02.02.2009/Sayı:222
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Kaya Ataberk

Bolivar’ın ülkesinde
devrimin yeni zaferi

Bolivya'da sosyalist anayasa kabul edildi
Evo Morales

Yeni anayasanın kabul edilmesinin ardından Evo Morales bunu coşkuyla açıkladı: “Bugün Bolivya’nın yeniden kurulduğu gündür, sömürge devletinin sonudur. Bolivya halkının bilinci sayesinde, büyük mülk sahiplerinin ve büyük mülklerin sonudur”. Evo, yaşanan değişimi abartmıyor, bugüne kadar açıkça ifade edilemeyenleri açıklıyor sadece… Bolivya, yıllardan beri bağımsız bir ülke gibi görünse de aslında sömürgeciliğin sakatladığı toplumsal doku hakimiyetini koruyordu. Artık ülkenin zenginleşmiş birkaç eyaletinde yaşayan Beyazların hakimiyetindeki sömürge devlet yıkılmış, onun yerine halkın sosyalist devletinin inşası başlamıştır.

Bolivya’da sosyalist Anayasa kabul edildi

İspanyol sömürgeciliğinden beri dünyanın belki de en çok ezilen kıtası devrim ve sosyalizm fırtınasıyla sarsılmaya devam ediyor. Yıllar önce Küba devrimiyle yakılan ateş bugün sadece bu ülkeyle sınırlı değil. Önce Venezuela’da Chavez’le atılım yapan Latin Amerika solu, son yıllarda Bolivya’da Evo Morales’in liderliğinde tüm dünyaya antiemperyalizm ve sosyalizm dersi verecek duruma geldi. Ardı ardına gerçekleşen kamulaştırmalar ve millileştirmelerin yanında ezilen, yüz yıllardır varlığı Beyaz Adam tarafından inkar edilen bir ulusun dirilmesi, kendi kimliğini yeniden bulması da Bolivya devriminin atılımları arasında en başlarda yer alıyor.

Bolivya, adından da anlaşıldığı gibi Bolivar’ın ülkesi ve gittikçe taşıdığı ada daha da uygun bir devrim ülkesine dönüşüyor. Aslında Bolivya’da devrim öyle birkaç yıl içinde başarılmış, kolay bir devrim değil. Bundan kırk iki yıl önce Bolivya devriminin ilk adımları And Dağları’nın tepesinde atılmıştı. Gerçi bu adımların atılışı Küba Devriminin ikinci ismi ve tüm dünyanın ezilen halklarının simgesi Komutan Ernesto Che Guevara’nın şehit olması pahasına olmuştu ama ardından eylemlerine devam eden Bolivya Ulusal Kurtuluş Cephesi, Che’nin izinde bir devrimci gelenek yaratmıştı. 22 Ocak 2006’da başlayan sosyalist Evo Morales’in devlet başkanlığından beri Bolivya, Che’nin açtığı yolda emin adımlarla ilerliyor.

Morales’in, Bolivya’nın ilk Aymara kökenli devlet bakanı olması bile bunun bir devrim olduğunu gösteriyordu aslında. Bolivya, görünüşte bağımsız olduğu yıllarda bile ülkenin gerçek halkı tarafından değil İspanyol sömürgecilerin torunları tarafından yönetilmişti. Morales, ne yapması gerektiğini iyi biliyordu. Bir taraftan ülke içindeki ABD tekellerinin ve bunların destekçisi Beyaz oligarşinin gücünü kıracak önlemler alırken diğer taraftan da Kızılderili yoksul halkın yoksulluğuna son verecek sosyo-ekonomik politikalar başlattı. Halk onun kendilerinden biri olduğunu ve onlar için mücadele ettiğini çok iyi biliyor. Geçtiğimiz hafta % 60 destekle kabul edilen sosyalist anayasanın arkasındaki tek güç de işte bu Kızılderili halktan başkası değil ve anayasa da gerçekten tam anlamıyla ezilen halkın anayasası.

Anayasa, ülkeye sömürgeciliğin mirası olan büyük toprak sahipliğinin yasaklanmasını öngörüyor. Bu çok önemli bir madde çünkü latifundia ve hacienda olarak adlandırılan dev çiftlikler tüm Güney Amerika’nın yüzyıllardır başının belası. Bunların tümü Beyaz oligarşi için zenginlik, halk için kölelik anlamına geliyor. Meksikalı devrimci Emiliano Zapata’nın Ayala Planı adlı toprak devrimi uygulamasından beri de bunların tasfiyesi tüm kıtanın devrimcilerinin baş sorunlarından biri. Bu önemli adımın yanında ülke kaynaklarının halkın yararına kullanılması ve yok sayılan halkın varlığının, dilinin, medeniyetinin savunulması sosyalist anayasanın ilkeleri arasında yerini aldı. Bir diğer önlem de Evo Morales’in yeniden seçilebilmesini sağlayacak değişikliklerin anayasaya girmiş olması.

Peki bu devrimci atılımın ülkesi Bolivya’nın tarihsel gerçeği nedir?

Bolivya gerçeği

Bugün Bolivya olarak adlandırılan topraklar, sömürgeciliğin yağma ve katliamlarından önce İnka medeniyetinin bir parçasıydı. İnkalar dediğimiz insanlar, bugün de Bolivya ve Peru’nun geniş kesimlerinde yaygın olan Aymara ve Keçua dillerini konuşan halkların birliğinden oluşmuştu. Aynı Doğu medeniyetleri gibi Avrupalı sömürgecinin hayal gücünün sınırlarını aşan bir uygarlığın temsilcileriydiler. Ne özel mülkiyet biliyorlardı ne de altın hırsı. Ancak Doğu halklarından farklı olarak bir şeyi daha bilmiyorlardı: Haçlı istilacıyla nasıl savaşılacağını… Bu da onların ağır yenilgisine neden oldu.

Bu öyle basit bir istila olmadı. Önce tüm hazır zenginlikler yağmalandı, ardından da tüm altın ve gümüş kaynakları eritildi. Bunlar tükenince de toprak sömürülmeye başlandı. İspanyollar, arkalarında 8 milyon ölü bıraktılar. Büyük talan sırasında yaşanan katliamdan kurtulan az sayıda Aymara ve Keçua da artık büyük toprak sahiplerinin kölesi olacaktı.

İlk umut ışığı “El Libertador” (Kurtarıcı)’la doğdu. Venezuela doğumlu büyük Ulusal Kurtuluş devrimcisi Simon Bolivar, Güney Amerika’nın tümünü sömürgelikten kurtarmayı ve kıtasal birliği oluşturmayı planlıyordu. Venezuela’da başlattığı devrimci savaşı Kolombiya, Ekvador ve Peru’da sürdürdü. O zamanlar Yukarı Peru olarak adlandırılan Bolivya, 1825 yılında kurtarıldı. Ülkenin ilk anayasasını Bolivar kendisi hazırladı ve ülkeye onun adı verildi: Bolivya!

Ancak Bolivar’ın kıtasal birliği ve iktidarı uzun sürmedi. Yerli işbirlikçiler Bolivar’a ihanet ettiler ve kendi sömürü düzenlerini kurdular. Bolivya bağımsızlığından sonra yeni sömürgecilikle karşı karşıya kaldı. Ülkedeki doğal kaynakları elinde tutan ve genellikle de büyük toprak sahipleriyle aynı kişilerden oluşan beyaz oligarşi halkı inletmeyi sürdürdü. Bugün Güney Amerika ülkelerinin en yoksulu Bolivya ve bunun nedeni de bir zamanlar en büyük zenginliklere sahip olması. Bugün de Bolivya’nın petrolü ve doğal gazı var. Bunları sahibi yakın zamana kadar emperyalistler ve oligarşi oldu. Ama artık halk kendisinin olanları geri alıyor; çünkü sömürgeci devlet yıkılıyor.

Sömürge devletinin sonu

Yeni anayasanın kabul edilmesinin ardından Evo Morales bunu coşkuyla açıkladı: “Bugün Bolivya’nın yeniden kurulduğu gündür, sömürge devletinin sonudur. Bolivya halkının bilinci sayesinde, büyük mülk sahiplerinin ve büyük mülklerin sonudur”. Evo, yaşanan değişimi abartmıyor, bugüne kadar açıkça ifade edilemeyenleri açıklıyor sadece…

Bolivya, yıllardan beri bağımsız bir ülke gibi görünse de aslında sömürgeciliğin sakatladığı toplumsal doku hakimiyetini koruyordu. Artık ülkenin zenginleşmiş birkaç eyaletinde yaşayan Beyazların hakimiyetindeki sömürge devlet yıkılmış, onun yerine halkın sosyalist devletinin inşası başlamıştır. Bu nedenle yeni devletin bir Kızılderili devleti olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. Beyazların devletinin yerine İnkaların torunlarının sosyalist cumhuriyetinin kurulduğunu görüyoruz.

Diğer taraftan Güney Amerika’nın her yerinde ilerleyen devrim ve devrimci yönetimlerin artan işbirliği Bolivar’ın, Che’nin kıtasal birlik düşünün artık “düş” olmadığını da ortaya koyuyor.

Bolivya’nın gösterdiği

Bolivya devriminin, daha doğrusu Güney Amerika devriminin, verdiği önemli dersler var. Bunlardan belki de en önemlisi antiemperyalizmin ve sosyalizmin ancak birlikte var olabileceğidir. Bunun içerdeki yansıması bir anlamda ekonomik planda gerçekleşiyor. Bir taraftan yeni anayasayla yüz yılların sömürge mirası toprak rejimi ortadan kaldırılırken diğer taraftan emperyalist tekellerin ellerindeki işletmeler millileştiriliyor. Anayasanın kabulünden iki gün önce BP ortaklığı Chaco’ya el konulması da bunun önemli örneklerinden birini oluşturdu. Böylece emperyalizmin ve oligarşinin tasfiyesinin bir aynı şey olduğu ortaya çıkmış oldu. Böylece tüm Ulusal Sol hareketlerin ortak programı da uygulamaya kondu.

Bu politikanın dışarıdaki yansıması da ABD’ye gerçek anlamda karşı duran, gerçek antiemperyalist tek gücün bu sosyalist ülkeler olduğunun görülmesi oldu. Yine, birkaç hafta önce, Tayyip başta olmak üzere Ortadoğu’nun tüm sağcıları Filistin konusunda demagoji yaparken Morales, İsrail’le tüm ilişkileri kesmişti.

Son olarak gelelim milliyetçilik ve devletçilik meselesine. Yine tüm ezilen dünya devrimcileri gibi Morales de Boivya’da devletçi bir ekonomik programın adımlarını atıyor. Bunu kimsenin inkar etmeye gücü yok. Ancak milliyetçilik meselesinde de Bolivya’nın çok net olduğunu belirtmekte fayda var. Şimdi Türkiye’de kimi liberaller ve “solcular”, Morales yeni anayasayla yerlilere haklar tanındığından, bunun da etnik gruplara ve mezheplere özgürlük denek olduğunun propagandasının peşindeler. Bir taraftan da eyaletlere verilen hakları federasyona çekmeye çalışıyorlar.

Kendi içinde tutarlı görünen ama gerçekler karşısında dağılan bir mantık. Bir kere Bolivya’nın Kızılderili halkı azınlık ya da etnik grup değil ülkenin çoğunluğunu oluşturan gerçek halkın ta kendisi. Azınlık olan ama oligarşik yapının sahibi olanlar da sömürgecilerin torunları. Bu nedenle Bolivya devriminin Kızılderili dillerine ve medeniyetine yaptığı vurgu, etnikçi uşaklığın tam tersine ezilen ulus milliyetçiliğinin öze dönme ilkesinin gerçek bir uygulaması. Federasyon meselesine gelince, burada da aslında yıllardır zengin eyaletlerde yaşayan oligarşinin elinden kaynakların alınarak merkezi devletin, halkın yararına kullanımına açıldığı saklanmaktadır. Eyaletler değil merkezi ulus devlet inisiyatif kazanmaktadır. İnkaların torunları merkezi devleti başka bir düzlemde yeniden kuruyorlar. Kısacası birileri görmek istemese de Bolivya’da bir ulus ve devlet yeniden doğuyor.

500 yıllık sömürgecilik, Aymara ve Keçualara uluslarını, devletlerini unutturamamış, Türklere mi Türklüklerini unutturabilecek? Emperyalizme ve Kürt-İslam faşizmine hodri meydan!

Bolivar ve Che’nin düşü gerçek oluyor. Atatürk’ün ve Sultangaliyev’in düşünün gerçek olduğunu da göreceğiz.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe