22.12.2008/Sayı:216
TÜRKSOLU Anasayfa
Türkiye
Kapak
Yön
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye Okur Mesajları

Okur Mesajları

Sayın Kaya Ataberk;

Bende devrimci mücadeleye katılmak istiyorum. Yaşım 16 olmasına rağmen ülkemde nelerin olup bittiğini anlıyorum. Eğer sizlerde uygun görürseniz aranızda olmak istiyorum.

Sinan Can Kurnaz, Kırklareli


Sayın Ali Özsoy;

Mükemmel bir yazı ve haykırış. Ey Türk milleti, uyan! Esaret zincirlerini kırma zamanı geldi geçiyor. Başımıza musallat edilen BOP eşbaşkanlarından kurtulduğumuz gün, Türkiye Cumhuriyeti yok olmaktan kurtulacaktır. Adım adım Sevr’den daha vahim bir parçalanmaya ve tamamen yok olmaya, emperyalizmin paryası (kölesi) olmaya doğru gidiyoruz. ABD emperyalizminin zincirlerinden kurtulma vakti çoktan geldi ve geçiyor. Uyan Türkiye’m! Uyan ey Türk milleti! Üzerindeki ölü toprağını silkele!

Mustafa Nihat Özgür, Ankara


Sayın Kaya Atatberk,

Yazınız için teşekkürler. Asıl beni kaygılandıran Türk ulusunun işte 100 küsür devlet kurduk gibisinden devlet kurmakla övündüğü pohpohçu tarih bilinciyle yetiştirilen gençlerimizin bugün getirildiği apolitik durum. Oysa devleti yaşatmak ve egemenliği devretmemek (egemenlik Türk ulusuna aittir ), içindeki diğer etnisitelere saygı duymak ama tepesine çıkarmamak, mümkünse devlet yönetimini katiyen özü Türk’ten olmayana bırakmamak, kendisine aydın, politikacı, iş adamı, etkin kimse de olsa bu kontrolü vermemek gerekir. Hunlar, Köktürkler, Selçuklu, Osmanlı nihai süreçte bizim devlet olarak geleceğimiz son nokta Türkiye Cumhuriyeti. Aynen öncekilerde olduğu gibi devleti kuran yaşatması gereken özü Türk evlatlarıdır. Egemenliğimizin zaafiyete uğradığı anda içimizdeki bu unsurlar pervasızca içlerindeki kini eylemleştirmektedirler. Selçuklu’da devletin Farslaşması Osmanlı’da, İstanbul’un fethi sonrası derler ama aslında 1413 sonrası demek dağa doğru olur, kırılma noktaları Türk egemenliklerinin ortadan kalktığı dönemlerdir. Bu dönemlerden sonra ise bizim adımıza birilerinin konuşması en büyük tehlikeyi arz etmektedir. Timur’un dediği gibi devlet yönetimine soyu Türk olmayanı getirmeyeceksin. Sözlerimi bitirirken Türk ulusuna uyanın diyorum.

Sabahattin Temuralp, İzmir


Sayın Nur Arslan;

Çok güzel bir yazı. Biz CHP’yi Atatürk’ün partisi, yani bizim partimiz olarak görürken o çarşaflı bir kadını kabul ederek aslında ne kadar Amerikancı ve ne idüğü belirsiz bir parti olduğunu gösterdi.

Tuğçe Baştürk, Ankara


TÜRKSOLU’nun tüm çalışanlarını ve emeği geçenlerini kutluyorum. Türk insanından saklanmaya çalışılan gerçekleri, aydınlık bir yazar gurubuyla dile getiriyorsunuz; emeğinize ve yüreğinize sağlık. Sizler Türk toplumunun sesi oluyor ve aydınlanmasını sağlıyorsunuz. Severek ve ibretle okurken daha da çok bilgilenmemizi ve millet olma şuurumuzu kazanıyor ve çevremizi aydınlatıyoruz. Türk Milletinin artık uyandığını ve artık yeter deme zamanının geldiğini düşünüyorum. Yılmadan yorulmadan çalışmamız ve sesimizi daha gür bir şekilde duyulmasını sağlamamızın gerektiğini anlıyoruz. İnancım odur ki, bizi yönettiğini zannedenler gereken cevabı çok yakın bir zamanda alacaklardır.

M. Gonca Bezcigil, Balıkesir


Sayın Gökçe Fırat,

Film ile ilgili yaptığınız eleştirileri doğru ve haklı buluyorum. Ben de Can’ın ‘’Mustafa’’ filmini merakla bekleyenlerdendim. Fakat sinema salonu önündeki kuyrukta bulunan türbanlı yoğunluğunu görünce anladım izlememem gerektiğini ve izlemedim. Sevdiklerime de izletmiyorum. Demek ki, yazınızı okumadan sizlerle aynı doğrultu da düşünüyormuşum.

Temel Anık, İstanbul


Genellikle sayılarınızı takip ediyorum. Kitapçıda çalıştığımdan dolayı dergilerinizi okuyabilme şansım doğuyor azda olsa. Deniz Gezmiş ve Che için hazırladığınız albümler çok hoşuma gitti. İlk fırsatta edinmek istiyorum, inşallah olur. Başarılarınızın devamı dileğiyle.

Mehmet Emin Doğan, Çanakkale


Öncelikle herkese selamlarımı iletiyorum. TÜRKSOLU gibi bizim için özel bir anlam taşıyan bu adı akıl edip bu şekilde lanse eden kişiyi tebrik ederim. Devrim bir gerileme hareketi değil tam tersi bir ilerleyiş hareketidir. Bunu bazı kıt kafalı insanlar anlayamayabilir ama Türkiye ve Türk gençliği için bu gerekli. “Dizlerimin üzerinde yaşamaktansa ayaklarımın üzerinde ölmeyi tercih ederim” sözü aslında her şeyi anlatıyor. Kim Türkiye’nin gelişmesini demokratik bir yerde olmasını istiyorsa hep mahkum olmuş, hep ezilmiş ve öldürülmüştür. Ama nerede işbirlikçiler var hala yaşamakta ve bu topraklarda fink atmaktadır. Tabi bunun önüne Deniz Gezmiş gibi yiğitler çıkmış ama sonları hep aynı olmuştur. O yüzden solcu ve devrimci kardeşlerim, size sesleniyorum; Az önce Deniz Gezmiş’in videosunu izledim. Orada diyor ki, elini tutarsa suratına tükür, azını tutuyorsa tekmele, ayağını tutuyorsa tokatla. Yani özgürlüğün ve düşüncen için yaşa ve asla emir alma emir veren ol. Düşüncelerimizin bugün olmasa bile ileride bir gün gerçekleşeceğini temenni ediyorum. Ey Türk gençliği! Birinci vazifen düşüncelerini rahatça söyleyeceğin bu topraklarda yaşamak, ikinci vazifen ezilen halkın yanında olmak ve onları ezeni ezmek, üçüncü vazifen ise bütün bunları yaptıktan sonra şereflice ölmektir.

Ülkem Kaya, Bursa


Sayın İnan Kahramanoğlu;

Muhteşem ötesi bir Zübük tasviri. Adamın her yerinden yağ fışkırıyor yağdanlık gibi bir ucube. Böylelerini ortaya lider diye çıkaranları anlarımda, bu tip ucubelerin ne olduğunu göre göre peşinden kör gibi gidenleri asla anlamam. Saygılarımla.

Tuğrul Arslan, Ankara


Merhabalar, arkadaşımın vasıtasıyla tanıştığım gazeteniz sayesinde hala memleketimizde iyi ve yürekli insanların olduğunu görmek benim için mutluluk veriyor. Özellikle Kürt meselesiyle ilgili yazdıklarınız o kadar doğru ki, bunun apaçık nedenleri dün bir kez daha acı vesilelerle gördüm. İstiklal Caddesi’nde geçen gün gezinirken bir film dikkatimi çekti. Fırtına adlı bu filmde devrimci öğrencilerin mücadelelerini izleyeceğimi zannediyorken birden bire Kürtçe bir takım kelimeler kullanılması ve hikâyenin kahramanının Tunceli’den çıkması dikkat çekiciydi. Özellikle Tunceli’nin Kürt ili olduğu film boyunca vurgulanıyordu. PKK’nın sanki kanlı bir örgüt olmadığı, devrim için savaşan bir yapı olduğu söylenip duruyordu. Ama esas kanıma dokunan bu bölücü filmde Engels’in, Marks’ın, Lenin’in devrimciliğiyle bunların bağdaştırılmasıydı. Hâlbuki bu insanlar bir devrim yaratmışlardı ve sivillere kurşun sıkmamışlardı. Filmle ilgili yazılanları okudukça daha da sinir oldum. Filmin oyuncuları ‘’Kürt sinemasının yeni yüzleri olacağız’’diye tırıvırı ediyorlardı. Buradan şu sonuç çıkmaktadır:

1) Bu filmle bizim gibi devrimci insanlar aldatılmış ve resmen Kürt propagandası yapılmıştır.

2) Bu film neredeyse sudan ucuz bir parayla (4-5 lira) oynatılıyor. Dolayısıyla bu alçakların propagandasına herkes alet olabilir.

Nasıl Mustafa filmi tehlikeliyse, bu film de bu nitelikte kötüdür. Yolunuz açık olsun.

Mehmet Şaşmaz, İstanbul


Sayın Özgür Erdem;

Madem bu kadar çok isteniliyor Apo’nun normal bir mahkum gibi görülmesini görsünler o zaman. Tamam, Apo normal bir mahkum desinler ve Apo’yu herhangi bir ceza evine koysunlar. Mesela Bayrampaşa’ya koysunlar Apo’yu cezasını orda çeksin. Yalnız öyle tek kişilik koğuşta falan değil normal bütün mahkumların olduğu koğuşlardan birine koysunlar. Hatta ve hatta bana kalırsa damat koğuşuna koysunlar onu. Eğer bu mümkün değilse ve Apo’nun yanına birini koymak istiyorlarsa dediğiniz gibi Tayyip’i koysunlar yanına. Ne de olsa kankalar. Ben ikisini birbirinden ayırt edemiyorum. Bu nedenle ya Apo’yu normal bir cezaevine koysunlar ya da yanına arkadaş olarak Tayyip’i koysunlar istiyorum.

Sinan Ekinci, İstanbul



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe