05.01.2009/Sayı:218
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye Hüseyin Adıgüzel

Özür dileme safsatası ve gerçekler

Madim ki Ermenisiniz Türklerden Özür DilemelisinizÖzür dileme kişisel değil toplumsal bir eylem

Türkiye’de yaşayan ve etnik köken bakımından Türk ya da etnik kökeni farklı dahi olsa Türk Milletinin yanında olmadıklarından emin olduğum bazı kişiler, güya sadece insanî duygularla Ermeni milletinden “1915 Ermeni tehciri” dolayısıyla kendi adlarına özür dileme kampanyası başlattılar.

Kampanyayı basına taşıdılar, imzaları çoğaltabilmek amacıyla internet sayfası açtılar, sokaklarda imza toplamaya başladılar. Bu hareket bile imza kampanyasının kişisel değil, toplumsal boyutu olduğunun açık bir göstergesidir.

Madem bu hareket kişisel bir özür dileme, öyle ise kendi adına yazacağın özür mektubunu Ermenistan devletine gönderebilir ya da internet kanalıyla yerine ulaştırırsın olur biter. Ama bunlar, kişisel olarak başlattıkları bu hareketi, toplumsal boyutlara taşımayı, konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan vatandaşları da günahlarına ortak ederek Türk Milleti adına özür dilemeyi düşündükleri için bu yolu seçtiler ve toplumsal bir tepki gördükleri için de “kendi adlarına” özür dilediklerini söylemeye başladılar.

1915 yılında, Birinci Dünya savaşı içerisinde, dört cephede ülkesini savunmak için çarpışan Osmanlı Devleti, çok büyük riskleri de göze alarak Ermenilerin Tehcir edilmeleri için önemli bir karar almıştır. Tehcir sözünün anlamı; “zorla göç ettirmek, göçe zorlamak”tır.

Osmanlı hükümeti, o savaş koşulları içerisinde, ordu dört cephede (Çanakkale, Galiçya, Kafkasya ve Sina) çarpışırken, böyle bir kararı neden almıştır?

Alınan kararı sonuç olarak görür ve her sonucun nedenleri olduğunu da göz önüne alırsak bu kararın da çeşitli ve önemli nedenlerinin olduğu gerçeğine ulaşabiliriz. Esas sorun bu nedenleri ortaya koyabilmek ve bu nedenlerin doğurduğu olayları, olayların ortaya çıkardığı yeni durumu değerlendirerek, alınan kararın haklı ya da haksız olduğunu söylemektir. Sonucu, yani tehcir olayını, bilimsel olarak araştırmak ve bu araştırmaların sonucuna göre karar vermektir ki, bu da tarihçilerin işidir.

Hukuk kurallarına göre, mahkemeler davacı ve davalıyı, tanıkları dinler, araştırma gerekirse yapar ve sonra hükmünü verir. Ama bu özür dileme olayında, adamlar, hem davacı, hem savcı, hem de yargıç… Ellerine tehcire uğramış Ermenilerden birinin yazdığı kitabı alarak hem de hukukçu kimliği ile savcı ve yargıç kimliğine bürünerek hüküm vermeye kalkanları televizyonlarda ibretle izledik.

Davalı hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan, davalıyı hiç dinlemeden, hüküm vermeye kalkan bu hukukçuların varlığı, tüm insanlığı ve hukuku da derinden yaralamakta, vicdanlardaki nefreti körüklemektedir.

“İki milletin arasındaki düşmanlık ve nefretin son bulması” iddiası ile ortaya çıkıp özür dilemeye kalkanların, gerçekte iki millet arasındaki düşmanlığı ve nefreti arttırmaktan başka bir iş yapmadıkları, yapılan tartışmalarda açık olarak görülmektedir.

Ermeniler ne yapmışlardır da tehcir edilmişlerdir?

Tehcir olayı Ermeni sorununun sonucudur. Yani Ermeniler, Osmanlı toprakları üzerinde isyanlar çıkarmasaydı, suikastler tertiplemeseydi, bombalar patlatmasaydı, masum insanları öldürmeseydi tehcir diye bir olay olmayacaktı. Bu sonuç ile, Türk devleti Ermenilerle olan hesabını kesmiş ve Türkiye toprakları üzerindeki Ermeni terörünü sona erdirmiştir.

Bu sonuç, Ermeni terör örgütlerinin (Taşnak ve Hınçak) Türk toprakları üzerinde kurmayı düşündükleri “Büyük Ermenistan” hayallerinin son bulmasını sağladığı için, Ermenilerin en büyük düş kırıklığı olmuştur. Onlar, bu düş kırıklığını, 1915 tarihini unutmazlar; çünkü en büyük hayalleri o tarihte son bulmuştur ve bir daha günışığı görmeyecek şekilde tarihin derinliklerine gömülmüştür.

Aslında onları tehcir olayında üzen, insanlarının ölümü, yer değiştirmesi ya da acı çekmesi değildir. Onları üzen, kızdıran Türkiye toprakları üzerindeki hayallerinin son bulmasıdır. Çünkü onlar bu hayallerine ulaşabilmek için, bırakın Türkleri, kendi insanlarını, hatta kendi saygın din adamlarını öldürmekten bile çekinmemişlerdi.

Hepsini yazmamız mümkün değil ama birkaç örnek verelim: 15 Nisan1890 tarihinde Kumkapı Kilisesi Papazı Aşıkyan, 1893’te Yozgat’ta Bogos Yanıkyan adında bir papaz, 15 Ekim 1895 Keşiş Passi, 6 Ocak 1896 Van’da Keşiş Bogos, 9 Şubat 1897’de Van’da Keşiş Dar Komidar, 1894’te İran sınırı yakınındaki Hanazur köyü sakinlerinden elli Ermeni, 1915 Ocak ayında Muş-Malababa köyünün tüm Ermeni ahalisi bunlar tarafından öldürülmüştür.

Bugün dünya kamuoyunu etkilemek için tehcir olayının sadece insani boyutlarını dile getirmeleri, insanların çektikleri acılardan söz etmeleri, onların insan sevgisinden ya da insanların insan gibi yaşama hakkını düşündüklerinden dolayı değildir. Onları insanlığın, ölümlerin, acıların hiç ilgilendirmediği tehcir olayından önce, yirminci yüz yılın son yıllarında, öldürdükleri insan sayısı ile çok açıktır.

Asala ve Ermeni Adalet Komandolarının Ankara Esenboğa Havaalanı’nda, İstanbul’da Kapalıçarşı baskınında, Fransa’da Orly Havaalanı’nda yüzlerce masum insanı, büyükelçi, konsolos ve ateşelerimizi acımasızca öldürdükleri, 1988 yılından 1994 yılına kadar Azerbaycan Türklerine uyguladıkları terör, Hocalı soy kırımı, Şuşa katliamı hala hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

Sergiledikleri vahşet gözönünde dururken sırf tehcir olayında onların çektikleri acılarına ortak olmak düşüncesi, ister istemez onların öldürdüklerinin, yersiz-yurtsuz bıraktıklarının acılarını da akla getirmektedir.

Sadece Ermenilerin tehcirden doğan acılarını paylaşmak ve onlardan özür dilemek, onların öldürdüklerini, onların acı çektirdiklerini, görmezden gelmek en azından Ermeniler tarafından öldürülen, acı çektirilenleri insan saymamak ve onlara saygısızlık yapmak demektir ve kesinlikle insanlıkla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.

Sözde aydınların Ermeni hassasiyeti

Bu kampanya, tarihçilerin halletmesi gereken bir soruna “aydın hassasiyeti” adını vererek konu ile yakından uzaktan ilgisi ve bilgisi olmayanların siyasi bir müdahalesidir. İşin garibi, bu işin tarafı olan bir ülkenin vatandaşları tarafından, aynı ülkenin sınırları içinde ve karşı tarafı haklı gösterecek şekilde yapılmasıdır.

Yani, açıkçası yapılan şudur; kendilerine “aydın” adını veren, aslında bir hiç olan bazı insanlar, bunu yapmakla, Türk Milletinden yana olmayan siyasi görüşlerini açıklamışlar ve buna güzel bir kılıf bularak “insanca” kamu oyuna sunmuşlardır. (Burada, sadece Ermenileri insan sayan bir zihniyeti, kendini insan olarak gören herkesin, en azından kınaması gerektiğini düşünüyorum.)

Ermeniler 1915 tehcir olayını, hiç de inanmadıkları insanî boyutlara taşıyarak dünya kamuoyunu etkilemeye çalışmaktadırlar. Ne kadar başarılı oldukları, dedelerini Ermenilerin öldürdüğünü söyleyen bir sanatçının da bu imza kampanyasına katılması ile görülmüştür. Bu sanatçı, “Ermeni aydınları da aynı hassasiyeti göstermezse, imzamı geri alırım” demiş. Ermeni aydınlar, bu kampanya hakkındaki görüşlerini açıkladılar: “göstermelik bir özür dileme, soykırımı tanıyacaklar, başka türlü olmaz.”

1915 Ermeniler için, kendi görüş açıları bakımından bir milattır ve tezlerini bu tarihe odaklamışlardır. Onlar için, 1915 tarihinin ne öncesi, ne de sonrası vardır. 1915 gökten zembille inmiş, özel bir yıldır. Türk devleti Ermenilerin hazırladığı bu tuzağa düştüğü için, sorun Ermenilerin “1915’te soykırım yaptınız” iddiasına, Türk devletinin “hayır yapmadık” yanıtına kilitlenmiş durumdadır. Bu çıkmaz sokak Ermenilerin işine yaramaktadır. Dünya ülkeleri parlamentolarının aldığı kararlar ortada duruyor. Bazı ülkelerin “soykırım yoktur” demeyi bile suç saymaları söylediklerimizin kanıtlarıdır.

Yani Türk devleti, sadece soykırımı tartışmakla, Ermenilerin ekmeğine yağ sürmektedir. 1915 yılının gökten inme bir yıl olmadığını, sadece önceki olayların bir sonucu olduğunu dünya kamu oyuna anlatmak gerekir.

1915 olaylarının öncesi vardır, sonrası vardır. Öncesi, 1915 olaylarının nedenleridir. Şu, 1915 yılı olaylarını özür dileyerek kınayan aydın müsvettelerine sormak gerekir: Siz 1915 öncesinde Ermenilerin neler yaptıklarını biliyor musunuz?

1915 öncesi olaylarda kaç Ermeni’nin kaç Türk’ü vahşice katlettiklerini biliyor musunuz?

Ermeni devletinin, 1829’dan bugüne kadar kaç Azerbaycan Türk’ünü öldürdüğünü, kaç milyon Azerbaycan Türk’ünün evini başına yıktığını, onları etnik temizliğe tabi tuttuğunu biliyor musunuz?

Kaç masum Türk diplomatını pusu kurarak öldürdüklerini biliyor musunuz?

Bilmiyorsunuz değil mi?

Bilseniz, böyle bir özür dileme kampanyası başlatmaz, yayınladığınız açıklamaya “…Ermenilerin maruz kaldığı Büyük Felakete (soykırıma) duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini” sözünü eklemezdiniz.

Çünkü, böyle bir kampanyayı bunları bilerek gündeme getiriyor ve açıklamanıza yukarıdaki sözleri ekliyorsanız, siz insanlık için değil, Ermeniler için çalışıyorsunuz dememizde hiçbir sakınca kalmaz.

Hükümet ve sözde aydınlar Türklük aleyhine çalışıyor

Görünen o ki, bu imza kampanyası bazı aymazların, bazı dış güçlerin istekleri doğrultusunda yapmış oldukları bir çıkıştır. Herkesin bildiği gibi, ABD ve AB Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını, soykırımı tanımamızı ve Ermenilere tazminat ve toprak vermemizi istiyorlar. Yani, Sevr’in yeniden hayata geçirilmesini istiyorlar.

Cumhurbaşkanının, maç bahanesi ile gerçekleştirdiği Ermenistan ve hemen ardından gerçekleştirdiği Azerbaycan gezisi, Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti ve ardından “aydın hassasiyeti”nin getirdiği “özür dileme” kampanyası…

Sıralamaya dikkat ediniz. Bir şeyi bize adım adım kabul ettirmek istedikleri çok açık. Burada döndürülen dolabı anlamamak için çok saf olmak gerekir.

Bir kere de şuna lütfen dikkat ediniz: Kürt raporunu (Kürtlerin Türkler tarafından asimile edildiği hakkında), insan hakları raporunu ( alt kimlik, üst kimlik tartışması, Türk kimliğinin kaldırılmak istendiği) hazırlayanlar, “hepimiz Ermeni’yiz” yürüyüşünü düzenleyenler, PKK ile görüşme yapılmasını ve Annan Planı’nın kabulünü isteyenler, AB diye yanıp tutuşanlar ve bu “özür dileme” imza kampanyasını başlatanlar hep aynı insanlar, aynı demokratlar, aynı insan hakları savunucuları, aynı nüfuz ajanları…

Hükümet aynı, nüfuz ajanları aynı…

Türklük aleyhine gerçekleştirilen tüm olaylarda öncü bunlar…

Adamlarda kesinlikle bir Türk korkusu ya da bir Türk aşağılık duygusu olduğu kesin.

Burada size göre garip bir durum yok mu?

Neden her yerde bu adamlar?

Çünkü bunlar, Türk Milletine düşmanlar, Türk devletine düşmanlar. Kinlerini, nefretlerini ancak böyle kusabiliyorlar…

Bütün sorun “soykırım” yaptığımızı bize kabul ettirmek, sonrası kolay, tazminat ve arkasından toprak talebi gelecek ve Sevr hortlatılarak kabul ettirilecek…

Haa, bir de Kürtlere yol açılacak…

Siz, “kişisel ve bir insan olarak özür diliyoruz” safsatalarına bakmayın. Gerçek, tabu sayılan konuda bir adım atmaktı ve bu adım da bu hareket ile atıldı. Bu adımın ikinci ayağı, Ermeni soykırımını yaptığımızı kabul ettirdikten sonra, Kürtlere soykırım yaptığımız ortaya atılacak ve Kürtlerden de özür dilememiz kesinlikle istenecektir.

Gerisi aynı hikaye, tazminat ve toprak…

Ahmet Türk’ün “Kürtlere de soykırım uygulanıyor” sözlerini hatırlayınız.

Bir ay kadar önce, Ermeni aydınları adına Cumhurbaşkanı Gül’e mektupla bir müracaat yapıldı. Ermeni aydınları cumhurbaşkanından “…gezisinin bir anlamının olması için, soykırımın, devlet tarafından kabul edilmesini istediler.” Sonra ilişki kurulabileceğini kişisel olarak değil, Ermeni milleti olarak bildirdiler. Kendi halklarının sesini bizim cumhurbaşkanımıza ilettiler.

Burada iki aydın tipi karşımıza çıkmaktadır. Acaba bunlardan hangisi gerçek aydındır. Kendi milletinin sesini duyuran mı?

Yoksa milletine tepeden bakarak kişisel isteklerini millete zorla kabul ettirmek isteyen mi?

Ya da başkalarının isteklerini milletinin isteği gibi kamu oyuna duyuranlar mı?

Burada Türkiye Cumhuriyeti devletinin başı olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü de bu konu ile söylediklerinden dolayı kınıyorum. Cumhurbaşkanı olduğu zaman ettiği yemini unutmamasını hatırlatıyorum.

Türk Milletine “katiller sürüsü” demek olan bir metni, düşünce özgürlüğü içinde görmesini de bir gaflet olarak değerlendiriyorum. Türk’üm demenin suç sayıldığı bu ülkede, Türk’e hakareti mübah gören düşüncenin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin başında olmasını da yadırgıyorum!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe