19.01.2009/Sayı:220
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Söyleşi

Canan Arıtman

Gerçek ırkçılar
devletin en tepesinde

Canan Arıtman“Ermenilerden özür dileme” kampanyası aymazlık değilse vatan hainliğidir

TÜRKSOLU: “Ermenilerden özür diliyoruz” kampanyasına karşı çıkan bir açıklamanız oldu, ancak kampanyanın ötesinde, esas olarak kampanyayı destekler mahiyette açıklamalarda bulunan Abdullah Gül’e yönelik sert bir tepkiniz vardı. Bu tepkinizin sebebi neydi?

CANAN ARITMAN: Malum basın teferruatı öne çıkarıp esası unutturmaya çalıştı ama benim sözlerimde esas altı çizilen cumhurbaşkanının görev suistimalidir. Cumhurbaşkanı bir kere taraftır. Cumhuriyet’ten, Türkiye Cumhuriyeti devletinden ve milletinden yana taraf olmak zorundadır.

Cumhurbaşkanı seçildiğinde ettiği yemin de bunun gereğidir. Bu yemin metni; “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini korumak”la başlıyor ve “Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda namus ve şerefim üzerine yemin ederim” diyerek bitiyor.

Dolayısıyla Anayasal bir görevin ihmal ve istismarından bahsettim. Kabul edilebilir bir durum değildir. Bu ihmalin Türkiye’yi nerelere götürebileceğine dikkat çektim.

Zaten bu açıklamamdan önce Dışişleri Komisyonu toplantısı vardı. Ben toplantıda gündem dışı söz aldım. Ve aynen şu ifadeleri kullandım: “Birtakım kişiler, eğer aymazlık değilse vatan hainliğidir yaptıkları; Türk Milletinin bir soykırım suçu işlediğine dair bir özür metni yazıp imza kampanyası düzenliyorlar. Buna Dışişleri Komisyonu’nun bir karşı bildiri ile tavır alması gerekir çünkü yapılan iş yanlıştır ve Dışışleri bu konuda taraftır”.

Nedenine gelince; Türkiye’nin bir resmi tezi var. Bu tezde deniliyor ki; bilimsel, hukuki ve tarihi verilerle sabittir ki Türkiye böyle bir soykırım suçu işlememiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin hiç kimseden özür dilemesini gerektirir bir durum söz konusu değildir.

Emeni diasporası, yurtdışında, pek çok ülkede bu konuda yasaların çıkmasını bile temin ettiler. Obama’dan sonra Amerikan senatosunda da bekliyor bu tür bir yasa teklifi. O nedenle bu kampanya Türkiye’nin dışarıda, uluslararası platformda darda ve zorda kalmasına neden olacaktır. Resmi tezini savunmasında güçlük çekmesine neden olacaktır. Diyeceklerdir ki, “siz devlet olarak hayır diyorsunuz ama bakın milletiniz onbinlerce, yüzbinlerce imzayla bunu kabul ediyor ve özür diliyor”.

Bu imza kampanyasından sonra Amerika’daki Ermeni asamblesi başkanı bir açıklama yaptı; “Bu artık önüne geçilemez bir süreçtir, biz bu işi başardık, Türkiye artık soykırım yaptığını kabul etmek zorunda kalacaktır ve tazminat da ödeyecektir” dedi. Bunu da büyük bir sevinçle ve büyük bir başarı olarak dünya kamuoyuna bildirdiler. Bu nedenle Dışişleri taraftır.

Ayrıca Türkiye, Ermeni terörüne onlarca şehit vermiştir. Türkiye’nin şehitleri vardır. Bu nedenle, Dışişleri komisyonunun, böyle bir kampanyanın haksız olduğunu, yapılmaması gerektiğini ve doğru da olmadığını anlatan bir bildiri hazırlaması gerektiğini söyledim.

Buna komisyondaki DTP’li Sabahat Tuncel dışındaki milletvekilleri katıldı. Sabahat Tuncel “Türkiye geçmişiyle yüzleşmek zorundadır” dedi. Ben de ona “tarihinizi ve tarihimizi iyi öğrenin” dedim. Komisyon başkanı Murat Mercan, “Size katılıyorum ama böyle bir şey yapmamız tüzüğe aykırı olabilir bunu Meclis başkanı ile görüşeyim bir daha ki toplantıda bunu değerlendiririz” dedi. Ben de kendisine iç tüzüğe aykırı bir durum olmayacağını, milletvekillerinin hem bireysel hem de grup halinde, komisyon olarak açıklama yapabileceğini, bildiri yayınlayıp basın açıklaması yapabileceğini, dolayısıyla Meclis Başkanı’na sormasını gerektirir bir durum olmadığını söyledim. Tabii Komisyon Başkanı ayak diriyor buna. Ayak diremesi Cumhurbaşkanı’nın tavrıyla alakalıdır. Komisyon Başkanı, Meclis Başkanı ile görüşme konusunda ısrarcı oldu. Ve ne yazık ki komisyondan böyle bir karşı bildiri çıkamadı. Ben de fevkalade üzüldüm tabii.

TÜRKSOLU: Bunun üzerine açıklamayı kendiniz yaptınız...

CANAN ARITMAN: Evet. Dışişleri Komisyonu toplantıları basına kapalı toplantılardır. Ama tabii basın içeride konuşulanları duyar. Bana ne konuşulduğunu sordular. Komisyon toplantısından çıkınca biz de siyasi parti grupları olarak  parlamentoda bir karşı-bildiri metni hazırlayıp milletvekillerinin imzasına sunmayı düşündük. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu böyle bir metin hazırladı. Meclisin böyle bir şey yapması pek de olanaklı görünmüyordu. Daha önce bu konuda tecrübelerimiz var. Türkiye’nin maruz kaldığı PKK terörü ile ilgili bir ortak bildiri bile çıkamadı Meclis’ten, değil ki bu konuda çıksın!

Bunu bir gazeteci arkadaşımıza söyledim; Cumhurbaşkanı’nın bu kampanyayı desteklemesinin ne kadar yanlış olduğunu söyledim. Cumhurbaşkanı’nın böyle bir imza kampanyasını destekleme lüksü olamaz. Bunu hoş görme lüksü olamaz. Bu bir görev suistimalidir.

TÜRKSOLU: Bunu söylerken aynı zamanda “Abdullah Gül’ün anne tarafından Ermeni” olduğunu ifade ettiniz ve bu kampanyayı destekleme yönündeki tavrına gerekçe olarak da buna gönderme yaptınız. Gerçekten de Cumhurbaşkanı’nın etnik kökeninin bir önemi var mı sizce?  Bu konu niye önem kazanıyor?

CANAN ARITMAN: Ben bir sosyal demokratım ve bir hekimim. Aldığım eğitim doğrultusunda insanı sadece insan olarak görürüm, diğer özelliklerini, onun cinsiyetini bile görmem. Dolayısıyla dini, dili ırkı rengi hiçbir şeyini görmeden insana bakmayı öğrenmişiz. Bir insanın etnik kimliğini de hasta kartını doldururken yazdığınız cinsiyet özelliği gibi görürüm en fazla. Partimizin programında da insanların etnik kimliğinin insanın şerefi olarak görüldüğü yazar. Dolayısıyla bunu hiçbir şekilde bir aşağılama olarak kullanmadım.

TÜRKSOLU: Abdullah Gül’ün “Ne Mutlu Türk’üm diyene demek ilkellik ve ayrımcılıktır” şeklinde bir sözü de var ve galiba sizin bu açıklamanız biraz da bu nedenle önem kazanıyor.

Cumhurbaşkanına güvenmiyorum

CANAN ARITMAN: Bunun nedenlerini size anlatacağım. Oradaki gazeteci arkadaşa dedim ki: “Cumhurbaşkanı’nın bu imza kampanyasını desteklediği anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı cumhurun başkanı olsun kendi etnik kimliğinin değil”. Daha sonraki kısmı kayıt dışı olmasına rağmen gazeteci arkadaşımız sordu ve ben de cevapladım. Tabii gitti bunu yazdı. Ama ben her zaman ağzımdan çıkan her sözün arkasında durmuşumdur. Siyasetçilerin genelde yaptığı gibi “ben bunu söylemedim” demedim. Ermeni sözünü de hiçbir kötü anlam yüklemeden kullandım. Bir aşağılama asla ve asla yoktur. Sadece Cumhurbaşkanı’nın bu çok önemli konuda davranışının nedeninin sorgulanması için söylenmiştir.

Ne kadar acıdır ki “Bir zamanlar her yere dağa taşa ne Mutlu Türk’üm diyene yaza yaza Türkiye ilkelleşmiştir” diyen bir kişinin cumhurun başı olması karşısında çok büyük bir güvensizlik duygusu hissediyorum. Emin ellerde değiliz. Bunu çok açık ve net söylüyorum; Türk Milleti ve Türk devleti emin ellerde değildir.

TÜRKSOLU: Sizin eleştirilerinizden sonra Abdullah Gül apar topar seceresini ortaya döktü ve “Müslüman ve Türk’üm” dedi. Buna ne diyeceksiniz?

CANAN ARITMAN: Evet, Türklük ikincil olarak söylenmiştir. Müslümanlık birincil kimliktir. Cumhurbaşkanı önce Müslümanım sonra Türk’üm diyor. Bu milletten ümmete dönüştürme projesidir. Bu da hem çok iç acıtıcıdır hem de çok dikkat çekicidir. Kimse kendisine inancını sormamıştır. Ama o inanç altı çizilerek ve özellikle en başa konarak söyleniyor.

TÜRKSOLU: “Cumhurbaşkanı, anne tarafından Ermeni” sözlerinizin ardından size karşı bir dava da açtı. Siz de elimde bilgi ve belgeler var bunları açıklarım dediniz.

Esas ırkçılar devletin en tepesinde!

CANAN ARITMAN: Evet cumhurbaşkanı bir dava açtı. Ama ben hiçbir şekilde Ermeni sözünü bir hakaret olarak söylemedim. Sadece Cumhurbaşkanı’nın eylemini sorgulamak adına sorulmuş bir sorudur aslında o. Ama Cumhurbaşkanı bunu kişisel ve ailesine karşı haysiyet kırıcı ve hakaret olarak gördüğünü ve bunun şerefine dokunduğunu söyleyerek dava açmıştır. O Soros medyasına sormak lazım; esas kafatasçılık, esas ırkçılık buradadır. Cumhurbaşkanı kalkıp “Ermeni değilim; ama öyle olsaydı bundan da gocunmazdım” diyebilirdi. Niye bunu hakaret olarak kabul ediyor bunu sormak lazım? Ermeni demek hakaret değildir. Nasıl Türk demek hakaret değilse. Ama farklı algıladığını söylüyor Cumhurbaşkanı. Esas kafatasçılar nerelerde görev yapıyor milletimizin bilgisine sunulur...

Peki neden bunlar çok önemli? Çünkü bu “Ermenilerden özür dilerim” imza kampanyası uluslararası bir projenin Türkiye’deki uygulamasıdır, ayağıdır. Tabii öncelikli olarak Ermeni diasporasının ve Ermenistan’ın Türkiye’deki toprak talebidir aslında. Bize, soykırım gibi en ağır bir insanlık suçunu kabul ettirip -ki böyle bir suçu işlemediğimiz halde- gelecek nesillerimize “soykırım suçu işlemiştir” damgasını vurmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu ülkeye, bu millete nesiller boyu tazminat ödettirmeye kimsenin hakkı olamaz.

Almanlar biliyorsunuz hâlâ İsrail’e tazminat ödüyor. Dolayısıyla bu Ermenistan’ın ve Ermeni diasporasının projesidir ve bir toprak ve tazminat talebidir. Sanılmasın ki bu sadece Ermenistan’ın bir talebidir. Hayır. Bu emperyalist bir taleptir. Emperyalistler Anadolu topraklarındaki taleplerinden asla vazgeçmediler. Sevr’i tekrar yaşama geçirmek istemektedirler. AKP iktidarı altında da tüm bu taleplerini uygulamak için uygun atmosferi bulmuş durumdadırlar.

Sevr neydi, bunu halkımıza anlatmak lazım. Sevr haritasında Güneydoğu Anadolu Kürdistan, Doğu Anadolu Ermenistan olarak çizilmiştir. Ermenistan’ın Anayasası’nda logosu belirlenmiştir ve o logoda Ağrı Dağı vardır. Ermenistan parlamentosunun yayınladığı “Bağımsızlık Bildirgesi”nin 11. maddesi Ağrı dahil Doğu Anadolu’nun Ermeni toprağı olduğunu yazmaktadır.

TÜRKSOLU: Abdullah Gül de Ermenistan’da Sarkisyan’la görüşürken Ağrı Dağı tablosunun altında oturmuştu.

CANAN ARITMAN: Evet o tablonun altında oturmuştur. Bakın zaten bugün emperyalist güçler Türkiye’ye bu konuda büyük bir baskı uyguluyorlar; Ermenistan sınırının açılması için. Özellikle Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesinden sonra Ermenistan’ın sıkıntısı artmıştır. Ermenistan’ın Türkiye üzerindeki taleplerinden hiçbirisinden vazgeçmemesine karşın, ne toprak talebinden ne de soykırım ve tazminat taleplerinden hiçbirinden vazgeçmemelerine karşın Türkiye’nin sınırı açmasını, Ermenistan’la iyi ilişkiler kurmasını, ticari ve siyasi her türlü ilişki içinde olmasını istemektedirler. Ve ne yazık ki hükümet ve cumhurbaşkanı dış güçlerin bu isteklerine hizmet etmektedirler. Cumhurbaşkanı’nın millete rağmen, devletin resmi politikalarına rağmen o maça gitmesi son derece yanlış olmuştur. Devletin resmi politikası bu değildir. böyle bir politika değişikliğine TBMM’de karar verilmemiştir.

Türkiye neden Ermenistan sınırını kapatmıştır, neden ilişkilerini dondurmuştur? Bunun nedenleri Ermenistan’ın Türkiye üzerindeki talepleridir. Soykırım suçunu tanıtmak, toprak taleplerini, tazminat taleplerini kabul ettirmek istemektedirler ve bundan dolayıdır ki, Türkiye’nin Ermenistan’la sınırı kapalıdır ve ilişkileri de en alt seviyededir.

Cumhurbaşkanı bu devlet politikasını tek başına, kafasına göre değiştiremez. Ama öyle görülüyor ki, bu konudaki devlet politikası Cumhurbaşkanı ve hükümetin kişisel tercihleri doğrultusunda değiştirilmiş durumdadır. Ne yazık ki hem hükümetin hem de Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’ye yönelik emperyalist tehdit ve tehlikelere karşı ülkeyi koruma ve kollama reflekslerinin hiç de iyi çalışmadığını çok rahat ve çok net şekilde söyleyebiliriz.

Kürtçe TV emperyalist bir dayatmadır ve devamı gelecektir

Bu doğrultuda isterseniz biraz da TRT 6’dan bahsedelim. Devlet televizyonunun resmi olmayan bir dilden yayın yapması, bu da bize dışarıdan dayatılan, emperyalist güçlerin dayattığı emperyalist projenin bir uygulamasıdır. Bunun arkasından zaten söyleniyor; TRT 7, 8, 9 gelecek. Diğer dillerde ve lehçelerde de devlet yayını yapılacak. Kimse bu ülkede yaşayan insanların ana dillerini kullanmasına, konuşmasına karışmamaktadır. İsteyen kursunu açar okulunu açar televizyonunu açar ama devlet bunu yapamaz çünkü bu anayasaya aykırıdır. Anayasamız Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi dilinin Türkçe olduğunu yazmaktadır. Anayasanın değiştirilemez maddesidir ve o madde orada durduğu sürece kimse buna aykırı bir işlem yapamaz. Peki niçin yapılıyor bunlar? Bakın yakın zamanda Osman Baydemir TRT 6’nın açılmasından sonra ne dedi? “Bu toprağın adını da kabul edeceklerdir, burası Kürdistan’dır”  Ama bir soruşturma bile başlatılmış değildir ve bu da son derece dikkat çekicidir.

Bu zaten küreselleşmenin hedefidir. Küreselleşmenin hedefinde çok dillilik çok kültürlülük var. Bu da emperyalizmin bu ülkeyi bölüp parçalamak için kullandığı argümandır. Türkiye dinsel ve etnik temelde bölünüp tıpkı Yugoslavya gibi yapılacak, emperyalizmin sonsuz sömürüsüne mariz bırakılacaktır. Ne yazık ki ülkeyi yönetenler de bu amaca hizmet etmektedirler. Acı olan budur.

TÜRKSOLU: Anlaşılıyor ki medya esas bu fikirlerinizden dolayı üstünüze geliyor.

Buna ne diyorsunuz peki, basının tavrına? Doğan grubu ve Fethullahçı basın başta olmak üzere AKP yandaşı medya organları size “ırkçı, kafatasçı, nazi” şeklinde hakaretler yağdırdılar.

CANAN ARITMAN: Biliyorsunuz bir kısım medya var; ABD-AB yandaşı, Soros medyası da diyebiliriz bunlara,  tabii ki oradan bir tepki bekliyordum. Ama medya ne yaparsa yapsın milletimiz gerçekleri çok iyi görüyor. Ne olup bittiğinin farkında. Geçen hafta memleketim de, İzmir’deydim, orada karşılaştım, bugün grup toplantısında karşılaştım; halkımız destek ve minnetlerini ifade ediyor. Bunların söylenmesini istiyor halkımız. Soros medyası amacına ulaşamamıştır.

TÜRKSOLU: Medyadan bahsetmişken, uzun süredir yürütülen bir başka kampanya da var. Siz bunu az önce DTP’li Sabahat Tuncel’in ağzından da aktardınız; “Türkiye geçmişiyle yüzleşmelidir” şeklinde. Bize neyi kabul ettirmeye çalışıyorlar sizce, amaçları ne?

CANAN ARITMAN: “Geçmişimizle yüzleşmek” dedikleri işlemediğimiz suçları uluslararası baskılarla kabul ettirme çabasıdır. Bu tür cafcaflı sözlerle toplumda bir kavram kargaşası, bir bilgi kirliliği yaratmak isteniyor. “Acaba mı?” dedirtmek istiyorlar. Bu sözü söyleyen kişinin hangi suçtan cezaevinde yattığını düşünecek olursak herşey çok açık ve net şekilde ortaya çıkmaktadır.

Biliyorsunuz yakın zamanda TESEV’in Kürt Raporu yayınlandı. Bu raporda geçen bir talebi hatırlatmak istiyorum; “Okullarda Ne mutlu Türk’üm diyene sözü söyletilmesin” deniyor. Oysa biz bu toprakların, bu ülkenin bekaasını ancak “Ne Mutlu Türk’üm diyene” diyerek sağlayabiliriz. Bunlar tamamen Türkiye’nin Yugoslavya haline getirilmesine hizmet etme projeleridir.

TESEV’in Kürt raporunda Kürt sorunu ile ne ilgisi varsa; Ermeni sınırının açılması talebi de var. Bunlar dikkat çekilmesi gereken konulardır ve bunları gözümüze soka soka yapmaktadırlar.

Ama ne yazık ki, insanımız gününü kurtarmaya, çoluğunun çoçuğunun karnını doyurmaya çalışmaktadır. Halk çok ciddi bir ekonomik sıkıntı içinde, bunun savaşını veriyor. Halk bu savaşımı verirken bunlar ne yazık ki halkın gözünden kaçabiliyor. Biz siyasetçilerin görevi ne gibi tezgâhların hazırlandığını halka göstermektir.

Ey milletim uyan, gör! Sana yapılan ülkene yapılan budur. Geleceğin tehlikededir.

Bu millet tehlikededir, bu devlet tehlikededir!

 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe