02.02.2009/Sayı:222
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Ekin Akkol

Sahte Atatürkçülere yaşamıyla ve
ölümüyle ders veren gerçek bir Atatürkçü:

Muammer Aksoy

Muammer AksoyMücadeleci Atatürkçü: Prof. Muammer Aksoy

Günümüzde yaşanan gelişmeleri değerlendirmek ve yarının bize ne göstereceğini tahmin etmek için yakın tarihimize bakmamız yeterlidir. Türkiye’yi kuşatan bölücü ve gerici güçlerin yeni adımlarının ne olacağını kestirmek için de aynı şekilde geriye dönüp bakmak gerekmektedir.

Bugün Türkiye’yi karanlığa gömmeye çalışan iç ve dış mihraklar bundan tam on dokuz yıl önce de görev başındaydı. Emperyalizm dünyada “yeni” bir düzene geçiyordu ve Türkiye’de de bir düzenleme yapmak gerekiyordu. Türkiye’nin yeni düzeninin adı ise “Atatürksüz Türkiye” olmalıydı. Türkiye Atasını kaybedeli elli iki yıl olmuştu ancak Atasına sahip çıkan gelenek hala ayaktaydı ve mücadele ediyordu. İki tane darbe geçirmişti, zindanlara hapsedilmişti ancak yine de yılmamıştı. Atasının izinden giderken akıllarda ki tek hedef Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalması idi.

İşte Türkiye Cumhuriyeti’ni ayakta tutacak her kim varsa emperyalizm için yok edilmesi gereken potansiyel bir hedefti. Emperyalizm hedef belirlediği kişileri ise yeni düzen içerisinde istemiyordu. Çünkü onlar için Atatürkçüler, Atatürk’ün yolundan yürüyenler birer Atatürk olma tehlikesi taşıyordu. Ve “Atatürksüz Türkiye” projesi gerçekleşmesi için ise Atatürkçüler temizlenmeliydi. İşte Türkiye tarihi faili meçhul cinayetler serisi ile o dönemde tanıştı. Doksanlı yılların başı seri aydın katliamlarının birer birer yaşandığı dönemdi. Aydın insanlar katledilirken Türkiye karanlığa doğru sürüklenmeye başlamıştı. Aydınlık Türkiye için bir dakika karanlık eylemlerinin yapılacağı yıllar uzak değildir artık.

Türkiye’de yaşanan aydın katliamları arasında unutulmayanlardan biri de Prof. Muammer Aksoy cinayetidir. Prof. Aksoy her zaman yaptığı gibi kurucusu olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bir toplantısından sonra eve dönüyordu. Akşam saatleriydi, Ankara’nın Bahçelievler semti, Prof. Aksoy’a sıkılan ve ölümüne sebep olan üç kurşunla çınladı. Tarih 31 Ocak 1990’dı.

1917’de Antalya’da doğan Aksoy, 1937 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni, 1950 yılında ise Zürih Hukuk Fakültesini “Hukuk Doktoru” ünvanıyla bitirdi. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 1952 yılında doçent, 1963 yılında profesör olan Aksoy, 27 Mayıs ihtilali sonrasında 1961 Anayasası’nın hazırlanmasında önemli katkılarda bulundu.

Türk aydını olma konusunda önemli bir yere sahip olan Aksoy, Atatürkçü kimliğini de hiçbir zaman gizlememiştir. Öldürülmeden önce Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kuran Aksoy, emperyalizme darbe vuran insanlar arasındaydı.

Aksoy’u vuran karanlık güçlerin, Aksoy nezdinde yok etmek istedikleri ise Atatürkçülüğün mücadeleci özüydü. Çünkü emperyalizme karşı zafer kazanmış bir önder olan Mustafa Kemal Atatürk’ün tek görevi sonuna kadar mücadele etmekti. Ondan dolayı, Atatürk’ün mirasına sahip çıkan, mücadeleci Atatürkçülük denilince akıllara gelen nadir aydınlardan biridir Prof. Muammer Aksoy.

Geçmişini incelediğinizde, yaptığı her eyleme baktığınızda sonuna kadar direnen bir Atatürkçü göreceksiniz. Özellikle 27 Mayıs sonrası dönemde devrim anayasası olan 1961 Anayasası’nın oluşturulmasında görev alan ve daha sonra ise komisyonun sözcülüğünü üstlenen Aksoy, dik duruşundan hiçbir zaman taviz vermez.

Prof. Muammer Aksoy’u öldürülmesi, yaptığı eylemlerin bedelidir aslında. Ama zaten Atatürkçü olmak, emperyalizme karşı olmak belirli bir bedel ödemeyi gerektirmektedir. Aksoy bu bedeli canı ile ödedi; ancak geride kalanlara önemli bir miras bıraktı.

Devrim anayasası sözcüsü

Prof. Muammer Aksoy, aldığı kararlar ile de kendinden çokça söz ettirmiş biridir. En önemli tavrı ise 1960 öncesinde DP iktidarı döneminde, Menderes’in üniversitelere karşı yaptığı baskılardan dolayı üniversiteden ayrılması olmuştur. Tekrardan üniversiteye geri dönüşü ise DP’nin iktidarının yıkılarak yerine Milli Birlik Komitesi’nin yönetime el koyması döneminde olmuştur.

27 Mayıs 1960 devrimi ile üniversiteler özgür kalmış, Türkiye on yıllık gerici, baskıcı bir yönetimden kurtulmuştur. Türkiye’deki değişimler arka arkaya gerçekleşmeye başladı. Bunlardan en önemlisi yeni hazırlanacak anayasadır.

Hukuk profesörlerinin de içinde bulunduğu bir heyet, 1961 Anayasası olarak bilinen devrim anayasasını hazırlamaya koyuldular. Bunlar arasında Prof. Muammer Aksoy’la birlikte daha sonra Aksoy’la birlikte ADD’yi kuracak olan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Münci Kapani ve Bahri Savcı gibi aydınlar da vardı.

Prof. Muammer Aksoy, 1961 Anayasası hazırlandıktan sonra, Meclis Anayasa Komisyonu sözcülüğü görevini üstlenmiştir. Kendisiyle simgeleşen 1961 Anayasası, Türkiye tarihinde de yeni bir çığır açmıştır.

27 Mayıs sonrası gelen böyle bir anayasanın, altmışlı yıllara yön vermesi önemlidir. Altmış ile yetmiş arasını incelediğinizde özgürlük ve demokrasi mücadelesinin 1961 Anayasasından güç aldığını göreceksiniz.

O dönemki en büyük eylem ise 15-16 Haziran 1970’de gerçekleştirilen yürüyüştür. Binlerce işçi İstanbul’un dört bir yanından sel olup akıyordu. Bu yürüyüş Adalet Partisi hükümetinin anayasada yapmak istediği değişiklikler ile işçinin, emekçinin hakkının kısıtlanmasına karşı yapılmış bir eylemdi.

İşçiler için böylesi bir eylem özgürlüğünün önünü açan 1961 Anayasası’nın sözcülüğünü yapan birinin de kendi alanında işçinin yanında olmaması mümkün değildi. Prof. Aksoy aynı zamanda İşçi Emeklileri Derneği’nin danışmanlığını yapıyordu. Herhangi bir hukuksuzluk yapılırsa anında müdahale edecekti. Tabii haksızlığı danışmanlığını yaptığı dernek yapsa bile müdahale ediyordu.

Mesela baktığı davalardan biri de “süper emekliler” davasıydı. Davayı danışmanlığını yaptığı İşçi Emeklileri Derneği’ne açmıştı. Davanın konusu da süper emeklilerden alınan yargılama giderlerinin davacılara geri ödenmesiydi. Aksoy, emeklilerden toplanan ellişer bin liranın geri ödenmesini sağlamak için dernek hesaplarına “tedbir” koydurmuştu.

Bu hukuk alanında yaptığı eylemlerden sadece bir tanesidir. Ancak hukuk konusundaki inatçılığından, kararlılığından dolayı kendisine “öfkeli hukukçu” adını koymuşlardı.

60’lı yıllarda 27 Mayıs devriminin estirdiği rüzgar sol siyaseti de güçlendiriyordu. Sol siyaset anayasadan aldığı güçle hem demokratik eylemlerini sokaklarda gerçekleştiriyor hem de Meclis’te temsil hakkı sağlıyordu.

Meclis’te temsil hakkını Türkiye İşçi Partisi ile sağlayan sol, üniversite içerisinde Dev-Genç ile örgütleniyor, gerçek Atatürkçülüğü ise Prof. Muammer Aksoy’un da yazdığı YÖN dergisinden öğreniyordu.

60’lı yıllarda sol siyaset Atatürk’ten, Altı Ok’tan beslendiği için her zaman tam bağımsızlıkçı olmuştu. Devrimci gençlerin yürüyüşleri “Mustafa Kemal ve Tam Bağımsız Türkiye” içindir.

Devrimci gençlerin isyan ettikleri şey Türkiye’nin yabancı güçlerin, emperyalizmin maşası olmasıydı.

Türkiye 1950’li yıllardan itibaren Batı’ya bağımlı hale gelmeye başlamıştır. Marshall yardımı ile iktisadi bağımlı hale gelen Türkiye, DP iktidarı ile de siyasi bağımlılığı tamamlamıştır.

Sol’un Atatürk’ü referans alması, onun Kurtuluş Savaşındaki bağımsızlık parolasını şiar edinerek hareket geçmesi asker, sivil, aydın zümre arasında da etkili olmuştur. YÖN dergisinde yazmaya devam eden Prof. Muammer Aksoy da Atatürk’ün tam bağımsızlık felsefesini doğru kavrayan aydınlardan biridir o dönem. Prof. Aksoy Atatürk ve tam bağımsızlık üzerine yazdığı yazılarda bunu açık bir şekilde ifade etmiştir.

Tam bağımsızlıkçı Atatürkçü

Prof. Muammer Aksoy’un Atatürkçülüğü, Batı emperyalizminin çıkarına ters düşen bir anlayıştır. Çünkü onun kafasındaki Atatürkçülük anlayışının karşılığı tam bağımsızlıktır. Bu mesele üzerinde önemle duran Aksoy, Türkiye’nin az gelişmiş veya geri kalmış ülkeler kategorisinde yer almasının sebebinin Batı emperyalizmine bağımlı olmasından dolayı olduğunu söylemektedir.

Bu bağımlılığı iktisadi bir bağımlılık olarak başlatırken, emperyalizmin askeri ve siyasi müdahalesi ile dışarıya tam bağımlı hale gelindiğini yazmaktadır.Ve eklemektedir, “eğer ki, bu bağımlılık hali devam ederse az gelişmişlik devam edecektir.” Prof. Aksoy açısından da meselenin kilitlendiği nokta burasıdır:

“Bu geri kalmış ülkelerin, bugün ortak bir ana problemi vardır ki, onun çözümü, diğer sorunların çözülmesinin ilk şartını teşkil etmektedir. Bu sorunun çözümü; belki başlı başına hiçbir somut davayı olumlu bir sonuca ulaştıramaz. Fakat bu sorun çözülmedikçe, hiçbir davanın devamlı olarak olumlu bir çözüme kavuşabilmesi olanaksızdır. Biz bunu, adeta “içerisinde kapıları kilitli bir çok odaları bulunan bir evin sokak kapısı”na benzetiyoruz. O sokak kapısını açsanız bile odalara girebilmek için, bu odaların kapılarını da açmanız gerekir. Fakat sokak kapısının açılması, odalara girebilmenizin yine de ilk şartıdır. Ancak onu açtıktan sonradır ki, diğer kapıların açılması mümkün olabilecektir. İşte bu ana dava tam bağımsızlık sorunudur. Gerçekten bugün geri kalmışlıktan ileride de kurtulma olanağını bırakmayan bağımlılık durumu ve onun yarattığı kısır döngüdür. Başka bütün toplumsal sorunların çözümü geniş ölçüde bu ana sorunun, bu ana ilişkinin geri kalmış ülke bakımından olumlu bir çözüme kavuşabilmesine bağlıdır.”

Prof. Aksoy’un çözümü ise her alanda tam bağımsızlığı savunmaktır. Hatta Aksoy için azıcık bir yabancı müdahalesinin bile sakıncası vardır. Prof. Aksoy, “Tam bağımsızlık, Kurtuluş Savaşı’nın parolasıdır” der. Bu doğrudur, Sivas Kongresi’nde çıkan karar hiçbir manda ve himayenin kabul edilmemesi üzerinedir.

Prof. Aksoy’un tam bağımsızlık anlayışı, Doğan Avcıoğlu’nun da eleştirdiği İnönü Atatürkçülüğü anlayışına karşıdır. Özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra İnönü’nün “normalleşme” dönemi olarak adlandırdığı Batı emperyalizmine teslimiyeti Aksoy hiçbir şekilde kabul etmez.

Prof. Aksoy’un mücadeleci Atatürkçülük çizgisi emperyalizme karşı ezilen ulus milliyetçiliğidir. Aynı Atatürk gibi. Onun için Aksoy’da Atatürk’ü Batı’yı örnek alan bir lider olarak değil Doğu’nun, Şark’ın, devrimci lideri olarak görür. Atatürk’ün verdiği mücadeleyi tüm Doğu halklarının devrimci mücadelesinde örnek olacak bir savaş olarak görür:

“Gerçekte de, gerek Afrika’daki, gerek Orta Doğu’daki, gerek yakın ve uzak Asya ülkelerindeki kurtuluş savaşlarında, ‘Türk Bağımsızlık Savaşı’ ve ‘Atatürk örneği’ büyük etkiler yapmıştır.”

Milli petrol davasının yılmaz savunucusu

Prof. Muammer Aksoy’un tam bağımsızlıkçı anlayışı kendisini bir anda YÖN dergisinin içerisine itti. YÖN, 27 Mayıs 1960 devriminin açtığı yoldan ilerleyen bir dergi olarak çıktı. Ankara’da 20 Aralık 1961 yılında, Doğan Avcıoğlu’nun önderliğinde çıkmaya başladı. YÖN’ün en önemli özelliği sosyalizme yeni bir bakış kazandırmasıdır. YÖN’ün ilk sayısı çıkarken aydınlar “yeni devletçilik” anlayışı olarak ortaya koyulan, devletçiliğe dayanan bir sosyalizm modelini teorik ve güncel siyaseti de içine alarak dergide yansıtmaya çalıştılar. 222 sayı çıkan YÖN, hep Atatürkçü, milliyetçi, sosyalist çizgide politika izlemiştir.

Kısa zaman içerisinde YÖN kadrosu içerisinde yer alan Prof. Muammer Aksoy, kendi siyasetine uyan çizgide yayın yapan bir dergide yazmaya başlamıştır. Aksoy’un tam bağımsızlıkçı anlayışı, devletçilikte ısrar etmesi, Marksizm’in dışına çıkan bir sosyalizm anlayışına yönelmesini mecbur kıldı. Bunu da YÖN’de yakaladı.

YÖN’de çıkan yazılarından en önemlileri ise “Milli Petrol Davası” ile ilgili olanlardır. Prof. Aksoy için Milli Petrol Davası, Türkiye için ölüm kalım meselesidir. O dönem özellikle Türkiye’nin kalkınmasına yarar getirecek olan petrolün yabancı hakimiyetine geçmesi Aksoy’un da tepki vermesine neden olmuştur. Prof. Aksoy’un petrol konusundaki eleştirisi, genel olarak Adalet Partisi hükümetinin Atatürk’ün petrol politikasından vazgeçmesidir:

“Atatürk’ün petrol politikası ise milli sermayeye dayanmaktaydı, devletçiydi. Bu politikadan ayrılmak zarar getirdi.”

Tabii esas mesela Atatürk’ün ölümünden sonra 1954 yılında bir petrol kanunu çıkartılır. Bu kanun bir Amerikalı “uzmana” hazırlatılır.Ve bu kanun ile Türkiye yıllardır Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın çıkarttığı petrolü çıkartmaması sağlanmaktadır. DP iktidarı döneminde çıkartılan bu kanununun bir maddesi de kanun üzerinde ki değişikliğin ancak yabancı birinin gözetiminde olma zorunluluğu olmasıdır.

Bu olay yabancı güçlerin Türkiye üzerinde tam hakimiyet kurmasını sağlayacaktır. Bununla mücadele eden Aksoy, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olan Mehmet Turgut’un kanun hakkındaki görüşlerini YÖN’de yazmıştır.

Bu mesele, emperyalizmin Türk toprakları üzerinde ki emellerinden sadece biridir. Milli Petrol Davası’na sahip çıkarak Prof. Aksoy antiemperyalist duruşunu YÖN’de göstermiştir.

Mumcu’nun örnek aldığı aydın

Prof. Muammer Aksoy için altmışlı hızlı geçer. Yetmişlere geldiğimizde 12 Mart’ta Dev-Genç davasından yargılanır. Aksoy için devrimci mücadele devam etmektedir. Yetmişli yıllarda da aynı insan hakları ve demokrasi mücadelesi sürer. 12 Eylül gerçekleşir.İkinci darbeden sonra Ankara Baro Başkanlığı yaptı.Ve daha sonra da laikliğin kalesi olan ADD’yi kurdu. Aksoy’un öldürülmesi Uğur Mumcu’yu da derinden etkiledi. Yakın bir zaman sonra aynı kaderi paylaşacak olan Uğur Mumcu, hocam dediği Aksoy’un cenazesinde resmini en önde taşımıştır.

Uğur Mumcu, Aksoy öldükten sonra cinayetin aydınlatılması üzerinde yazılar yazmıştı köşesinden ancak kendisini de öldürecek olan karanlık güçler hiçbir zaman ortaya çıkartılamadı.

Uğur Mumcu, Aksoy’un Atatürkçü kişiliğini çok beğeniyordu. Ölmeden önce Danıştay’a açtığı türban davası bir örnek olarak,12 Eylül sonrası hortlatılan akımlara karşı mücadelesini hep sürdürdü.

Uğur Mumcu onu uğurlarken köşesinden halka şöyle sesleniyordu:

“Kalpaksız Kuvvayı Milliyeciler’in son temsilcilerinden biriydi.

İnançlı, dirençli, kararlı ve mangal gibi yürekli.

12 Eylül öncesinde terör çetelerinin kol gezdiği Bahçelievler sokaklarında o ak saçlı dimdik başı ile korkusuzca yürüdü. Hiç korkmadı; korkunun üstüne üstüne yürüdü.

Korkaklığın, yılgınlığın ve dönekliğin moda olduğu günümüz Türkiye’sinde Aksoy adı bir kişilik anıtı gibiydi.

Bugün Aksoy’u göz yaşlarımızla toprağa veriyoruz. Bu, Aksoy’a karşı son görevimiz mi? Hayır, hayır, hayır.

Son görevimiz hiç bitmeyecek. Çünkü görev, demokrasiyi, özgürlükleri, Atatürk’ü ve laikliği savunmaktır.

Yurtseverliği, erdemi, onuru, katıksız Atatürkçülüğü, hiçbir sıkıyönetim komutanının; hiçbir sıkıyönetim savcısının ve hiçbir MİT ajanının ölçüp biçemeyeceği kadar bu toprağa kök salmıştı.

Prof. Muammer Aksoy’u bugün kanlı bir kefen olarak değil ölümlerde yeniden doğan, yeşeren, yediveren güller gibi açan bir inanç ve düşünce olarak toprağa veriyoruz.

Atatürkçü aydınlarımızın yokluğunda Türkiye

1990’lı yılların başlarında Ahmet Taner Kışlalı’yı, Bahriye Üçok’u, Muammer Aksoy’u, Uğur Mumcu’yu katleden Kürt-İslamcı çete bugün Türkiye’nin tepesinde oturmaktadır. Yıllardır Atatürkçü aydınlarımızın mücadele ettiği bu güçler onları yok ederken arkadan gelen Atatürkçüleri çeşitli tertiplerle sindirmeye çalışmaktadır. Amaç Türklüğün, Türk dilinin olmadığı bir cumhuriyet yaratmaktır. Doksanların başında Batı emperyalizminin teker teker Atatürkçü aydınları katletmesinin sebebi yaratmak istedikleri Kürt-İslam Cumhuriyeti’ne karşı direnecek Atatürkçü bırakmamaktır.

Batı direnen aydını yok ettiği için Kürt-İslamcılar rahat rahat Türkiye’yi yönetiyorlar şimdi. Adım adım Batı emperyalizminin planı işlemektedir. Batı “Atatürksüz Türkiye” projesini gerçekleştirmek için Türk aydınını katletmiştir.

Eğer Batı, Türk aydınını katletmeseydi, rahatlıkla yeni petrol kanunlarını geçiremeyecekti. Eğer Batı, Türk aydınını katletmeseydi, TRT Kürtçeyi rahatlıkla açamayacaktı. Eğer Batı, Türk aydınını katletmeseydi, her yerde Hepimiz Ermeniyiz diye yürüyenler olamayacaktı.

Eğer Batı, Türk aydınını katletmeseydi, bu soygun düzeni olmayacaktı. Ondan dolayı Batı istediklerini alabilmek için tüm vahşeti ile gelmektedir. Artık bu vahşete susmak yok, TÜRKSOLU kendi aydınına, halkına sahip çıkacaktır.

Prof. Muammer Aksoy nezdinde tüm Atatürkçü, devrim şehitlerimizi saygıyla anıyoruz ve devrimci miraslarına sahip çıkacağımıza onları unutturmayacağımıza and içiyoruz, and içiyoruz, and içiyoruz.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe