12.01.2009/Sayı:219
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Ünal Yaltırık

Münevver utanmazlığı

“Münevver Utanmazlığı” en büyük sıkıntımız... Ne yazık ki, münevver vatandaşlarımızın lügatçelerinde “utanma” kelimesi pek bulunmuyor.

Tabii bütün münevver kişilerimiz böyledir demek istemiyoruz. Ama maalesef genelde böyle...

Bakınız şu yargıya, parlamentoya, belediyelere, bürokrasiye, iş çevrelerine, medyaya, köşe yazarlarına, siyasetçilere, yardım toplayan bir takım kuruluşlara, kısaca sivil - asker bir çok iri görevlilere ne demek istediğimizi anlayacaksınız...

Evet münevverimizin çoğu utanmaz... Utanmak nedir bilmiyorlar...

Oysa münevver olmayan sade vatandaşımız elinden geleni yapıyor... Çiller'i beğenmiyor çiziyor, Mesut Yılmaz'a kırmızı kart gösteriyor, Bahçeli'li MHP'yi devre dışı bırakıyor, CHP'yi cezalandırıyor... Utanmazlığa gücü yettiğince set çekiyor... Münevver olanlarımız gibi değiller. Ama ne yapsınlar ki, o münevver geçinenler bir yolunu bulup yine karşılarına çıkıyor.

Çünkü utanmıyorlar...

Büyük politikacı, rahmetli Osman Bölükbaşı, bazı utanmazlar için şöyle dermiş; “Bunların bakiresi genelevden emekli !..”

Münevver utanmazlığının son örneği, Ermenilerden özür dilemek için imza kampanyası oluşturan aydınlarımızın (!) tutumlarıdır. Bunların utanmaları da yok, sıkılmaları da... Bu kadavra didikleyicileri, ûsture hayranları, kendi dizlerine kurşun sıktıklarının farkında değiller...

Bu Homo Habilis'lere (!) sadece acıyoruz...

Zavallılar...

Tükeniş

Bisiklet ehliyeti ile jet uçağı kullanmaya kalkışan Tayyip Erdoğan'ın uçağı yalpalamaya başlamıştır. Yakıt da bitmek üzeredir...

Televizyonlardan gözümüzün içine baka baka istediği kadar icraatını övedursun, artık nafiledir.

Umutlar sönmüş, bezgin ve bitkin vatandaş artık onu defterinden silmiştir.

Eğer halâ ayakta durabiliyorsa biliniz ki, bu sadece alternatifi olmadığındandır.

Zaten iktidar oluş nedeni de bu değil miydi?..

Erdoğan'a tanınan şans, seçimle iş başına gelen hiçbir başbakana nasibolmamıştır.

Fakat o bu şansı kullanamamıştır.

O'nu iktidar yapan, halkın güveni ve sevgisi değil, alternatifsizlikti.

Erdoğan'ın bu gerçeği görmesi, bilmesi gerekirdi.

Bilemedi, göremedi...

Zafer sarhoşluğu içinde hep; “en iyisini ben bilirim..” dedi. Talihsiz bir umursamazlıkla, Amerikanvari hal ve tavırlarıyla, bu memleketin örf ve adetlerine ters düştü ve sırtını AB ile ABD'ye dayamakla her zorluğun halledilebileceğini sandı...

Zafer üstüne zafer elde etmesi O'nu, cesur bir “Nepotist” yaptı. Yakınlarını, belediyedeki arkadaşlarını, hısım akrabalarını, aile fertlerini devlet imkânlarına kavuşturdu. Onların kısa zamanda zengin ve güçlü olmalarını sağladı. Ve bunda hiç sakınca görmedi.

Ekonomik durum her geçen gün daha kötüye gitmektedir. Pahalılık dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır.

Bakanların birbirini tutmayan beyanları, aralarındaki tartışmalar, sık sık karar değiştirmeleri ve saymakla bitmeyen daha pek çok husus Erdoğan'ın bugünkü duruma gelmesine yol açmış, kendisi ve hükümeti gözle görülür biçimde yıpranmıştır.

Evet, Erdoğan'ın uçağı yalpalamaya başlamıştır. Yakıt bitmek üzeredir. Uçağı kömürle uçurmak da mümkün değildir. Yere çakılmadan çareyi bulmak zorundayız.

“Başka alternatif yok” demek çıkar yol değildir. Alternatif daima vardır. Yeter ki aransın...

Bizce ilk çare de; önümüzdeki yerel seçimlerde, MHP itibarını sıfırladığına, DP de henüz gereğince güçlenmediğine göre, bunlara oy verip oyları bölmemek ve ne kadar kızarsak kızalım, istemeden de olsa, oyların CHP'de toplanmasını sağlamaktır. Daha doğrusu CHP'ye ödünç verilmesidir. Zira, yakın gelecekte başka çare yoktur.

Yargı

Bakın, yargı ne hale geldi... En yüksek yargı organının başındaki adama bakın, hükümete, ya da onun başındakine şirin görünmek için nelere tevessül ediyor, ne oyunlar oynuyor... Kararı 6 oyla aldım diyor, 8 üye ise yalanlıyor... Ve halâ yerinde oturabiliyor...

İşte bir “münevver utanmazlığı daha...

Peki ama kim seçti başkanlığa bunu? O yalanlama yapan 8 üyenin çoğu oy vermedi mi buna?..

O halde günah kimdedir?..

Ne demiş F. Schiller; “Böcek olmayı kabullenenler, ezi-lince şikâyet etmemelidirler..”

Herkesin herşey olabileceği, her yere, her makama gelebileceği bir Türkiye yaratıldı...

Merhaba 2009

2008 yılı, ülkemiz için çok kötü geçti...

Cumhuriyet'ten bu yana, en karanlık, en tatsız ve en sıkıntılı günleri bu yıl içinde yaşadık...

Acılar, uğursuzluklar ve melânet iyice yakamıza yapıştı, anarşi, terör daha da arttı.

2008 bize, gülmeyi unutturan bir yıl oldu.

Yalnız gülmeyi mi? Aç kaldık, üzüdük, korktuk...

Bir yıl boyunca, hep devleti aradık durduk, bulamadık... 2008, yolsuzluklar, suistimaller, hırsızlıklar ve korku yılıydı... Bu yıl'da ne umut kaldı millette, ne de yaşama zevki. Parası olan da karamsardı, olmayan da...

2008, Türkiye'yi parasız ve tapusuz bir ülke yapma çaba-sı gösterenler ve Anayasa'sız yönetme arzusunda olanların ülke insanı ile kıyasıya vuruştukları bir yıldı...

2008 mezarcıların, çiçekçilerin yılıydı...

2008 Türkiye'sinde hükümet boşluğu vardı. Bu boşluk bazı güdümlü savcılar, yüksek yargıdaki bazı yalakalar, satılmış bazı medya grupları ve dış güçler tarafından doldurulmaya çalışıldı.

2008'de sadece arsenikli kömür vardı, kurtlu fasulye var-dı, küflü bulgur ve makarna vardı...

Bütün bunlardan sonra 2009 için ne diyebiliriz?

Deriz, deriz... Çünkü biz halâ umutluyuz.

Bakalım Noel Baba'nın torbasından bu yıl neler çıkacak... 2009'da Türkiye'ye artık bir “De Gaulle” lâzımdır. Merhaba 2009... Merhaba...

(Aralık 2008 tarihli Maya dergisinde yayınlanmıştır, www.mayadergisi.com )

 


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe