Onur Yaman |
Ne akademik kariyeri
|
|
Her dönemin tetikçisi diyerek kimden mi bahsediyoruz? Çok sayıda isim yazılabilir bu başlığın altına... Biliyoruz tahmin etmesi zor. Bahsettiğimiz kişi gazete röportajlarında ‘entellektüel’, ‘akademisyen’, ‘fikir adamı’ olarak tanıtıldığı için şaşıranınız da olabilir. Lafı çok uzatmayalım. Bahsedeceğimiz kişi Mümtaz’er Türköne.
Dünün ülkücüsü, başbakanlık döneminde Tansu Çiller’in siyasi danışmanı, şimdinin Fettullahçısı...
Atlamış olmayalım AKP’ye Fethullah kotejanından giren Milletvekili Özlem Türköne’nin eşi.
Durak sayısı çok olunca ordan oraya döndüğünü sanmayın sakın. Mümtaz’er hep yerindedir. Dönen devran...
Mümtaz’er, Vatan gazetesinde yayımlanan Sanem Altan’la yapılan röportajında. Altan’ın “Ateşli ülkücü kalsaydınız bugün bu anlattıklarınızın tam tersini mi söyleyecektiniz” sorusunu “Bilmiyorum ama 1983’te hapisten çıktığımda mafya da olabilirdim. Ama akademik kariyeri tercih ettim. Bu önemli değil mi hiç?” cevabını veriyordu.
Mümtaz’er’i yeni tanımayan insanlar gazetelerin entellektüel, akademisyen diye başlık attığına bakarak veya Mümtaz’er’in “Prof.” ünvanına vurgusunu duyarak karşılarında ciddi bir fikir adamı var sanabilirler.
Ne kadar çırpınırlarsa çırpınsınlar, bizim her zaman doğruluğunu gördüğümüz bir tezimiz vardır: Sağcıdan fikir adamı olmaz!
Sağdan en fazla tetikçi çıkar.
Mümtazer’in de hangi yazısına bakarsanız bakın, fikir namına birşey bulamazsınız. Şu kısacık Vatan gazetesi röportajı bile bunu gösteriyor.
Mümtazer’in ilk soruya cevabı “Çok anarşist bir gençtim, felsefi anlamda da” diye başlıyor. Cümleyi okuyunca anarşistlik olarak tüm otoritelere nasıl baş kaldırdığdan, nasıl isyancı olduğundan bahsedeceğini düşünüyorsunuz.
Bir de “felsefi anlamda da” dediği için konunu kendi hayatında nasıl derinleştirdiğini merak ediyorsunuz.
Mümtaz’er solun okulda boykot ilan ettiğini söyleyerek devam ediyor. İşte diyorsun Mümtaz’er ayağa kalkacak boykotu solculara bile bırakmayacak. Ama hayır. Mümtaz’er ne yapıyor; “ben de dinlemedim, sınav vardı, ona girdim”.
Anlıyoruz ki fikir adamımız “fos”. Felsefe falan diyerek bir şeyler karıştırıyor ama anarşizmin sözlük anlamını bile bilmeyecek kadar cahil.
Amacımız Mümtaz’er’in fikirsel sığlığını tek tek örneklerle ortaya koymak değil. Zaten buna ne zaman ne de yerimiz yeter. Ancak son dönemlerde ismi çok ön plana çıkarılıyor zatın. Biz de dedik ki, yaşamından örneklerle kim olduğunu ortaya koyalım Mümtaz’er’in.
|
Neden bu kadar çok çıkıyor sesi. Kimdir ve nedir? İn midir, cin midir? Tül müdür, perde midir? Pilav mıdır, zerde midir? Fikir adamı mıdır, zikir adamı mıdır? Nereden gelir, nereye gider?
Ülkücü Mümtaz’er
Mümtaz’er’in üniversiteye başladığı yıl 1974. Solun 12 Mart sonrası tekrar ayağa kalktığı ve toplumda geniş yer etttiği günler. Aynı zamanda ABD’nin yükselen sola karşı ülkücü tosuncukları örgütlediği dönem.
Mümtaz’er siyasete Ülkü Ocakları’nda başlıyor. Kısa sürede yükselerek Ülkü Ocakları’nda Genel Merkez Yöneticisi oluyordu. Mümtaz’er’in yönetimde olduğu dönem Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, ikinci başkanı ise Abdullah Çatlı’dır.
Ülkü Ocakları bu dönem Amerikan emperyalizmine direnen solcuları katletmek için terör örgütü gibi çalışır. ABD’nin en önemli desetekçisidir. Mümtaz’er, yönetiminde olduğu bu kurumdan kısmen de olsa kendini soyutlama çabasındadır şimdi: “Gençlik liderleri sınıfırdandım. 19 yaşındaydım. Ama kafa yarma, ateş etmenin dışında kaldım”.
Yani Mümtaz’er’in “fikir adamlığı” daha 19 yaşında başlamış. Tebrik ediyoruz kendisini. Apo, “ben sadece PKK lideriyim ne elime silah aldım ne asker öldürdüm ne Türkleri katlettim” dese bu kadar inandırıcı olur.
Mümtaz’er, 12 Eylül dönemi MHP Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda sanıktır. Savcının esas hakkındaki mütalaasında, Mümtaz’er hakkında şu ifadelere yer verilir:
“MHP Gençlik kollarında ele geçen mavi plastik harita metot defterinde, sanığın tuttuğu gece nöbetlerine ilişkin el yazısı ile notlar bulunduğu, 7.10.1977 tarihli notunda ( saat 05.00 civarında komünistlerin oturduğu bir kahve dinamitlenmiş, bizim arkadaşlardan Selim Türkmen yakalanmış, diğerleri aranıyor. Gençlik kollarına bildirildi) denilmektedir.
10. 10. 1977 tarihindeki nöbetindekii notunda ise kendi el yazısı ile (Keçiören’de komünist öğretmenin evi taşlandı. 4 arkadaşımız şubeye götürüldü ) notu bulunmaktadır.”
Siyasi hayatının ilk devresini ABD nin 80 öncesindeki güzide kurumunun ön saflarında yer alarak kapar Mümtaz’er.
80 sonrası Mümtaz’er
12 Eylül rejimi bir balyoz gibi toplumun üstüne inmiş, binlerce devrimci işkencede katledilmiş ve toplumda bir sessizlik başlamıştır. Artık meydanlarda katli vacip dedikleri solcular yoktur. ABD Türkiye’de işleri siyaset kurumu ile yürütmeye başlamaştır. Yani 80 öncesindeki cina-i şebekeler değil sağcı partilerdir esas olan.
Mümtaz’er bu dönemde üniversiteye döner. Kendini bilime adayacağından değil. Artık topluma ideolojik olarak hükmedecek sağcı kadrolara ihtiyaç vardır. İlk önce Turgut Özal’ın yanında yer edinmeye çalışır.
1993 seçimleri sonrası yeni bir Amerikancı hükümet kurulur. Tansu Çiller başbakan olacaktır.
Mümtaz’er’in ismi tekrar Çiller’in başbakanlığı döneminde duyulur. Çiller’in siyasi danışmanıdır Mümtaz’er.
Bugün ağzından düşmeyen Susurluk kazası yine bu dönemde olur. Araçta ölenlerden birisi 80 öncesi teşriki mesaide bulunduğu Abdullah Çatlı’dır. Susurluk sonrası Tansu Çiller’e “devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” sözünü söyletenin Mümtaz’er olduğu bilinir.
Şimdilerde insan hakları, demokrasi, temiz toplum söylemlerinde bulunan Mümtaz’er, dönemin başbakan danışmanıdır. “Bu işleri Eymür, Ağar ve Güreş iyi bilir” diyerek bir yere varılmaz. Madem ki başbakanın danışmanıdır, bu işleri en iyi O bilir.
Bu kadar temiz toplum düşkünü ise biz de konuşma çağrısında bulunalım Mümtaz’er’e. Biraz konuş da biz de öğrenelim ne olup bittiğini.
Gerçekten bir çete var mıydı?
Gerçekten devlet dediğin gibi hukuk dışına çıktı mı?
Bu konularda yaz da biz de aydınlanalım.
Eğer varsa sen ne kadar çetelerin içindeydin?
Hukukun ne kadar dışındaydın?
Bir akademisyen olarak yaz da biz de aydınlanalım.
Kürt-İslamcı Mümtazer
2000’li yıllar Kürt-İslamın tek bünyede birleştiği ve iktidara yerleştiği dönemdir. ABD’nin yüz yıllık projesi iktidar olmuştur. Mümtaz’er bu dönemde karargahı AKP’nin yanına, Zaman’ın içine kurar. Ara sıra Zaman gazetesine yazı gönderen Mümtaz’er bir süre sonra Zaman’ın devamlı yazarı ve Fethullah’ın gözde adamlarından birisi olacaktır. Fethullah yeni kalemşörünü (ya da biz tetikçisini diyelim) Abant Toplatıları’nda konuşmacı bile yapacaktır.
AKP’nin iktidarı da Mümtaz’er’in en fazla öne çıkarıldığı dönemdir. Ordu ile AKP arasındaki karşıtlıkta AKP’ye destek veren yazılar kaleme almasıyla ön plana çıkacaktır. Eşi Özlem Türköne bunun karşılığında AKP’den Milletvekili seçilecektir.
Mümtaz’er dönemin Kürtçü söylemini de en önde yürütenlerdendir:
“Kürt sorununun çözümü, hür Kürdün kendini Kürt hissetmesidir. Kürt olarak yaşamasının önündeki bütün engellerin kaldırılmasıdır. Ona eğitim hakkını vereceksiniz. Köyünün çocuğunun adına kendisi karar verecek. Diyarbakır’ın adını Amed yapıp yapmamaya o karar verecek.”
DTP’lilerin bile düşünerek, çekinerek söyledikleri şeyler Mümtaz’er’in ağzından sapır sapır dökülmektedir.
Hem AKP savunusu hem Kürtçü söylemleri hem de Fettullah’la olan münasebetleri Mümta’zer’i dönemin parlayan yıldızı yapar.
Ordu düşmanlığı ve Mümtaz’er
Mümtazer’in “pik” yaptığı dönem Ergenekon Operasyonu ile başlıyor. Ergenekon operasyonuyla Türk Ordusu’nu ortadan kaldırmaya yönelik bir kampanyaya başlıyor. Mümtaz’er en önde gidiyor Ordu düşmanlığında.
Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni “Türkiye’nin en geri, en hantal, en akıl dışı, en geleneksel bürokratik kurumu” olarak görüyor. Mümtaz’er bulduğu her fırsatta Ordu’ya saldırıyor. O’na göre Türk Ordusu bütün özgürlüklerin düşmanı. O kadar düşman ki, Ordu bir hata yaptığı zaman hatasını kabul etmek yerine “hukuku ve özgürlükleri sınırlandırarak üstünü kapamaya çalışıyor”
Hatta işi o noktaya vardırıyor ki, Türk Ordusu’nu terörist ilan etmesine ramak kalıyor: “Şemdinli çok önemli bir turnusol kağıdıydı. Şemdinli’nin üzerine gidilseydi bugün böyle olmazdı. Hala cinayetle devleti yaşatacağına düşünenler var. Şemdinli ‘eğer PKK yapmıyorsa PKK terörünü biz yaparız’ şeklinde bir mantığın eseriydi.”
Ergenekon’la birlikte çete yapılanmasının ortaya çıktığını söyleyen Mümtaz’er Ordu ile hesaplaşmanın daha gerilere, 27 Mayıs dönemine dayandırılması için de elinden geleni yapıyor.
Yükselen değerler olan Fethullahçılıkta Kürtçülükte bayrağı elinden bırakmayan Mümtaz’er, Ordu düşmanlığında da en önde gidiyor.
Eğitim cahilliği aldı tetikçilik baki kaldı
Mümtaz’er için ülkücülerin veya Ahmet Hakan’ın bahsettiği döneklik gibi bir sorun yoktur. Seksen öncesi ABD nin ön plana çıkarttığı akım ülkücülüktü, Mümtaz’er ülkücü oldu.
80 sonrasında Amerikancılık ANAP, DYP siyasetiyle ilerledi, Mümtaz’er başbakan danışmanlığına kadar yükseldi.
Günümüzde ABD, planını AKP ve Fethullah’la yürütüyor, Mümtaz’er de AKP ve Fethullah’ın tetikçisi oluyor.
Her dönem ABD nin güzidesi kim ise Mütaz’er hep onun yanıda yer alıyor. Yani bir döneklik durumu söz konusu değil Mümtaz’er hep aynı yerde.
Ancak Mümtaz’er için “dönek” denilemeyeceği bir tanımlama sorunu olmadığını da göstermez.
Kişiler bulundukları konum, aldıkları tavır, yaptıkları işler ele alınarak tanımlanır.
Mesela Erbakan dendiğinde kimsenin aklına Profesör olduğu gelmez. Herkes Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı bir şeriatçı olduğunu söyler. Erbakan şeriatçıdır.
Mümtaz’er için de bu böyledir. Gazetelerin “entellektüel”, “aydın”, “akademisyen” yazmalarıyla; iki elini birleştirip çenesine koyarak düşünüyormuş pozlarında resimler vererek fikir adamı akademisyen olarak anılmıyor insanlar.
Mümtaz’er 80 öncesi ülkücü tetikçiydi. Şimdi ise kalemiyle Fethullah’ın, Kürt-İslamcılığın tetikçiliğini yapıyor.
Siz istediğiniz sıfatı, ünvanı başına koyun, bizim için Mümtaz’er hep tetikçi olacaktır.
Pekiyi Profesör ünvanı alıncaya kadar aldığı onca eğitime ne mi olacak?
Ne diyelim?
Eğitim cahilliği alır tetikçilik baki kalır...