12.01.2009/Sayı:219
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Okan İşbecer

HadiseTRT “Hadise” çıkardı

Türkiye'nin Eurovision macerası her geçen yıl daha da heyecanlı olmaya başladı. Ezelden beridir içimizde uhde kalan Eurovision birinciliği için her sene o kadar farklı atraksiyonlar deniyoruz ki, artık biz bile neyi tartışacağımızı şaşırmış vaziyetteyiz.

Her sene o yılın en çok sükse yapmış şarkıcısı, ki o da genellikle pop camiasından çıkar, seçilir. Önce onun bizi ne kadar iyi temsil edebileceği tartışılır. Genellikle de tartışmalardan birşey çıkmaz ve bu tartışmalar sonlanmadan TRT yöneticileri atama yoluyla Türkiye'yi temsil edecek şarkıcıyı görevlendirirler.

Sonra yarışmada söylenecek şarkının polemiği başlar. Önce şarkının seçilmesi krizi baş gösterir. TRT yöneticileri ile sanatçı arasındaki şiddetli muharebeden sonra şarkı seçimi konusu da kapanır. Ancak şarkı üzrine tartışmalar bitmez. Sıra şarkının hangi dilde söyleneceği üzerine başlayacak olan tartışmadadır. Bu tartışma, genellikle Türkçe'nin yerine İngilizce'nin galibiyetiyle sona erer.

Yarışmada temsilcimizin giyeceği kıyafetten tutun da sahne şovuna kadar her bir şey en ince ayrıntısına kadar kamuoyu önünde tartışılır ve temsilcimiz de genellikle bu tartışmalar arasında bir bunalımdan diğerine girerek bu alanda rekora koşar.

Bu yılki Eurovision yarışmasına az bir zaman kala Türkiye yine bildik tartışmaları yaşıyor. Ama bu yıl her zamanki tartışmalara bir-iki madde daha eklenmiş durumda.

Bu tartışmalardan biri TRT'nin seçtiği sanatçıdan dolayı günaha girip girmediği tartışması. Evet, yanlış okumadınız. Bu derin mevzu üzerine kafa yorup TRT'ye ve AKP'ye hesap soran zihniyet ise MHP'ye ait. MHP Giresun İl Başkanı İsmail Yılmaz, Hadise'nin Türk kültüründen uzak olduğunu ve AKP'nin Hadise'yi seçtiği için günaha girdiğini iddia ederek “Şarkıda Türk kültüründen hiçbir iz yoktur. Tamamen erotik figürler ile göbek şov hakimdir. AKP'ye oy vermiş mütedeyyin kardeşlerimize seslenmek istiyorum. Tamamen batı taklidi ve inanç kültürümüzle hiçbir alakası olmayan bu parça, nasıl olur da müslüman Türk milletini ve ülkemizi temsil edebilir? Türk kültürü bu mudur? Ülkemizi temsil edecek bu parçaya razı olan AKP'li dostlarım, bu parçanın ülkemizi temsil etmesine razı olmayın. Eğer oluyorsanız inancımıza göre günaha girmiş olursunuz” şeklinde bir beyanda bulundu. Bir sözde milliyetçinin kafası da bu kadar çalışır. Adam Türk kültüründen bahsediyor ama şarkının Türkçe değil de İngilizce söylenmesini eleştirmiyor da kızcağızın sahne şovuyla ilgileniyor. Milliyetçilik bu kadar göbeğe mi düştü?

TRT bu yıl Türkiye'yi temsil etmek için genç pop müzik sanatçılarından Hadise'yi seçti. Hadise, “Düm tek tek” isimli parçayla Türkiye'yi Eurovision'da temsil edecek. Geçtiğimiz yılın adından en çok söz ettiren isimlerinden olan Hadise, Belçika'da doğup büyümüş, gurbetçi bir ailenin kızı. Şarkıcılığının yanı sıra sahne şovlarıyla da adından söz ettiren Hadise'nin TRT tarafından seçilmesi açıkçası bizi de şaşırttı.

Son TRT-6 açılımından sonra İbrahim Şahin'in Türkiye'yi temsilen Eurovizyon'a Rojin'i falan göndereceğini zannediyorduk ama bizleri yanılttılar. Belki Kürt bir sanatçı ve Kürtçe bir şarkıyla AKP'nin Eurovision şansı daha fazla olabilirdi.

Tayyip’in Basın Sözcüsü Akif Beki görevinden ayrıldı

Akif Beki ve Tayyip ErdoğanTayyip'in Basın Sözcüsü ve danışmanı Akif Beki geçtiğimiz hafta görevinden ayrıldı. Tayyip adına yaptığı açıklamalar ve medya mensupları ile girdiği sert polemiklerle tanınan Beki'nin istifası birçok iddiayı da beraberinde getirdi.

1971 Bingöl doğumlu olan Beki, İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu. 28 Şubat döneminde ABD'ye giden Beki, burada Kanal 7'nin Washington temsilciliğini üstlendi. Daha sonra Türkiye'ye dönüp Kanal 7'nin Ankara Temsilcisi oldu ve Ahmet Hakan Coşkun'un cemaati terkinden sonra onun yerine “İskele Sancak” programını sundu. 2003 yılında yazdığı “Erdoğan'ın Harfleri” adlı kitapla asıl ününü kazanan Beki, 3,5 yıldır Tayyip'in sözcülüğünü yapıyordu.

Görevinden ayrılan Beki, yaptığı açıklamada “Karşılıklı anlayışla, büyük bir onurla 3.5 yıldır yaptığım görevimden ayrılıyorum. Görevden ayrılmamın, kendim için de yaptığım görev için de bir tazelenme imkanı sağlayacağına inanıyorum” derken asıl mesleği olan gazeteciliğe dönmek istediğini de belirtti. Konu ile ilgili soruları yanıtlayan Tayyip de, “Ne istifadır ne görevden alınmadır. Şu anda bir görev değişikliği yapmayı kendileri arzu ettiler biz de olumlu karşıladık. Olay bu. Herhangi bir şey söz konusu değil. Akif benim yine kardeşim, yine canciğerimdir. O kadar.” dedi.

Aslında gerçekten de Akif Beki Tayyip'in dediği kadar var. Tayyip'in makam arabasında yanına oturabilen tek kişi olarak bilinen Beki'nin durup dururken neden istifa ettiği ile ilgili olarak birbirinden ilginç iddialar ortaya atılıyor.

Bu iddialardan biri Beki'nin konumundan dolayı büyük bir güce eriştiği ve bu gücünü kullanarak Tayyip'in yakın çevresini şekillendirmeye çalıştığı ile ilgili. Ömer Çelik gibi bir dönem Tayyip'in en yakınında yer alan isimlerin Tayyip'ten uzaklaşmasının sorumlusu olarak Akif Beki gösteriliyor. Hatta Beki'nin son zamanlarda Cemil Çiçek'i hedef aldığı bile iddia edildi. Bütün bu atraksiyonlardan sıkılan Tayyip'in Beki'ye yol verdiği en çok dillendirilen iddialardan.

Bir diğer iddia ise Ergun Babahan'dan boşalan Sabah gazetesinin genel yayın yönetmenliği koltuğunu Beki'nin dolduracağı. Ahmet Çalık'ın danışmanlığını yapan Ahmet Tezcan'ın Tayyip'in önceki basın danışmanı olduğu düşünülürse bu ihtimal pek de uzak durmuyor.

Başka bir iddia ise Beki'nin Kanal 7'ye geri döneceği ile ilgili.

Tayyip'in sözcüsüyken hazırladığı açıklamalarda “ahlaksız, mesnetsiz, seviyesiz, hayasız, ahlak dışı, alçakça, yakışıksız, hezeyan dolu, maksadı belli, dezenformasyon çabası, dürüstlükle bağdaşmayan” gibi kelimeleri bolca kullanan Beki'nin gazetecilikteki hünerini de hep birlikte izleyeceğiz.

Bu arada Akif Beki'den bayrağı alan zat-ı muhterem de belli oldu. Başbakanlığın son uygulaması olan belli gazetecilere akreditasyon uygulamasının da mimarı olan Beki'nin istifası Ankaralı gazeteciler tarafından sevinçle karşılanırken yerine gelen kişinin kim olduğu öğrenilince bu sevinç yerini kedere bırakmış. Bahsi geçen kişi, Kemal Öztürk. Akif Beki gibi Kanal 7 kökenli olan Öztürk, TBMM Başkanlığı döneminde Bülent Arınç'ın danışmanlığını yapıyordu ve çevresine “Arınç'ın konuşmalarını ben hazırlıyorum” diye hava atmasıyla nam salmıştır.

Ağrı'da görevden uzaklaştırılan eski belediye başkanlarından Zeki Öztürk'ün kardeşi olan Kemal Öztürk'ün, İran yanlısı ‘Girişim' dergisinde laiklik karşıtı ve Atatürk'e hakaret eden yazılar kaleme aldığı iddia ediliyor. Hazırladığı ‘İlk Meclis' belgeseli, RTÜK tarafından yasaklanan, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e hakaretten hapis cezası alan ancak cezası ertelenen Öztürk, hakkındaki mahkumiyet kararı nedeniyle sarı basın kartı da alamıyor.

Murat Bardakçı - Talat Paşa'nın Evrak-ı MetrukesiMurat Bardakçı’nın tarihi yanılgısı

Geçtiğimiz günlerde Murat Bardakçı'nın yeni kitabı yayınlandı. Talat Paşa'nın kendi tuttuğu notlardan ve belgelerden oluşan kitapta Ermeni Tehciri ile ilgili önemli bilgiler bulunuyor.

Tam da sözde aydınların özür dileme rezaletine imza attıkları dönemde yayınlanan kitap, önümüzdeki dönemde epey bir tartışma yaratacak gibi görünüyor.

Aslında Bardakçı derlediği bu belgeleri 2005 yılında bir yazı dizisi olarak Hürriyet gazetesinde yayınlamıştı. O zamanlar Türkiye Ermeni Sempozyumu tartışmaları ile çalkalanıyordu. Boğaziçi Üniversitesi'nin ev sahipliğinde yapılması planlanan sempozyum mahkeme kararıyla iptal edilmişti. Daha sonraki süreçte söz konusu sempozyum Bilgi Üniversitesi'nde yapılmış ve epey tartışılmıştı. İşte o günlerde Murat Bardakçı Hürriyet'te üç günlük bir yazı dizisi şeklinde bu belgeleri yayınlamıştı. Kitaplaştırması ise bugüne kaldı.

Kitapta özelikle Ermeni Tehciri ile ilgili Talat Paşa'nın tuttuğu notlar ve rakamlar dikkati çekiyor. Bardakçı'nın kitabındaki Tehcir ile ilgili kısımlardan bazılarında şu bilgiler yer alıyor:

“- Osmanlı İmparatorluğu'nda 1914 yılında 1 milyon 187 bin 818'i Gregoryen, geri kalanı da Katolik olmak üzere 1 milyon 256 bin 403 Ermeni yaşıyordu. Talât Paşa, ‘eksik sayım yapılmış olabileceği için, bu mikdarın 1,5 milyon civarında düşünülmesi gerektiğini' söylüyor.

- Tehcir edilen Ermeniler'in sayısı 924 bin 158 idi. Talât Paşa'nın kayıtlarına göre, tehcirin en yoğun şekilde uygulandığı şehir 141 bin 592 kişiyle Sivas, en az sayıda Ermeni'nin nakledildiği vilâyet ise 4 bin 381 kişiyle Konya idi.

- Tehcir öncesi ile sonrasındaki Ermeni nüfus arasındaki fark 972 bin 246 idi.”

Kitapla ilgili tartışma yaratacak noktalar da tam olarak bunlar aslında. Türkiye'de sesi gür çıkan az bir kesim Türkleri 1.5 milyon Ermeniyi katlettiği için soykırımcı ilan etmeye kalkarken Türk tezlerini desteklediği iddiasındaki bir “tarihçi” de tutup bunu doğrularcasına rakamlarla ortaya çıkınca insanın kafasında bazı soru işaretleri oluşmuyor dersek yalan söylemiş oluruz.

Özürcü tayfa 1.5 milyon diyor, Murat Bardakçı da Tehcir öncesi ve sonrası arasındaki farkı 924 bin küsur olarak veriyor. Hem de Tehcir olayını gerçekleştiren bir numaralı devlet görevlisinin ağzından. Şimdi özürcü tayfa bu kitabın üstüne atlayarak, “bakın işte soykırımın belgesi de var” derlerse Murat Bardakçı'nın başı göğe erecek mi acaba?

Gerçi Murat Bardakçı kayıpların tamamını tehcire bağlamamak gerektiğinin altını çizmeye çalışmış ama bu da çok havada kalan bir açıklama.

Murat Bardakçı'nın Talat Paşa'ya dayandırarak çıkardığı kitap, bu şekliyle özürcü tayfanın ekmeğine yağ süren, sözde soykırım iddialarına kanıt olarak sunulabilecek veriler içermektedir. Bu kitabın tam da Ermenilerden özür dileme tartışmalarının döndüğü bir dönemde piyasaya çıkması da ayrıca üzerinde durulması gereken konulardan biridir.

Deniz BaykalBölücülük bölücülüktür!

Tayyip'in Kürtçe kanalı TRT-6 geçtiğimiz hafta tartışmalar arasında yayına başladı. TRT-6'nın yayına başladığı gün düzenlenen tören gerçekten de tarihe bir kara leke olarak geçti. Tayyip'in Kürtçe “Hayırlı olsun” cümlesini sarfettiği mesajının yayınlanmasının ardından AKP Van Milletvekili Gülşen Orhan'ın Kürtçe bir şarkı söylemesi de geceye damgasını vuran olaylardan biriydi. Gerçi Meclis'te Kürtçe konuştukları için hapse atılan DEP'lileri affeden bir partinin milletvekilinden de böyle bir davranış beklenirdi.

Başta da dediğimiz gibi TRT-6 tartışmaları da beraberinde getirdi. Ancak CHP lideri Deniz Baykal'ın yaptığı yorum kadar dikkat ve tepki çekenine rastlanmadı. Önceki haftasonu konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Baykal, “Herkes kendi anadilinde yayın yapabilir, bu kendi haklarıdır. Ama devletin parasının, kaynaklarının, 70 milyonun parasının sadece bir kesim vatandaşlarımızın etnik talepleri doğrultusunda harcanması doğru değildir. Yanlış bir istikamete gidiliyor. Bunlar ne yaptıklarını ya biliyorlar ve çok tehlikeli iş yapıyorlar ya da ne yaptıklarını bilmiyorlar” şeklinde konuştu. Baykal ayrıca bu uygulamanın devlet anlayışlarına ters olduğunu da belirtti.

Baykal'ın bu açıklaması gündeme bomba gibi düştü ve Baykal'ın Kürt açılımından umutlanan bir kesim “Baykal yine özüne döndü” serzenişlerinde bulunurken diğer bir saf kesim de Baykal'ın milliyetçi bir çıkış yaptığını sanarak sevindi. Aslında iki taraf da yanıldı. Çünkü Baykal Kürtçü çizgisini korumuştu. Yani ne Kürtçe yayına karşıydı, ne de milliyetçi bir çıkış yapmıştı. Açıklama o kadar ortayolcu bir açıklamaydı ki, Baykal'ın Kürtçe yayına karşı çıktığını zanneden Kürtçü tayfa “Baykal'dan şaşırtan çıkış” başlıklarıyla Baykal'a verdi veriştirdi.

“Etnik kimlik şereftir” diyen Baykal'ın Kürtçe yayına karşı çıkması mümkün değildi. O yalnızca bu işin devlet eliyle yapılmasına karşıydı. Yani Kürtçe yayın özel bir televizyonda yapılsa Baykal Efendi'nin sesi çıkmayacak! Zaten açıklaması da bunu gösteriyor. Baykal herkesin anadilde yayın yapmasının hak olduğundan dem vuruyor. Ama devletin parasını, kaynaklarını buna ayırmayalım diyor. Peki bu iş devlet eliyle değil de özel kanalla yapılınca yapılan işin niteliği değişiyor mu? İşin özü ikinci bir dil ve millet yaratmak olduğuna göre bunun devlet eliyle ya da özel sektör vasıtasıyla yapılması arasında zerre kadar fark yoktur. Netice itibariyle bölücülük bölücülüktür.

Gerçi Baykal tüzük kurultayında Kürt meselesi ile ilgili tavrını ortaya koymuştu ama Kürtçe yayın ile ilgili son çıkışla da tavrını pekiştirmiş oldu.

CHP'den hala umudu olanlar varsa onlara da bu konuyu yeniden düşünmelerini öneriyoruz.

Kılıç’la AKP arasındaki ilişki tamamen “duygusal”

Haşim Kılıç'ın kızının nikahını Melih Gökçek kıymıştı...

Haşim Kılıç'ın kızının nikahını Melih Gökçek kıymıştı...

Göreve geldiğinden beri tartışmalı ve AKP'nin işine gelen kararlara imza atan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın AKP hakkında beslediği iyi duyguların sırrı ortaya çıkmaya başladı.

Geçtiğimiz hafta medyada yer alan bir habere bakılırsa Haşim Kılıç ile AKP arasındaki “tamamen duygusal” ilişkinin sırrı çözülmüş durumda. Bu haberlere göre Haşim Kılıç'ın damadı Mustafa Çubuk ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek arasında geçtiğimiz yıl ballı bir takas gerçekleşmiş. Hem de AKP hakkında açılan kapatma davası ile ilgili kararın açıklanmasından sadece 20 gün önce.

Medyada yer alan habere göre Mustafa Çubuk ve Bülent Sungur adlı iki ortak, Çankaya'daki bir binayı iki yıl önce alırlar. Ancak satın alınan bina üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmaz ve bina kullanılmadan bekletilir. Aradan geçen iki yılda Mustafa Çubuk'un hayatında önemli değişiklikler olur. Çubuk, 19 Nisan 2008 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın kızı ile evlenir. Ankara'da düzenlenen törende çiftin nikahını Melih Gökçek kıyarken nikah şahitlerinden biri de Bülent Sungur'dur. Çubuk-Sungur ikilisi, geçtiğimiz yılın Temmuz ayında ellerindeki binayı Ankara Büyükşehir Belediyesi ile takas ederler. Belediyeye verdikleri binanın karşılığında Çankaya'daki 6 bin metrekarelik arsaya ortak olurlar. Arsa, verdikleri binadan en az üç kat değerli bir arsadır ve arsanın % 70'ine bedelsiz ortak edilirler.

Haberlerde bilgisine başvurulan uzmanlara göre arsanın değeri kriz öncesinde 10 milyon TL'dir. Şimdiki fiyatı ise aşağı yukarı 6 bin TL civarıdır. Takas edilen binanın ederinin 2 milyon TL olduğu göz önüne alınırsa Çubuk-Sungur ikilisinin ne kadar karlı bir ortaklık gerçekleştirdiği daha iyi anlaşılır. Yine uzmanların böyle bir takasın, üstüne para alınmadan yapılmasının pek de akıl karı bir iş olmadığı konusunda hemfikir olduklarını belirtmeden geçmeyelim.

Takasın gerçekleşme tarihi de insanı ister istemez işkillendiriyor. Takas tarihi, 18 Temmuz 2008. Yani AKP hakkında açılan kapatma davası ile ilgili kararın açıklanmasından sadece 20 gün önce!

Medyada yer alan iddialarla ilgili sorularla karşılaşınca sinirlenen Haşim Kılıç, yaptığı yazılı açıklamalarda iddialara tepki göstrerek, “Damadım dahil kimsenin ticari faaliyetini takip etmek görevim değil” dedi. Bizce doğrudur. Ülkesini düşünmeyen biri tutup da damadının ticari faaliyetlerini mi düşünecekti?


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe