19.01.2009/Sayı:220
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Özgür Billur

Sağ politikalar CHP’yi büyütür mü?

İsmet İnönü

İsmet İnönü

Şemsettin Günaltay

Şemsettin Günaltay

Bülent Ecevit

Bülent Ecevit

Deniz Baykal

Deniz Baykal

CHP'de Atatürk'ün ölümünün hemen ardından İsmet İnönü ile başlayan sağcılaşma süreci günümüze kadar kesintisiz olarak devam etmiştir. İnönü'den bayrağı devralar Ecevit de sol gösterip sağ vurarak CHP'nin ve Türkiye'nin sağcılaşmasının en başta gelen sorumlularından biri olarak tarihe geçmiştir. Baykal ise son aylarda gemliştirdiği söylemler ve çarşaflılara rozet takma gibi girişimleriyle CHP'nin geçmişine rahmet okutuyor. İnönü'den itibaren başlayan düzenle uzlaşma politikası, CHP'yi artık herhangi bir sağ partiden farksız hale getirmiştir.

Çarşaf ve Kürt açılımı sağcılıktır

21-22 Aralık tarihinde toplanan Tüzük ve Program Kurultayı, CHP için bir kırılma noktasıdır. Baykal tarafından dile getirilen “Etnik kimlik şereftir” sözünün programa yazılmasının yanı sıra, parti laiklik konusunda da programını yumuşattı. Örneğin, CHP programında artık İmam-Hatip liselerinin mevcut yapısının değiştirilmesine dair bir talep yok. Bu konudaki diğer düzenlemeleri geçen sayımızda belirtmiştik.

Baykal’ın çarşaflı kadınlara rozet takması ve bu olayın pek çok parti örgütünde tekrarlanması, CHP’nin ciddi bir politika değişikliği içinde olduğunu gösterdi. Eskinin hızlı türban karşıtı Nur Serter’in türbanlı kadınlara rozet takmasından sonra, Ardahan milletvekili Ensar Öğüt’ün “Türban şerefimizdir” açıklaması, yaşanan değişimi çok net biçimde ortaya koymuştur.

CHP yönetimi, kendilerine yöneltilen eleştirilere kulak tıkadı ve her iki politikanın da halkçılığın gereği olduğunu açıkladı. AKP’nin ve PKK’nın kucağına düşen insanları kazanmayacak mıydı CHP? Parti halkla ve onun gelenekleriyle ve kültürüyle buluşmayacak mıydı? Hatta Deniz Baykal, artık tek parti dönemi uygulamalarının geçerli olmadığını açıkladı. CHP, halkın partisi olmalıydı! Ancak böyle olursa AKP’ye ve sağa giden oylar CHP’ye kayabilirdi.

Maalesef bu gerekçeler, pek çok CHP’li ve Atatürkçü üzerinde etkili oldu. Yıllardır sağ partilerin “halkla bütünleşmek”, “milli ve manevi değerleri korumak” gibi popülist söylemlerinin gericiliği nasıl güçlendirdiğini göremeyenler, CHP’nin doğru yaptığını iddia ettiler. CHP’nin klasik sağ bir söylem içine düştüğünü göremediler.

Sağ partiler, tek parti döneminde CHP’nin halkın gelenek, görenek ve inançlarıyla çatıştığını, milli ve dini değerleri yok ettiğini iddia ederler. Hatta geçen yıl AKP’li Dengir Fırat, “Atatürk devrimleri travma yarattı” diyerek sağcıların yıllardır söyledikleri fikri özetledi. Bugün Deniz Baykal’ın tek parti dönemi eleştirisiyle Dengir Fırat’ın söyledikleri arasında hiçbir fark yoktur.

Deniz Baykal, Dengir Fıratlarla aynı söylemde buluşarak oy alacağını sanıyorsa yanılmaktadır. Çünkü gericilik davasının sahibi bellidir. Bu konuda CHP, AKP ile yarışamaz. Nasıl, Kürtçülük konusunda PKK ya da DTP ile yarışamazsa gericilikte de AKP ile yarışamaz. CHP, bu yeni politikalarıyla dinci kesimin oyunu alamaz ama Türk toplumunda Şeriatçılığı meşrulaştırarak Cumhuriyet düşmanlarının ekmeğine yağ sürer.

Çarşaf ve Kürt açılımı ile savunulan politikaları ve bunun gerekçelerini sağ partiler yıllardır dillendirmektedir. Hepsi Atatürk’e ve devrimlerine düşmandır. Çünkü Türk Devrimi’nin yaratmak istediği yeni toplum düzeninde Şeriatçılığa ve etnikçiliğe yer yoktur. Atatürkçü ideolojide toplum devrimci müdahalelerle yeniden biçimlenir. Devrimciliğe karşı olan muhafazakârlar (sağcılar) bu yüzden ta başından beri Atatürk’e ve Altı Ok’a karşıdırlar.

Peki ya CHP ve Deniz Baykal niçin sağcıların yıllardır savunduğu politikaları savunmaktadır? Amaç sağa giden oyları CHP’ye kazanmak ise, bunun boş bir beklenti olduğunu CHP tarihini inceleyerek görebiliriz. CHP, Atatürk’ün ölümünden kısa bir süre sonra devrimci karakterini önemli ölçüde kaybetti. Bazı dönemlerde bugünkü yönelimin benzeri çıkışlar yaptı; fakat her seferinde de başarısız oldu. CHP’nin sağcılaşmasından sağ partiler karlı çıktı. CHP sağcılaştıkça Türkiye de sağcılaştı. 

CHP’nin bugün içine düştüğü çıkmazı anlamak için, sağcılaşma sürecini 1940’lardan itibaren ele almalıyız.

1947 Kurultayı: Sağcılaşma ve Altı Ok’a ihanet

17 Kasım 1947’de toplanan 7. Kongre, CHP tarihinde bir dönüm noktasıdır. Daha önceleri devletçilik ve laiklik konusunda eski politikaların yumuşatılması yönündeki önerilerin parti programına geçmesi bu kongre ile olmuştur. Kongrede Altı Ok masaya yatırılmış ve “Devrimcilik” ilkesi törpülenmiştir. Reformların yukarıdan dayatılamayacağı ve sadece halkın kabul edeceği reformların uygulanacağı açıklanmıştır. İslam’a karşı militan tavrın terk edilmesine karar verilmiştir.

CHP, yeni kurulan Demokrat Parti karşısında tutunabilmek için onun politikalarını neredeyse aynen tekrar ediyordu. Devletçilik ilkesi, “Devlet, özel sektörün karlı bulmadığı alanlarda yatırım yapacaktır. Devlet kâr amacıyla girişimde bulunmayacaktır. Denizyolu ve eşya taşımacılığı özel sektöre bırakılacak, devlet özel girişimlerle eşit koşullar altında çalışacak, devlet özel girişim ortaklıklarına olanak sağlayacaktır” şeklinde değiştirilerek özünden uzaklaştırılmıştır.

Ancak asıl tavizler laiklik ilkesinden verilmiştir. İlkokullarda din dersinin okutulması ve tanınmış din büyüklerinin türbelerinin yeniden ziyarete açılması istenmiştir. Hatta ülkede komünizmle mücadele için Hüseyin Cahit Yalçın’ın başkanlığında özel bir tasfiye heyeti kurulması önerilmiştir.

Kurultaydan sonra parti bu yönde çok ciddi adımlar atmıştır. İmam-Hatip kurslarının açılması, hacca gitmek isteyenlere ilk kez döviz verilmesi, ilkokullara din dersi konulması, İlahiyat Fakültesi’nin açılması ve 1925’ten beri kapalı olan türbelerin yeniden açılması gibi icraatların çoğu 1949’da Başbakanlığa getirilen “dindar” Şemsettin Günaltay hükümeti döneminde gerçekleştirilmiştir.

Gericiliğe verilen bu tavizlerle eşzamanlı olarak dış politikada da ciddi bir rota değişikliği yaşanıyordu. Türk- Amerikan ekonomik işbirliği antlaşması, İsrail’in resmen tanınması, ABD’den Marshall planı doğrultusunda ekonomik yardım alınması vs.. hep bu dönemde gerçekleşmişti. CHP’nin önde gelen isimlerinden Nihat Erim “yakın gelecekte, Türkiye küçük bir Amerika haline gelecektir” diyordu. İnönü, seçim nutkunda, Altı Ok’un Anayasa’dan çıkarılacağını açıkladı.

CHP, o kadar taviz vermesine rağmen 14 Mayıs 1950 tarihindeki seçimi kaybetti. DP 408 milletvekilliği kazanırken CHP 69 milletvekili sokabildi Meclis’e. Yani bu sağcılaşma ve geri dönüş CHP’yi büyütmemiş, aksine DP’yi iktidar yapmıştır.                   

CHP, DP iktidarında ve 27 Mayıs sonrasında bile sağ politikalara sarıldı

Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 yılında bir askeri ihtilalle indirilene kadar on yıl ülkeyi yönetti. Bu süre zarfında CHP, sert bir muhalefet ile toplumu uyandırmayı değil sessiz kalmayı tercih etmiştir. Yapılan kurultaylar politikaların değil, kişilerin konuşulduğu toplantılara çevrilmiştir.

Daha 1950’de, DP iktidarının ilk yılında, ezanın Arapça okunması yasağını kaldıran yasaya CHP’liler de olumlu oy kullanmışlardı.

22 Haziran 1953’te toplanan 10. Kurultay, CHP’nin Altı Ok’tan kopuş sürecinin bitmediğini gösteriyordu. İsmet İnönü’nün açılış konuşması o kadar yumuşaktır ki, NATO, Kore gibi hassas konulara girmesine rağmen DP aleyhine konuşmaz. Kurultay’da program yeni baştan ele alınır. “Giriş” bölümündeki “Kemalizm” sözcüğü yerine “Atatürk yolu” deyimi kullanılarak, 1947’de belirlenen Altı Ok’tan dönüş sürecinin devam ettiği görülür.

DP’nin 1960’da askerler tarafından alaşağı edilmesinden sonra yapılan ilk seçimlerde(15 Ekim 1961) CHP 173, DP’nin devamı olan Adalet Partisi 158, DP’nin diğer devamcısı olan YTP 65, CMKP ise 54 milletvekili çıkarmıştır. Bu CHP için bir yenilgi olmasına karşın hükümet kurma görevi CHP’ye, yani İsmet İnönü’ye verilmiştir. İnönü, 24 yıl sonra yeniden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olur. Adalet Partisi ile kurulan Koalisyon hükümetinin programında “Atatürk devrimleri” ifadesinin yerine “Atatürk ıslahatı” gibi garip bir deyim kullanılmıştır.

Türk toplumu “Atatürkçülüğe dönüş” için askeriyle siviliyle sokaklarda iken CHP’nin bu taleple uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Hatta bu devrimci dalganın karşısındadır. CHP’nin 16. Kurultay Ana Davalar Bildirgesi’ndeki ifadelere bir bakalım:  “CHP, insan haklarına dayanan demokratik dünya düzenini dünya çapında karşılaşmakta olduğu tehdide karşı korumak için kurulmuş olan Batı ittifak sistemine ve onun direği olan Atlantik Paktı’na Türkiye’nin sarsılmaz bir sadakatle bağlı olduğunu, memleketimizin içinde bulunduğu, tarihi, coğrafi ve askeri zorunlulukların kesin bir sonucu ve dünya barışının korunması için yerine getirilmesi gerekli kaçınılmaz bir ödev saymaktadır.”

Antiemperyalizmin güçlendiği ve Atatürkçülüğün kitleler tarafından devrimci bir çıkış olarak görülmeye başlandığı bir dönemde CHP, bu sürecin bırakın öncüsü olmayı karşısında yer almıştır. 27 Mayısçı subayların bir kısmında köklü ekonomik reformlara girişmek gibi bir eğilim varken, CHP, DP’den miras kalan IMF politikalarına sadık kalmıştır. 1965’e kadar AP’yle kurulan koalisyon hükümetleri eski tavizkar politikaları hayata geçirmiştir.

CHP’nin 1960’larda bile sağcı politikalar izlemesi parti içindeki önemli Atatürkçü isimleri isyan ettirdi ve istifalar başladı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İnönü’nün “Atatürk ilkelerine rötuş yapan tek kişi benim” dediğini anımsattıktan sonra, “sürekli taviz veriyor ve rötuş yapıyordu” diyerek istifasını sundu. Yine aynı dönemde Atatürk’ün en yakınındaki gazeteci olan Falih Rıfkı Atay, “Hiç sarsılmaksızın Atatürk’e bağlı kaldığım için, Atatürk’e ihanet edenlerin baskısıyla bir gün savunma hakkımı bile kullanamayarak partiden kovulmak çok acı geleceğinden, şimdiden allahaısmarladık” diyerek ayrıldı.

Dışarıda emperyalizme, içeride gericiliğe taviz vermek sağcı politikanın karakteristiğidir. CHP, 1962-65 arası tipik sağ bir program izlemiş ve 1965 seçimlerinde %28 oy almıştır. İktidar %52 ile programın gerçek sahibi AP’ dedir artık. CHP’nin sağ politikalar izlemesi hem onu kendi tabanından uzaklaştırmıştır hem de toplumda gericiliği güçlendirmiştir.

Ortanın Solu:  Atatürkçülük ve sol karşıtı bir icat

1965’den sonra Türkiye’de sol bir rüzgâr esiyordu. Türkiye İşçi Partisi, Meclis’te 15 milletvekili ile en ciddi muhalefeti yapıyordu. Üniversite gençliği ve emekçiler “İkinci Kurtuluş Savaşı” şiarıyla hareket ediyorlardı.

Böyle bir ortamda CHP “ortanın solu”nda olduğunu açıkladı. Bu politikayı İsmet İnönü ilan etmiştir, ama fikir babası Bülent Ecevit’tir. İnönü, bu politikanın parti içi ve dışından aldığı tepkilerden sonra şu savunmayı yapmıştır: “Ülke tam sola kayıyordu. Ortanın solunun gerekçesi tam sola gidişin önlenmesidir.”

Anlaşılacağı gibi CHP kendi tabanını kaybetme telaşıyla solda olduğunu açıklama gereği hissetmişti. Ancak bu politikanın aslında solla bir ilgisi yoktur. Yükselen antiemperyalist sol hareketin önünü kesmek için ortaya atılan bir fikirdir ortanın solu. Bu fikrin sahibi Ecevit bakın ne diyor: “Ortanın solu toplumun aşırı sola kaymasını önlemede sağdaki bütün akımlardan daha etkilidir.” Benzer bir açıklamayı İnönü, “ortanın soluyla komünizmin bertaraf edileceği” şeklinde yapmıştır.

Bu demeçler 1965 yılında verilmiştir. Yani Türk solunun Atatürkçü çizgide bir sosyalizm için mücadele ettiği yıllarda. Ecevit ve İnönü’nün aşırı sol ya da komünist diye suçladığı insanlar “İkinci Kurtuluş Savaşı” diyerek yola çıkan Atatürkçüler ve devrimcilerdi. Halkın TİP’in peşinden gitmesinden korkan Ecevit, sol bir söylemle onları kazanmaya çalışırken, aynı zamanda devrimcileri ve solcuları karalıyordu. 

1972 yılında CHP genel başkanlığına getirilen Ecevit, sol bir söylem geliştirmesine rağmen özünde Atatürkçülüğe ve solculuğa karşı konumlanmıştır. “Üretim ilişkilerini, sosyal yapıyı değiştirmeyen hareketlere devrim denemez. Atatürk bunları yapmadı.” diyen Ecevit, kendisini Çok Uluslu Şirket temsilcileriyle görüştüğü için eleştirenlere ise şu cevabı veriyordu: “Hasmımı da bilmek zorundayım. Ben Allende olmak istemem. Düzeni değiştirirken çarkı durdurarak değil, çark dönerken değiştireceğim.”

Ecevit, ne solcuydu ne de Atatürkçüydü. Ama 1970’lerde esen devrimci rüzgârı çok iyi gördü ve sol bir söylem tutturarak iki kez Başbakan oldu. CHP-MSP koalisyonunu oluşturarak Cumhuriyet düşmanı güçleri hükûmete aldı. IMF’nin hazırladığı ekonomik programı uyguladı. Halkçılık, devrimcilik, üretim, emikçiler gibi süslü lafları pek seven Ecevit’te ne emperyalizmden kopuş vardır ne de Atatürk devrimciliği. Buna rağmen, Ecevit’in sol ve milliyetçi söylemi geniş kitleleri etkilemiş ve CHP iktidar olmuştur.

CHP ve Ecevit, doğru bir önderlik yapmış olsa belki de 12 Eylül yaşanmayacaktı. Atatürkçülük solculukla birleşip düzgün bir örgütlenme ile halkın karşısına çıksaydı, bugün bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olabilirdik.

12 Eylül 1980’den sonra eski CHP’lillerin büyük kısmı SHP içinde politika yaptılar. SHP, klasik bir sosyal demokrat partiydi ve Avrupa ile yakın teması vardı. SHP’nin Türk soluna verdiği en büyük zarar 1991 seçimlerinde Kürtçü HEP ile yaptığı ittifak olmuştur. İsmet İnönü ile başlayan Kemalizme ihanet süreci, oğlu Erdal İnönü döneminde partiyi bölücü örgütle ittifak yapacak kadar ilerlemiştir.

Baykal, Altı Ok’u tamamen sildi

Tekrar bugüne gelelim, yani Baykal’ın CHP’sine. Bugün CHP 1947 yılında yaşanan kırılmanın bir benzerini yaşamaktadır. O tarihte laiklikten çok ciddi tavizler veren parti, artık bir adım öteye gitmiştir. Türbanı açık açık savunan CHP’nin artık laikliğe karşı olduğunu söyleyebiliriz. Herhangi bir sağ parti ne kadar laikliği savunuyorsa CHP de o kadar savunmaktadır. Hatta CHP, AKP’nin bile yapmadığını yaparak çarşaflılara rozet takmıştır. Laiklikten taviz vermenin sonu, laikliğe karşı çıkmaktır. Bunu kabul edip etmemeniz değil, ne yaptığınız önemlidir.

Deniz Baykal’ın bu politika değişikliğine daha önceki genel başkanlar cesaret edememişlerdi. Devletçiliğe, halkçılığa, milliyetçiliğe ve devrimciliğe çoktan darbe vurulmuştu ama laikliğe sıranın geleceğini kimse düşünmüyordu. Ancak CHP’de Kemalizme ihanet süreci o kadar başarılı olmuştur ki, artık kimse olan bitene sesini çıkarmamaktadır. Zaten ses çıkarmak da mümkün değildir. Çünkü artık Deniz Baykal yeni tüzük değişikliği ile partide tek otorite, tek adamdır.

CHP’nin yeni açılımları bazı aklıevvellerin tahmin ettiği gibi sağ oyları CHP’ye yöneltmeyecektir. CHP, tarihinde ne zaman böyle bir açılım yapsa, yani taviz verse, bırakın oyunu arttırmayı kendi tabanını bile kaybetmiştir.

 Ancak olayın daha tehlikeli bir sonucu vardır: Toplum CHP aracılığıyla Şeriata ve Kürt devletine alıştırılmaktadır. CHP’nin sağcılaşması ile toplum daha çabuk sağcılaşmaktadır. Sağcılığın varacağı yer ise Cumhuriyet’in yıkımıdır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe