Okan İşbecer |
Dünün Susurlukçuları
Bir numaralı savaş aracı Şeriatçı medya Bu baskı ve sindirme operasyonunda ise başrolü Şeriatçı medya üstlendi. Başta Zaman gazetesi olmak üzere Yeni Şafak, Vakit, Bugün, Sabah gibi gazeteler ile Taraf, Star ve Radikal de bu operasyonun as kadrosunda yer aldılar. Operasyonun her aşamasında müthiş bir bilgi kirliliği yaratılarak kafalara karıştırıldı. Bunun yanı sıra çarpıtma ve tamamen kurmaca haberler yazılarak toplum yanlış bir şekilde yönlendirilmeye çalışılıyor. Bu anlamda söz konusu basın-yayın organlarının psikolojik savaş bülteni olarak adlandırılması hiç de yanlış olmayacaktır. Bundan önceki operasyonlarda Fehmi Koru gibi gazetecilerin verdiği isimlerin Ergenekon savcısını yönlendirmesi gibi durumlar ortaya çıkmıştı. Yazdığı bir yazıda önce “Karargâh Cumhuriyet gazetesi” diyen Koru, daha sonrasında ise farklı kesimleri işaret etmişti. Son dönemlerde “1 Numara” üzerine yoğunlaşan Koru’nun adı “Ergenekon Medyumu”na kadar çıktı. Koru’nun 1 Numara tahmini ise biraz farklı. Fehmi Koru, 30 Kasım tarihli yazısında, “ ‘1 Numara’ beklendiği gibi bir asker değil de söylendiği gibi bir işadamı çıkarsa, 'Ergenekon' sanıldığı gibi bir 'yarı-militer' örgüt değil de bazı dengesiz eski askerleri de kullanan daha farklı bir yapılanma ise bu sizleri şaşırtır mı?” diye yazarak yine kafaları karıştırmıştı. Aslında Fehmi Koru bu yazısıyla Aydın Doğan’a gözdağında bulunuyordu. Böylece Ergenekon Operasyonu medya içinde de bir hesaplaşmanın önünü açıyordu. Ergenekon Operasyonu ile ilgili bilgisine başvurulmak üzere çağrılan Fehmi Koru, eminiz Savcı Bey’e yeni operasyonlar için ilham vermiştir. Özellikle son operasyonlardan sonra tahmin yürüten isimlerin sayısında epey bir artış olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu hususta Koru’dan medyumluk görevini devralan isim ise yine bir Yeni Şafak yazarı olan Ali Bayramoğlu. Bayramoğlu, 10 Ocak tarihli yazısında Şöyle yazıyor: “(...) Muhtemelen bu tür tutuklamalar devam edecek. Bu konudaki tahmin ve beklentimiz tutuklamaların basından siyasi partiler içindeki isimlere kadar uzayabileceğidir.” Buradaki “beklentimiz” kelimesinin altını çizmekte yarar var. Bayramoğlu yine Ergenekon ile ilgili yazılarından birini şöyle bitiriyordu: “Bunlar kurucu yıllardır”. Ali Bayramoğlu acaba neyin kurucu yılları olduğunu da söyleyebilir mi? Öne çıkan isimlerden biri ise Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür. Taraf gazetesine verdiği röportajda bir sonraki dalgada Ergenekon’un siyaset ve medya ayağının süpürüleceğini iddia eden Övür, bunun kulağına gelen duyumlar olduğunu belirtti. Her iki yazarın da aynı şeyi hedef göstermesi size de manidar gelmiyor mu? Artık iş o kadar çığırından çıkmış durumda ki, yandaş medyanın önde gelenleri Abdülhamit’in jurnalcileri hesabı hoşlarına gitmeyen kişi ve kesimleri Ergenekon savcısına jurnalliyorlar. Jurnalci Zaman’ın yeni hedefi TÜRKSOLU TÜRKSOLU gazetesi ise operasyonun ilk düzenlendiği andan itibaren gelişmeleri ve gidişatı en doğru biçimde yorumlayıp okuyucularına aktaran yayın olarak öne çıktı. TÜRKSOLU bir taraftan operasyonun görünen en büyük hedefi olan Türk Ordusu’na seslenerek Orduya yönelik ABD operasyonunun altını çizdi ve Orduya gereken uyarılarda bulundu. Ordunun kurumsal olarak bu operasyona karşı kendini koruması gerekiyordu. Çünkü bu operasyonun nihai hedefi, direnecek bir Türk Ordusu bırakmamaktı. Zaten bugüne kadar gözaltına alınan ya da hedef gösterilen komutanların ABD’ye karşı mesafeli tavırları dikkate alındığında operasyonun gerçek mahiyeti ortaya çıkar. Özellikle Hüseyin Kıvrıkoğlu’yla Hilmi Özkök arasında kalan dönemle bir hesaplaşma içine girilmesi bunun en büyük kanıtıdır. Örneğin son operasyonlarda gözaltına alınan eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, ABD’ye karşı alternatif olarak Avrasya seçeneğini açıkça dillendirmiş bir komutanımızdı. Kılınç’ın önerisinin doğruluğu ya da yanlışlığı bir tarafa ABD’ye karşı bir alternatif dillendirmesi bile ABD tarafından mimlenmesine yetmişti ve şimdi Kılınç’a o çıkışının bedeli ödettirilmek istenmektedir. Aynı operasyonun ikinci bir hedefi de Türk Milletidir. Tüm dünyada ABD karşıtlığının yüzde 90’larla en yüksek orana sahip olduğu Türk Milleti, bu operasyonla birlikte sindirilmek ve ABD’ye boyun eğdirilmek istenmektedir. TÜRKSOLU bu amacı da ilk andan itibaren deşifre ederek Türk Milletini buna karşı uyarmış ve tüm bu psikolojik saldırılara karşı direnişe çağırmıştır. TÜRKSOLU’nun hedef haline gelmesinin ikinci bir nedeni de budur. İşte bütün bunlardan dolayı TÜRKSOLU Kürt-İslamcıların hedefi haline geldi ve ilk saldırıyı da Fethullahçı Zaman gazetesi başlattı. Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’u uyardığımız 219. sayımızın kapağına yer verilen haberde “TÜRKSOLU yine orduyu göreve çağırdı” denildi. Söz konusu haber Zaman’ın internet sitesinde “Ergenekon Dergisinden Orduya Tahrik” başlığıyla verilirken 14 Ocak günkü Zaman gazetesinde de yer aldı. 2003 yılında düzenlenen “Atatürk ve Cumhuriyete Saygı” yürüyüşünde açılan “Ordu Göreve” pankartına atıfta bulunarak verilen haberde, TÜRKSOLU’nun Org. Başbuğ’a hitaben “Susma, sustukça sıra sana gelecek” uyarısı Orduya karşı ikinci bir kışkırtma olarak gösterildi. “Ordu Göreve” pankartının resimleri Zaman gazetesinin en sık kullandığı görsel malzemedir desek abartmış olmayız. Zaman gazetesi ne zaman TÜRKSOLU’na saldırmaya kalksa ya da ne zaman Kemal Alemdaroğlu veya Kemal Gürüz ile ilgili bir haber yapsa “Ordu Göreve” pankartının resimlerini kullanır. Ancak Zaman gazetesinin haberinde belirtmediği bir şey var. “Ordu Göreve” yazılı pankart açmak da o pankartın yanında durmak da suç değil. Üstelik bu, mahkeme kararıyla da onaylanmış durumda. 2004 yılında Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından açılan ve 4 yıl süren “Ordu Göreve” davası, geçtiğimiz yılın Kasım ayında neticelendi ve pankartı açan kişiler beraat ettiler. Bununla ilgili bir haber Zaman gazetesinde de yayınlanmıştı. “Ordu Göreve”nin beraat ettiğine dair 21 Kasım 2008 tarihli Zaman gazetesinde de yer alan haber özetle şöyle: “Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz ile aynı karede kamuoyuna yansıyan 'Ordu göreve!' pankartını taşıyanlar hakkında mahkemeden ilginç bir karar çıktı. Ankara'da 2003 yılında düzenlenen 'Cumhuriyet'e Saygı' yürüyüşündeki tartışmalı pankart davası beraatle sonuçlandırıldı. Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Tahir Babaoğlu'nun gerekçeli kararı ise şaşkınlığa yol açtı. Yargıç Babaoğlu, pankartla ilgili basında çıkan çok sayıda fotoğraf ve emniyet kamerası kayıtlarına rağmen 'delil yetersizliği'nden beraate hükmettiğini açıkladı. Ayrıca karar yazısında, 'suçun yasal unsurlarının olayda gerçekleşmediği, sanıkların eyleminin askerleri darbeye çağrı suçunun oluşumu için yeterli bulunmadığı ve suçu işlediklerine dair yeterli delil elde edilemediği' vurgusunu yaptı.” Ancak Zaman’ın amacı gazetecilik değil tertip olduğu için 14 Ocak tarihli haberinde beraatle ilgili tek bir kelime geçmiyor. Zaman önce kendi içindeki Susurlukçuya baksın Zaman gazetesi bugünlerde işi gücü bırakmış dört bir koldan Susurlukçu avına çıkmış. Susurlukla Ergenekon’u bağlayacak ya binbir türlü hikaye uydurup duruyor. Zaman’a tavsiyemiz dönüp Çiller dönemine bir bakması. Çiller dönemini biraz karıştırırsa şimdilerde kendilerinde yazarlık yapan Mümtaz’er Türköne’ye ulaşırlar. Mümtaz’er bugünlerde Susurluk kelimesini ağzından düşürmüyorken belki o dönemle ilgili bildiklerini de açıklayabilir. Ne de olsa o dönemde Tansu Çiller’in danışmanlığını yapıyordu ve olayların yakın tanıklarından biridir. Hatta Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı ile 80 öncesinde Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde birlikte çalışmışlığı vardır. Susurluğu savunan Tansu Çiller’e “devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” sözünü Mümtaz’er’in söylettiği de bilinir. Ayrıca Ergenekon iddanamesinde de zat-ı muhteremin ismine rastlanmaktadır. Gerçi Mümtaz’er Fethullah’a iman ettiğinden beri geçmişine bir sünger çekmiştir. Bu ülkücü eskisi bugün Kürtçe televizyonu savunabilmektedir. DTP’yi en çok koruyan isimlerin başında gelen Türköne’ye göre Diyarbakır’a Amed denilmesinde de bir sakınca yoktur. Milliyetçilik ise Türköne’ye göre mikroptur. Susurluk döneminde Çiller’in prensi olan Mümtaz’er’in geldiği yeri görebiliyor musunuz? Susurluk dönemi ile yakından uzaktan alakalı bütün isimler Zaman tarafından Ergenekoncu ilan edilirken karısı AKP milletvekili olan Mümtaz’er’in adı nedense anılmamaktadır. “Fasa fiso”dan “temiz toplum”a Şeriatçılar Bugünlerde temiz toplum arayıcısı kesilen Şeriatçıların derin devlet ve uzantılarına karşı verdikleri mücadelenin karnesi ise tek kelimeyle zayıf. Susurluk olayı ilk patlak verdiğinde bu konudaki fikri sorulan dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, Susurluk’u tarihe geçen “fasa fiso” sözleriyle değerlendirmişti. Hatta Erbakan, Susurluk olayının aydınlatılması için eylemler yapan Atatürkçülerle ve solcularla “gulu gulu dansı yapıyorlar” diye dalga geçiyordu. Mesela Zaman gazetesinin de tavrı pek Susurluk’a karşı değildi. Kazadan dört gün sonra 7 Kasım 1996 tarihinde, o dönemde Zaman’da yazan Nuh Gönültaş şunları yazıyordu: “Aşiret reisi Sedat Edip Bucak PKK ile mücadelede binlerce adamı ile devletin yanında yer alıyor. Abdullah Çatlı da PKK'nın maddi manevi kaynaklarından Ermeni örgütü ASALA'nın tüketilmesinde "devlet izni ile" önemli başarılar sağlamış birisi. Arabadaki üçüncü kişi ise Türkiye Cumhuriyeti'nin emniyet işlerinde başarılı görevlerde bulunmuş, aynı zamanda bir Alevi dedesi olan Hüseyin Kocadağ. Kimse onun hakkında olumsuz bir şey söylemiyor. O halde arabada bulunan kişilerin hüviyetleri dikkate alındığında vatan ve millet aleyhine bir ittifaktan söz etmek pek mümkün değil.” Sadece Zaman değil şimdilerde temiz toplum özlemlerini dile getiren AKP’li kalemlerin büyük çoğunluğu da Susurluk savunucusuydular. Bunlar arasında en bilinenlerinden biri de Nazlı Ilıcak’tır. O dönemde Akşam gazetesinde yazan Ilıcak, 4 Mart 1997 tarihli bir yazısında İbrahim Şahin’i şöyle savunuyordu: “Eski Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin'i Susurluk olayı patlak verdikten sonra tanıdım, anlattıklarını dinledim ve söylediklerinden ikna oldum. Bu vatan için tek parmağını dahi taşın altına sokmamış insanlar tarafından pervasızca karalanmasını içime sindiremedim. Hele bu vatanı bölmeye gayret edenlerin, bu ülkeye kastedenlerin, namuslu kişiler gibi ekranlara çıkıp kinlerini kusmalarına, Özel Tim'e çirkef sıçratmalarına hiç tahammül edemem.” Gerçi Nazlı Hanım şimdilerde en büyük çete karşıtlarından biri ama ne demişler; söz uçar yazı kalır. Bu öneklerin de ortaya koyduğu gibi Şeriatçıların temiz toplum diye bir dertleri yoktur. Geçmişte olmamıştı, gelecekte de olmayacak. Onlar sadece önlerindeki engellerin kalkması için çabalıyorlar. Bunun için dün savundukları bir şeye bugün cepheden karşı çıkabilirler. Çünkü onlar açısından ilke diye birşey söz konusu olamaz. Onların yazıp çizdiği herşey ve aldıkları tavır tamamen yalandır. AKP’ye dayanıp bugün Türkiye Cumhuriyetinin temelleriyle oynamaktadırlar. Ama bilsinler ki AKP’nin bu oyundaki tek rolü ABD’nin piyonu olmaktır. Piyonsa bilindiği gibi en kolay feda edilen taştır.
|