12.01.2009/Sayı:219
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Filistin'de ölen insanlık

Filistin'de ölen insanlık...

Filistin'de ölen insanlık...

Filistin'de ölen insanlık...

Filistin'de tüm dünyanın gözleri önünde bir insanlık suçu işleniyor. İsrail savaş uçaklarının sivil-asker ayrımı gözetmeksizin Gazze'deki tüm yerleşim birimlerini bombalamasının ardından İsrail ordusu bu kez de karadan ve denizden Gazze'yi ateş altına aldı. Sözde Hamas hedeflerine yönelik olarak başlatılan saldırı, aradan geçen iki hafta içinde artık açık bir soykırıma dönüşmüş durumda. Batı dünyası savaşın sorumlusu olarak her zamanki utanmazlığıyla Filistin tarafını gösterirken, çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 700'ü aşkın Filistinlinin İsrail tarafından katledilmesi karşısında ise üç maymunu oynamayı tercih ediyor. Örneğin birilerinin kendinden çok şey beklediği, geçtiğimiz Ağustos ayında Filistinlilerin buldozerle Kudüs'te yaptığı saldırıyı şiddetle kınayan Barack Obama, söz konusu saldırgan İsrail olunca “Aynı anda dış politika yürüten iki yönetim olamaz. Bunu yapamayız” bahanesinin ardına sığınırken, gelecekte de hiçbir şeyin değişmeyeceğinin işaretlerini veriyor.

Batının bu tutumundan cesaret alan İsrail tarafı ise artık iyice fütursuz. Gazze'ye insani yardım taşıyan gemileri bombalaması yetmiyormuş gibi; yaralı taşıyan ambulanslar, Birleşmiş Milletler'e ait binalar bile artık İsrail ordusunun olağan hedefleri. Daha önce Birleşmiş Milletler Cenevre Konvansiyonu'ndaki açık “savaşta tapınaklara dokunulamaz” maddesini çiğneyip iki camiyi vurarak savaş suçu işleyen İsrail'in, Birleşmiş Milletler'e ait binaları vurması elbette şaşırtıcı değildi. Ancak bu seferki bilanço oldukça kabarıktı. Filistinli sivillerin güvenli olduğunu düşündüğü için sığındığı Birleşmiş Milletler'e ait üç okulu bombalayan İsrail ordusu, bu kez tamamı sivil olmak üzere 47 Filistinliyi öldürdü. Gerekçesi ise içeride iki Hamas militanının saklanıyor olmasıydı. Birleşmiş Milletler yetkilileri ise İsrail'in bu iddialarını kesin bir dille yalanlıyor: “Yaptığımız incelemeye göre yüzde 99.9 eminiz ki, okulun içinde Hamaslı direnişçiler yoktu.” Üstelik Birleşmiş Milletler, savaşta hedef olmasın diye bu okulların koordinatlarını çok önceden İsrail tarafına vermişti. Fakat söz konusu İsrail olduğunda savaş hukuku bir anda geçerliliğini yitiriyor.

Geçen hafta da, belirttiğimiz gibi Filistinlilerin en büyük şanssızlığı aslında emperyalizmin Arap ulusunu yapay devletler olarak ayırması ve birleşmelerinin önüne aşılması devrimci irade gerektiren setler çekmesi. Arafat'ın ölümünün ardından Saddam'ın da işbirlikçiler tarafından idam edilmesiyle Filistin davası artık öksüz kabul edilebilir. Batılı ülkelerle ve özellikle de ABD ile sıkı ekonomik ortaklıklar kuran işbirlikçi Arap ülkelerinin hükümetleri, bu insanlık suçu karşısında şu ana kadar laf kalabalığından başka bir şey yapabilmiş değiller. İş lafa geldi mi mangalda kül bırakmayan Arap liderler, iş icraata geldiği zaman nedense kıllarını bile kıpırdatmaya tenezzül etmiyor. Aslında bu bizim de AKP iktidarı ile birlikte iyice yakından tanıdığımız bir yöntem. Kamuoyundaki tepkileri bastırmak için içerde aslan kesil, dışarıya çıktığın zaman söylediklerini nedense unutuver! İşbirlikçi Arap liderlerden daha fazlasını beklemeye kimsenin hakkı yok. Saddam Hüseyin'in eski yardımcılarından İzzet İbrahim El Duri'nin de dediği gibi eğer Saddam Hüseyin Irak'ta iktidarda olsaydı İsrail böyle bir saldırı yapmaya kolay kolay cesaret edemezdi. Ama ne yazık ki bugün Irak'ın başında Saddam değil işbirlikçi Kürtler bulunuyor.

Fakat iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım. İş Filistin'e lafla destek olmaya geldiğinde hiç kimse Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın eline su dökemez. Laf konusunda ne kadar yetenekli olduğunu zaten daha önce defalarca kanıtlamıştı. Fakat bu kez karşısındaki sıradan bir çiftçi değil de, can ciğer dost olduğu Ehud Olmert olunca ne söyleyeceğini açıkçası biz de merak etmiştik. Fakat Erdoğan kaideyi bozmadı, açtı ağzını yumdu gözünü: “Değerli kardeşlerim şunu unutmayın zulüm ile abat olunmaz. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Şu anda İsrail ne yazık ki orantısız güç kullanımıyla bir insanlık dramına imza atmıştır. Bu insanlık dramı inanıyorum ki İsrail'i kendi içinde bir çok sıkıntılara mahkum edecektir. Bu gidiş, gidiş değil. Yanına bazı yandaşlar bulabilirsiniz, destek verenler bulabilirsiniz, ama hiç bir zaman hak yerde kalmaz. Er veya geç hak egemen olur. Zira o bombaların altında ölen çocukların ahı yerde kalmayacaktır, o savunmasız kadınların, annelerin ahı yerde kalmayacaktır, o gözyaşları yerde kalmayacaktır.”

Böylece Filistin halkına çok sıkı bir destek de Tayyip Erdoğan'dan gelmiş oldu. Filistinliler bizden daha fazla yardım beklemesin, olanı da olacağı da bu kadar! Gariban çiftçi bundan çok daha az lafı yiyince anasını alıp gitmek zorunda kalmıştı. E bu kadar laftan sonra İsrail askerleri de analarını alıp gözyaşları içinde İsrail'e dönerler herhalde. Dönmezlerse, Yahudiliğe olan üstün hizmetlerinden dolayı Cesaret Madalyası alan dünyadaki tek Müslüman lider Erdoğan'a gerçekten çok ayıp etmiş olurlar.

Arap liderler ve Erdoğan Filistin halkına lafla destek vermeyi sürdüredursun, Filistinlilere en büyük destek dünyanın ta öbür ucundan, Güney Amerika'nın öncü ülkesi Venezüella'nın devlet başkanı Hugo Chavez'den geldi. Yalnız Chavez'in yöntemi Tayyip Erdoğan'dan biraz farklı. Chavez işi yalnız lafta bırakmıyor, söylediklerinde gerçekten samimi olduğunu göstermek için işi icraata da döküyor.

“İsrail ordusu, namertçe, kendi halkını koruduğunu iddia ederek, bitap düşmüş, masum insanlara saldırıyor. İsrail halkına sesleniyorum. Bu hükümetin karşısına çıkın ve onlara ‘ellerinizi vicdanınıza koyup çocuklarınıza bakın' deyin. Dünya bu çılgınlığı durdurmalı” sözleriyle İsrail'i eleştiren Chavez yalnız eleştirmeyle sınırlı kalmayarak İsrail büyükelçisiyle birlikte çok sayıda elçilik personelinden de Venezüella'yı terk etmesini istedi. Chavez ayrıca İsrail'in soykırım suçu işlediğini belirterek İsrail Başbakanı Ehud Olmert ve ABD Devlet Başkanı George W. Bush'un saldırılardaki suç ortaklıkları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasını talep etti.

Arap ülkelerinin, Batının ve Türkiye'nin tek bir adım dahi atmadığı bu insanlık suçunda Hugo Chavez gerçek bir devlet adamının nasıl olması gerektiği konusunda dünyaya yeni bir ders vermiş oldu. ABD işbirlikçisi rejimlerin egemenliğindeki ülkelerin hükümetleri Filistin soykırımının arkasındaki gerçek sorumlu ABD hakkında tek sözcük bile söyleyemezken, dünyanın ta öbür ucundan birileri ABD ve İsrail'in Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasını istiyor. Chavez'den başka hiç kimse, İsrail'in ABD'nin onayını ve desteğini almadan Filistin'e saldırmaya cesaret edemeyeceğini söyleyemiyor. Arkasında tüm Batı da olsa İsrail hakkında atıp tutmak, bol keseden Filistin halkının yanında olduğunu söylemek, çocukların ahının yerde kalmayacağına yemin etmek kolay. Peki ya katliamın gerçek sorumlusunun ABD olduğu gerçeğinin altını çizmek? İşte onun için gerçekten bağımsız olmak, yani kendi politikasını kendi belirliyor olmak ve yalnızca kendi halkına güvenmek gerekiyor. Ne acı ki sayısız Arap devleti ve Türkiye, bir Venezüella kadar edemedi. Filistinliler herhalde gerçek dostlarının kim olduğunu bir kez daha görmüştür.

Morales Bolivya'da
kamulaştırma
hız kesmiyor

Bolivya'da Evo Morales hükümetinin başlattığı kamulaştırma atağı hız kesmeden devam ediyor. İktidara gelmesiyle birlikte, emperyalizmin bütün çırpınışlarına ve karşı devrim çabalarına karşın doğalgaz ve iletişim sektörünü kamulaştıran Evo Morales'in hedefinde bu kez elektrik ve tren yollarının kamulaştırılması var.

Batılı sömürgeciler tarafından talan edilmeden önce dünyanın en büyük gümüş rezervine sahip olan Potosi'de düzenlenen yerel bir törene katılan Morales, “Hidrokarbonlarımızı, telekomünikasyon olanaklarımızı zaten geri aldık ve neoliberaller tarafından verilen, satılıp savılanları Bolivyalılara geri verme gayretimiz devam edecektir” diyerek yeni kamulaştırmaların müjdesini verdi ve Bolivyalılardan sabırlı olmalarını istedi. 20 yılda satılanları 3 yılda geri almanın zor olduğuna değinen Morales, yavaş da olsa emin adımlarla kamulaştırmaların süreceğini söyleyerek sırada elektrik ve tren yollarının olduğunu söyledi. Halk oylamasına sunulacak yeni anayasanın, ulusal kaynakların korunmasının garantisi olduğunu söyleyen Morales, halktan bu konuda destek beklediğini de sözlerine ekledi.

Morales uzun vadeli bu projelerin yanı sıra halkın kısa vadeli sorunlarıyla ilgilenmeyi de ihmel etmiyor. Uygulanan ekonomi politikası ile Bolivya küresel krizden en az etkilenen ülkelerden biri olmasına karşın, Morales hükümeti gıda ve yakıt fiyatlarındaki olası bir artışın halkın alım gücüne zarar verme olasılığına karşı 1.8 milyar dolarlık bir bütçe oluşturdu. Ayrıca daha önceki hükümetler tarafından göz ardı edilen yaşlılar ve ilkokul öğrencileri için de gereken fonlar ayrıldı.

Tüm dünyanın ekonomik krizle boğuştuğu bir ortamda Morales hükümeti, bir sosyalist hükümetin kimin yararına önlem alacağının en iyi örneğini veriyor. Morales'in daha önceki uygulamaları nasıl bazılarını rahatsız ettiyse, bu son uygulamaları da oldukça rahatsız edecek ve bilindik yöntemleri yine devreye sokacaklar. Örneğin iletişim kanallarını kullanarak halkı Morales aleyhinde kışkırtmaya çalışacaklar. Fakat emperyalizmin ayak oyunları karşısında iyice deneyim kazanan Morales bunun da önlemini almaya kararlı ve şimdi hükümet karşıtı yerel medyayı dengelemek amacıyla günlük bir gazete çıkarmaya hazırlanıyor. Ayrıca Venezüella ve İran'ın da desteğiyle yerel halkı temsil edecek bir televizyon kanalının açılması da Morales'in planları arasında. Bunlar kuşkusuz emperyalizmin oyunlarını boşa çıkarmak için atılan önemli adımlar ve enformasyon savaşında düşmandan önde olmak çağımızda çok daha önem kazanmış durumda. Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez'in 2002 yılında karşı devrimciler tarafından kısa süreliğine de olsa iktidardan uzaklaştırıldığında medyanın aldığı tavır düşünülecek olursa Morales'in böyle bir adım atması zaten zorunluydu. Anlaşılan Chavez kendi deneyimlerini kıtadaki diğer sosyalist liderlerle de paylaşmayı sürdürüyor.

Jeb BushBush'lardan kurtulamayacağız gibi

Dünya onlardan bıktı, onlar ailecek başkanlık yapmaktan bıkmadı. Görev yaptıkları süre içinde dünyayı daha da çekilmez hale getiren, zeka düzeyleri ile birçok insanın gülümsemesini sağlasalar bile hırsları yüzünden başlattıkları savaşlarla çok daha fazla insanın gözyaşı dökmesine neden olan bu aileyi hepiniz tanıyorsunuz: Bush ailesi!

1988 yılında baba George Herbert Walker Bush'un başkan seçilmesiyle başlayan Bush hanedanlığı daha sonra 2000 ve 2004 yılında oğul George Walker Bush'un başkan seçilmesiyle devam etti. Babasının başlattığı Irak Savaşı'nı tamamlamaya çalışan George Walker Bush, bunu başaramadığı gibi ABD emperyalizmi adına en büyüğü Afganistan olmak üzere birçok yeni cephe de açtı. Tüm insanlık Bush ailesinden o kadar bıkmıştı ki, “Denize düşen yılana sarılır” atasözündeki gibi, yeni başkan seçilen Barack Obama bile kurtarıcı olarak görülmeye başlamıştı. Kendi halkı bile oğul Bush'a olan duygularını en iyi ifade edecek bir teşekkür yöntemi bulmuştu ki, ABD mahkemeleri engellememiş olsaydı oğul Bush'un adı hak ettiği üzere sonsuza kadar bir kanalizasyonda yaşayacaktı.

Fakat bu karabasan ne yazık ki sona erecek gibi görünmüyor. 84 yaşındaki baba Bush, Fox News Sunday kanalına verdiği demeçte diğer oğlu Jeb Bush'u da günün birinde Beyaz Saray'da görmek istediğini söylemiş. Jeb Bush'un başkanlık konusunda yetkin olduğunu düşündüğünü söyleyen baba Bush ayrıca başkanlık görevini 20 Ocak tarihinde Obama'ya bırakacak olan oğlu George Walker Bush'un politikalarını savunmayı ihmal etmedi: “Bu ülkede yolunda gitmeyen ne varsa onun sırtına yüklemek haksızlık. 11 Eylül saldırılarından sonra bu ülkenin gücünü ve özgürlüğünü koruyarak iyi çalıştı ve görevi sona erdikten sonra da birçok şeyle gurur duyabilecek.”

Elbetteki ABD'de yolunda gitmeyen her şeyi oğul Bush'a yüklemek haksızlık. Çünkü ABD zaten kuruluşundan itibaren kokuşmuş ve düzeltme olanağı artık yok. Oğul Bush'un tek yaptığı, kendinden önce uygulamaya konan politikaları aynen devam ettirmek, tıpkı Obama'nın yapacağı gibi. Fakat bir nokta daha var ki, oğul Bush'un gurur duyabileceği şeyin ne olduğunu halen daha çözebilmiş değiliz. Yalnız şu da bir gerçek ki, Bush ailesinden artık herkese gına geldi. Jeb Bush'un abisi gibi yapacağı aptallıklar bile bundan sonrasını kurtarmaya yetmez.

Sabri Boğday Allah kabul etsin

Suudi Arabistan'da berberlik yaparken Mısırlı bir terziyle tartıştığı sırada Allah'a ve peygambere küfrettiği gerekçesiyle suçlanan ve yargılandığı mahkemece idam cezasına çarptırılan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Sabri Boğday sonunda affedildi. Daha önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın affedilmesi için Kral Abdullah nezdinde girişimlerde bulundugu Türk berberin Cidde'deki son duruşmasında mahkeme heyeti Boğday'ın yaptığı tövbeyi kabul ederek serbest bırakılmasına hükmetmiş.

Türkiye'nin Riyad Büyükelçisi Naci Koru da mahkemenin aldığı karardan dolayı mutluluk duyduklarını belirtirken Boğday'ın birkaç gün içerisinde serbest bırakılmasını beklediklerini dile getirmiş. Kuşkusuz bu duruma en çok sevinenler Boğday'ın ailesi. Bundan önce de eşinin dini bayramlarda serbest bırakılacağı söylenmesine karşın her seferinde düş kırıklığına uğradıklarını belirten Muazzez Boğday, eşinin geri dönmesini iple çektiklerini ve bu kez umutlu olduklarını söylüyor.

Boğday ailesi adına biz de sevindik ama mahkemenin aldığı kararda aklımıza takılan bazı şeyler var. Çünkü mahkeme, Boğday'ın tövbesini kabul ettiklerini söyleyerek onu affediyor. Oysa bizim bildiğimiz kadarıyla İslamiyette kulun ettiği tövbeyi ancak Allah kabul edebiliyor. Öyle Hıristiyanlıktaki gibi bir ruhban sınıfı olmadığından Allah adına tövbeleri kabul etmeye kimse yetkili değil. Ama anlaşılan Suudi Arabistan'da yapılan tövbeleri kabul eden yetkili bir mahkeme var. Mahkemenin bu yetkiyi nasıl kazandığı belli değil ama bu sayede Filistinliler katledilirken Suudilerin neden kıllarını kıpırdatmadıkları belli oldu. Nasıl olsa tövbe edecekler ve mahkeme de kabul edecek. Ne diyelim? İslam alemine hayırlı olsun!

Deniz Baykal Rusya
Yunanistan sayesinde
Ege'ye de indi

Rusya'nın yeni oyun alanı Yunanistan sayesinde artık Ege Denizi olacak gibi görünüyor. Geçtiğimiz yıl Latin Amerika ülkelerinin karasularında tatbikat yaparak ABD'ye “benim yaşam alanıma karışma” mesajı veren Rusya, bu kez Atina'nın daveti üzerine Ege Denizi'nde askeri bir tatbikat gerçekleştirdi.

Rodos' la Kıbrıs arasındaki Atina FIR hattı içindeki bölgede gerçekleştirilen tatbikat ile Rusya ilk kez NATO üyesi bir ülkede tatbikat gerçekleştirmiş oluyor. Ruslar, uçak gemisi Amiral Kuznetsov ve refakatindeki üç savaş gemisiyle gerçekleştirdikleri bu tatbikatla birlikte güç gösterisine kaldıkları yerden devam etme fırsatını yakalarken, Yunanistan hükümeti de durumdan oldukça memnun gibi. Çünkü Ege hava sahasında Türkiye ile yıllardan bu yana süren çekişmede kendine yeni bir destek bulduğunu düşünüyor. Yunan basınında çıkan haberler de durumdan duyulan memnuniyeti açıkça ortaya koyuyor: “Atina-Moskova-Lefkoşa arasında savunma işbirliği”, “Yunan-Rum ortak savunma doktrinine Rus desteği sağlandı”, “Türkiye'nin Ege'deki tahriklerine son.”

Yunan tarafı eğer Rusya'nın desteğine güvenerek bundan sonra bölgede çok daha rahat at koşturabileceğini düşünüyorsa bir kez daha düşünmesinde kanaatimizce fayda var. Kendisiyle çok daha iyi ilişkileri bulunan Irak'ı, ABD'den sus payı aldıktan sonra Körfez Savaşı'nda bir kalemde satan, ABD tehdidi altındaki İran'a nükleer ambargo uygulayarak yalnız bırakan Rusya, NATO üyesi bir Yunanistan'ı istediği payı aldıktan sonra hayli hayli harcar. Geçmişte Rusya'nın hamiliğine ve dostluğuna güvenerek İran'a karşı ayaklanan ve bağımsız bir devlet kurmaya kalkan işbirlikçi Kürtlerin sonunun nasıl olduğunu tarih yazıyor. Kısacası “ayı”dan post, emperyalistten dost olmaz.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe