| Serap Yeşiltuna |
“Halkların kardeşliği”nden “Kürtlerin kardeşliği”ne
Kürtlerin birleşmesi için yeni bir adım atıldı Geçtiğimiz hafta DTP Eşbaşkanları Ahmet Türk ve Emine Ayna’nın da aralarında bulunduğu beş kişilik heyet Kuzey Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile görüştü. Aynı heyet Erbil kentinde de, Türkiye’nin kapatılması için baskı yaptığı PÇDK (Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi) yetkilileriyle görüştüler. Bu görüşmeler elbette, Büyük Kürdistan Projesinin son aşamalarından biri olan Kürtlerin birleştirilmesine yönelik bir adımdır. Uzun zamandır söylediğimiz bir şey var: Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kurduralacak ve Türkiye’den bunu tanıması istenecek . Ardından Güneydoğu’da fiili bir özerklik yaratılacak. Son olarak da, Kuzey Irak’taki iktidarı alan Kürt yönetimiyle, Diyarbakır’da fiili olarak iktidarı alan Kürtler, yani PKK birleştirilecek. İlk iki aşama zaten süreç içerisinde gerçekleşmeye başlamıştı. Kuzey Irak’taki Kürt peşmergeler ile Abdullah Gül’ün yaptığı görüşmeler sonucunda Türkiye bu yönetimi tanımış kadar oldu. DTP’li belediyeler aracılığı ile zaten uzun süredir Güneydoğu’da fiili bir özerklik de yaratılmış durumda. Geriye bölgedeki Kürtlerin birleştirilmesi ve Büyük Kürdistan’a doğru sürecin hızlandırılması kalıyordu ve en son yapılan DTP-Barzani görüşmesi ile de bu anlamda yeni bir adım atıldı. DTP’liler geçtiğimiz Mayıs ayında da Bağdat’ta Talabani ile bir araya gelmişlerdi ancak bu defa verilen mesajlar çok daha net. DTP’liler ve Kürt peşmergeler, Kürtler arası ilişkilerin geliştirilmesi konusunda fikir birliğine varmışlar, Kürtlerin birbirlerine karşı silah kullanmayacağının, kışkırtma oyunlarına gelmeyeceklernin sözünü vermişler. Sorunun siyasi olduğuna ve çözümün de siyasi olacağı kararına varmışlar. Yani Kürtler kafa kafaya verip kendilerince bir “barış” porgramı hazırlamışlar. DTP heyeti ise hazırlıklı gitmiş ve kongre önerisinde bulunmuş. “Biz defalarca PKK’ya çağrı yaptık. PKK da defalarca tek başına ateşkes ilan etti. devlet buna olumlu yanıt vermedi. Bizim tekrar çağrı yapmamız olumlu sonuç vermez.” diyerek hedefin Türk Devleti’ni susturmak olduğunu açıkça dile getirmişler. Talabani ve Barzani de, Avrupa, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki bütün Kürt örgütlerinin katılımıyla “Kürt sorununa demokratik çözüm ve barış kongresi” toplanması önerisini kabul etmiş. PKK ve Kürt peşmergeler Türk Devleti’ne karşı ortak tavır geliştiriyor Bu kongrede PKK’ya “çatışmaları durdurma”, Türk Devleti’ne de “Kürtlerin asgari taleplerine yanıt verme” çağrısı yapılacakmış. PKK uymazsa da PKK’ya karşı tecrit ve kınama kampanyası başlatılacak PKK olumlu adım atarsa devletten Kürtlerin asgari taleplerine yanıt vermesi beklenecekmiş. Barış için olumlu adımlar atmayan taraflara yönelik olarak ortak politikalar belirlenecekmiş. Öneriyi yapan DTP, yani PKK’nın kendisi. Elbette bu “barışçıl” çağrıya kulak verecektir. Burada esas hedef ise Türk Devleti. Türkçesi: Türkiye operasyonları durdursun, Kürtlerin isteklerini yerine getirsin, böylece PKK da dağda çatışmaktan kurtulsun. Hatta Kuzey Irak’takiler yüzsüzce operasyonlardan rahatsız olduklarını söylüyorlar çünkü bu hava saldırıları doğaya zarar veriyormuş! Zaten Barzani, geçtiğimiz yıl “Türkiye Kerkük için müdahale ederse biz de 30 milyon Kürt için Diyarbakır’a müdahale ederiz” diye bir beyanatta da bulunmuştu hatırlarsanız. Bunlar elbette yeni şeyler değil. “Ateşkes”, “iki ayrı taraf” gibi kavramların kullanılması, PKK’nın savaşan bir tarafa dönüştürülmesi de öyle. Bu görüşme ve önerilerle ilgili esas nokta artık Kürtlerin tam anlamıyla birlikte hareket edeceği gerçeğidir. Zaten Barzani de yaptığı açıklamada buna vurgu yapıyor: “En önemli kırmızı çizgilerimizden biri Kürtlerin kardeşliğidir. Bizden bölgedeki PKK kamplarına yönelik bir müdahale beklentisi içinde olmasınlar” diyen Barzani, PKK’ya değil Türkiye’ye yönelik bir yaptırıma soyunmaktadır. Büyük Kürdistan’ın içindeki “kardeş Kürtler” “Kürtlerin kardeşliği” söylemi önemli; çünkü Büyük Kürdistan’ı kurma yolunda atılacak en büyük adımlardan biri bu birlikteliği sağlamak. Artık Türkiye, Suriye, İran ve Irak sınırları içinde yaşayan Kürtler değil, “Büyük Kürdistan” sınırları içinde yaşayacak ve tek bir millete dönüştürelecek Kürtler var. Yani Barzani’nin dediği gibi Kürtlerin kırmızı çizgileri var. Hani çok yakın bir geçmişe kadar Türk devleti’nin bahsettiği kırmızı çizgiler... Paspas edilen... Artık o çizgiler Kürtlere ait. Türk’ün değil kırmızı çizgisi, kendi sınırlarındaki terör örgütüne müdahale etme, ya da onun yasal uzantısını susturma gibi bir çabası bile yok artık. Kırmızı çizgiler çoktan aşıldı. Çünkü Türkiye en başta psikolojik savaşı kaybetti. PKK’nın siyasileşmesini seyretti, AB ve ABD’nin baskılarına boyun eğdi, Kürtçe eğitimi kabul etti ve sonunda Kürtçe TRT’yi de kabul ederek Kürt kimliğini resmileştirdi. Artık Kürtlerin kırmızı çizgileri var Bu nedenle artık yeni çizgiler Kürtler tarafından çiziliyor, kuralları onlar koyuyor. Örneğin, dağdaki teröristler bile artık seçmen listesinde, oy kullanacak. DTP’li milletekili Fatma Kurtulan’ın eşi Salman Kurtulan seçmen listesinde yer alınca gelen itirazlar karşısında Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin bakın ne diyor: “Eğer bu kişi törörist de olsa, dağda da olsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı sıfatını devam ettiriyorsa, 18 yaşını bitirmişse, seçmen olmasını yasaklayan herhangi bir yargı kararı da yoksa tabi ki o listede de ismi geçebilir. O dağdaki kişi gelsin oy kullansın biz de kendisi ile tanışmış oluruz, gelsinler, buyursunlar.” Evet aklı sıra Mehmet Ali Şahin meydan okuyor ancak söylediği çok net. Terörist de olsa isteyen oy kullanabilir. Oldu olacak dağ kamplarına da birer sandık koysunlar da adamlar zahmet etmesin! Bu Kürtlerin geçirtmedikleri yeni bir kırmızı çizgidir. Demokratik hakları... Kürtler aynı zamanda prensiplidir.(!) Bakın Ocak ayında yayına başlayacak olan TRT-Kürtçe için Şivan Perver’e teklif götüren TRT yetkilileri nasıl yanıt almışlar: “32 yıl sonra bu vesile ile dönmem, halkımla kucaklaşmaya, halk konseri ile gelirim.” Bazı şarkılarını yayınlamak için izin isteyenler için de “Halepçe, peşmerge, Kürdistan” kelimelerinin geçtiği şarkılarımı da yayınlayacaklarsa izin veririm” demiş. PKK’lı bir şarkıcının bile kırmızı çizgileri var ve Türk devletine meydan okuyor. TRT yetkilileri son derece düzeyi düşürüp bir PKK’lıya yalvarırken adeta, bu PKK’lı tenezzül etmiyor, şartlar öne sürüyor. Bir yandan da DTP artık tam anlamıyla Kürtlerin tek sesi olmaya soyunarak yeni bir kırmızı çizgi çekiyor. DTP Eşbaşkanı Emine Ayna “AKP’den aday olan, Kürdüm diye ortaya çıkmasın, Kürt değildir” diyor ve Kürtler için sınırı çiziyor. Ya DTP’lisin ve bizdensin ya da değilsin. Kürtler açısından kurallar net ve açık artık. PKK’yı destekeleyecek ve DTP’ye oy vereceksiniz, DTP sözcülüğünüzü üstlenecek, Barzani ve Talabani hepinize kol kanat gerecek, ABD de yanınızda duracak. Tek bir düşmanınız olacak. Türk devleti ve onun kırmızı çizgileri! Bir zamanlar Irak’ta da bir düşmanları vardı Saddam yönetimi gibi. Onu ortadan kaldırdılar. Şimdi ise el ele vermiş tüm Kürtler, Türk Devleti’ne karşı birleşiyor. Bir zamanlar halkların kardeşliği diyorlardı şimdi adı Kürtlerin kardeşliği oldu. Artık çok daha ırkçı, çok daha dışlayıcı. Dünyanın tüm Kürtleri birleşecek, el ele verip Türkiye’nin sesini kesecekler, plan bu! Komik bir şekilde DTP’liler Tayyip’i faşistlikle itham edip, “Le Penn” derken, Tayyip de onlara “Nazizmi hortlattınız” diyor. Kürt-İslam faşistleri kendi arasında kapışıyor, birbirlerini faşist ilan ediyor ama hepsi birbirinden faşist aslında. “Kürt Birliği”, Türk’ü yok etme planı DTP-Barzani görüşmesinde alınan en önemli kararlardan biri artık Kürtlerin birbirlerine karşı silah kullanmayacağı ile ilgili. Yani silah kullanmaya devam edecekler ama birbirlerine değil, Türklere ve Araplara karşı. Geçtiğimiz yıl Talabani “Türkiye’ye değil Kürt, Kürt kedisi bile vermem” anlamına gelebilecek sözler sarfetmişti. Şimdi ise Türkiye Kürtleri ile Irak Kürtleri arasında saldırmazlık anlaşması imzalanıyor. Yani bölgedeki tüm meşru yapılara, resmi devletlere karşı faşist ve etnikçi bir saldırıya girişilecek. Bunun kararını alanlar ise hiç bir meşruiyeti olmayan, diplomatik yetkisi olmayan, hiç bir resmi görevi olmayan DTP heyeti ile Amerikan kuklası Kürt yönetimi. İşin acı tarafı, Türkiye’de buna yanıt verecek, bunlara hadlerini bildirecek bir yapının kalmamış olması. Kürt birliği dedikleri şey, Türk’ü bu coğrafyadan atma planının bir parçası. Kürdün partisi var, “kardeşi” var, ABD’si var, dağ kadrosu, ordusu bile var. Türk’ün ise her geçen gün daha az şeyi kalıyor.
|