Kaya Ataberk |
Devrimci milliyetçiliğin Afrikalı öncüsü Lumumba'yı anıyoruz 17 Ocak 1961, hem Afrika'nın sömürünün en ağırına tabi tutulan halkları açısından, hem de tüm dünyanın ezilenleri açısından çok büyük bir acının adıydı. Belçikalı emperyalistlerin sömürge idaresinden ülkesini kurtaran ve bağımsız Kongo'nun ilk Başbakanı olan milliyetçi ve devrimci akımın Afrikalı öncüsü Patrice Lumumba; ABD, Belçika ve işbirlikçi köpekleri tarafından şehit edilmişti. Emperyalizm yine kendisine karşı koyanların, sömürü, zorbalık ve katliamlarını engelleyenlerin üzerine kan ve işkenceyle gitmişti. Lumumba daha 35 yaşında genç bir liderken işkence edilerek öldürülmüş, ardından da bir asit kazanına atılarak ortadan kaldırılmıştı. Lumumba, yoksul Kongo halkının arasından yetişmiş ezilen bir insandı her şeyden önce. 1925 yılında Kongo'nun son derece yoksul bir kasabasında dünyaya geldiğinde, ülkesi çoktan Belçikalı “Beyaz Adam” tarafından sömürgeleştirilmişti. Kongolular, açlık ve sefalet içinde yaşamaya çalışıyorlardı ama çoğu zaman bunu da başaramadan çok genç yaşlarda ölüp gidiyorlardı. Lumumba'nın babası da bu insanlardan biriydi. Lumumba, bu ortamda halkının çektiği acıların içinde büyüdü. Gerçi o diğerlerinden biraz daha şanslı sayılabilirdi. Babası onu okula gönderdi ve bu adım ilerleyen yıllarda onun ülkesinin az sayıdaki öne çıkan kişisinden birisi olmasını sağladı. Onun doğduğu yıllarda Kongo halkı da yavaş yavaş sömürgecilerin zulmüne karşı ayağa kalkmaya başlıyordu. Ancak bu hareketlenmeler halen gerçek anlamda milliyetçi ve antiemperyalist olmaktan çok uzak tepkilerdi. Genelde ezilmekten bıkmış olan halk ya kendiliğinden ayaklanıyordu ya da kabile önderleri ve yarı büyücü, yarı din adamı ayaklanma liderlerinin peşinden sürükleniyordu. Kabileler zaman zaman sömürgecilere karşı ayaklansalar da genellikle kendi aralarında da kanlı savaşlara tutuşuyorlardı. Lumumba'nın ulusal birliği ve milliyetçiliği bayrak yapan fikirleri daha bu dönemlerde yaşananlar karşısında şekillenmeye başlamıştı. İlk başlarda bu yoksulluğun ve kanlı kavgaların nedenini kendi halkının geriliğinde arayan Lumumba, zaman içinde bu geriliğin ve acıların tümünün kaynağında emperyalizm ve kapitalizm olduğunu görerek korkusuz, tavizsiz bir milliyetçi olacaktı. Lumumba, Kongo'nun bağımsızlığı için ölümü göze alarak yola çıktığında, artık tüm ezenlerin karşısında uzlaşmaz bir devrimci olarak duruyordu. Emperyalizm onu öldürerek ondan kurtulmaya çalıştı. Ancak tüm devrimciler gibi o da ölümünün ardından gerçek bir efsaneye dönüştü. Onun ölümünü açıklayan işbirlikçi katiller, mezarının yerini gizlediklerini, çünkü oranın bir devrim mabedine dönüşmesini istemediklerini açıkça söylemişlerdi. Ancak emperyalistler, tüm çabalarına rağmen, Lumumba'nın efsaneleşmesine engel olamadılar. Bugün şehit Lumumba sadece kendi halkına değil tüm ezilenlere yol göstermeye devam ediyor. Afrika'da milliyetçiliğin, antiemperyalizmin ve sosyalizmin bayrağını dalgalandıran Lumumba'yı şehit edilişinin 48. yılında anıyoruz.
Belçika, tüm diğer emperyalistler gibi sömürgecilik kariyerine bizim klasik sömürgecilik dediğimiz kaba vahşet yöntemleriyle başlamıştı. 1876 yılında Afrika'da henüz bir sömürge edinememiş olan Belçika Kralı Leopold, Brüksel'de bir coğrafya konferansı düzenlemişti. Bu konferansa katılanlardan Amerikalı Henry Stanley adlı gezgin, Kral'ı Afrika'nın içlerinde bulunan ve o güne kadar kimsenin ulaşmadığı yerleri ele geçirmek konusunda ikna etti. Böylece Kongo, Belçika Kralı'nın ve onun eliyle tüm emperyalist güçlerin yağmasına açılmış oldu. Kral, 1885 yılında işgal ettiği Kongo'yu kendi özel mülkü yaptı, Kongo halkını da kölesi! Artık ilerleyen yıllarda Kongo'nun tüm doğal zenginliklerinin talan edildiği, insanlarının köleleştirildiği, katliamlara tabi tutulduğu dönem başlayacaktı. Aslına bakılırsa Kongo daha önceden emperyalistler arasında parçalanmış ve bölünmüştür. Bugün Batı Afrika'da Bantu halkının üzerinde yaşadığı çok geniş topraklar farklı ülkeler arasında paylaştırılmıştır. Bu ülkelerin sınırlarını belirleyen şey de emperyalist tekellerin çıkarlarından başka bir şey değildir. Bu bölünmenin sürekliliğini sağlamak için de sömürgeciler aslında bir ve aynı halkın evlatları olan bu insanları kabile kavgaları içinde birbirlerine katlettirmekten son derece memnundurlar. Tüm bu bölünmüşlüğüne karşın Kongo hala çok geniş bir ülkeydi. Yüzölçümü Türkiye'nin yaklaşık üç katı kadar olan bu ülkenin madenleri başta olmak üzere tüm kaynakları sömürgeciliğin elinde kurutulmuştu. Belçika nispeten daha geri bir emperyalist olduğu için onun görevi burada jandarmalık yapmaktı. Sömürüden esas faydalananlarsa zamanla Rockefeller gibi ABD'li tekeller olacaktı. Belçika'nın izafi zayıflığı ve Fransa'nın Cezayir'de FLN karşısında aldığı yenilgi, Kral Baudin'in Kongo'ya bağımsızlık verilmesi gerektiğini açıklayan konuşmasına sebep oldu. Aslında bu politika, Gana'nın devrimci lideri Nkrumah'ın “yeni sömürgecilik” olarak formüle ettiği şeyin ta kendisiydi. Artık emperyalistler kendileri için pahalı ve riskli olan yolları terk ederek, işbirlikçi rejimler aracılığıyla, sömürülerine devam etmenin yollarını arıyorlardı. Bu durum, sahte bir bağımsızlık adı altında eski düzenin aynen sürmesinden başka bir şey değildi. Bu durumun ortaya çıkması artık devrimcilerin ve milliyetçilerin sadece sömürgeciliğe değil aynı zamanda yeni sömürgeciliğe karşı da savaş çağrıları yapmalarına neden oldu. Mesele sadece şekilsel bağımsızlık değil tam bağımsızlıktı. Atatürk'ün de belirttiği gibi “iktisadi, siyasi, kültürel her alanda” gerçek bir bağımsızlığın mücadelesi verilmeliydi. Afrika'da bu anlamda “Ya istiklal ya ölüm” şiarını dalgalandırarak emperyalistlerin oyununu bozan Patrice Lumumba'ydı. Lumumba, yaptığı konuşmaları karşısındaki düşmanları hedef alarak bitiriyordu: “Kahrolsun sömürgecilik ve emperyalizm! Kahrolsun ırkçılık ve kabilecilik! Yaşasın Kongo ulusu ve bağımsız Afrika!” Lumumba, ölümüne kadar süren tavizsiz devrimci tavrıyla Afrika Ulusal Kurtuluş Savaşlarının sembol ismi oldu. Beyaz adamın “medenileştirme” yalanı Lumumba, sömürgeci Beyaz adamın en büyük yalanının, “medenileştirme” safsatasının da tam karşısında yer almıştı. Belçikalılar, sömürgeciliğin ilk adımlarını attıklarında bu iş için “Afrika'nın Keşfedilmesi ve Medenileştirilmesi İçin Uluslararası Dernek” adında bir örgüt kurarak işe başlamışlardı. Ancak bu medenileştirme iddiasının altında daha farklı bir neden yatıyordu. Batılı, Afrikalının her şeyini elinden almak, zenginliklerini talan etmek için işe koyulmuştu ve bunu yapmak için de orada aslında bir ulus, medeniyet ve hatta insan olmadığını kanıtlamanın peşindeydi. Gerçekten de Avrupalılar için Amerika kıtası da, Kara Afrika da “kimsenin olmayan topraklar”dı. Burada yaşayanlar da gerçek insanlar değillerdi. Bu sapık Beyaz Adam mantığının sonuçları korkunç olmuştu. Kral Leopold'ün Kongo'yu istilasının ardından hastalık, idam, işkence ve aşırı çalıştırma dolayısıyla bu “insan olmayan insanların” 8 milyonu hayatını kaybetmişti. Ancak bu Batılı için istatistiki bir ayrıntıdır. Dünya çapında medeniyet dağıtıcısı rolünü oynayan kapitalist Batı, “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” çığlıkları atarken, köle emeğinin temel alındığı plantasyon-maden ekonomilerini kurmayı başarmıştır. Açık köleliği kaldırdıkları yerlerde de örtük olarak aynı durum sürmüştür. Lumumba, bu üstü örtülü köleliğin karşısında ilk duranlardandır. Kongo'daki beyaz yerleşimcilerin en yoksulu, bir Kongolunun on katı ücretle çalışmaktadır. Lumumba daha ilk siyaset sahnesine çıktığı yıllarda, sömürgecilerden bunun acilen düzeltilmesini talep etmişti. Diğer taraftan, siyahlara uygulanan zulüm sadece iktisadi sömürü oranlarıyla da açıklanamayacak kadar ağırdır. Sözgelimi bir Kongolu, kendi vatanında her istediği yere giremez, bazı kapılar ona tamamen kapalıdır. Akşam saat 6'dan sonra sokağa çıkarsa Belçikalılar tarafından vurulur. Biraz daha şanslıysa kırbaç cezasına çaptırılır. İşte Batılının ezilen dünyaya taşıdığı “medeniyet” budur. Ortaçağlara ve daha öncesine ait ne kadar vahşet varsa Batılının elinde bir kâr aygıtıdır. Köleciliği tarihin derinliklerinde arayan Batılı solculara inat, Batılılar eliyle dünya çapında güncel bir sistem kurulmuştur: Kapitalist kölecilik! İşte Lumumba bu sistemin karşısına dikilmiştir. Lumumba, ülkesinin az sayıda eğitim alabilmiş insanlarından biri olduğu için ilk başlarda durumu daha farklı kavrıyordu. Ülkesinin kurtuluşunun Batı gibi olmaktan ve Belçikalıların da yardımlarından geçebileceğini düşünüyordu. Ekonomik ve siyasal anlamda da liberal bir noktada konumlanmıştı. Ancak karşısındaki sistemin yapısı ve zulmü onun kısa sürede Batılılardan sömürü ve katliam dışında bir beklenmeyeceğini görmesinin nedeni oldu. İlk hapse girişinin ve sömürgecilerin işkencesine maruz kalışının ardından fikirleri daha da netleşti. O artık Batılılaşma taraftarı bir liberal değil, milliyetçi ve sosyalist bir devrimciydi. Ve artık sırada örgütlenme vardı.
5 Ekim 1958 tarihinde Lumumba, MNC (Kongo Ulusal Hareketi) partisini kurdu. O sırada Afrika'nın her yeri bağımsızlık savaşlarıyla kaynıyordu. Nkrumah gibi liderler Kara Afrika'nın umudu olurken, Nasır gibileri de kıtanın diğer ucunda Arap sosyalizminin ve birliğinin bayraktarlığını yapıyorlardı. MNC'nin başkanı olan Lumumba, bu liderlerin düzenlediği Afrika Halkları Kongresi'nde bir yıldız olarak parladı. Burada yaptığı konuşmada sömürgeciliği lanetlemesinin ve mücadele başlattıklarını açıklamasının ardından ülkesine geri döndüğünde yaptığı mitinge on binler katılmıştı. Mitingin ardından ürken Belçikalı yerleşimcilerin halka saldırması üzerine, Kongo'nun ilk milliyetçi ayaklaması başkent Leopoldville'de gerçekleşti. Olaylar kanla bastırılmıştı. Ancak Lumumba ve MNC'nin devrimci kanadı bağımsızlığı kazanana kadar mücadeleyi bırakmamakta kararlıydı. Bir kısım arkadaşı daha bu aşamada onu terk ettiler ama o yılmadı. Artık Lumumba'nın çağrısı devrimci bir savaş içindi: “Kongo ile Belçika arasında ayrılık kesinleşmiştir artık. Bütün kadınlarımızı, bütün çocuklarımızı, vatanın bütün güçlerini, bütün kaynaklarını Kongo ihtilaline seferber edeceğiz. Her gün yeni bir günlük emir alacaksınız. İleri. Yürüyün. İlk günlük emir şu: Belçikalıları dinlemeyin. Kongo halkı için savaş. Hepimiz sefalet kardeşi olacağız, savaş kardeşi olacağız, zafer kardeşi olacağız”. Lumumba bu çağrısının ardından tutuklanacaktı. Ancak onun tutuklaması devrimi durdurmak yerine daha da şiddetlendirdi. 30 Haziran 1960'ta Belçika, Kongo'nun bağımsızlığını tanımak durumunda kaldı. Hapisten çıkan Lumumba da bağımsız devletin ilk Başbakanı oldu. Ancak bu iktidarı sadece iki ay sürecekti. Bağımsızlığın ardından birkaç gün geçtikten sonra ülke kışkırtmalarla ciddi bir karışıklığa sürüklendi. Bir taraftan kabileler birbirine karşı kışkırtılırken, diğer taraftan da Maden Birliği adlı tekelin yardımıyla Katanga eyaleti bağımsızlığını ilan etti. Maden Birliği devlet içinde devlet denilebilecek kadar büyük bir tekeldi. Katanga'nın bağımsızlığı, bu tekel kârlarının korunması anlamına geliyordu. Aslında bu bir bağımsızlık değil Belçika hakimiyetine bir geri dönüştü. Bir taraftan da milliyetçi-sosyalist Lumumba siyasal linç kampanyasına maruz bırakıldı. ABD'nin klasik taktiği artık devredeydi: Lumumba komünistti. Lumumba, bu durumu şöyle açıklayacaktı: “Afrika'da kim ilerici ise, kim halktan yana ve emperyalistlere karşı ise ona komünist ve Moskova ajanı denir”. Olayların akışı ve komplonun başarıya ulaşmasıyla 14 Eylül 1960 tarihinde Albay Mobutu'nun yaptığı faşist darbeyle Lumumba devrildi ve tutuklandı. Artık ona uygulanan siyasal linç fiziksel linçle devam edecekti. “Başladığım işi siz yürütürsünüz…” Darbenin arkasında birebir ABD ve CIA vardı. Dönemin ABD Başkanı Eisenhower, CIA'ya kısa sürede Lumumba'nın devrilmesi ve ortadan kaldırılması için talimat vermişti. CIA, bu emri uygulamakta gecikmedi. 50'li yıllardan beri önce Belçikalılara, sonra da ABD'lilere çalışan ve MNC'ye de sızmayı başarmış olan Joseph Mobutu'ya darbe yaptırıldı ve Lumumba katlettirildi. İşbirlikçilik ve kabileci etnikçilik kucak kucağaydı. Çombe, Kasavubu gibi tüm sözde liderler emperyalistlerin emirlerini uygulamak dışında bir şey yapmadılar. Ancak Mobutu ve ABD bu irili ufaklı işbirlikçilerin tümünü de ortadan kaldıracaktı. Oysa Lumumba, tek bir ulus olmanın ve emperyalizme karşı savaşmanın bilinciyle ölüme gitmişti. Katledilmesinden hemen önce yaktığı bağımsızlık ateşini ve öze dönüş mantığını bir kez daha vurgulamıştı: “Dikkatli olmazsak yeni sömürgeciliğin ağına düşeriz. Bu sömürgecilik de geçen 30 Haziran'da toprağa gömdüğümüz sömürgecilik kadar tehlikelidir… Biz Afrikalıyız ve Afrikalı kalacağız. Bizim d öteki uluslarınki kadar soylu bir felsefemiz, geleneklerimiz var. Bunları bırakıp da başka halkların felsefelerini, geleneklerini almamız kişiliğimizi yitirmemiz demektir”. Lumumba'yı öldürdüler ama onun mirasını ortadan kaldıramadılar. “Eğer yarın vurulursam bana ateş eden Afrikalının eline silahı bir Batılının verdiğinden hiç şüpheniz olmasın. Halk benim kendi özgürlüğü için öldürüldüğümü bilecektir bir gün. Başladığım işi siz yürütürsünüz…” diyordu yoldaşlarına katledilmesinden birkaç gün önce. Atatürk'ün, Che'nin, Lumumba'nın başladığı işi yürütmek hepimizin görevi. Tüm ezilen ulusların, tüm devrimcilerin…
|