05.01.2009/Sayı:218
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Dünya Kaya Ataberk

Filistin’de katliam ve
Amerikancı ihanet

Gazze'ye ölüm yağdı

Gazze Şeridi’nde hakimiyetini sürdüren Hamas’la, İsrail arasında altı aydır süren ateşkesin bitmesi ile İsrail’in son 60 yılın en kanlı katliamını gerçekleştirmesi aynı anda gerçekleşti. Üç gün içerisinde, üç yüzü aşkın ölü ve bine yakın yaralıya neden olan İsrail’in füze saldırıları bir anda tüm dünyanın gündemine de bomba gibi düştü.

Gazze saldırısı: Öncesi ve sonrası

Gazze Şeridi’nde hakimiyetini sürdüren Hamas’la, İsrail arasında altı aydır süren ateşkesin bitmesi ile birlikte İsrail son 60 yılın en kanlı katliamını gerçekleştirdi. Üç gün içerisinde, 300’ü aşkın ölü ve 1000’e yakın yaralıya neden olan İsrail’in füze saldırıları bir anda tüm dünyanın gündemine bomba gibi düştü. Yaşanan felaket karşısında alınan tavırlar da en az saldırının barbarlığı kadar tiksindirici.

Birçok Batı ülkesi, İsrail’i haklı bulduklarını ama orantısız güç kullanılmasının doğru olmadığını belirterek eleştirdiler. Arap dünyasından yükselen sesler Batılılarınki kadar içler acısıydı. Mısır son derece zayıf eleştirilerle yetinirken, Suudi Arabistan duruma ABD’nin müdahale etmesi çağrısında bulunuyordu. Olayların tümünün arkasındaki esas planlayıcının ABD emperyalizmi olduğunu görmek istemeyen sağcı Arap rejimleri her zaman olduğu gibi kendi halklarına durumu anlatamayacakları için İsrail’e karşı kuru kınamalarla yetinip hiçbir şey yapmadılar. Oysa karşı karşıya bulunduğumuz durum öyle kolayca geçiştirilecek gibi değil ve Filistin halkı Siyonist İsrail saldırıları altında katledilmeye devam ediyor hâlâ.

Gazze, Filistin’de İsrail işgalinin başladığı 1948 yılından beri olayların merkezinde olan bölgelerden birisi. Bu yılda gerçekleşen Arap-İsrail savaşı sırasında Gazze, Mısır’ın denetimine geçmişti. Bu dönemde Gazze, İsrail’in vatansız bıraktığı Filistinlilerin sığındığı bir açık hava toplama kampına dönüşmeye başlamıştı bile. Sadece 1948-1949 arasında nüfusu üç katına çıkan Gazze, şimdi de dünyanın en yoğun nüfusa sahip yeri.

1967’de yeniden işgal edilen Gazze’yi, İsrail 2005’te terk edecekti. Bu taktik çekilmenin altında yatan planın Gazze’yi askeri ve ekonomik abluka altında dev bir gettoya dönüştürmek olduğunu o dönemde TÜRKSOLU sayfalarında belirtmiştik. Bu ablukanın ardından, İsrail canı istediği zaman burada kontrol altında tuttuğu Filistinli örgütleri, en başta da Gazze’de hakim olan Hamas’ı ezecekti. Gazze’de 2007 yılı, El Fetih ve Hamas arasındaki çatışmalarla geçti. Hamas duruma hakim oldu ve Gazze’den El Fetih’i tamamen attı. 2008 ise İsrail’in beklediğimiz adımları yavaş yavaş atmasıyla geçti. Önce abluka ağılaştırılarak Hamas ateşkese ikna edildi. Ancak ateşkes Gazze halkının durumunu çok da iyileştirmedi. Ablukayı bilinçli olarak sıkılaştıran İsrail, Gazze’yi yaşanmaz bir yer haline getirdi.

Geçtiğimiz hafta, işte bu altı aylık ateşkesin süresinin dolduğu haftaydı. Hamas, İsrail’in ambargo ve ablukayı gevşetme sözünü tutmaması nedeniyle ateşkesi uzatmayacağını açıkladı. Hamas’ın İsrail hedeflerine Kassam füzeleri atması, İsrail’in acımasız saldırısının bahanesi oldu. Ancak İsrail’in bu saldırıyı o anda karar vererek yapmadığı, ateşkesin ilan edildiği altı ay öncesinden planlandığı ortaya birkaç gün içinde çıktı. Görünen o ki İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres her ne kadar “2005’te terk ettiğimiz Gazze’yi yeniden istila etmeyi düşünmüyoruz” dese de bir kara operasyonunun da başlamak üzere olduğunu ve İsrail’in taktik geri çekilişinin artık sona erdiğini görüyoruz.

Saldırıyı yapan İsrail, onaylayanlar ABD ve uşakları

Hamas, Gazze’de El Fetih yönetimine darbe yaptığı zaman, burada kendi İslami devletini kurmayı planlıyordu. Bu mikro Şeriat devleti adına Filistin’i fiilen ikiye bölen ve Gazze’yi İsrail’in ablukasına karşı yalnız bırakan Hamas’ın vebalinin çok büyük olduğunu teslim etmeliyiz. Sonuçta Hamas, Şeriatçı bakış açısının tutsağı olarak, Ulusal Filistin Kurtuluş mücadelesini sürdürmek yerine kendi yönettiği küçük bir bölgede Şeriat uygulamayı tercih ederek en büyük hatayı yapmıştı. Ancak diğer taraftan El Fetih’in yeni lideri Mahmut Abbas’ın İsrail’le ve ABD’yle uzlaşma çizgisinin Filistin halkını daha büyük felakete sürükleyeceği de açıktı.

Saldırının ardından tüm dünya usulen de olsa İsrail’i kınarken, direkt olarak Hamas’ı suçlayan iki kesim oldu. Bunlardan biri ABD ve suçlamayı Condaleeza Rice yaptı. Diğeri ise Abbas! İşte bu nokta Abbas çizgisinin Filistin mücadelesini bitirdiği noktadır. Saldırı planını yapanın ABD olduğu ve bunun da Büyük Ortadoğu Projesinin adımlarından biri olduğu çok net. Kürt devletinin kurulmasının adımları atılırken, İran saldırısına adım adım yaklaşılırken ABD’nin İsrail’in elini güçlendirmek için bu saldırının onayını verdiği ve hatta planlanmasında çalıştığı kimseyi şaşırtmayacak gerçekler. Bu en liberal ve Batıcı köşe yazarlarının bile kabul ettikleri bir durum.

Ancak burada esas dikkati çekmemiz gereken durum yıllardır Filistin meselesi üzerinden demagoji yapan ama her fırsatta da Filistin’i satan Ortadoğu’nun sağcı rejimlerinin durumu. İsrail’in önde gelen gazetesi Haaretz’in açıklamaları bizi olmasa da sağcı iktidarlara inananları şaşırttı. Bu açıklamalara göre İsrail, gerçekten de saldırının tüm detaylarını ayrıntılı şekilde altı ay öncesinden planlamıştı. Bu saldırının olacağı 18 Aralık’ta İsrail Dışişleri Bakanı Livni tarafından Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e bildirilmişti.

Bölgedeki tüm Amerikancı rejimlerin bu saldırıdan haberdar olduğu ortada. Saldırıya yeşil ışık yakanlar arasında Ürdün ve Tayyip’in de bulunduğu iddia ediliyor. Bilindiği gibi Tayyip’in İsrail dostluğu oldukça derin. Beyrut Kasabı Airel Şaron’un yanından ayrılmayan, Arafat’ın ölümüne “Artık barış daha yakın” diye sevinen AKP ve Tayyip, bugün İsrail’i kınayan açıklamalar yapsa da ABD’den azar işitince yeniden geri adım atmaktan, İsrail’den özür dilemekten utanmayacaktır. Hatırlanacağı gibi daha önceden de aynı senaryoyu izlemiştik.

Aslına bakılırsa açıkça görülüyor ki, Filistin’deki katliamın esas sorumluları İsrail ve ABD’nin planlarına asla karşı çıkamayan AKP benzeri sağcı ve Amerikancı Ortadoğu rejimleri. Bu bahsettiklerimizin çoğunluğun Arap olması belki de işin en trajik tarafı Filistinliler açısından…

Sağcı-Amerikancı Arapların tarihsel ihaneti

Filistin davası, emperyalizme göbekten bağlı sağcı Arap rejimleri açısından en baştan satılmış bir davadır. 1948 yılında İsrail devleti kurulduğu zaman, bu Arap rejimleri gürültülü bir askeri müdahalede bulunur. Ancak Filistin’e asker gönderen ülkelerin tümü de bunu yasak savmak adına yapmıştır. Gönderilen tüm birlikler tecrübesiz ve disiplinsizdir. Bu, sağcı rejimlerin açık bir komplosudur. İsrail bu orduları rahatça yener. Yaser Arafat, bu olayın kendileri dışında bir güce asla bel bağlamamayı öğrettiğini söylemiştir daha sonraları. İşin başında bulunan Haşimi hanedanından Ürdün Kralı Abdullah bire bir İngiliz ajanıdır. Babası İngilizci Arap ayaklanmasının lideri Mekke Şerifi Hüseyin’dir. Abdullah, kendi iktidarı adına İsrail’le uzlaşır ve Filistin’i satar.

Mısır’daki Kral Faruk iktidarının durumu da aynıdır. Onunla ilgili olarak da Nâsır; “1948’de eski rejim Filistin’i kurban etti” diyecektir. Filistin mücadelesinin sol kanadını oluşturan FHKC ve FDKC’nin yaptığı tespit de çarpıcı ve doğrudur: “Tel Aviv’e giden yol Beyrut, Amman ve Kahire’den geçmektedir”.

Filistin mücadelesinin devrimciliği, en çok bu sağcı rejimleri korkutmuştur. Devrimci, milliyetçi Filistin’in kurulması onların iktidarda kalma şanslarını da ortadan kaldıracaktır. Bunu bildikleri için de her fırsatta Filistinlileri arkadan vuran bu Arap ve Müslüman ülkeler olacaktır. Bunun en acı örneklerinden biri “Kara Eylül”dür. Ürdün’ün nüfusunun yüzde altmışını Filistinliler oluşturur. Ürdün bu nedenle 1970’lere kadar Filistinli gerillaların ve El Fetih’in ana üssü durumundadır. Ürdün Kralı ülkesinde bu devrimci potansiyeli istemez. 17 Eylül 1970’de Kral Hüseyin’in emriyle Ürdün ordusu, Filistinlilerin kamplarına girer ve bir hafta içinde 3500 Filistinli öldürülür. Bu, İsrail’in bile vuramadığı bir darbedir Filistin için. Bu dönem içinde diğer Arap ülkeleri de Filistinlilere sahip çıkmak için somut bir adım atmazlar. Bu tarihsel ihanet bugün de Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün tarafından tekrarlanıyor.

Bu nedenle de Filistinliler Arafat’ı özledikleri kadar Arap dünyasının Nâsır, Saddam ve Bin Bella gibi devrimci-milliyetçi liderlerini de özlüyor. Filistin davasının gerçek dostları hep bu antiemperyalist solcular olmuştur, başkası değil…

Şeriatçıların katliamdan parsa kapma atağı

Bizim Amerikancı Şeriatçılara gelince…

Tayyip ve Gül’ün Ankara’da İsrail Başbakanı Olmert’le el sıkışmalarının ardından bir hafta bile geçmeden saldırının olması bizim Şeriatçıların yüzünü kızartmadı. Tayyip, “sert açıklamalar” yaparak kendi tabanına hoş görünmeye çalışırken, Şeriatçı örgütler de eylem ardına eylem düzenlediler. İHH, Özgür-Der, Mazlum-Der gibi Şeriatçı kuruluşların başını çektiği eylemlerde bol bol İsrail ve Siyonizm karşıtı sloganlar atıldı. Bunların Filistin pastasından yüzsüzce pay kapma kavgalarını izliyoruz.

Eylemlerin bir diğer dikkat çekici yönü bir tek ABD karşıtı sloganın atılmaması. Tabii, Tayyip de açıklamalarında İsrail’in asıl yönlendiricisi ABD’nin adını hiçbir şekilde geçirmedi.

Madem İsrail’e o kadar karşısınız, Filistin meselesine o kadar duyarlısınız, buyurun bu işin esas planlayıcısı olan Amerikan emperyalizmini hedef alın. İsrail’i kınayan eylemler yapmak çok da zor değil. Bakın İsrailli solcu gruplar bile bunu yapmayı başarıyor. Gelin şu ikiyüzlülüğünüzden biraz utanın!

Ama bunu yapamazlar. İsrail’le askeri anlaşmaları yapan Şeriatçı Erbakan’ın Refah Partisi’nin iktidarıydı. Bugün İsrail’in katliamcı savaş pilotları, eğitimlerini hâlâ Konya’da yapıyorlar. Türkiye, birçok kritik savaş malzemesini İsrail’den alıyor. Hem de o çok “Siyonizm karşıtı” İslamcıların sayesinde. Dün Şaron’un yanında olanlar, bugün de aynı yerdeler. İsrail, Şeriatçılarla ve AKP’yle gurur duymaya devam ediyor.

ABD-İsrail projesinin önünü Şeriatçılar ve sağcılar açıyor. ABD ile stratejik ortaklık kuranlar, aynı ortaklığı İsrail’le de kuruyorlar. Doğal olarak katliamları da ortakları bunlardır.

Filistin nereye gidiyor?

Kısacası Filistin’deki katliamın tek sorumlusu İsrail füzeleri değil. Bu vahşette en az İsrail kadar, başta AKP olmak üzere Ortadoğu’nun tüm Amerikancılarının da payı var. En nihayetinde bunların hepsi ABD’nin projesinin piyonları olarak yok olan Filistin’e de, ikinci bir İsrail olarak kurulan Kürt devletine de razı olmak zorundalar. Filistin açısından da durumun daha da ağırlaşacağını tespit etmeliyiz.

Arafat’ın devrimci ve milliyetçi liderliğinden mahrum kalan Filistin halkı, bugün Abbas Amerikancılığıyla Hamas Şeriatçılığının arasına sıkışmış durumda. Hamas’ın Şeriat adına Gazze’yi Filistin’den nasıl kopardığını ve bu koşulların doğmasında etken olduğunu biliyoruz.

Şimdi de Abbas, Gazze’de Hamas’ın devrilmesi uğruna İsrail’in saldırısını onaylıyor. Abbas’ın planı saldırının Hamas’ı tamamen yok etmesi, Gazze’nin kendine bağlanması üzerine kurulu. Ancak bu sefer de Abbas, İsrail’in Gazze ve Hamas’tan sonra, Batı Şeria’da El Fetih yönetimini hedef alacağını görmüyor. İsrail ve ABD planını emin adımlarla uygularken, iki tür işbirlikçiliğin arasında kalan Filistin, kan kaybetmeye devam ediyor. Hamas ve Abbas yönetimi arasında bir kısır döngü var ve her koşulda İsrail kazanıyor.

Görünen o ki, Filistin’i daha da zor günler bekliyor. Filistin için Arafat’ın devrimci, antiemperyalist çizgisine dönmeden kurtuluş yok.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe