Hüseyin Adıgüzel |
Bir insanlık trajedisi: Filistin
Filistin sorunu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, hatta biraz daha geriye doğru gidersek 1800’lü yılların ortalarından itibaren azgınlaşan emperyalizmin, kanayan bir insanlık yarası, bir insanlık trajedesi olarak dünya sahnesine sürdüğü acımasız bir oyundur Filistin sorunu… İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dedim, çünkü o topraklarda 2000 yıllık rüyanın hayata geçirildiği, bir Yahudi devletinin, İsrail’in kuruluşu 1948 yılına denk geliyor da ondan öyle söyledim. Filistin sorununun elbet öncesi var, elbet Filistinliler tarafından Yahudiler’e satılan topraklar var, gettolar var, terör var, yayılmacılık var, kan var, göz yaşı var, zulüm var! Her şeyden önemlisi, o topraklarda petrol var, emperyalizmin gözü var. O petrol için, o petrol dolu toprakları ele geçirmek ve orada bir jandarma bulundurmak için, Birinci Dünya Savaşı’nı bile göze alan emperyalizmin, o topraklar için biz Türklere ne büyük bedeller ödettiği elbette malumunuzdur. İsrail’i kim, niçin kurdu? Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda emeline nail olan emperyalizm, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda da oraya jandarmasını oturttu ve yapay bir devlet olan İsrail devletini kurdu. O günden bu güne o bölgenin ortasına oturtulan bekçi devlet İsrail, bölgede yayılmacılığa soyundu. Zaman içinde, Suriye’nin, Mısır’ın ve Ürdün’ün topraklarının bir kısmını ve Filistin’in büyük bölümünü işgal etti. Şimdi o topraklarda işgalci, emperyalist bir devlet, İsrail var. Bu öyle bir devlettir ki, ne Birleşmiş Milletler’in, ne Güvenlik Konseyi’nin, ne bölge ülkelerinin ne de insanlığın seslerini dinlemeyen bir çete devleti, bir terörist devlettir. Ne uluslararası hukuk, ne de insanlığın etik değerleri umurlarında bile değildir. Bölgenin kralıdır, ağasıdır. Astığı astık, kestiği kestiktir. Ali kıran, baş kesendir. İstediği zaman vuruyor, istediği zaman kırıyor, istediği zaman öldürüyor. İsrail, bu gücü nereden alıyor? Ona, masum bir halkı yok etme, bebeklere kadar öldürme yetkisini kim veriyor? Filistin sorunu işte tam burada düğümlüdür. Bu gizemli güce sıkı sıkıya bağlıdır. İnsanlık olarak bu düğümü çözemediğimiz sürece, nedenini iyi anlamadığımız sürece, mazlum milletler daha çok Filistinler görecek ve yaşayacak, daha çok acılar çekecektir. İsrail’i kimler ve niçin kurdular ? Bu sorunun yanıtı, Filistin sorununun anlaşılması için önemli bir ipucu… İsrail’in kurulması hakkında Birleşmiş Milletler’e başvuran ülkeler başta ABD olmak üzere AB’nin güçlü ülkeleri olan İngiltere, Fransa gibi Batı ülkeleridir. Yani o günlerin ve günümüzün en acımasız emperyalist ülkeleri… Niçin kurdular sorusuna, emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak için yanıtını verebiliriz. Öyleyse, Filistin sorunu, İsrail ile Filistinliler arasındaki bir sorun değildir. Bunu anladıktan sonra, “Filistin sorunu, mazlum milletlerle, emperyalistlerin sorunudur” hükmüne varabiliriz. Öyle ise, İsrail normal bir devlet değildir. Emperyalizmin, Orta doğudaki eşkıya başıdır. Arap petrol bölgesindeki jandarmasıdır, bekçi başıdır! Sorunu bu şekilde ortaya koyduğumuz zaman, oralarda yaşanan trajedinin, insanlık dramının nedenlerini, daha açık ve net görmemiz mümkün olmaktadır. Bölge, emperyalistlerin işgali altındadır. Filistin halkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne dayanarak ülkelerini işgalden kurtarma ve bağımsız devletlerini kurma mücadelesi vermektedir. İsrail ise, emperyalizmin bekçisi olduğundan, bu baş kaldırıyı, bu isyanı bastırmak için, -teknolojinin tüm olanaklarını kullanarak- sivil ve masum bir halkı yok etmeyi bile göze alarak katliamlar yapmaktadır. Uluslararası hukuk kurallarının tümünü çiğneyen İsrail, okulları, camileri, kiliseleri, hastaneleri bile vuruyor, çoluk, çocuk, yaşlı, genç, kadın, erkek ayırımı yapmadan herkesi acımasızca öldürüyor. Bir soykırım yapıyor ve dünyanın büyük bölümü bu katliamı seyrediyor. Hatta bazı emperyalist ülkeler (ABD ve AB) İsrail’in kendini savunma hakkından bahsedebiliyorlar. İsrail’in en iyi dostu Tayyip Olaya bir de bizim açımızdan bakalım. Bizim, PKK ile olan mücadelemize set çekenler, İsrail için tüm yolları açıyorlar. “ABD stratejik ortağımızdır” diye caka satanların kulakları çınlasın. Şimdi kürsülere çıkıp İsrail’e adeta meydan okuyanlar, Gazze’ye saldırıdan bir gün önce, İsrail Başbakanı Olmert ile ne konuştuklarını açıklamak zorundadırlar. İsrail Başbakanı’nın “dünyadaki en iyi dostum” dediği başbakanın, hiçbir sonuç alınamayacağı baştan belli olan Ortadoğu gezilerinin altında yatan gerçek, suçluluk psikolojisi midir? Yoksa stratejik ortağın vahşetini yerinde görme arzusu mudur? Emperyalistler ile ortaklık yapanların, şimdi timsah göz yaşları dökmesi, sahte kabadayılık gösterisine soyunması, öldürdükten sonra “çok pişmanım” demekten başka ne anlam taşıyabilir? Silahı sen sıkmadın doğru, ama senin stratejik ortağının biri o silahı veriyor, diğeri silahı sıkıyor ve siz hala “ben BOP’un eşbaşkanıyım” diyebiliyorsanız, bu insanlık suçunun sorumluluğunu yükleniyorsunuz demektir. Siz de o silahı veren ve sıkan kadar suçlu ve sorumlusunuz. Tarih bunu, böyle kaydedecektir. Filistin sorunu, tüm mazlum milletlerin sorunudur Filistin sorunu, sadece Filistinlilerin değil, tüm mazlum milletlerin sorunudur. Emperyalizmin hakim olma, sömürme duygularının azgınlaşması sonucu, bugün Filistin saldırıya uğradı. Yarın İran, Suriye, öbür gün Türkiye… Emperyalizm doymaz, emperyalizm aç bir canavardır. Esas mücadele emperyalizme ve emperyalistlere karşı verilmeli, tüm dünyada, tüm mazlum milletler mücadeleye katılmalıdır. Bu mücadele emperyalizme uşaklık yapanları de kapsayacak şekilde genişletilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. Lokal mücadeleler, tarihin hiçbir döneminde sonuç vermemiştir. Bu sorunda, mazlum milletler el ele vermeli, işbirliği yapmalıdır.Sokaklara çıkarak nutuklar atmak, protesto eylemlerinde bulunmak bir iştir, ama sadece bir iştir. Sadece İsrail’i eleştirmek ise doğru bir iş değildir. İsrail’i harekete geçiren gücü gözardı etmek, asıl suçluyu gözden kaçırmak inanılmaz bir gaflettir. Bu, bir dahaki saldırıya zemin hazırlamaktır. Şimdi yapılan budur. Sorun ülke olarak emperyalistlere karşı tavır almaktadır. Sokaklarda sadece İsrail’i değil, emperyalizmi ve emperyalist devletleri protesto etmek ve yaptıklarından haberli olduğumuzu göstermektir. Şu anda Filistin’de öldürülen yalnız Filistinliler değildir, yok edilmek istenen sadece Filistin değildir. Orada insanlık öldürülüyor, orada emperyalizme direnen değerler yok ediliyor, orada tüm dünyanın mazlum halkları yok ediliyor. Bir inanç, bir direnç cephesi yok ediliyor. Bunu iyi anlamak zorundayız. Dün Afganistan’ın, Irak’ın, bugün Filistin’in başına gelenler, yakın bir gelecekte bizim de başımıza gelebilir. Bu yüzden anti emperyalist cepheyi güçlendirmek zorundayız. Anti emperyalist düşünceyi genişletmek, yaygınlaştırmak zorundayız. Bunun için örgütlenmek, örgütlü bir cephe oluşturmak durumundayız. Örgütsüz hiçbir hareketin, ne kadar samimi olursa olsun, başarı şansı olmadığını bilmek zorundayız. TÜRKSOLU’nun çatısı altında toplanmak ve antiemperyalist bir siyasi kuruluşu ortaya çıkarmak zorundayız. Emin olun, yarın çok geç olacaktır. Afganistan, Irak, Filistin önümüzdeki canlı örneklerdir. Emperyalizmin vahşetini açıkça gösteren canlı örnekler… Hâlâ ders alma zamanı gelmedi mi? Sorun AKP’dir Başımızdaki işbirlikçi iktidarı götürmek için önümüzdeki fırsatı iyi değerlendirmeli ve antiemperyalist bir iktidarı iş başına getirmeliyiz. Türkiye’nin sorunu Ergenekon falan değildir, bu işbirlikçi hükümettir. Belki de, bölgenin sorunu bu hükümettir. Türkiye bu hükümetten kurtulmadığı müddetçe, emperyalizmin nefesini ensesinde hissetmeye devam edecektir. Çünkü, emperyalizm, işi biten işbirlikçilerini, kaldırıp boş bir çuval gibi köşeye atmakta ve sonra da üstüne çullanmaktadır. Örneklerini Saddam’da, Taliban’da açık olarak gördük. Bu durumda yapılacak ilk iş, bu iktidarı geldiği şekilde göndermek ve antiemperyalist bir iktidar kurmaktır. Bu da siyasi örgütlenmeden geçmektedir. Ama, eskilerin neler yaptığını, nelerle uğraştığını görüyorsunuz. Öyleyse, yeni bir siyasi kuruluş gerekiyor. Atatürkçü, anti emperyalist bir kuruluş… Var mı ? Şu anda yok! Ama, yakında geliyor, bekleyin… Ve bize destek verin… Bizim elimizden tutun, tutun ki, hep beraber özgür, tam bağımsız Türkiye’ye el ele yürüyelim.
|