26.01.2009/Sayı:221
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

 

Durmak yok fırçalamaya devam!

Tayyip ErdoğanTayyip’in geçtiğimiz hafta çıktığı AB seferi, Türkiye’deki nesli tükenmekte olan AB sempatizanları arasında sevinçle karşılandı. Öyle ya Türkiye uzun bir süredir AB denen şeyin varlığını unutmuştu.

Yoğun (!) bakanlık çalışmalarından dolayı bir türlü AB’yle gerektiği gibi ilgilenemeyen Ali Babacan’ın yerine başmüzakereci olarak Egemen Bağış’ın atanması ile birlikte AKP’nin Avrupa kapılarında sürünme macerasında yeni bir sayfa açılacak.

Tayyip’in Brüksel çıkarması Türkiye’de geniş yankı buldu. Ancak bu yankılardan AB ile akılda kalanı sadece AB Komisyonu Başkanı Barroso ile yaptığı konu başlığı pazarlığı olmuş. Barroso Tayyip’e iki başlık önerirken Tayyip “Barroso gel şunu üç yapalım” çıkışı AB’yi oldukça zor durumda bırakmış.

Tayyip’in Brüksel seferine esas damgasını vuran şeyse katıldığı çeşitli etkinliklerde yaptığı konuşmalardaki ilginç çıkışlarıydı.

Brüksel’deki Avrupa Politika Merkezi’nde konuşan Tayyip özellikle Hamas ile ilgili değerlendirmeleriyle dikkat çekti. Hamas’ın seçimle işbaşına geldiğini hatırlatan Tayyip Hamas ile AKP arasında paralellik kurdu ve “Biz seçim kazandığımızda, ‘belediyecilik yapmış bir siyasetçi, Türkiye’yi yönetemez’ dediler. Ama dedikleri gibi olmadı” şeklinde konuştu. Geçtiğimiz yıllarda Hamas’ın as kadrosunu Ankara’ya davet eden ancak eleştiri korkusundan görüşmeyerek Ankara’yı terkeden Tayyip, anlaşılan aradan geçen zaman zarfında cesaretini biraz toplamış ve açıktan Hamas’ı savunmaya başlamış. Ancak bu hareketi kendisi açısından tabiri caizse bindiği dalı kesmek olmuş. AB’ye girmek için katıldığı bir toplantıda AB’nin karşı olduğu bir yapılanmayı açıktan desteklemenin başka bir izahı yok herhalde. Gerçi bizi ilgilendirmez, bizim AB gibi bir derdimiz yok ama Tayyip’inki de iş değil hani.

Neyse, biz Brüksel seferine devam edelim. Tayyip Brüksel’de oldukça asabi bir çizgi izledi. Uzun zamandır AB ortamlarına girmediğinden olsa gerek karşımızda Türkiye’dekinden en az beş kat öfkeli bir Tayyip vardı. Brüksel’de bol belagatli konuşmalar yapan Tayyip bu kez hedef alanını bayağı genişletmişti.

Türkiye’de yoksul köylüye, gariban işçiye demediğini bırakmayan Tayyip bu kez de uluslararası fırçaladı.

Daha Brüksel’e gitmeden havaalanında bütün Batı’yı hedef alan Tayyip, “Hamas’a saygı duymayan Batı sorumlu” diyerek seansı açtı.

Daha sonra yaptığı bir konuşmada İran’la ilişkiler üzerine sorulan bir soruya kızarak “bize ‘İran ile ilişkinizi kesin’ diyenler, bu irtibatlarımızı, ekonomik ilişkilerimizi, komşuluk durumlarımızı değerlendirmeliler. İran ile ilişkilerimizi kesmemiz söz konusu olamaz, bu politikalarımızı kimse belirleyemez. Türkiye, bir kavim değildir. Türkiye, asırlara dayalı geçmişi olan bir millet ve devlettir. Kendi kararımızı kendimiz verir, kendi adımlarımızı atarız. Kimlerle görüşüp görüşmeyeceğimizi de biz kararlaştırırız” çıkışıyla gözlerimizi yaşartırken fırçanın dozunu da artırmış oldu.

Ancak kabak kelimenin tam anlamıyla Kıbrıs’lı Rum Milletvekili Marios Matsakis’in başına patladı. Kasım 2005’te Yeşil Hattan Türk bayrağını çalmasıyla tanınan Kıbrıslı Rum parlamenter Matsakis ile Tayyip arasında yaşanan diyalog geziye damgasını vurdu. Adadaki Türk askerini işgalci olarak niteleyen Matsakis’i gazeteci zanneden Tayyip, “Sen gazeteci olarak duyduğunu söylüyorsun. Ben yaşadıklarımı anlatıyorum” dedi. Matsakis’in alaycı bir şekilde başını iki yana sallaması üzerine tepesi atan Tayyip, “Sen anca başını salla. Aslında bizim ülkemizde tam bu duruma göre güzel bir söz var ama burada olmaz” dedi. Salonda bulunan Türkler bu sözler karşısında gülme krizine girerken yabancılar dumura uğramakla yetindiler.

Biz de Brüksel faslını burada keselim ve 10 puanlık bir uzmanlık sorusu ile bitirelim.

Tayyip’in Brüksel’de Rum Milletvekili Matsakis’e ima ettiği içinde “sallamak” geçen deyimimiz aşağıdakilerden hangisidir?

A) Salla başını al maaşını

B) Ne kadar sallarsan salla donuna düşer son damla

C) Ana bir bacı iki gerisine salla s...

D) Kafanı fazla sallama yem torban düşer.


Fethullahçı nasıl direnir?

Ahmet SelimZaman gazetesinde Ahmet Selim isimli Fethullahçı bir zat var. Kendisi bu camianın önde gelen “entelektüel” yazarlarından biri olarak kabul edilir. Ahmet Selim, geçtiğimiz günlerde İsrail’in Gazze saldırısı ve Hamas üzerine bir yazı yazmış. 11 Ocak tarihli yazının başlığı “Mücadele nasıl olmalı”. Başlığa bakınca insan Ahmet Selim’in Filistin direnişine bir katkı yaptığını falan zannediyor ama yazının içeriği hiç de öyle değil.

Daha yazının ilk cümlelerinde direniş geleneğini yerden vurmaya başlayan Ahmet Selim, Türk tarihinin övünç kaynağı olan isimlerinden birini eleştirerek “iş”e girişiyor: “Hasan Tahsin övgüyle ve saygıyla anılır. Niçin? Yunanlılar İzmir’e çıkarken onlara kurşun sıkmış. Peki yaptığı iş doğru muydu? Onun sıktığı kurşun, Yunanlıların bir katliam yapmasına sebep oldu.”

İşte Fethullahçı kafanın nasıl çalıştığına güzel bir örnek. Elin Yunanı arkasına İngiltere’yi alarak Anadolu’yu işgale yeltenir. Geçtiği yerleri yakar, yıkar, insanları katleder. Ama Fethullahçı yazarımıza göre suçlu Yunan değil işgale karşı direnen Türk oğlu Türk Hasan Tahsin’dir. Çünkü Hasan Tahsin ilk kurşunu atmasaydı Yunanlılar kimsenin kılına dokunmadan efendi efendi işgal edecekti memleketimizi. Gerçi Hasan Tahsin gibi direnmeyip emperyalistlere boyun eğenler de yok değildi. Mesela başta Padişah Vahdettin olmak üzere tüm Osmanlı yönetimi emperyalistlere boyun eğmiş ve Sevr’i imzalamıştı. Vahdettin’in Türk tarihinde açtığı bu kara lekeyi temizlemek ise bildiğiniz gibi en büyük Türk Devrimcisi olan Mustafa Kemal Atatürk’e düşmüştü.

Ahmet Selim “Mücadele nasıl olmalı” başlıklı yazısına ABD ve İsrail’e biat ederek devam ediyor. “Amerika’yı yenmeden İsrail’i yenemezsin. Bu, somut bir gerçek. Niçin Birleşmiş Milletler pasif, Avrupa Birliği pasif? Amerika’dan dolayı. Gerçek muhatap Amerika. İran’da gelişmiş füzeler var, niçin kullanmıyor? Çünkü biliyor ki füzeler, İsrail’e yetse bile Amerika’ya yetmez. İsrail, Amerika’nın uçak gemisi! Ayrı bir devlet bile sayılmaz.”

Ahmet Selim’in Filistinlilere önerisi ise tek kelimeyle onursuzluk. Bunu da yazısında şöyle ifade ediyor: “(...) Kızmayın, düşünce konusu olarak soruyorum, hiç silah kullanılmasaydı, durum şimdikinden daha mı kötü olurdu acaba? (...) O halde, çözüm güçler dengesine Amerika’yı değişime zorlayacak farklı tavır, siyaset, iç toparlanma ve basiret ağırlıkları koymaktan geçiyor. Önce iç zaaflar giderilecek, sonra iç imkânlar akıllıca kullanılacak. İsrail’i ve Amerika’yı o roketlerle tedirgin edip hizaya getirmeye çalışmak, bunu yaparken de büyük sivil kayıplarını göze alıp insanî duyarlılıkların muhtemel tepkilerine güvenmek; mantıklı, isabetli, verimli, meşru bir yol mudur?” 

Ahmet Selim Filistinlilere direnişi bırakın ve İsrail’le ABD’yi ikna etmeye bakın diyor. Ama Ahmet Selim şunu gözden kaçırıyor. Tarihte emperyalizmin ikna olarak çekildiği bir coğrafya yok. Emperyalizmin çekildiği yerlerde de hep kıyasıya bir direniş ve mücadele olmuştur. Bu mücadele uğruna çok canlar feda edilmiştir, çok acılar çekilmiş, çok fazla kan ve gözyaşı akmıştır. Yani anlayacağınız Ahmet Selim’in hayal ettiği gibi rahat bir kurtuluş mümkün değildir. Bu Filistin için de geçerlidir. Filistin’in kurtuluşa en çok yaklaştığı anlar hep direnişin en yüksek olduğu anlardır. Esaret ise İsrail’le masaya oturulması ile başlamıştır.

Şimdi başlığımızdaki sorunun cevabını hepiniz bulmuşsunuzdur. Fethullahçı direnmez. Çünkü onun uğruna direnebileceği bir değeri yoktur. Türkler 1919’de vatan için direnirken de binların ataları işgalcilerin yanındayrı ve direnen Türklere lanet okuyorlardı. O nedenle Fethullahçıların yine ABD ve İsrail’in sözcülüğünü üstlenmeleri bizi şaşırtmadı. Herşeyin aslına rücu ettiği günleri yaşıyoruz ve Fethullahçılar da görüntüyü bırakıp özlerine dönüyorlar. Yani emperyalist uşaklığına.


Müneccim şeyi mi yedin?

Cemil İpekçiMuhafazakâr eşcinsel modacımız Cemil İpekçi geçtiğimiz hafta insanlığın geleceği hakkında yaptığı şok açıklamalarla gündeme bomba gibi düştü.

Geçtiğimiz yıl birbiri ardına yaptığı çıkışllar ve özel yaşamındaki çalkantılarla gündemden düşmeyen Cemil İpekçi, geçtiğimiz günlerde Habertürk televizyonunda katıldığı bir programda ortaya attığı iddialarla yine çok konuşuldu.

Habertürk TV’de Saba Tümer’in programına katılan Cemil İpekçi ekonomik kriz ve dünyanın geleceği ile ilgili çarpıcı iddialar ortaya attı. İpekçi’nin öngörülri şöyle:

“Kriz ortamı çok kötü. Ülkemin bu kadar kötü durumunu görmedim ben. Ben çok darbe dönemi gördüm, çok kriz gördüm ama böylesini görmedim. Ama bu sadece bizim değil, tüm dünyanın sorunu. Atölyeme 700, evime 500 TL doğalgaz faturası geldi. Zamlar durmuyor, hayat standartları zorlaşıyor. Herkes küçülmeye gitti. İşyerleri kapanmaya başladı. Dünyada bugüne kadar görülmemiş şekilde yüzde 90’lara varan indirimler var. Dünya çok köklü değişim geçiriyor. Bu da tabii  herkese tesir ediyor. İnançlar olumlu yönde etkileniyor ama bu süreçte. İnsanlar birbirlerine daha çok yaklaşıyorlar. Bu yönden iyi. Bugünkü dünyada, var olan iletişim imkanlarıyla bu daha da mümkün hale geliyor. Zaten Nostradamus ‘Müminler dünyaya hükmedecek’ der. Sonunda da bu olacak sanırım. ‘Mümin’ demek ‘inanan’ demek. Yani ‘Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlere inanan kişi’ demek. 2012 yılında dünya üzerindeki insanların yarısı, 2016’da ise 4’te 3’ü yok olacak deniyor. Ben buna inanmak istemiyorum ama bunu halktan saklıyorlar. Özellikle ABD bunu biliyor ve açıklamıyor. Halkta panik yaratmak istemiyorlar. Şu an yaşanan ekonomik krizin kat be kat büyüğü yaşanır o zaman. Siz 4 yıl daha yaşayacağınızı bilseniz çalışır mıydınız? Çalışmazdınız. O zaman dünyada kaos olur. Bu yüzden saklıyorlar.”

Bu hafta deyimlerden girdik deyimlerden devam edelim. Türkçemizde bu durumla ilgili güzel bir deyim vardır. Bu gibi tiplere “nereden biliyorsun müneccim şeyi mi yedin?” derler. İpekçi’ninki de o hesap.

Tabi İpekçi’nin bu noktaya gelmesi de ayrı bir hüzünlü hikayedir. Geçtiğimiz yıl, yıllardır birlikte olduğu Bekir Coşar’dan ayrıldıktan sonra bir türlü kendine gelemeyen İpekçi sonunda kafayı yeme noktasına geldi anlaşılan. Ya da Türkiye’dekiler kesmedi de Amerikadaki garip tarikatlardan birine falan katıldı herhalde.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe