| Özgür Billur |
Kürtçe TV üniter devletin sonudur Kürtçe TV yayında 1 Ocak 2009 tarihini bir kenara not edin. Çünkü bu tarih, Türkiye’nin bölünmesine giden yolda en önemli dönemeç olan resmi Kürtçe televizyon kanalının yayına başladığı gündür. Türk devleti bizzat kendi eliyle, bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldıracak en önemli adımı atmıştır. TRT-6 adıyla yayın yapacak olan Kürtçe TV’deki ilk programda Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın mesajları yayınlandı. Her ikisi de bu olaydan duydukları memnuniyeti bildirdiler. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, mesajında şöyle konuştu: “TRT’nin halkımızın konuştuğu farklı dil ve lehçelerde yayın yapıyor olmasını büyük memnuniyetle karşılıyorum. Türkiye büyük bir ülke, halkımız büyük bir halk, büyük bir nüfusumuz var. Tabii ki büyük bir ülkenin, büyük bir halkın farklı farklı kültürel, sosyolojik gerekçeleri de var.” “Ne mutlu Türk”üm diyemeyen, hatta bu sözün bölücülük olduğunu söyleyen birinin böyle bir girişimi desteklemesinden doğal bir şey yok elbette. Ancak bu kişinin Atatürk’ün koltuğunu işgal etmesi, içinde bulunduğumuz durumun vahametini göstermesi açısından önemli. Başbakan ise Kürtçe “hayırlı olsun” diyerek Kürtlere büyük jest yaptığı(!) konuşmasında, Kürtçe TV’nin demokrasinin bir gereği olduğunu belirterek şunları söyledi: “Etnik kökenimiz, inancımız, yaşam biçimlerimiz farklı olabilir. Ama unutmamamız gereken bir şey var. Bizi birleştiren çok güçlü ortak değerlerimiz var. Bunların başında da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı gelir. Bizi birbirimize bağlayan değerlerimiz, ırk ya da kan bağından çok daha üstün çok daha sağlam bir bağdır. Bölücü, ayrımcı, dışlayıcı ırkçılık tehlikesine karşı milletimizin bütün fertleri olarak birbirimizi daha iyi tanımaya ve anlamaya çalışalım. Dil bir zarftır aslında, bir iletişim aracıdır. Evet, zarf da önemlidir ama asıl önemli olan içinde taşıdığı mesajdır.” Başbakanın bu konuşmasına göre Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayanları bir arada tutan ortak değer, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır, Türklük değil! Bu değer ise Tayyip’e göre ırkçılıktan daha güçlüdür. Tayyip’in buradaki asıl hedefi Türk milliyetçiliğidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı denen kavram, ırkçılığın değil, Anayasamızdaki Atatürk milliyetçiliğinin yerine ikame edilmek istenmektedir. Anayasamız delindi, bu işin sonu federasyon! Demokratikleşme yolunda sıradan bir adım olarak sunulan Kürtçe TV, Anayasa’nın hükümet tarafından delinmesidir. Anayasamızın değiştirilmeyecek maddelerinden olan 3. madde devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu söyler. Devletimizin üniter yapısının bir gereğidir bu. Türkiye Cumhuriyeti, çok uluslu bir imparatorluk olmadığı gibi federasyon sistemiyle de yönetilmez. Devletimiz Türk ulusu temelinde kurulu üniter bir yapıya sahiptir. Devlet, bu topraklar üzerinde tek bir millet tanır, o da Türk Milletidir. Bu milletin anadili olan Türkçe, devletin de resmi dilidir. Yani Türkçe bu topraklarda yaşayan insanların anlaşmalarını sağlayan sıradan bir iletişim aracı değil, milletleşmeyi yaratan temel öğedir. Türkçe demek, Türk demektir. Atatürk boşuna “Türkçe, Türk milletinin zihnidir, kalbidir” dememiştir. Tayyip, dil bir zarftır, diyerek bir milleti millet yapan en önemli unsuru önemsiz göstermektedir. Aslında kendisi de dilin hayatiyetini bilmektedir, ama burada amaç ihanetin Türk Milletinden gizlenmesi ve Cumhuriyet düşmanı politikaların halkın gözünde normalleştirilmesi gerekmektedir. Türk devleti, resmi televizyonundan Kürtçe yayına başlayarak Türkçenin dışında ikinci bir dili tanıdığını ilan etmiştir. Üstelik Başbakan televizyonda Kürtçe konuşmuştur. Anayasanın değiştirilemeyecek 3. maddesi fiilen ortadan kalkmıştır. Kürtçe TV, ulus-devlet yapısına ve üniter devlete elveda demektir. Bugün Kürtçe konuşan Başbakan, yarın devletin Kürtçe eğitim yapması ve TBMM’nde Kürtlerin ulusal kimliklerinin kabul edilmesinin de önünü açmıştır. Tütrkiye, devletin en tepesindekiler tarafından adım adım bölünmeye götürülmektedir. Kürtçenin, Türkiye’nin bir sosyolojik gerçeği ve kültürel unsuru olarak sunulması ciddi bir aldatmaca ve Türk Milletine kurulmuş tuzaktır. Yıllarca PKK’nın terör yoluyla elde etmeye çalıştıkları, AKP hükümeti tarafından hayata geçirilmektedir. Kültürel haklar, anadilde eğitim ve yayın vs. gibi talepler değil miydi yıllarca PKK’nın savunduğu? Hatta bugün bile Apo ve tüm Kürtçüler, bu talepleri dillendirmiyorlar mı? Dünyanın bütün ayrılıkçı hareketleri önce dil olmak üzere kültürel haklar talep eder, arkasından federasyon ve bölünme gelir. PKK ve onun uzantısı parti ve örgütler da bunu çok iyi bilmektedir. ABD ve AB emperyalizminin açıktan desteklediği bölücü hareket, adım adım tüm isteklerini Türk devletine kabul ettirmektedir. Devletin Kürtçeyi resmen tanıması, Kürt milletini de tanıdığı anlamına gelir. Tayyip’in Türkiye’nin sosyolojik gerçeği dediği şey aslında Türkiye’de ayrı bir milletin, Kürtlerin varlığını kabul etmesi demektir. Bölücülerin yıllarca savunduğu tezi bugün Başbakan dillendirmektedir. Bundan sonra süreç, fiili olarak kabul edilen durumun Anayasaya yazılması olacaktır. Üniter yapının terk edilmesinin kaçınılmaz sonucu federasyondur. Ayrı bir ulus olarak tanınan Kürtlerin federasyon talepleri başlamıştır zaten. Bugün Kürtçe yayın nasıl halkımızı kaynaştıracak Türk-Kürt kardeşliğinin bir gereği olarak sunuluyorsa, yakında federasyon da benzeri gerekçelerle karşımıza çıkacak. Türkiye’ye federasyonun kabul ettirilmesi ise, Büyük Kürdistan projesinin en önemli adımı olacaktır. Bakın, TRT-6’nın müdürü Sinan İlhan’ın programa çıkması için peşinden koştuğu Şivan Perver, yaptığı basın açıklamasında ne diyor: “TRT’ye beni davet ediyorlar, ama beni ben olarak kabul etmeliler. Ben sadece sevda türküleri söylemiyorum. İsyanlarım var. Kürdistan’ı anabileceksem gelirim. Kürt halkının bütün halklar gibi özgürlüğe ihtiyacı var” Devletin haline bakın; televizyona çıkarmak için uğraştığı bölücülükten ceza almış biri kendisine meydan okuyor. Adam, TRT sayesinde bölücülük propagandasına devam ediyor: “Kürtler Ortadoğu’nun en eski halkıdır. Türkiye, 85 yıldır bunu inkâr etti. Benim isyanım zulme. Çünkü benim halkım zulme uğradı.” Şivan Perver, 85 yıl sonra bir politika değişikliği olduğunu belirttikten sonra, hükümetin bu yeni yöneliminde AKP içinden kendisi ile temas halinde olan 50 Kürt milletvekilinin olduğunu da vurguladı. Böylece kendisine bu milletvekilleri aracılığıyla ulaşıldığını da öğrenmiş olduk. PKK ve DTP Kürtçe TV’ye gerçekten karşı mı? Kürtçe TV’nin Türkiye’nin bölünmesine hizmet ettiği bu kadar açıkken, bazı aklı evveller PKK’nın Kürtçe TV’ye karşı çıkmasını gerekçe göstererek bu icraatı destekliyorlar. Neymiş efendim, PKK karşı çıktığına göre Kürtçe televizyon yanlış değilmiş, Kürtleri onlar kazanacağına bizim kazanmamız gerekirmiş! Kürtlere ayrı bir kimlik vererek onları kazanmanın imkânsızlığına hiç girmeden bu kişilere soralım: PKK, Kürtçe programa da karşı çıkmıyor muydu? Ne oldu da Kürtçe kanala sahip oldular? Kürtçe kanala karşı çıkarak da daha ileri talepleri kabul ettirecekler. Önce Anayasa değişikliği ve Kürtçenin Anayasaya yazılması, sonra da federasyon… PKK, politikası gereği AKP’nin politikalarına karşı çıkarak, daha çok taviz koparmaktadır. AKP, PKK’nın tüm taleplerini kabul etse, bunu yine de yeterli görmeyip nihai hedefleri olan “bağımsız Kürdistan” uğruna Türk topraklarından hak talep edecektir. AKP, ne kadar Kürtçülük yaparsa yapsın, PKK sırf bu kulvarda tek olmak için AKP’ye muhalefet edecektir. Üstelik PKK’nın ve uzantısı DTP’nın Kürtçe TV’ye karşı çıktığı ne kadar doğru? Bakın DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ne diyor: “Bu kanalda Kürt halkının sorunlarının da dile getirilmesini istiyoruz. Çünkü Kürtlerin inkâr edilmediği bir süreçteyiz. Kitlesel bir yayın istiyoruz. Açılan televizyonun seçim yatırımı olmasını da istemiyoruz. Halkımızın her türlü sorunun da o kanalda anlatılmasından yanayız” DTP’liler Kürtçe kanal TRT-6’nın açılışına katılmadılar. Bu protesto, Kürtçe TV’nin Türkiye’nin çıkarına olduğu tezini savunanları çok mutlu etti. Onlara göre devletin bu hamlesi PKK’yı zor duruma düşürmüştü. Ancak DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş’ın yaptığı açıklama bu tezin ne kadar saçma olduğunu ispatladı. Demirtaş, bu kanalın seçimlere yönelik bir yatırım olduğunu ve bunu asla kabul edemeyeceklerini belirterek şunları söyledi: “Bizi yok sayan, Kürtlerin taleplerini yıllardır dile getirme mücadelemizi yok sayan bir siyasi proje var ortada. Dolayısıyla TRT’nin Kürtçe kanalı politik bir kanaldır. Bu kanalın misyonuna DTP’nin angaje edilmesini kabul etmiyoruz. Bu Kürtçe yayına karşı olmamızdan değil. Elbette bir kazanımdır, partimizin kazanımıdır.” PKK’nın Kürtçe TV’ye karşı olduğunu iddia ederek Türk Milletini kandıranlara duyurulur! Tüm siyasetçiler Kürtçe TV’nin arkasında Peki Kürtçe televizyon konusunda muhalefet ne tavır aldı? Bizce ülkemizin geldiği vahim durumu gösteren en önemli gösterge, tüm siyasi partilerin bu konuda uzlaşma içinde olmasıdır. Türkiye’yi bölünmeye götüren bir uygulamaya kimse karşı çıkmamaktadır. CHP, zaten programında Kürtçe televizyonu vaat ettiğinden AKP’nin bu icraatına sessiz kalarak destek verdi. BBP Genel Başkanı ve eski ülkücü Muhsin Yazıcıoğlu bir açıklama yaparak bu kanalın iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bir tek MHP karşı çıkar gibi yaptı. MHP’li Oktay Vural, bu uygulamanın yasa ve yönetmeliklere aykırı olduğunu söyleyerek Başbakanı Kürtçe konuştuğu için kınadı: “Kürtçe bilse gam yemeyiz, bilmiyor da. Bir taraftan ‘tek millet, tek devlet’ diyor, sonra bu milletin dilini bozuyor. Millet ne konuşursa konuşun ama devlet dili Türkçe’dir” Ne kadar milliyetçi bir çıkış ama! Kürtçe bilse gam yemeyeceklermiş, millet istediği dili konuşurmuş! MHP, asla milliyetçi olamayacağını bu olayda da göstermiştir. Eğer bizi yanıltmak istiyorlarsa yapacakları şey çok basit. Bu televizyonun Anayasaya aykırı olduğunu düşünüyorsanız, gidersiniz Anayasa Mahkemesi’ne ve durdurursunuz yayını. Olmadı mı, tüm üyelerinizi sokağa dökersiniz. Gerçekten milliyetçi olan bir parti bunu yapar. Kimse bir basın açıklaması ile milleti kandırmasın! Türk milleti uyan! Diline, vatanına sahip çık! Türk Milleti bir uçurumun kenarında. Türk devleti ve Cumhuriyet rejimimiz büyük bir saldırı ile karşı karşıya. Dağdan inen teröristler cezaevinden çıkıp milletvekili oldular. Bölücülerin istedikleri bir bir kabul ediliyor. 2002’de AB Uyum Yasaları’nın kabul edilmesiyle başlayan süreç AKP iktidarıyla daha da hızlandı. Anadilde eğitim, her halkın kendi kaderini belirlemesi derken, şimdi de devlet Kürtçe televizyon yayınına başladı. Türk Milletinden toplanan vergilerle Kürtçe yayın yapılıyor artık. Ama bundan daha acısı, hiç kimsenin sesini çıkarmaması. Sadece siyasiler değil, milletin gözbebeği Türk Ordusu da susuyor. Yoksa Genelkurmay da mı destekliyor bu televizyonu? Genelkurmay Başkanı’nın Diyarbakır’da söylediklerini düşününce bu sorunun yanıtı insanın canını yakıyor. “Milleti yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır”. Mustafa Kemal’in bu sözü Türk Milletinin kurtuluş parolasıdır. Ata’mızın 90 yıl önce yaptığı çağrıya kulak verelim. Büyük millet olduğumuzu gösterelim. Gençliğe Hitabe bu günler için yazılmıştır. Kurtarıcı bekleme devri artık bitti. Her Türk, bir kurtarıcıdır. Bu vatanda Türk olarak yaşamak istiyorsak, Milli Mücadele bilinci ve ruhuyla hareket edelim. “Ne mutlu Türk’üm” diyebilmek için dilimize, vatanımıza, Türklüğümüze sahip çıkalım!
|