29.12.2008/Sayı:217
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Türkiye
Yön
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Fethullah, Galatasaray’ı UEFA şampiyonu yapmış

Fithullah Gülen

Galatasaray

Yukarıdaki iddia bize değil, Fethullah Gülen’in en yakınlarındaki isimlerden biri olan Beşiktaş’ın eski yöneticisi İhsan Kalkavan’a ait.

Geçtiğimiz günlerde Habertürk Televizyonu’nda Balçiçek Pamir’in konuğu olarak canlı yayına katılan Kalkavan, hem kendisi ve Fethullah arasındaki ilişkiler hakkında hem de Fethullah ve spor camiası hakkında ilginç bilgiler verdi.

Kalkavan’ın anlattığına göre Galatasaraylı olan Fethullah, Galatasaray için dualar ediyor, Galatasaray’ın taraftar sayısının artmasına katkıda bulunuyor ve hatta Galatasaray’ı motive ediyormuş. Hatta Galatasaray’ın UEFA Kupasını almasının mimarı ne yönetim, ne teknik kadroymuş. Başarının asıl mimarı Fethullahçı futbolcular ve onları motive eden Fethullah Hocaefendileriymiş.

İşte Kalkavan’ın ağzından Fethullah-Galatasaray ilişkisi:

“-Dini tercihlerin futbolun bu kadar içinde olması doğru mu?

-Bir örnek vereyim. Galatasaraylı futbolcular çok kötü gittiği dönemde Fethullah Hoca ile görüşmek istediler. Ben onları Hoca’nın yanına götürdüm. Bir kahvaltıda buluştuk.

-Kaç kişi?

-Neredeyse bütün takım. Sonra Fethullahçı takunyalı yazdılar ama namazında niyazında futbolcular UEFA şampiyonluğunu sağladı.

-Gülen’in etkisi mi oldu diyorsunuz yani?

-Evet kesinlikle. İş çok kötüye gidince bir gün bunları topladık sabah kahvaltısına abilerinin yanına Hoca Efendilerinin yanına getirdik. Hocam dedik, böyle bir sıkıntı var hakikaten de başarısızlar. Ya sekizinci sırada falanlar, ve Hoca Efendi onlara bir şey dedi, onun futbolla alakası yok bir kere maça gitmiş, o da tesadüfen ..

-Galatasaraylı değil mi?

-İlk maçı Galatasaray maçıymış arkadaşı götürürken. Kalede de Turgay varmış o zamanlar. Hatta Turgay Abiyle ben Hoca Efendiyi ziyaret ettiğimizde onu anlatmıştı. Galatasaray’a öyle bir sempatim var dedi, Türkiye’nin yarısı Galatasaraylı oldu ondan sonra.

-Bırakan olmamış mıdır peki?

-Hayır. Bizim çünkü futbolla hiç alakası olmayan bir kesim birdenbire bir baktık fanatik tutmaya başladı hepsi Galatasaraylı oldular.

-Peki Galatasaraylı futbolcuları götürdünüz…

-Hoca orada enteresan bir şey söyledi, ben bu kadar yöneticilik yaptım, motivasyon özelliğim vardır, hiç benim duyamayacağım bir şey söyledi hakikaten. Galatasaraylıların içerisinde bir çekişme vardı, yabancılarla yerli bilmem ne, beş altı tane yedi tane böyle dindar bir ekip var.

-Gülen mi motive etti yani?

-Evet. O ara dedi ki maça giderken dedi, kendinize dua etmeyin dedi, arkadaşınıza dua edin, arkadaşlarınıza edin, o zaman onlar da size ettiği için dualar katlanır dedi, halbuki şunu söylemesinde ki gaye şuydu: Topu kendinize değil, topu takım için oynayın. Bir takım ruhu getirecek bir mesaj vardı orada. Ben bir futbol yöneticisi olarak o mesajdan bunu aldım. Şu kadarını söylüyorum yemin ederek söylüyorum o sıra Avrupa Şampiyonluğu da geldi ve artık bütün başarılarla birbirine kenetlenen o efsane kadro, taa olayları buraya kadar getirdi ve öyle bir kökten kardeşlik havası kuruldu ki orada, bunların içerisinden hiç alakası olmayan, onların aralarında yani şu veya bu şekilde din ile ilgisi olmayanlarda öyle güzel kaynaştılar ki. Hala Galatasaray en güzel bu örneği veren takım. Sonra da UEFA’da Avrupa’da bilmem nerede büyük başarılar elde ettiler bir de tabi orada o başarılar öyle devam etti gitti.

-Yani GS’nin UEFA kupasını almasında Fethullah Gülen’nin etkisi var diyorsunuz?

-Evet. Şimdi o sihirli cümle gibi geldi bana ve ondan sonra maç kaybettiklerini görmedim. Çok istisna bir şekilde birlik ve beraberlikleri sağlandı. Adeta mihenk noktası ben orası gibi düşünüyorum. Zaten sadece ben değil bütün futbolcular da böyle düşünüyordu.”

İşte Galatasaray’ın başarısının sırrı!


Bu da AKP’nin “rakı” açılımı!

AKP’nin Edirne’deki yemeğinde rakısını yudumlayan bir vatandaş.

AKP’nin Edirne’deki yemeğinde rakısını yudumlayan bir vatandaş.

CHP’nin çarşaf açılımından sonra bir açılım da AKP’den geldi. Bildiğiniz gibi açılım kavramını siyasi literatürümüze sokan aslında AKP’dir. Yıllardır uyguladıkları işbirlikçi politikaları açılım makyajı ile önümüze süren AKP’nin bu konuda eline kimse su dökemez.

Önce, “Türkiye’de bir Kürt sorunu vardır” dedi Tayyip Efendi ve Kürt açılımını hayatımıza soktu.

Sonrasında, Afrika’da adını bile duymadığımız kabileden bozma devletçiklerle ikili ilişki başlatıp Afrika açılımı dediler adına.

AKP’yi son bıraktığımızda “genişletilmiş Alevi açılımında” kalmışlardı. Genişletilmiş Alevi açılımı dedikleri şey de Alevilere Süryanileri, Yezidi ve Bahaîleri de eklemekmiş.

Gel zaman git zaman CHP baktı bu açılım işinde geri kalmış, bu kez açılım bayrağını CHP devraldı. CHP açılım işinde hem AKP’yi hem de Atatürkçüleri hiç ummadıkları bir yerden vurmaya çalıştı. Ve ilk açılımını Baykal kara çarşaflılara rozet takarak gerçekleştirdi. Bu açılım epey bir süre gündemde kaldı.

Baykal’ın çarşaf açılımını, sendikaları kafakola alma maksatlı “proletarya açılımı” izledi. Bu açılımla birlikte CHP’nin kazandığı belediyelerde sendikal örgütlenme özgürlüğü ihsan edildi.

Proletarya açılımından sonra sıra Kürt açılımına geldi. Önce “etnik kimlik şereftir” denildi ve son kurultayda da bu yönde adımlar atıldı.

Açılım yarışında son hamle ise geçtiğimiz hafta AKP’den geldi. Hem de öyle bir hamle ki, bazı AKP’liler çarşafta CHP rozeti görmüş Atatürkçüler kadar şaşıracaklar.

Geçtiğimiz hafta Edirne AKP Merkez İlçe Başkanlığı’nın düzenlediği AKP Edirne Belediye Başkan Adaylarını tanıtım yemeğinde vur patlasın çal oynasın diye tabir edilebilecek bir gece yaşandı. AKP Edirne Belediye Başkan Adayları Mustafa Hatipler, Müjdat Kahve, Ayhan Demir, Hüseyin Asker’in yanı sıra 850 kişinin katıldığı yemekte Edirne Romanlar Derneği üyeleri davetlilere gösteri sundu. Davetliler roman havalarıyla coşarken içkisiz düzenlenen yemek menüsünde ufak bir değişiklik yaptılar. Kendi ceplerinden para ödeyerek masalarına içki getirten Edirne’li AKP’liler unutulmayacak görüntülere imza attılar.

Medyaya “Rakı açılımı” başlığıyla yansıyan haberlere göre 4 saat süren gecede 30 şişe rakı ve 100 şişe bira tüketilmiş.

Her ne kadar gecede tüketilen içki miktarı Trakya ortalamasının altında da olsa-bizim bildiğimiz Trakyalı bu kadar içki ile masadan kalkmaz-yine de AKP için iyi bir başlangıç sayılabilir.

AKP Merkez İlçe Başkanı Mustafa Suiçmez, tanışma yemeği ile ilgili olarak; “Mönümüzde içki yok. Ancak, isteyen kendi ücretini ödeyerek içkisini içebilir. Herkesin kişisel yaşantısına saygımız var” diye konuştu.

AKP’yi rakı açılımından dolayı kutlarken bu meretin şişede durduğu gibi durmadığını ve alışmadık bünyeye zarar verebileceğini hatırlatırız.


“Mustafa” filmine soruşturma açıldı

Can Dundar
Can Dundar

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma nedeni ise Can Dündar’ın “Mustafa” belgeseli. Can Dündar ve belgeseli hakkındaki suç duyurularını dikkate alan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, geçtiğimiz hafta belgesele yönelik iddialar hakkında Can’ın ifadesini aldı. Soruşturmanın bundan sonraki aşamasında Savcılığın, filmde Atatürk’e hakaret edilip edilmediği ve sigara reklamı yapılıp yapılmadığı konusunda bilirkişiye başvurması bekleniyor.

Can Dündar’ın “Mustafa” belgeseli ile ilgili başlatılan soruşturma 3 adet suç duyurusunun dikkate alınması ile gerçekleşti. Bunlardan birisi, Sigara ile Savaş Derneği kurucu üyesi Prof. Dr. Ahmet Ercan ile Sigara ile Savaşanlar Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. Orhan Kural’ın, ortak suç duyurusu dilekçesiydi. Söz konusu dilekçede, “Atatürk Türk ulusunun yapışkanıdır, önderidir, örnek kişisidir. Mustafa filmi, içeriği, ayrıca konulara yorumu ile cumhuriyet ile Atatürk’ün saygınlığını aşındırmaktadır. Bunlar yetmezmiş gibi, filmde, Türklerin simgesel Atası’na pofur pofur sigara, ayrıca düşkün biçimde içki içirterek, Atatürk’ün saygınlığı düşürülürken, Türk gençliğinin örnek aldığı kişi de manevi olarak öldürülmekte, buna ek olarak Türkiye tarihinin en büyük sigara reklamı Atatürk kullanılarak yapılmaktadır” denilmekteydi.

Benzer ifadelerin yer aldığı ikinci dilekçe ise Atatürkçü Düşünce Derneği Çankaya şubesi üyesi Ali Berham Şahbudak’ın suç duyurusunda bulunuyordu. Bir diğer dilekçe ise İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat Gülnihal Soydan tarafından verilmişti. Bu dilekçede de, “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna Muhalefet” suçunun işlendiğini savunan Soydan, Atatürk’ten vasat, sıradan, herhangi bir kişiden bahseder gibi “Mustafa” diye söz edildiğini belirti. Soydan’ın dilekçesinde, “Hepimizin babasına ‘Mustafa’ demek cüretiyle ismini kısaltmak, kabul edilemez bir saygısızlıktır” denildi.

Suçlamalarla ilgili ifade verdikten sonra Milliyet’teki köşesinde ifade sürecini anlatan ve kendini savunan Can ise, suçlamaları dikkate almak yerine suçlamalarla dalga geçmeyi tercih etti.

Biraz geç kalınmış dahi olsa adalet mekanizmasının çalışmaya başlaması iyi bir şey olarak değerlendirilebilir. Soruşturma sürecinin ne şekilde sonuçlanacağını ise hep birlikte bekleyip göreceğiz.


Serdar taklidi Oray

Oray Eğin Serdar TurgutOray Eğin ve Serdar Turgut

Akşam gazetesinin şımarık ve ukala yazarı Oray Eğin’de ilginç değişmeler var. Daha doğrusu Oray Eğin’de Serdar Turgutlaşma belirtileri baş gösterdi. Geçtiğimiz günlerde Akşam gazetesini elime alıp karıştırmaya başladığımda Oray Eğin’in yazısına bakarken Oray’ın köşesine konan resmin değiştiğini fark etim. Eski kısa saçlı Oray gitmiş, yerine uzun saçlı Oray gelmişti. Ama yeni gelen resmin Oray olduğunu anlamam biraz zaman almıştı. Ancak bu durum, gözlerimle ilgili bir problemden değil, tamamen Oray’ın verdiği pozdan kaynaklanıyordu.

İki elinin parmaklarını birleştirerek ağzını ve burnunu kapatan Oray, tek gözünü de kısarak utangaç bir çocuk edasıyla poz verip bir resim çektirmişti.

Ancak yan sayfaya bakınca şaşırmadım desem yalan olur. Yan sayfada yer alan Serdar Turgut’un köşesinde kullandığı resim, daha doğrusu verdiği poz, hemen hemen Oray’ınkinin aynısıydı. Eller aynı şekilde çene hizasında kenetlenmiş, aynı utangaç gülüşün altındaki pis ifade…

Oray’ı anlamak mümkün. Yazarlık macerasında Radikal’deki dedikodu yazarlığından Milliyet Pazar’a geçen Oray, Milliyet’te Ece Temelkuran hakkında yazdığı bir yazı nedeniyle o zamanki Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yakup Yılmaz tarafından kovulunca elinden Serdar Turgut tutmuştu. Serdar Turgut o dönem Akşam’ın yeni Genel Yayın Yönetmeniydi ve her ikisi de Doğan grubu mağduru olduğu için aralarında belli bir dayanışma vardı. Ancak işin birbirini taklide kadar varabileceğini hiç düşünmemiştim.

Oray, vakti zamanında elinden tutan Serdar abisinden biraz fazla etkilenmiş anlaşılan. Ama bu durumu daha fazla abartmasının da bir âlemi yok. Hem kendisinin karakter oluşumu açısından da zararlı bir şey. Bazen insan böyle rol modellerini kendine örnek alır ve onun gibi olmaya çalışır ama bunun yolu da herhalde o kişiyi birebir taklit etmek olmasa gerek. Ayrıca insan örnek aldığı kişinin ne kadar iyi bir örnek olup olmadığını da iyi düşünmeli. Gerçi bu Oray’ın hayatı kim ne karışır da diyebiliriz.

Ancak Oray ikinci bir Serdar Turgut olmaya karar verdiyse tavsiyemiz bir an önce cinsel içerikli yazılara başlaması. Zira Serdar Turgut medya camiasında bu alanda nam salmış bir köşe yazarıdır.

Hazır söz Oray’dan açılmışken Oray’ın son takıntısından da bahsetmeden geçmeyelim. Oray’ın son takıntısı Galatasaray’ın gay olduğu iddia edilen futbolcusu Milan Baros. Baros Galatasaray’a ilk transfer olduğunda medyada bir erkekle yarı çıplak yakın plan görüntüleri yer almış ve tartışmalara neden olmuştu. Daha sonra Nike’ın ürettiği pembe kramponlarla sahaya çıkınca da epey dalga konusu olmuştu. İşte Oray’ın canını sıkan da Milan Baros hakkındaki bu tip haberler ve imalardı. Ve Oray soruyordu: “Ne kadar çirkin, ne kadar ayıp şeyler bunlar. Sırf Baros alıştığımız futbolcu tipinde değil diye bu etiketleme alışkanlığı nedir? Hem size ne? Bir de ya adam gay değilse, o zaman ne düşüneceksiniz? Bütün bu yaptığınız yanınıza kâr mı kalacak?”

Oray’ın duruma bu kadar sinirlenmesi kafamızı kurcaladı açıkçası. Belki aralarında bir şeyler vardır diye düşünmeden edemedik. Ancak Oray’ın “ya gay değilse” şüphesi aklımıza başka bir şey daha getirdi. Şayet Baros gay değilse ve aralarında bir şey varsa Oray ayvayı yedi demektir.


Sıra Karamehmet’e geldi

20 Aralık günü yayınlanan Akşam gazetesinin manşetinde “Bedava zehir” vardı. Ne sırası mı? Ne sırası olacak Tayyip’ten azar yeme sırası. Hatırlarsanız geçtiğimiz yazın sonlarına doğru Tayyip’le Aydın Doğan müthiş bir kavgaya tutuşmuştu. Doğan medyasının AKP ve Almanya’daki Deniz Feneri davası ile ilişki kurması üzerine celallenen Tayyip, AKP’li yandaşlarına Doğan medyasını boykot etme çağrısında bulunmuştu.

Epey bir zaman kamuoyunu meşgul eden tartışmada Doğan grubu diğer medya grupları tarafından yalnız bırakılmıştı. Gerçi bu durum sermaye medyası olmanın doğasından kaynaklanan bir durumdu. Çünkü Aydın Doğan da Ciner ve Uzan medyası AKP tarafından bitirilirken sesini çıkarmamış, hatta içten içe sevinmişti bile.

Doğan-Tayyip kavgası sürerken de sessizliğini bozmayan ve alttan alttan Tayyip’e “Aydın Doğan’a ayar çekiyor” diye gaz veren Karamehmet grubuna “Fazla sevinmeyin, çünkü faşizm medyaya acımaz. Tayyip’i sizler hep birlikte yarattınız ve sonuçlarına hepiniz katlanacaksınız” demiştik.

Sonuçlarına katlanma günü Karamehmet’e geldi. 20 Aralık günü yayınlanan Akşam gazetesinin manşetinde “Bedava zehir” vardı. İstanbul’da hava kirliliğindeki artışı haber yapan gazete, doğalgaz kullananların sayısının artmasına rağmen doğalgaz kullanımının azalmış olduğuna dikkat çekiyordu. Haberde doğalgaz kullanımının azalmasının sebebi ise yüksek faturalar ve AKP’nin dağıttığı bedava kömürler olarak gösteriliyordu.

Haberi görünce küplere binen Tayyip, “Yazıklar olsun. Orada doğalgaz yoksa tabii ki kömür ya da odun yakılacak...” dedikten sonra, Karamehmet hakkındaki hükmünü de verdi: “Ya gazeteni kapatacaksın ya da yalan yazmayacaksın. Gazetenin patronu inanıyorsa, ben kapımı açıyorum, resmin çekildiği yere birlikte gidelim. Her türlü iddiaya varım. Habercilik yapacaksanız namuslu yapın, doğru haber verin, yalan haberle halkı aldatmayın.”

Haberi yapan Akşam gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya, Tayyip’in “öneri”sinin hemen ertesi günü yazdığı yazıda, haberde kullanılan fotoğrafın, Okmeydanı’nın Nurtepe semtinde çekildiğini ve söz konusu semtin doğalgaz sistemi içinde yer aldığını yazdı. Aynı günkü Akşam gazetesinde semtteki evlerde doğalgaz sistemi bulunduğuna dair tabelaların yer aldığı binaların resimlerine yer verildi.

Bu karşılıklı atışmanın ardından her iki taraf da suskunluğa büründü. Ne Karamehmet medyası ne de Tayyip işin üzerine fazlaca gitmedi. Akşam’ın bir-iki yazarının yazdığı “haksızlık ediyorsunuz başbakanım” tarzındaki yazılarının dışında tartışmanın lafını eden de pek olmadı.

Ancak tüm medya içinde bir tek Milliyet’in Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, Tayyip’i sert bir şekilde eleştiren bir yazı kaleme aldı. Birkaç ay öncesinden deneyimli olan Ergin anlaşılan üstü örtülü bir ittifakın ilk adımını atmak istiyordu.

Tayyip-medya kavgası ilk değil, son da olmayacak. Bu kavga zaman zaman sertleşecek, zaman zaman da durulacak. Tayyip kah birine vuracak, kah ötekine. Ama bu kavga hiç bitmeyecek.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe