19.01.2009/Sayı:220
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

Vatan şairi mi daha itibarlıdır
bacak şairi mi?

Nazım Hİkmet

Necip Fazil Kısakürek

Yevuz Bülent Bakiler

 

Nâzım Hikmet’in AKP tarafından vatandaşlığa kabul edilmesinin ardından başlayan tartışmalar devam ediyor. Biz de geçtiğimiz sayıda Nâzım’ın ağzından Tayyip’e seslenerek “Sen ki ‘Türk’üm’ demekten acız bir adamsın, lütfetmiş beni vatandaşlığa kabul etmişsin ama sağol ben almayayım” demiştik. Geçen sayımızdaki yazının üstüne yazacak fazla birşey yok ama geçtiğimiz hafta gözümüze takılan bir yazı nedeniyle sol düşmanı bir yobaza cevap vermek adına konuya geri dönmeye mecbur kaldık.

Yobazımızın adı Yavuz Bülent Bakiler. Kendisi şu an Türkiye gazetesinde yazarlık yapmaktadır ve şair olarak da bilinir. Bu zat-ı muhterem 11 Ocak günü Nâzım’a vatandaşlığının geri verilmesi üzerine bir yazı yazmış. Yazı dediysekte bildiğiniz yazılardan değil. Baştan sona Nâzım’a hakaret ve küfür. Önce yazıdan biraz alıntı yapalım: “Hükümetimiz, Nâzım Hikmet’in itibarını iade etti. Bundan böyle o da, T.C. vatandaşı sayılacak. Kararnamenin imzaya açılmasıyla birlikte Türkiyeli komünistler, burun deliklerini havaya kaldırarak homurdandılar:

“-Nazım Hikmet, hep itibarlı yaşadı. Onun yeniden itibara ihtiyacı yoktur. Bakanlar Kurulu’nun kararından sonra, Türkiye itibar kazanacaktır!” dediler.

Breh! Breh! Breh! Nâzım Hikmet ve itibar! Kuzey kutbuyla, Güney kutbu gibi birbirine zıt ve uzak iki nesne. Şimdi soruyorum:

*Nâzım Hikmet, Türkiye’yi, komünizm bataklığına çekmek, dolayısıyla vatanımızı, Moskova’nın sömürgelerinden biri haline getirmek istediği için mi itibarlı bir kişidir?

*Rusya’ya kaçtıktan, Moskova hava alanına indikten sonra, basın mensupları karşısında: ‘Beni Stalin yarattı. Gözlerimin ışığını ona borçluyum!’ diye haykırdığı için mi itibara ihtiyacı yoktur?

*Aynı Nâzım Hikmet, Kuruçev devrinde, Kuruçev’in verdiği emirle, bu defa Stalin’i yerden yere vuran, bir şiir yazdığı Stalin’i lanetleyen bir karakter sahibi olduğu için mi muteber bir kişidir? (...)”

Yazıda buna benzer bir sürü yalanla birlikte Nâzım’ın karısı Vera’yı haftada bir gün eski kocasına gönderdiği gibi çirkin iftiralar da ard arda sıralanmış. Yazıyı gördükten sonra Yavuz Bülent Bakiler’in Nâzım ile ilgili başka yazıları var mı acaba diyerek biraz araştırdım. Söz konusu vatandaşın Nâzım üzerine yazılmış birkaç yazısına daha rastladım ama o yazılarda farklı birşey görmedim. Adamın Nâzım üzerine yazdığı bütün yazılarda aynı üslup ve aynı suçlamalar. Nâzım Sovyet ajanı imansız bir komünistmiş de çok kötü bir baba ve kocaymış da daha neler neler. 2005 yılında Tercüman gazetesinde yazdığı bir yazıda Nâzım’ın ne kadar kötü bir baba, koca ve vatandaş olduğunu tam üç kez tekrar edebilecek kadar da kazma bir adam bu Bakiler. O nedenle yukarıya aldığımız klasik solcu düşmanı ucuz propaganda malzemelerine yanıt dahi vermeyeceğiz.

Arif Nihat Asya ekolünden gelmekle övünen Yavuz Bülent Bakiler gibi tiplerin itibar ettikleri şairlerin başında bilindiği gibi Necip Fazıl Kısakürek gibi tiplerdir.

