| Yunus Yılmaz |
Canan Arıtman’a linç kampanyası Bazı kendini bilmez entel-dantel takımının Ermenilerden özür dilime kampanyası başlatmasıyla bu ülkede kendine Türk’üm diyemeyen, ama “Hepimiz Ermeni’yiz” diyenlerin nasıl destek aldıklarını, kiminin ise sözde demokrasi ve özgürlük adına bu güruha hoşgörüyle nasıl yaklaştığını hep beraber gördük. Kendini bilgili zanneden bu zavallı güruha destek verenlerden biri de, Türk’üm diyemeyenlerin Cumhurbaşkanı Abdullah’tır. “Her türlü görüşün açıkça tartışılması” gerektiğini söyleyen Abdullah, fikir özgürlüğü adı altında özürcülere maalesef destek verme gafletinde bulunmuştur. Abdullah’ın bu tarz açıklamasına tepki gösteren CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, “Anne tarafından etnik kökeni araştırılsın” diyerek tepkisini dile getirmişti. Bunun üzerine Abdullah, ailesinin soyağacını açıklama gereğini hissederek “Müslüman ve Türk” olduğunu söyledi. İşin ilginç yanı da Türklük ve milliyetçilik konusundan pek hazzetmeyen birinin sıkışınca Türküm demesiydi. Öyle ya “(...) ‘Ne mutlu Türküm diyene’ lafını tutup her yere yaza yaza, Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür.” diyen kendisiydi. Ne oldu da Abdullah hepimizden fazla Türk oldu? Ama Abdullah “Türk’üm” açıklamasına rağmen Türk Milletine soykırımcısınız diye iftira edenlere fikir özgürlüğü adı altında destek çıkmaya devam ediyor. Bu bile Abdullah’ın tam manasıyla Türk olmadığının bir kanıtıdır! Çünkü, gerçek anlamda Türk olan atasına, milletine sövdürtmez, sövene de sert çıkar. Dinci biri dini değerlere sövülmesine nasıl sert çıkarsa; Türkçü biride milli değerlerine sövülmesine sert çıkar. Ama bunu Abdullah’da göremiyoruz her nedense! Özür diliyorum kampanyasını başlatan Ermeniciler, atalarımıza resmen iftira atarken, cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden bu zatın orada olması Türk Milleti adına büyük bir talihsizliktir. Hatırlanırsa, Dışişleri Bakanlığı gibi önemli bir Bakanlığı da işgal ederken, Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirilmesine karşın istifini bozmayarak mantı yemeye devam eden yine bizim Abdullah’tı. Şimdi Türk olduğu birden aklına gelen Abdullah, o günlerde de ecdadına yakışmayacak bir tavır takınmıştı. Oysa Cumhurbaşkanlığı makamında bulunduğu yıllarda Atatürk, böyle bir yanlış yapmayacağı gibi Ermeni tezlerini dillendirenlere de, hiç fikir özgürlüğü adı altında bakmamış ve verilmesi gereken en sert cevabı vermiştir. Önce Türk olmak İşte tamda böyle bir noktada CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Abdullah’ın “Müslüman ve Türküm” açıklamasına karşılık neden önce “Türk’üm” dememesini sorgulaması da anlamlıdır. Cumhurbaşkanı Abdullah’a “Önce Müslüman mısın, Türk müsün” gibi bir soru sorsaydınız yine “Müslüman ve Türk’üm” cevabı alırdınız. Hatta bu soruyu 1970’li yıllarda sorsaydınız kesin bu cevabı alırdınız. 1970 öncesi Irkçı-Turancı takılan MHP, 70 sonrası Türk-İslam senteziyle şeriatçı, İslamcı takılmaya başlayınca; İslamcılığı kimseye bırakmayan MSP’li Akıncılar ile MHP’li Ülkücüler arasında “ Önce Müslüman mısın, Türk müsün” tartışması başlamıştı. Doğal olarak o sıralarda Abdullah gibi akıncılar katıksız şeriatçı oldukları için “önce Müslüman” olduklarını, tepki almamak içinde sonrasında Türk olduklarını söyleme gereği hissediyorlardı. Ama bu tartışmada Ülkücüler, Akıncılar kadar rahat değillerdi; çünkü önce Müslüman değil de Türk olduklarını söylerlerse dünyevi bir hırs uğruna ahiret hayatından olacaklarını düşünüyorlardı. Aynı şekilde bu sefer önce Müslüman olduğunu söylese, Ülkücülüğün bir amacı kalmıyor ve Akıncı fikriyatın daha geçerli ve kapsayıcı olduğu ortaya çıkacaktı ki, bundan korkuyorlardı! Çünkü, ideolojik olarak Hem milliyetçi hem de İslamcı olmak imkansızdır. Milli kimliğin zayıfladığı yerde mezhepsel ve dini kimlik daha ön plana çıkar. Ülkücülerde de bu tarz durum meydana gelmiştir; önceleri sözde milliyetçi takılan MHP giderek Şeriatçılaşmıştır. Ama Şeriatçılığı Ülkücülerden daha iyi yapan Akıncılar daha kazançlı çıkmıştır. CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman’da bunu yakalamış olmalı ki, “Önce Türk”üm demesini beklerdim” şeklinde beyanatta bulunuyor. Canan Arıtman’ın “Herkesten önce karşı çıkmalıydı” açıklaması da önemlidir. Bugün Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Abdullah, aynı zamanda Türk Ordusu’nun Başkomutanıdır. Türk Milleti adına temsil yetkisi olan birinin Arıtman’ın belirttiği gibi herkesten önce karşı çıkması gerekir.
Doğan ve Fethullah medyası Ama maalesef karşı çıkmak yerine destek veriyor. Bu desteğini Milli Görüş geçmişine mi dayandırmak gerekiyor yoksa olmadığı Türklük geçmişine mi tartışması, tartışılmaya değer bir konudur. Canan Arıtman, anne tarafından etnik kökenine bakılması gerektiğini söylüyor. Bu sözleriyle de Canan Arıtman, ırkçı, kafatasçı suçlamalarına maruz kalıyor. Canan Arıtman’ın, Abdullah’ın annesi için “Ermeni kökenli” iddiasında bulunması karşısında Abdullah, ailesinin soyağacını açıklayarak cevap vermeye çalıştı. Buna cevaben de Arıtman, Osmanlı döneminden kalma nüfus kağıtlarına güvenilmeyeceğini ima ederek. “Günümüzde soyağacı ancak DNA testleri ile geçerlilik kazanır” açıklaması yaptı. Bu açıklama onun artık ırkçı olduğunu pekiştiren bir açıklamasıydı işbirlikçi medyaya göre ve artık ipinin çekilmesi gerekiyordu. Öyle de oldu. Doğan medyası “Bu kadarına pes denir” haberiyle linç kampanyasını devam ettirirken diğer bir Doğan gazetesi olan Radikal: “Canan Arıtman densizlikte ısrarlı” haberini yapıyordu. Özür kampanyasına imza koyan Hürriyet yazarı Hadi Uluengin ise, “Uygarlık açığı” başlıklı yazısında Canan Arıtman’ın çenesinin kapatılmasını istiyordu. Kendine demokrat olanların halini görüyorsunuz işte. Kendileri her türlü densizliğe, aymazlığa imza koyacaklar, ama tek suçlu Canan Arıtman olacak. Hani bunlar çok demokrattı! Canan Arıtman da demokratça köken araştırılsın diyor ne var bunda canım? Kürt-İslamcı Yenişafak gazetesine gelirsek “Eline metre alıp kafatası ölç bari!” başlıklı haber ile Arıtman’a saldırırken, gazetenin yazarlarından Fehmi Koru, “Sınır aşıldı” başlıklı yazısı ile Arıtmanı “densizlikle” suçluyordu. Fethullahçıların gazetesi Zaman’da bazı yazarlar olaylara çok daha “demokratça” yaklaşıyor! Örneğin Mustafa Ünal kardeşimiz “CHP, Arıtman’ı susturmalı” diyor. Irkçılar Demokrat olursa… Eski ülkücü şimdinin Fethullahçısı Mümtazer Türköne ise, “Sosyetemiz neden ırkçı” başlıklı yazısında Canan Arıtman’ı ırkçılıkla suçlarken MHP’yi de aklamayı unutmuyor. Neymiş efendim, “Türkiye’de ırkçılığa en uzak parti MHP” imiş! Yersen. Mümtazcığım hadi salladın bir şey değil, ama bu kadar desteksiz de sallanmaz ki! “En iyi Kürt, ölü Kürt’tür” diyenlerin hangi camianın içinden çıktığını çok iyi biliyoruz. Kaldı ki, 1977 yılında Almanya’da Bozkurtlar imzalı seçim bildirisinde “…at içinden Ermeni’yi, at öldür Kürdü içinden, yok et Türk’ün düşmanını” yazan bizler değildik herhalde Mümtaz, hatırlatırız. Ülkücüler tarafından Canan Arıtman’a yapılan eleştiriler sadece Mümtaz ile sınırlı değil, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, “Etnik kökeni sorgulayarak çözüm arama işi çarpık anlayıştır” demiş. MHP Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı ise, “insanları etnik kökenleri ve kimlikleriyle yargılayamazsınız.” diyor. Ya MHP Muğla Milletvekili Metin Ergün ne dese beğenirsiniz, “Hastalıklı bir durum ve kökene dayalı değerlendirme hastalığı toplumda yayılmaya başladı” demiş. Kusura bakmasınlar ama ırkçılık hastalığını bu topluma yayan MHP’nin ta kendisidir. Ünlü şahsiyetlerimiz diye öğüne öğüne bahsettikleri Nihal Atsız’ın bir ırkçı olduğunu bilmem hatırlatmaya gerek var mıdır? Kaldı ki Canan Arıtman’a bu tarz sözlerinden dolayı ırkçı etiketini yapıştıranların geçmişte ırkçı olmaları da çok komik bir durum yaratmaktadır. Ancak burada şu yanlışa düşülmemelidir. Irkçılık bu topraklara batıdan sokulmuş bir kavramdır. Türk toplumunda ırkçılık söz konusu değildir. Yalnız bu, ırk gerçeğinin olmadığı anlamına da gelmez. Atatürk, Afet İnan’a hazırlatmış olduğu Medeni Bilgiler kitabını kendi el yazılarıyla yazmıştır. Bu kitapta Atatürk Türk Milletinin oluşumunda doğal ve tarihi olguları açıklarken, ırk ve köken birliğini de bu olgular içinde göstermiştir. Yani Türk Milletinin oluşumunda Türk ırkı gerçeği vardır. Ha bir başka ulusun oluşumunda bir milletin ırkı söz konusu olmayabilir. Zaten böyle uluslar da mevcuttur. Ama bu ırk ve soy gerçeğini değiştirmez. Ayrıca Atatürk, “Türk ırkı Anadolu’da ilk devlet kuran bir millettir”, “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” gibi sözler sarf etmiş, aynı şekilde Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’da, “Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır” demiştir. Özellikle Bozkurt’un sarf etmiş olduğu sözler kendini Türk olarak tanımlayamayanlara karşı söylenmiştir, Ağrı Dağı İsyanı’nı başlatanlara karşı söylenmiştir. Bozkurt’un bu sözleri bir hıyanete karşı haykırıştır. Canan Arıtma’nın sarf etmiş olduğu sözler de bir ihanete karşı, daha doğrusu bir ihanetin perdesini aralamaya yöneliktir. Olayı böyle değerlendirmek gerekmektedir. Yoksa herkes biliyor Arıtman’ın ırkçı olmadığını. Arıtman’a partisi bile sahip çıkmıyor Tüm bu gerçeklere karşın, Arıtman’a bir linç kampanyası düzenlenmiştir ve Arıtman buna karşı ise tek başına mücadele vermektedir. Çünkü Arıtman’a partisi bile sahip çıkmamaktadır. Baykal yapmış olduğu açıklamada: “Üzüntü verici ve kabul edilemez bir yaklaşım. Böyle bir açıklamanın savunulacak hiçbir yanı yok. Hiç kimse, bir kimsenin etnik kimliğini sorgulayamaz, onu tartışmaya açamaz” diyerek Arıtman’ ın arkasında durmamış, daha doğrusu duramamıştır. Çünkü bu tarz çıkışların CHP’ye oy kaybettireceğini düşünüyor. Oysa CHP, 80 sonrası en yüksek oyunu 22 Temmuz seçimlerinde aldı. Baykal’ın o zaman ki milliyetçi çıkışları ona oy kaybettirmediği gibi fazlasıyla oy kazandırmıştır. Şimdiler de ise Baykal daha önce yaptığının tam tersini yaparak oy kazanabileceğini zannediyor. Ayrıca Arıtman, “Ne de olsa Türküm demenin ayıp olduğu, Atatürk”ü sevmenin gericilikle eş tutulduğu bir ülkede yaşıyoruz” diyerek Türkiye’nin gelmiş olduğu son durumu eleştirirken, önceleri “milliyetçilik bu milletin çimentosudur” diyen Baykal’ın Arıtman’ın arkasında durmaması çok yanlış olmuştur. Çünkü Arıtman, “Cumhurbaşkanından tek bir dileğim var: çıkıp desin ki, ‘Türk Milleti hiçbir soykırım suçu işlememiştir. Yüce milletimize pek çok milletin özür borcu vardır ama bizim kimseye özür borcumuz yoktur. Türk vatandaşı kimliğini kullanarak özür dilemeye kalkan diasporanın imzacılarının yaptığı iş yanlıştır, bu ülkenin geleceğine benzin dökmektir, yapmayın” demesi gerektiğini söyleyerek, Cumhurbaşkanı Abdullah’ın hatasını çok iyi tespit etmiştir. Arıtman’a karşı başlatılan linç kampanyası aslında Türk Milletine karşı başlatılmıştır Baykal, Arıtman’a vermiş olduğu tepkinin onda birini maalesef Abdullah’a gösterememiştir! Bu artık CHP’nin milli hassasiyetlerde eskisi kadar duyarlı olmayacağının da bir göstergesidir aslında. Fakat Arıtman, “Emperyalistlerin ülkemdeki iş birlikçileri ile bize dayattıkları geleceği kabul etmiyorum. Ülkemin etnik ve dinsel temelde bölünüp, parçalanmasına, toprak kaybetmesine, emperyalistlerce sömürülmesine gücümün yettiğince karşı duracağım” diyor. Tabi Baykal ve linç kampanyasını başlatan işbirlikçiler izin verirse. Arıtman’a karşı başlatılan linç ile özür dileme kampanyasını başlatan Ermeniciler bu tartışmalar arasında kaynayarak unutulmuştur, belki de unutturulmuştur. Sonuç ne olursa olsun Türk’ün davasını savunan, hakkını arayanlara artık yaşam hakkı tanınmamaktadır. Türk milliyetçiliğini savunanlar, Türk kimliğini savunanlar kendi memleketlerinde mahsun ve garip durumuna hatta suçlu durumuna düşürülmüştür. Ne diyor Canan Arıtman: “Ne de olsa Türk’üm demenin ayıp olduğu, Atatürk”ü sevmenin gericilikle eş tutulduğu bir ülkede yaşıyoruz” diyor. Türküm demenin suç olduğu bir yerde Türk’e yaşam hakkı yoktur. Bugün de yapılmak istenen budur. Türk Milletine karşı bir linç kampanyası vardır artık. Yıllar öncesindeki hesapların peşinde olan bir grup azınlık, koca bir milleti yıkmaya çalışıyor ve aslına bakılırsa bunda da başarılı oluyor. Azınlığın bu başarısı da içimizde Türk gözüküp özünde Ermeni olan yerli işbirlikçiler sayesinde oluyor. İçi ve dışı bir olmayanları da ortaya çıkarmak suç oluyor. İşte tüm meselede buradan kaynaklanıyor.
|