“Kara Afrika”lı bir ulusal kurtuluşçu:
Amilcar Cabral
“Biz Portekiz sömürgeleri halkları, Afrika’nın, emperyalistlerin “Kara Afrika” dedikleri yerlerinden gelen Afrika halklarıyız. Evet, biz karayız fakat bütün öteki insanlar gibi insanız. Ekonomik olarak geriyiz ve haklarımız ekonominin geriliğiyle belirlenen bir tarihsel süreçtedir” demişti O.
Geriliğin, tarihsel bir sürecin zorunlu gelişimi olduğunu, sömürgeciliğin doğal sonucu olduğunu belirtmiş, haklarını almak için halkıyla bu tarihsel süreci hedef almış, devrimci bir mücadele vermişti.
Bundan tam otuz altı yıl önce Afrika, bir ulusal kurtuluşçu şehidini daha verdi.
20 Ocak 1973’te Gine-Bissau’nun bağımsızlık mücadelesinin lideri Amilcar Cabral Portekiz sömürgesinin işbirlikçi katilleri tarafından öldürüldü.
12 Eylül 1924’te Cabo Verde adalarında varlıklı bir ailenini oğlu olarak dünyaya gelen Cabral, ailesinin bu durumu sayesinde Portekiz’de iyi bir eğitim aldı. 1945 yılında Lizbon’da yüksek ziraat okuluna başlayan Cabral, şiir ve öyküler yazıyor ve kendi fikrince “Cabo Verde’nin unutulmuş küçük edebiyatına” az da olsa katkıda bulunmuş oluyordu. Konuları ise ülkesinin çektiği açlık ve yoksulluk gibi meseleler oluyordu. Cabral için uğraştığı edebiyat, Afrikalı sömürge halklarının yaşadığı sömürgecilik karşıtlığı zemininde tanımlanıyordu.
Zaten Cabral’ın yetiştiği gençlik dönemini etkileyen en önemli olaylar da İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri, Gine’nin sömürgeleştirilmesiyle birlikte meydana gelen açlık ve yoksulluğun yanında Portekiz’in ırkçı uygulamaları olmuştur. O zamanlardan beri de kafasında şekillenen düşünce Afrika’ya geri dönmek olmaya başlamıştı.
Cabral’a göre Batı Afrika’nın en küçük ülkelerinden birisi olan Gine-Bissau ve Cabo Verde adaları halkları, Portekiz sömürgecilerinin istilasından sonra bir sömürge ülkesi haline gelmiş ve her sömürge ülkesinin yaşadığı ortak uygulamalara tabi tutulmuştu: Irkçı uygulamalar, kaynakların emperyalizmin çıkarları için yağmalanması ve her türlü direnişin kanlı bir şekilde bastırılması.
Gine ve Capo Verde toprakları doğal zenginliklere sahip olmakla birlikte ülke ekonomisi tarıma dayanıyordu. Tropikal iklimin getirdiği yağışlar ülkede tarıma hissedilecek derecede zarar verecek erozyon tehlikesini de beraberinde getiriyordu.
Ziraat mühendisi adayı olarak Cabral ülke ekonomisine zarar veren erozyon tehlikesine karşı mücadele için bilimsel tekniklerin yanında toplumsal bir örgütlenmenin gerekliliğine vurgu yapıyordu; ama ülkeyi Portekiz sömürgecileri yönetiyordu.
Üniversitedeyken ülke aydınlarını ve Cabo Verde yöneticilerini biraraya getirip bu mesele üzerine eğilmeleri konusunda bir adım atmaya çalıştıysa da sömürgeci bir ülkenin doğal olarak sömürge ülkeyi düşünmek gibi bir derdi olmayacağı için Cabral’ın çabası bir sonuç vermeyecekti.
Cabral’ın gelecekteki mücadelesini şekillendirecek olan en önemli siyasi çalışma alanı Afrika Araştırmaları Merkezi olacaktı.
Gine’nin ulusal kurtuluş mücadelesinin gelecekteki birçok liderini çıkaracak olan bu yapılanma, Amerika’da yükselen siyah hareketten de etkilenerek sömürgecilik karşıtlığı ve Afrika milliyetçiliği temelinde faaliyet yürütüyordu.
Cabral bu siyasi mücadeleyi “ruhların yeniden Afrikalılaştırılması” olarak tanımlamıştır. Merkez ilk toplantısını 1951’de gerçekleştirmişti.
1951’de ziraat mühendisi olarak mezun olan Cabral, Lizbon’da tarım ofisinde stajyer olarak çalışırken babasının ölüm haberini alır ve kafasındaki Afrika’ya dönüş fikrini gerçekleştirmesi için de uygun fırstı yakalamış olur.
Gine-Bissau’ya tayininden sonra 1952-1954 arası tarım uzmanı olarak neredeyse tüm Gine’yi dolaşarak sömürge ülke gerçeğini ve halkının yaşadıklarını yerinde görmüştür. Bu sırada da erken dönemde tam anlamıyla ne yapmalı sorusuna veremediği cevap yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştır.
Benzer bir durumu Che de motorsikletiyle Latin Amerika’yı dolaşırken yaşamıştı. “Motorsiklet Günlükleri”nde bunu kaleme almıştı.
Ne yapmalı sorusunun cevabı, 1956’da kurduğu Gine ve Capo Verde’nin Bağımsızlığı için Afrika Partisi (Partido Africano da Independencia da Guine e Cabo Verde-PAIGC) olacaktır.
PAIGC’nin hedefi temelde sömürgeci yapıyı ortadan kaldırıp ülkenin bağımsızlığını kazanmaktı. Üretim araçlarının da kamulaştırılması partinin önemli hedeflerindendi.
Sömürgecilerin ülkeden kovulmasıyla sonuçlanacak ulusal kurtuluş mücadelesi sonrası doğal olarak sosyalist bir ülke yaratılacaktı.
Partinin ilkeleri aynı dönemde, Cabral’ın Lizbon’da tanıştığı Angola’nın devrimci liderlerinden ve bağımsız Angola’nın ilk cumhurbaşkanı olacak olan Agostinho Neto’nun MPLA’sıyla (Angola’nın Bağımsızlığı İçin Halk Hareketi) ortak yönlere sahipti.
Demokratik halk iktidarını amaçlayan Cabral ve PAIGC, emperyalizme karşı ulusal kurtuluşçu bir cephe kurmayı planlıyor ve diğer ulusal kurtuluş mücadelesi veren ülkelerden de destek almaya çalışıyordu.
1959’a gelindiğinde sömürgeci baskı ve ulusal kurtuluş fikri arasındaki çatışmanın hat safhaya geldiği nokta, yaşanan bir genel grev sonrası elli kişinin öldürülmesi oldu.
15 Kasım 1960’ta PAIGC yayınladığı bir bildiriyle Portekiz’den Gine ve Cabo Verde’nin bağımsızlığını tanımasını, askeri üslerini kaldırması ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasını istedi.
Beklendiği gibi Portekiz bu talebi reddetti ve Gine ve Cabo Verde halkı üzerindeki baskısını daha da artırdı ve direnişe tepkisi daha kanlı bir hale geldi.
Portekiz sömürgecileri Gine halkına yaptıklarıyla, Latin Amerika’ya ilk kez ayak basanların torunları olarak, dedelerinin Latin Amerika yerlilerine yaptıklarını aratmadılar.
Üç yıl daha baskın ve sabotaj gibi yöntemleri kullanarak devam eden direniş, 1963’te Cabral’ın tüm ülke geneline yayılacak gerilla mücadelesini başlatmasıyla bir Ulusal Kurtuluş Savaşı’na dönüştü.
Bir yıl içinde Cabral’ın partisi ülkenin üçte birini denetim altına aldı. Cabral mücadele sürerken kazanılan tüm bölgelerde parti programına uygun olarak tarım kooperatifleri kurdu, eğitim ve sağlık alanında bağımsızlığın tam olarak kazanılmasından sonra uygulanacak toplumsal çözümlerin ilk şekillerini oluşturmaya başladı.
Cabral’ın kurduğu ve Gine halkının oluşturduğu gerilla birlikleri, eğitimlerini 1957’de verdiği Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası bağımsızlığını kazanan komşu ülke Gana’da, devrimci lideri Kwame Nkrumah’ın izniyle alıyorlardı.
Afrika milliyetçiliği ve Afrika Birliği fikri tüm Afrikalı devrimci liderlerin mücadeleleri boyunca ortak fikri olagelmişti.
Cabral da Che gibi eğitiyordu. Gerilla birliklerine verdiği eğitimde yerel kabileleri kendi yanlarına çekmenin önemini vurguluyordu.
Askerlerin gıda ihtiyacını karşılamada yerel halkla bütünleşmenin önemini ortaya koyuyor; aynı zamanda bir ziraat mühendisi olarak gerillalar aracılığıyla yerli halka daha iyi tarımsal ürün elde etmenin yöntemlerinin öğretilmesini sağlamaya çalışıyordu. Gerillalar, mücadele sırasında ayrıca köylülerle birlikte hasadın kaldırılmasında da görev alıyorardı.
Gerilla kendi alternatif ekenomisini de bir yandan inşa ediyordu. Portekiz parasını yönettiği bölgelerde kaldıran Cabral, bir çeşit takas yöntemi getirmişti. Köylülerin ürünlerini sömürgeci Portekiz yönetiminin verdiği fiyatın üzerinde satabildiği bir trampa pazarı oluşturulmuştu.
1966’ya gelindiğinde ülkenin yarısı PAIGC’nin kontrolündeydi. Portekiz sömürgeciliğine karşı mücadele eden Cabral’a yine Portekiz’e karşı mücadele eden Angola ve Mozambikli devrimcilerden destek geliyordu.
Cabral’ın Portekiz yönetimine ilettiği bağımsızlığı tanıma isteğine Portekiz’in cevabı Portekiz’e bağlı özerk ülkelerin oluşturulacağı bir dizi reform süreci oldu. Bunu kabul etmeyen Cabral mücadeleyi devam ettirme kararı verdi.
Gine adım adım sömürgeci Portekiz’i ülkeden atıyor ve bağımsız bir ülke olmaya doğru Cabral önderliğinde ilerliyordu.
1972’de Cabral ve PAIGC genel seçimlere gitti ve ilk ulusal meclisi topladı. Artık tarih sahnesinde bağımsızlığını talep eden bir halk ve ülke vardı. Egemen olarak son günlerini yaşamakta olan Portekiz, her diktatörlüğün yaptığı gibi çareyi doğrudan devrimci liderlere yönelik saldırda buldu.
20 Ocak 1973 gecesi, yeni doğmakta olan Gine Halk Cumhuriyeti’nin lideri Amilcar Cabral, Portekiz işbirlikçisi Caetano iktidarının ajanları tarafından öldürüldü.
Cabral, kendi deyimiyle halkına olan borcunu ödemiştir.
Ölümünden hemen sonra kardeşi Luis Cabral, bağımsızlığın kazanan Gine’nin devlet başkanı olmuştur.
Emperyalizm her zaman olduğu gibi devrimci liderleri ortadan kaldırarak devrimci fikirleri de ortadan kaldırabileceğini düşünmüştür.
Che, Lumumba, Cabral...
Ya da Deniz, Mahir...
Emperyalizm onları ortadan kaldırabildi mi?
Hayır!
Devrimciler ölür ama devrimler durmaz sürer!
|