Hani şu yobazların yere göğe sığdıramadıkları “Büyük Doğu” ekolünün kurucusu olan ve 1981 yılında Atatürk’e hakaretten ceza alan “ahlâk abidesi” şair. Bilindiği gibi bu ahlâk abidesi “üstad”, 1949 yılında kumar oynarken basılmış. Kendisini karakola götüren polislere de “Ben bir yazarım... Bu batakhaneye içtimai inceleme yapmak maksadıyla geldim” yalanını uydurarak müthiş bir zeka örneği ortaya koymuştur. Bir de bu zatın sapıklığın zirvelerinde gezen “Kadın bacakları” isimli bir şiiri vardır. Bu şiirin bir kıtası şöyledir:

“boynuma doladığım güzel putu görseler
insanlar öğrenirdi neye tapacağını
kör olsam da açılır gözüm ona sürseler
isa'nın eli diye, bir kadın bacağını”

Bu kadar sapıklığa da artık pes demek lazım.

Necip Fazıl ile Yavuz Bülent Bakiler gibi tipleri bir araya getiren şey de zaten ahlâk falan değil amansız bir sol düşmanlığıdır. Bu gibi tiplere en güzel örnek aslında Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’dir. Üzmez’in de ağzından din Allah eksik olmaz ama yanına sığınan küçük kızcağızı taciz etmekten de utanmaz. İşte Nâzım ile Necip Fazıl arasındaki fark budur. Biri “Vatan Şairi” diye anılır diğeri ise “bacak şairi”! hangisinin daha itibarlığı olduğu ise tartışma götürmez.


Ermenistan açılımı
meyvelerini vermeye başladı

12 Ocak tarihinde Zürih’te düzenlenen törene katılan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ve Milli Takım kaptanı Tuncay Şanlı Türkiye adına kupayı UEFA As Başkanı Şenes Erzik’in elinden aldılar. Abdullah Gül’ün Ermeni açılımı meyvelerini vermeye başladı. Gül’ün Ermenistan’a giderek Ermenistan Devlet Başkanı ile birlikte maç izlemesi Türkiye’ye Fair Play ödülünü getirdi. FİFA, Türkiye-Ermenistan maçında iki devlet başkanının bir araya gelmesinin dünya barışına yaptığı olumlu etki nedeniyle 2008 yılının Fair Play ödülünü iki ülkeye vermeyi kararlaştırdı.

Böylece Abdullah Gül’ün Sarkisyan’ın ayağına kadar gitmesinin neticesi de alınmış oldu. Gerçi Gül’ün bu girişimi Türkiye’ye bir imza kampanyasına mal olmuştu. Bu ödülle birlikte Gül’ün duyduğu mutluluk iki katına çıkmıştır herhalde.

12 Ocak tarihinde Zürih’te düzenlenen törene katılan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ve Milli Takım kaptanı Tuncay Şanlı Türkiye adına kupayı UEFA As Başkanı Şenes Erzik’in elinden aldılar.

Törende konuşma yapan Özgener, Erivan’daki karşılaşma ile sporun, toplumları aynı platformda buluşturan; barışın öncülüğünü yapan, kardeşlik, beraberlik ve hoşgörü tohumları sağlayan kuvvetli bir araç olduğunun görüldüğünü belirtti.

Başkan Mahmut Özgener aynı dostane havanın 14 Ekim 2009’da Türkiye’de oynanacak Türkiye-Ermenistan maçında da artarak devam etmesini diledi.Türkiye ve Fair Play denince akla gelen ilk şey ise Alpay ve Hırvatistan maçıdır. 1996 yılında ilk kez katıldığımız Avrupa Kupası şampiyonasında oynadığımız ilk maçın 87. dakikasında Hırvat futbolcu Vlaoviç’i gole giderken düşürmeyerek takımımızın yenilmesine sebep olan Alpay Özalan da Fair Play ödülüne layık görülmüştü. Türkiye’nin en hırçın futbolcularından biri olarak tarihe geçen Alpay’ın yaptığı, daha doğrusu yapmadığı, bu hareket epey tartışılmış ve eleştirilmişti de.

Bu son Fair Play ödülü de gösterdi ki Türkiye’nin ödül konusunda değişik bir şansı var. Normalde ülkesinin iyiliği ve gelişmesi için çalışanlara ödül verilirken Türkiye’ye verilen ödüllerde bu kriter ters bir şekilde işliyor.

Gole giden adamı düşürmezsin takım kupadan elenir, aslan Alpay’a bir ödül. Gül Ermenistan’a gider, belkide Türkiye’den toprak tazminatı istenecek bir süreci başlatır, hooop Türkiye’ye bir ödül. Orhan Pamuk Türkleri soykırımcı ilan eder, bu sefer ödül Türkiye’ye değil Orhan Pamuk’a verilir. Sorarım size Türkiye hiç hayrına olan bir iş yaptığı için ödüllendirilemeyecek mi?


Nuriş’ten mahkeme şov

Nuriş

Alaattin Çakıcı

 

Karagümrük Çetesi olarak bilinen suç şebekesinin liderleri olan Nuri ve Vedat Ergin kardeşler, 2000 yılında Uşak Cezaevi’nde hükümlü Nizamettin Dal’ın öldürülmesi ile ilgili açılan davanın duruşmasında şov yaptılar.

İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada Ergin kardeşler ile birlikte 14 sanık yargılanırken duruşma salonunda ve etrafında geniş güvenlik önlemleri alındı. Ergin kardeşler ifade vermeden önce sanıklardan Mehmet Öğet, “Adam gibi ifade verin. Felsefe yapmayın lan” diyerek bağırması üzerine mahkeme başkanı Öğet’i salondan çıkardı.

Mahkemede ifade veren Vedat Ergin, Nizamettin Dal’ın bir mahkuma “cinsel pislik” yaptığı için diğer mahkumlar tarafından dövüldüğünü söyledi. Mahkeme başkanının sorusu üzerine adresinin “Cumhuriyet Mahallesi, Mustafa Kemal Sokak, Ziya Gökalp Apartmanı No:1923” olduğunu ve cezaevine girmeden önce elmas işlemeciliği yaptığını söyledi. Veli Küçük ile bağlantıları konusunda da konuşan Vedat Ergin, “Veli Küçük’ü tanımıyoruz. Biz hiç bir örgütün işbirlikçisi değiliz. Eğer bir oluşumla irtibatımız kanıtlanırsa kafamıza sıkacağız. Bizim soyismimiz Ergin, Çakıcı ya da rakıcı değil” dedi.

Nuriş lakaplı Nuri Ergin ise ifadesinde Nizamettin Dal’ın cezaevi delikanlılığına yakışmayan hareketlerde bulunduğu için diğer mahkumlar tarafından dövüldüğünü ve kendisinin olaydan sonradan haberdar olduğunu ifade etti. Sabancı suikastı sanığı DHKP-C’li Mustafa Duyar’ı şehit ettiği mehmetçiklerden dolayı milli duygularından hareketle öldürttüğünü söylerken cezaevinde öldürülmeleri halinde bunun sorumlusunun hükümet olacağını belirtti. Mahkeme başkanının sorusu üzerine cezaevine girmeden önce “Kereste tüccarlığı” yaptığını adresinin “Fenasi Kerim Sokak, Abdullah Apartmanı” olduğunu söyleyen Nuriş, mahkeme heyetini çileden çıkardı. Duruşma mahkeme heyetince 26 Mart tarihine ertelendi.

Ergin kardeşler duruşma ile yeniden gündeme gelirken daha önceden Alaattin Çakıcı ile Nuri Ergin arasındaki mektup düellosu da hatırlandı. Kartal Özel Tip Cezaevinde gerçekleşen düellodan bazı mektuplar şöye:

“Sevgili kardeşim Nuriş;

Senin ve aynı odayı paylaştığın yiğitlerin gözlerinden öperim. Senle kardeşin Vedat benim öz kardeşlerim gibisiniz ama diğerlerini iyi tanımıyorum. Onlar şimdilik kayın biraderim dozundalar. Kardeşim Nuriş, telefon çok işime yaradı teşekür ederim, ayrıca fax da makbule geçti. Türüt kaseti içinde sağolun. Yarın da sizden bilgisayar bekliyorum e-mail yollamam gereken 1-2 şerefsiz var, hepinizi öperim.

Abiniz Alaattin”

“Canım Abicim;

Yüreğinle yazdığın pusula bizi bahtiyar etti. Çok duygulandık, sabaha kadar nöbetleşe ağladık. Emrettiğin bilgisayarı yolluyorum. Değerli abicim, bu kadar kıyak karşılğında aynı cezaevinde kader arkadaşlığı yaptığımız Erol Evcil’den küçük bir sakal rica etmemize celallenmezsin umarım. Geçen voltada dikkatimi çekti, desteleyip desteleyip lastiklediği dolarları çorabında taşıyor. İnsanın canı çekiyor biliyon mu? Emrindeyiz sayın abim.

Kardeşin Nuriş”

“Lan Nuriş!

Abilik yaptık diye niye coştun hemen hırt? Bitine gereken negatif kan bulundu galiba. Erol Evcil’e dokunanı senin deyiminle mermi manyağı yaparım, mermi manyaklığıyla bırakmam roketatar sempatizanı yaparım. Yapmazmıyım lan ibiş Nuriş. Bir kere ismin isim değil oğlum ne o öyle Nur-iş diye dinci sendika gibi. Karşıma bir daha çıkma sakın. Bak oğlum bu Kartal ortamı ikimize fazla, ne yap et naklini başka yere aldır. Ama dersen ki, biz altı kişi yapışmış gibi hep birarada duran tırsaklarız, hepimizi toplasan anca minyon bir delikanlı eder, ayrılmaya paçamız yetmez, o zaman kıpraşmayın durun durduğunuz yerde derim. Hoplamayın zıplamayın şimdilik bu kadar tosun.

Delikanlılar Kralı Alaattin”

“Abi aylarında gidesice;

Sanki senin adın çok mu güzel stajyer stanist düşünceli kaşar taslağı! Sen öyle kolpacı ve kokuşmuş bir kişisin ki, sihir dozu alarm veren sihirli lambandan çıkan cini bile sırtından vurursun, bütün manevi varlığına el koyarsın. Ben ve Vedat ve diğer 4 kankam sana dostoğlu dost olduk ama sen nankörsün. Sana iyilik yapan herkese finalde kelek atan şerbeti katmerlenmiş şambabası seni. Öyle de antika adamsın ki, koca ülkede hala Selçuk Ural şarkıları dinleyen bir sen kaldın. Bak Alaattin, bu işler değişti. Sen dışardayken biz bu alemin koordinatlarıyla oynadık, ayarı bozduk, sen dışarıdayken biz yeraltı dünyasının enlemlerine dokunmasakta boylamları tamamen değiştirdik. Sen dışardayken biz şah olduk yetmedi şahbaz olduk. Sen ancak fizik-kimya değiştirirsin ey sanal delikanlı, ey dijital külhanbeyi! Biz coğrafyayı tarihi değiştirdik. Sen anca dış kantine yarım kilo boya yazdırıp saçını kaşını boyatırsın. Allah bilir gizli gizli ağda da aldırıyorsundur gardiyanlara rüşvet vererekten. Adam mısın madam mısın, ben kavalyeyim de sen dam mısın?

Cehennem Ateşi Nuriş”

“Ulan potansiyel cansız;

Ulan kanınla şu koridorları yıkamama ramak kalan cif likit jel. Ulan kişilik ve milliyet ve delikanlılık ve de toprak erozyonuna uğramış göçebegil. Savcıya Alaattin Abimle bizi görüştür diye üç dilde yalvaran siz değil misiniz çakal? Ben sizinle görüşmem. Sadece annenizle, olmadı dayınızla, hiç olmadı dayınıza çok benzeyen başka bir şahısla görüşürüm. Ben tek başımayım. İster tek tek gelin, ister ikişer ikişer, isterseniz tek seans yapalım. Son bir isteğin varsa söyle ulan sera marulu!

Alaattin the best”

“Espirili mektubunu aldım şambaba;

Senin adın Çakıcı değil şakacı olmalıymış, gül gül öldük. Bu son mektubumdur, biliyorum bu son mektup ayıracak ikimizi. Artık seni başka bir dünya bekliyor. Son mektubu yazarken ben, saadetler diliyorum sana yeni dünyanda. oradaki herkese bizden selam götür saçı boyalım.

Karagümrük düşü Nuriş”


Perinçek’e rakip geldi

Yalçın KüçükHıncal Uluç yazısında şöyle diyor:

“Yalçın Küçük'ü tutuklamışlar. Yani Ergenekon Davasının içine girdi ve bu dava hapı yuttu. Ergenekon artık bitmez.. Zaten iddianame 2500 sayfa.. 450 kilo da klasörü var. Asıl ek iddianameler de bundan sonra.. Şimdi bu bitmez tükenmez iddianamenin karşısına bir de Yalçın Küçük savunması konacak. Mahkeme heyeti "İllallah" demezse, ben Yalçın'ı tanımıyorum..

Mekteb-i Mülkiye'ye girdiğimizde Yalçın üçüncü sınıftaydı ve okulda o zamana dek egemen olan sağcılara karşı yönetimi ele geçirmek üzere kurulan bizim solcu gurubun lideriydi. Yanlış anlamayın.. Sağcısı, solcusu can ciğer arkadaşlardık. O zamanlar öyle düşmanlık, kavga, silah, milah yoktu. Kongre biter, karşı kahveye gider, beraber briç oynardık, öylesi.. Şimdi bizim lider, harika konuşan Yalçın Küçük.. Başkan adayımız da Yılmaz Karakoyunlu .. O da şimdi yazar.. Hem kitapları, hem de Yeni Asır'daki köşesiyle.. Sağcıların lideri de sonra ünlü valilerimizden Sadrettin Yedidağ .. Bu sağcılar, Anadolu'dan gelen ve Mülkiye Yurdunda kalan öğrenciler.. Biz solcular, Ankara'da yaşayan kentli Tüllap..

Kongre açıldı, kongre başkanı seçimi yapıldı, sağcılara fark attık. İki misli falanız. Seçimi kazanacağımız ortaya çıktı.. Ardından Yalçın kürsüye geldi. Bir konuşuyor, olmaz böyle şey.. Ağzından bal damlıyor.. Nasıl güzel, nasıl meraklı, nasıl mizah dolu konuşuyor. Eleştirileri vurmuyor, öldürüyor, ama ayni zamanda stand up şov gibi eğlendiriyor.. Bir saat, iki saat, üç saat.. Yahu bitirdi Yalçın sağcıları teker teker.. Hepsinin ipliğini pazara çıkardı, rezil etti.. Adamlar kalkıp "Kifayeti müzakere" istemiyor, onlar da ses etmeden dinliyorlar Yalçın'ı..

Oyunlarını anladığımızda iş işten geçmişti. Yalçın bitirip inince oylamaya geçildi ve bir baktık ki, bizim Ankara'da yaşayan hanım evladı tüllap "Geç oldu" diye kalkıp evine gitmiş bile.. Oysa hepsi yurtta kalan sağcıların alayı tüm kadro salonda.. Kongre başkanı seçerken biz iki misli fazlaydık ya.. Yalçın'ın gevezeliği sonunda bizimkiler birer ikişer gidince seçimi Sadrettin kıl payı da olsa kazandı.. Yalçın onları birer birer ele alıp rezil eder ve biz kahkahalar atarken, asıl onlar içlerinden kıs kıs gülerlermiş.. "Son gülen.." diyerek..

Şimdi bu Yalçın, bu Ergenekon'a adı karışan herkesin, ama herkesin, yargıçlar, savcılar, şahitler dahil cemaziyel evvelini bir anlatmaya başlasın, dava en az 10 yıl sürer, ordan da zaman aşımına düşer gider.. Davanın sağlığı açısından Yalçın tez elden serbest bırakılmalı, bana sorarsanız!..”

Valla dava ne kadar sürer bilemeyiz ama Yalçın Küçük gevezelik eder de dava Uluç’un dediği kadar uzarsa canlı bir tane Ergenekon sanığı kalmaz. Malum adamların yaş ortalaması bayağı yüksek.

Yalçın Küçük’ün davaya dahil edilmesine en çok üzülecek isim ise hiç kuşkusuz Perinçek’tir. Niye derseniz, ifade verme konusunda ciddi bir rakip çıktı karşısına çünkü. Yalçın Küçük’ün savcılıkta verdiği 21 saatlik ifade Perinçek’in ilk ifadesinin yanında biraz sönük kalıyor gibi görünüyor ama Küçük’ün daha işin başında olduğunu hatırlatmakta yarar var.

 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe