiye etti.” Fidel’in Che’yi öldürttüğü, sürgüne gönderdiği, tutuklattığı dedikoduları yayılmaya başlar.

Bu hain ve sinsi propaganda o kadar yaygınlaşır ki, Küba’ya da dünyadaki devrimci mücadeleye de zarar vermeye başlar. Bu nedenle Fidel, 3 Ekim 1965’te, Che’nin Küba’dan ne amaçla ayrıldığını açıklamak zorunda kalır. Che’nin kendisine yazdığı veda mektubunu açıklar:

“Fidel,

Dünyanın başka ülkeleri benim mütevazı çabalarımın yardımını istiyor. Ben senin Küba’ya olan sorumluluğunun sana imkan vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi.

Bunu acı ve sevincin karışımıyla yaptığım bilinsin; burada benim kurucu umutlarımın en safını ve sevdiklerim arasında en sevgili olanı bırakıyorum ve beni evladı gibi kabul eden bir halkı bırakıyorum. Bu, benim ruhumdan bir parça koparmaktır. Yeni savaş alanlarında bana vermiş olduğun inancı, halkımın devrimci ruhunu, görevlerin en kutsalı olan nerde olursa olsun emperyalizme karşı mücadele etme görevini yerine getirme duygusunu taşıyacağım.

Başka gökler altında son saatim geldiğinde benim son düşüncem bu halk ve özellikle sen olacaksın. Öğrettiklerin için ve eylemlerimin en son sonuçlarına dek sadık olmaya çalışacağım, örneğin için sana teşekkür ettiğimi, Devrimimizin dış politikası ile her zaman özdeşleştiğimi ve buna devam edeceğimi, sonumun geldiği herhangi bir yerde Kübalı devrimci olmanın sorumluluğunu duyacağımı ve öyle davranacağımı, çocuklarıma ve karıma maddi hiçbir şey bırakmadığımı ve bundan üzüntü duymadığımı, aksine sevindiğimi, onlar için hiçbir şey istemediğimi çünkü devletin onlara yaşama ve eğitim görmeleri için gereken her şeyi vereceğini biliyorum.

Her zaman zafere kadar!

Ya Vatan ya ölüm!”

Görüldüğü gibi veda mektubu, Che ve Fidel aleyhinde yürütülen kampanyanın ne kadar yanlış olduğunun en güçlü kanıtıdır. Birkaç noktayı burada vurgulayalım.

Che, Fidel’e saygı ve sevgisinden hiçbir şey kaybetmemiştir: “Öğrettiklerin için ve eylemlerimin en son sonuçlarına dek sadık olmaya çalışacağım, örneğin için sana teşekkür ediyorum.”

Ölüme giderken bile aklında Fidel’in olacağını söylemektedir: “Başka gökler altında son saatim geldiğinde benim son düşüncem bu halk ve özellikle sen olacaksın.”

Çocuklarını ve eşini Küba’ya, yani Fidel’e emanet etmektedir: “Çocuklarıma ve karıma maddi hiçbir şey bırakmadığımı ve bundan üzüntü duymadığımı, aksine sevindiğimi, onlar için hiçbir şey istemediğimi çünkü devletin onlara yaşama ve eğitim görmeleri için gereken her şeyi vereceğini biliyorum.”

Kısacası bırakın kavgalı, dargın ve kıskançlık içinde ayrılmayı, eşini ve çocuklarını emanet edecek kadar dostça ayrılmıştır Che Fidel’den...

Ölene kadar Fidel’e sadık kaldı

Che, Kasım-Aralık 1965’te Kongo’yu terk eder. Bolivya’ya geçecektir. Önce Küba’ya uğrar. Adolfo Mena Gonzalez sahte kimliğini almıştır.

Küba’ya bu son gidişinde Fidel’le bir resim çektirir. Resimde Fidel, Che’nin sahte kimliğini incelemektedir. Muhtemelen o kimliği hazırlatan da Fidel’dir. Bu, beraber gözüktükleri son karedir.

Che, Bolivya’dayken Küba ve Fidel’le bağlarını koparmaz.

“Bir iki üç daha fazla Vietnam” sloganıyla ünlenen mesajı ölümünden çok kısa bir süre önce yayınlanır. Küba’da, Fidel’in düzenlediği bir toplantıda. Fidel 1966’da Tricontinental (Üç Kıtanın Birliği) isminde bir dayanışma örgütü kurmuştur. Örgütün amacı Güney Amerika, Asya ve Afrika halklarının devrimci mücadelelerini desteklemektir. Che’nin ünlü mesajı Tricontinental’in 1967’deki ikinci toplantısında okunur. Okuyan ise Osmany Cienfuegos’tur. Osmany, Küba Devrimi’nin simge isimlerinden Camilo’nun oğludur. Tricontinental’in de Genel Sekreteridir. (Halen de Küba’da Raul Castro’nun yardımcılığını yürütmektedir.)

Bu mesaj Che’nin Fidel’le de Küba’yla da hiçbir sorununun olmadığının kanıtıdır. Mesajın içeriği de Bolivya’da bulunma amacını ortaya koymaktadır:

“Eğer dünyada ölümün kendi paylarına düşen kısmıyla ve müthiş trajedileriyle, hergünkü kahramanlıklarıyla, emperyalizme bitmez tükenmez darbeler indirerek, dünya halklarının artan nefretiyle emperyalizmin güçlerini parçalamak için iki, üç daha fazla Vietnam gün ışığına çıksaydı, geleceğe daha güvenli bakabilirdik! (...)

Ölüm, nereden ve nasıl gelirse gelsin, savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları yeni savaş ve zafer naralarıyla ve de mitralyöz sesleriyle cenazelerimize ağıt yakacaksa, hoş geldi, safa geldi.”

Bolivya’ya gitmeden önce son bir kez Küba’yı ziyaret eden Che, Fidel’le birlikte sahte pasaportunu incelerken, 40 yıl sonra ölümünden Fidel’in sorumlu tutulacağını duysa acı acı gülerdi herhalde. Çünkü Bolivya’da CIA ajanları tarafından yakalanıp infaz edilmeden önceki son mesajında bile Fidel’i unutmayacaktı. Son dileğini soran CIA ajanı Rodriguez’e şöyle yanıt vermişti Che:

“Fidel’e yakın zamanda Amerika’da devrimin zaferini göreceğini söyleyin... Ve karıma yeniden evlenip mutlu olmaya çalışmasını söyleyin.”

Che’nin ölümünden sonra, Fidel Che’ye de Che’nin ailesine de sahip çıktı. Che’nin Bolivya’da tuttuğu günlüğü ortaya çıkardı ve yayınladı.

Yıllarca Che’nin kaybolan cesedini aradı... Ve sonunda 1997’de Che’nin kayıp cesedi bulundu ve ölümünün 30. yıldönümünde büyük bir devlet töreniyle defnedildi...

Fidel, Che’yi kıskanmak bir yana, Küba’da devrimci bir simge olarak anmaya devam etti. Bugün Küba’da devlet dairelerinde Fidel resminden çok Che resmi bulunmaktadır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe