Yunus Yılmaz |
TRT 6: Devlet eliyle
|
|
Yeni yıla girilmesiyle birlikte TRT’nin Kürtçe kanalı TRT-6 da yayına başlamış oldu. Başbakan Tayyip’in Kürtçe “hayırlı olsun” sözleriyle açılan TRT-6, doğal olarak beraberinde tartışmaları da gündeme getirdi. Yıllardır etnik bir dil olduğu iddia edilen bir kırma dil, resmen üniter devlet eliyle kabul edilip yayınına izin veriliyor.
Türkiye Cumhuriyeti devleti Türk kimliği üzerine inşa edilmiş üniter bir devlet olduğu için, başka bir milletin veya etnik unsurun kabulü söz konusu değildir.
Bundan dolayı Türkçe dışında ikinci bir dil de kabul edilemez. Gerçi önümüzde bir millet veya etnik unsur olmadığı gibi, başka dillerin karışımıyla oluşmuş kırma bir dil söz konusudur. Kanal ismi, yani “Şeş” bile Kürtçe değil, Farsça bir sözcüktür. Kürtlüğün kabulü içinde bu sözde dil öne sürülmektedir. Ayrıca herkes kendi ana dilinde eğitim ve öğretim görme hakkına sahipmiş.
Kim söylüyor? Emperyalistlerin papağanları.
İçimizde kraldan çok kralcı; Kürt’ten çok da Kürtçü olduğu için bu zırvalıkları çokça duyuyoruz.
Örneğin Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu: “Düne kadar Türk’ten başka kimseyi kabul etmeyen, herkesi Türk sayan, kendi tercihi ile olmayan fıtratı, etnik kimliği, kardeşliği yok sayan, diğer taraftan buna tepki olarak intikam alma duygusu ile birliğimizi, beraberliğimizi bozup ülkemizi bölmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürecek bir tavır var. Bu iki yaklaşım da tehlikelidir” diyerek TRT-6’nın açılışını olumlu buluyor.
Allah adamı akıl fukarası yapmasın. Gündoğdu’ya göre özetle yasakçı zihniyet, bölücü PKK’nın ekmeğine yağ sürdüğü gibi, herkesi Türk saymak da kabahatmiş!
Bunun bir benzerini Kürt-İslamcı Yeni Şafak gazetesinde de görüyoruz. “PKK da TRT 6’ya karşı Baykal’da” başlıklı haberinde (Baykal kısmını milliyetçi-laik kesim olarak okuyabilirsiniz; çünkü daha düne kadar “etnik kimlik şereftir” diyenin neye karşı olduğunu pek anlayamadık) aslında milliyetçi-laik kesim ile PKK bir tutulmaya çalışılmıştır. Her aklıselim milliyetçi insanın TRT-6’ya karşı olması gerekir. Bundan daha doğal olan bir şey de yoktur. Doğal olmayan ise; ülkede bölücülüğü her yayını ile depreştiren, adeta PKK’yı aklamaya çalışanların, milliyetçi-laik kesimi PKK ile bir tutma densizliğidir.
Evet, Türkiye’nin son halini görüyorsunuz işte; Kürtçülük, bölücülük yapanlar, milliyetçileri bölücülükle suçluyorlar. Kendi kabahatine, suçuna bakmayanların böyle suçlayıcı tavırları da çok komik oluyor. İşte ne yaparsın densizliğin sınırı yok ki, bir yerde dursunlar.
Kürt’ten çok Kürtçülük; PKK’lıdan çok PKK’cılık yapanlar
Yine bu emperyalist papağanlar; PKK’nın, Kürtçe televizyona karşı çıktığını gerekçe göstererek, TRT’nin Kürtçe kanalını meşrulaştırma çalışıyor. Hatta terörün zeminini kurutacağını iddia ediyorlar. Evet, aslında kuruyan bir şey var; o da sürekli geleceğe yönelik tahminde bulunup, tahminleri bir türlü tutmayan sağcıların o cıvık tezleri.
Yıllardır bu gerici zihniyet hep iktidardır ama, bir türlü bitmek bilmeyen çözüm yöntemleriyle terörün kökünü nedense kurutamıyorlar. Kurutamadıkları gibi sözde çözüm önerileriyle ve pişkin tavırlarıyla birçok Türk ocağına ateş düşmesine de sebep olamaya devam ediyorlar.
Ayrıca bu pişkin adamların desteklediği TRT-6’ya ve TRT’nin yıllardır sürdürdüğü çağdışı yayıncılık anlayışına ne Kürt’ün ne de PKK’lının tahammül edeceğine ihtimal vermiyoruz! Adamların bir kere “ROJ” kanalı var, kala kala TRT’ye mi kaldılar? TRT’nin hangi yayını izleniyor ki, TRT-6 izlensin. O nedenle, birincisi, izlenmeyecek bir kanal hiçbir şeyi kurutamaz ki, terörün kaynağını kurutup kurutamayacağını test edelim.
İkincisi, terörün çıkış nedenini Kürtlerin sözde kendi dili ve kültürüne uygun yayın anlayışına izin verilmediğine bağlayacak kadar sığ düşünceli ya da Kürt’ten çok Kürtçü; PKK’dan çok PKK’cılık yapanlar var maalesef ülkemizde. Onun için baştan bu iddiaları, tezleri ortaya atanları muhatap almak bile başlı başına bir yanlıştır.
Üçüncüsü, PKK terör örgütünün gerçekleştirmek istediği emeller vardır. Bu da Türkiye’nin üniter yapısını bozarak sözde Kürt milletine dayanan bir devlet kurmaktır.
PKK’lılar yönettikleri bölücülük faaliyetlerini, AKP gibi çaylak bölücü bir partiye kaptırmayacak kadar da salak değillerdir. Yani ortada akıllı PKK’lı söz konusudur. Akıllı PKK’lılar, AKP’nin bölücülük faaliyetlerine karşı çıksın, madem PKK karşı çıkıyor o zaman iyi bir şeydir anlayışıyla tüm bölücü faaliyetleri meşrulaştırmak, PKK’nın arayıp da bulamayacağı bir şeydir.
Bölücülükte birinci sırada olan, doğal olarak ikinci duruma geçmek istemeyecektir. PKK’nın AKP’den istediği tek bir şey vardır o da bölücülük faaliyetlerine uygun ortam yaratmasıdır ki, zaten AKP bunu yapıyor da. O nedenle PKK, TRT’nin Kürtçe kanalından bal gibi memnundur. Silah zoruyla açtıramayacağı bir kanalı, karşı çıkıyor görüntüsüyle bizim “Şabanlara” açtırıyor. Allah aşkına bunun başka bir izahı var mıdır? Oh ne ala! PKK, AKP’ye karşı çıkıyor görüntüsüyle taviz koparmaya devam ediyor.
Dördüncüsü, benim devlete verdiğim parayla bölücülük yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Daha vahimi bu bölücülüğü devletin meşrulaştırarak ve yasallaştırarak yapmasıdır.
Her türlü bölücü faaliyete destek çıkmasıyla bilenen Abdullah’da: “TRT’nin halkımızın konuştuğu farklı dil ve lehçelerde yayın yapıyor olmasını büyük memnuniyetle karşılıyorum. Türkiye büyük bir ülke, halkımız büyük bir halk, büyük bir nüfusumuz var. Tabiî ki büyük bir ülkenin, büyük bir halkın farklı farklı kültürel, sosyolojik gerçekleri de” var demiş. Türklükten haz etmeyen birinin böyle bir açıklamada bulunmasına şaşmıyoruz.
Tayyip’in Kürtçe kanalın açılmasıyla ilgili mesajı Abdullah’tan farklı değil; “Birlik ve bütünlüğümüzü daha da güçlendirecek, demokrasimizi derinleştirecek bir adımdır” diyen Tayyip: “Bütün vatandaşlarımız eşit hak ve hürriyetlere sahiptir. Demokrasi dairesi geniştir. Bu dairede herkesin kendini ifade etme hak ve imkanı vardır. Kürtçe yayında bunun en güzel örneklerinden biridir” demiş.
Tabii gerek Tayyip’in, gerekse de Abdullah’ın sözlerinin kabul edilecek bir yanı yoktur. Tayyip’in bu sözü bile meydanlara çıkıp “Tek devlet, Tek millet, Tek bayrak” söyleminin, sadece söylemek için söylendiğinin bir kanıtıdır. Madem herkes kendini ifade edecek o zaman nasıl tek millet olacağız.
İşte boş boş konuşuyor diyeceğiz ama, bu bile Tayyip’in gerçek zihniyetinin üzerini örtmek olacaktır. Hazırlatmış olduğu Kürt raporunda: “PKK ile devlet çatışmasında devlet safında görünmemeliyiz” diyen birinin tek devletten yana olduğuna inanmayı bırakın, bu devletten yana olduğuna inanmak bile safdilliktir.
Ayrıca ileride yapmayı planladıkları Anayasa değişikliği ile de bugün karşı olduğumuz Kürtçülüğe karşı olmak da suç olacaktır. Aslında bunlar iyi günlerimiz, yarın ise karanlık günlerimiz!
Saidi Kürdi’nin izinden gidenler
Onun için Kürtçülük faaliyetlerine hız verildiğini bir çırpıda anlayan AKP şakşakçısı YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, daha emir gelmeden kolları sıvamış. Kurmayı planladıkları Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri için Fransa’daki Filoloji Enstitülerinden öğretim üyesi getirmeyi planladıklarını, daha sonrasında da, Türkiye’de de Kürt Enstitülerinin açılabileceğini söylemiş. E bir o eksikti, şimdi tam oldu…
Tek devlet, tek millet, tel dil, tek bayrak anlayışıyla kurulmuş bir devletten ikinci bir millet çıkarma derdinde olanlar, el vermiş tüm gayretleriyle bu iş için çalışıyorlar. Yalnız biz bu gayret ve çalışmaları ilk defa görmüyoruz. Osmanlının son ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde de görmüştük.
Bir Kürt milliyetçisi olan Said-i Kürdi (Nursi), Van’da üniversite düzeyinde eğitim dili Arapçanın yanında Farsça ve Kürtçe olacak şekilde “Medreset’ül Zehra”nın açılmasını, dönemin Padişahı Abdülhamit’ten talep etmişti. Kürtçe kanalın açılmasıyla gaza gelen YÖK Başkanı Özcan’da, yıllar önce tımarhanelik Said-i Kürdi’nin yapmak istediğinin bir benzerini gerçekleştirmeye çalışıyor ve böylece AKP ve diğer Kürt-İslamcılara yağ çekiyor.
Dünkü Said-i Kürdi ile bugünkü Kürt-İslamcılar ortak bir noktada buluşmuş oluyor. Yani yıllar geçiyor, Kürt-İslamcıların emelleri değişmiyor. Tabii Osmanlının son dönemi Kürtçülük faaliyetleri için çok uygun bir dönemdi. Günümüzde de AB’ye girme hayaliyle Kürtçülük faaliyetlerinde bir artış söz konusu olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Özellikle Osmanlının son dönemi, milliyetçiliğin; aydın kesim, askeri ve mülkiye tarafından kabul gördüğü bir ideolojiydi. Türk milliyetçiliğinin yanında kendini Kürt görenler de Kürt milliyetçiliği çerçevesinde örgütleniyordu. “Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti”, “Kürt Hevi Cemiyeti”, “Kürdistan Teali Cemiyeti”, “Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti” gibi örgütlenmeler söz konusuydu.
Said-i Kürdi, Kürt Teali Cemiyeti ve Kürt Neşr-i Maarif Cemiyetinin kurucu üyeleri arasında bulunmaktadır. Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti, Kürtçe eğitimi yaygınlaştırmak, Kürtçe kitap ve eserlerin hazırlanması için faaliyet yürüten önemli bir cemiyetti. Bu da Kürt-İslamcıların bugün olduğu gibi, ta o günlerde de Kürt dili ve eğitimine önem verdiğinin bir göstergesidir.
Kürt Neşr-i Maarif aslında Kürt Teavün ve Terakki Cemiyetinin yan kuruluşudur. Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, Kürt cemiyetleri içinde ilk olma özelliğine sahiptir. Bu cemiyet tarihimizde “31 Mart vakası” olarak geçen gerici ayaklanmada önde gelen kışkırtıcı kuruluşların başındadır. Said-i Kürdi’de o yıllarda Volkan ve Tanin gazetelerinde olduğu gibi, bu cemiyetin gazetesi olan Kürt Teavün ve Terakki gazetesinde yazarlık yapmaktadır. Said-i Kürdi bu gazetelerde yapmış olduğu kışkırtıcılık yüzünden tımarhaneye tıkılır.
Said-i Kürdi’nin ismini daha sonra, Kürt Teavün ve Terakki Cemiyetinden 10 yıl sonra, 1918’de kurulan Kürt Teali Cemiyeti (diğer bir adıyla Kürdistan Teali Cemiyeti)’nin kuruluşunda görüyoruz.
Bu cemiyet, Osmanlının Kürt paşası olan Kürt Şerif Paşa’ya Paris Barış Konferansı’nda Kürtleri temsil etme görevini veriyor. Herkesin bildiği gibi bu konferans Sevr Antlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlanmıştı. Yani Sevr antlaşmasının ilgili maddelerinin oluşturulmasında Kürt Şerif Paşa’nın ve ona yetki veren Said-i Kürdi’nin de üyesi olduğu Kürt Teali Cemiyeti’nin bayağı emeği vardır. Sevr Antlaşmasına imza koyan Damat Ferit, sonrasında Kürt Teali Cemiyeti ile görüşerek bu cemiyetin topyekûn Atatürk ile savaşmasını isteyecektir.
Kürt Teali Cemiyeti’nin diğer bir özelliği de yayın organı olan “Jin”in sözde Kürt kültür ve edebiyatına ilişkin önemli çalışmalarda bulunması olmuştur. Askeri ve siyasi işbirlikçilik yapan bu cemiyetin Jin adlı yayın organı vasıtasıyla sözde Kürt dili ve edebiyatı çalışmalarında bulunması Kürt-İslamcıların Türkçülük faaliyetlerine karşın her yönüyle savaştığının da bir göstergesidir.
Hem Kürt dili açısından hem de askeri ve siyasi bölücülük faaliyetleri yalnız bununla sınırlı değildir. Kürt Teali Cemiyeti üyelerinden Müsklü Hamza Efendi, Ahmede Hane’nin Mem u Zin adlı eserini İstanbul’da yayınlayan kişidir.
Yine Kürt Teali cemiyeti üyelerinden Muhammed Mihri Hilav, Cemiyetin Jin adlı yayın organında yazı yazdığı gibi Kürtçe dilbilgisi ve sözlük çalışmalarında bulunan bir kişidir. Kürtçe sözlük çalışmalarında bulunan diğer bir kişi de Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti üyesi olup, Şeyh Said isyanına katılıp idam edilen Hanili Salih Bey’dir.
Herkesin bildiği İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ilk beş kurucu üyelerinden ikisi Kürt’tür. Bunlar, Dr. Abdullah Cevdet ve İshak Sukiti Bey’lerdir. Dr. Abdullah Cevdet daha sonraları Kürt Teali Cemiyeti’nin üyesi olarak karşımıza çıkacaktır. Kürt kültür ve düşünce dünyasına önemli katkısı olan Abdullah Cevdet, İngiliz Muhipler Cemiyetinin de kurucusudur.
Başbakan Tayyip’in eski danışmanı Cüneyt Zapsu’nun dedesi Abdurrahim Zapsu da, Kürt Teali Cemiyeti üyesidir. Aynı zamanda Said-i Kürdi’nin ve Necip Fazıl Kısakürek’in yakın arkadaşıdır. Abdurrahim Zapsu, Cemiyetin Jin adlı yayın organında yazılar yazmış olup, “Mem u Zin” adlı klasik Kürt eserinin tiyatroda sahneye konması için piyes de yazmıştır. Jin adlı yayın organında şiir ve öykü yazan Abdurrahim Zapsu, aynı zamanda Kürt Şerif Paşa’yı öven şiirler de yazmıştır.
Yine Abdurrahim Zapsu, Said-i Kürdi’nin Bitlis’te düşmana karşı bir kurşun bile sıkmadan tutuklanıp, Rusya’ya savaş esiri olarak gitmesini ve sözde burada Rus komutanlara karşı eğilmez ve bükülmez tavır aldığı palavralarını da Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu” adlı gazetesinde yazmıştır. Evet, sözde Türk milliyetçisi Necip Fazıl, o yıllarda gazetesini Kürtçülere ve gericilere açmış bölücülük yapıyordu.
Özetle çoğunluğu Kürt olan ve aynı zamanda İslamcı yanlarıyla ortaya çıkanların sözde Kürt dili ve kültürüne yapmış oldukları katkıları ve bölücü ve işbirlikçiliklerini sergilemeye çalıştık.
O nedenle bugün TRT-6’nın açılmasında emeği olanların dünkü ataları da sözde Kürt dili ve edebiyatının yaratılması için uğraşıyordu.
Şimdi Kürt enstitüsü açma gayretinde olanlar ile Van’da üniversite açma gayretinde olan Said-i Kürdi ve diğer Kürt Teali Cemiyeti üyeleri arasında ne fark vardır?