05.01.2009/Sayı:218
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye Mustafa İzberk

Erdemin başı dil!
“Erdem başı til”(1)

atmışlar adını türk beğler türk Türk beyleri Türk adını atmışlar.

atmışlar adını türk beğler türk Türk beyleri Türk adını atmışlar.

alarak adlarını Çince beylerinin Çin Çin beylerinin Çince adlarını alarak (...)

alarak adlarını Çince beylerinin Çin Çin beylerinin Çince adlarını alarak (...)

Kızkardeşi oğlu Yolug Tekin’ce, ölümünden sonra Türük Bil Hakanı Bilge Kaan yazılmış, taşa vurulmuştur.

Atasözü

Yeryüzünde bir yurt var mıdır ki, okumuş yazmışları kendi dillerine yağı (Far. Düşman) olsunlar! Bizde var. Geçen gece bir TV izlencesinde kamuya yönelik yazan bir tarih yazarı, göz göre göre milyonla izleyici karşısında, konuştuğu dille dalgasını geçti. Konuşma boyunca Osmanlının Arapçası’nı çatlata çatlata paralamasının yanında ‘failâtün failâtün, mefailün, failün’lerle sıvanmış bir öz Türkçe şiir (?) bile okudu, okumakla kalmadı bunun kitabında yer aldığını da ekledi. Keh, keh, keh! Böylelikle “Türkçe” için söyledikleri-ne yazık-yüz kızartıcı olmaktan öteye geçemedi.

Bir günlükte (Fr. Gazete) topluma beş-on günde bir tarih öyküleri satan, bu (dil ağırlıklı fakülte çıkışlı) yurttaş, olayı daha bire bir anlatımla aktarmaktan çekiniyorum, gerçek dışına taşmaktan çekinmiyordu. Neden? Bir yazı adamı bu denli diline yabancı, dil bilincine uzak olabilir mi? Usum ermiyor anlamakta erksiz (Ar. Aciz) kalıyorum. Daha da ötesi kendi dilini bu denli “sevmez”mi? Gerçi daha önceleri de TV’de Türkçe’ye karşı böylesi aşağılayıcı çıkışlara tanık olmuştuk, nedir ki son kez bu usta (!) bizlere dudak uçuklattı…

Tarihin bir bunalım noktasından geçiyoruz. Haçlı Avrupa’nın sömürgen kuklası memurları, ikide bir yurdumuza gelip “-Atatürk’ün Bedizlerini (Ar. resim) duvarlardan indirin!” buyuruları vermekte. Haçlı ABD’nin yeni sömürgeci tiranları, özengen (Fr. amatör) takımlarda top koşturmuş bir Kasımpaşalıyı ‘Büyük Ortadoğu Tasarısı’nın eşbaşkanı yapıverip yurt toprağını ise “yarıya inmiş” gösteren hartalar yayımlanmakta. Tüm alısatıcılar (Ar. tüccar) işyerlerinin üzerine Türkçe’den başka bir dilde adlar koymada benzersiz bir eşgüdüm sergilemekte -örneğin ülkenin en gönençli bucağı Levent’in anayolunda “Balıkchı” (homini gırtlak not to think!) aşevi adı… Ülke bir tinbilimsel (Fr. psikolojik) savaşın içinde.

Böyle bir ortamda bir günlük yazarının, bu gidişine (gelişim değil!) ayak uydurabilmesi için neleri silip atması gerektiğini düşündüm: Öncelikle anaevinde öğrendiğini varsaydığım, “katkısız Türkçe” duygusunu sonra ilkokulda edindiği “arı Türkçe” sevgisini, daha sonra orta/lisede kazandığı “gıllıgışsız Türkçe” anlayışını… Daha da sonra üniversitede elde ettiği “tarihsel boyutlu Türkçe” bilincini… Hiç okumamış bir Anadolu köylüsünün çocukluğundan başlayarak yaşam boyu edindiği bu dil değerlerini, erdemlerini taşıyıp bize getirdiğini-hiç geri dönüş yapmadığını da unutmayarak-düşünüyorum (Aşık Veysel’i anımsayın).

Birleşmiş Ulusların (BU) belirlediği Yeryuvarı’nın 6. büyük dili bilinen en usçu (Fr. rasyonel), Batılı uzmanlarca bir geometri yapısına gönderme yapılan dil, 17 000 yaşında, doğal ki en ilerlemiş, tarihin en eski yazı dili, bu türden bir yok bilmeyi, yoksamayı, yok edilişi tüzeniyor mu (Ar. hak etmek), ne dersiniz?

Bir tarih yazarı değil de, yalnızca bir mimar olan bana düşen ne? Günlükçünün aşağı gördüğü, uyduruk bulduğu sözcüklerin, Türkçe’nin binlerce yıllık öz tininin (Ar. ruh), sözvarlığın belgesi birkaçını, şimdilerde düzenlediğim “Türkçe sözlük”lerden birinden gelişine (Far. Rastgele) çıkarıp sunmak bir de bu yazıyı yazmak. Sunuyorum:

Utmak:

“Munu anıtı barçanı utar yigedür”

(İşte şimdi hepsini alteder yener)

Sf. 35, .286

Erk:

“Biligke tükellig yağız yir erkligi”

(İle mükemmelen sahip, yağız yer hâkimi)

Sf. 18, .78

(bir Uygur yapıtı), F. W. K. Müler - A. Von Gabain, Çev. S. Himran, “Çaştani Bey Hikâyesi”, 1945.

Belgü:

(alâmet, sembol, işaret, belge, fal) sf. 26 ‘W. Radloff ve Malov neşri, Suvarnaprabhâsa Sutra

Zolotoga bleska’ (Altun Yarık) B. B. Sank Petersburg, 1913.

İstem:

(istek, arzu, dilek) sf. 66

A. von Gabain, ‘Alttürkische Grammatik, Leipzig, 1950’den

Ahmet Caferoğlu, ‘Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü’

Enderun K. Y. 1993, İstanbul.

Us:

(akıl) sf. 174

Sevig, sevüg:

(aziz, aşk) sf. 132

A. von Le Coq, ‘Türkische Manichaica aus Chotscho’ ATAW I Berlin’

1912’den.

Ahmet Caferoğlu, ‘Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü’,

Enderun K. Y. 1993, İstanbul.

Esin:

“ESİN ANISITIP, ÖK-ÖC ESİZ”

(Hatırasını anarak, tanrı kralını yadederiz) sf. 62. 32

Kâzım Mirşan, ‘Erken Türklerin Skandinavya Yazıtları’, Kinneved Bitigtaşı, Gotland-İsveç. TDAV y. 2004, İstanbul.

“-Türkçe’de yenileşme (2) adına yapılan rezaletler hiçbir dilde yoktur.(…)

Yeni Türkçe kelimelerde ahenk yok..yanıt (3) diyor.. ‘yanık’ gibi. (…)

Esinevi (4) .. Allah aşkına, ‘randevuevi’ gibi bir şey oldu!.. Murat Bardakçı Haber Türk TV, ‘Teke Tek’ izlencesi 7 Aralık 2008.

Yanut: yanıt-söz yanut

Sf. 659 “Kargarlı Mahmûd, “Divânü Lugâti’t-Türk Kabalcı Y. 2005, İstanbul.

1. Kâşgarlı Mahmût, “Divanü Lügati-t Türk”ten bir atasözü. Sf. 260

2. Yenileştirme pek çok ileri ülkede var: Almanya, İtalya, Fransa, Macaristan, eçekoslavakya, İsrail, Japonya. Bu konuya ayrıca gireceğiz. Rezalete gelince bu yazının yazılma nedeni de o değil mi?!.

3. ‘Erdem’ sözcüğünün bundan 934 yıl önce 1074’te Kaşgarlı’nın sözlüğü içinde bir atasözünde yer alması, sözcüğün o günden de belki binlerce yıl önce doğmuş olduğunu gösterin. Bu olgu dilbilimin bir verisidir.

4. İzlencenin öbür konuğu mimar hoca Sinan Genim’in ‘museum’ sözcüğüne değinerek “-’Mus’ biliyorsunuz ‘esim perisi’ demek, keşke bizler buna Türkçe ‘esinevi’ desek” dileği üzerine bu sözleri duyduk.1


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe