Bir helal mankenimiz eksikti

Eski playboy şimdiki Hacı Yaşar Alptekin. |
|
Geçtiğimiz hafta medyada hacdan dönen insanların ortaya koyduğu ilginç görüntülere rastladık. Bunlardan birisi apronda deve kesme olayı ile gündeme gelen ve gitgide Fethullahçılaştığı iddia edilen THY Genel Müdürü Temel Kotil’in ortaya koyduğu görüntüydü. Atatürk Havaalanında VIP salonunda objektiflere yakalanan Kotil, üç adım arkasında yürüyen türbanlı eşi ve ayağındaki plastik terliklerle oldukça kötü bir görüntü arz ediyordu.
Bir diğer ilginç görüntü ise yine aynı günlerde Eyüp Sultan Camiinde karşımıza çıktı. Eski manken ve sinema oyuncusu Yaşar Alptekin, yıllar sonra peygamber edasıyla karşımıza çıktı.
80’li ve 90’lı yıllarda mankenlik, fotomodellik ve sinema oyunculuğu yapan Alptekin, gece alemlerinin önde gelen isimlerinden biri ve bir playboy olarak bilinirdi. Gecelerin ve kadınların gözdesi mankenimiz uzun bir süredir ortalarda görünmüyordu. Geçtiğimiz yıl hidayete ermiş olarak karşımıza çıkan Yaşar Alptekin, “Namazla Yeniden Doğdum” adlı bir kitap da yazarak geçmişini çöpe atmış ve Tayyip’in deyişiyle değişerek dönüşmüştü. Dönüştüğü şey ise normal bir Müslüman vatandaş değil Cat Stevens taklidi bir meczuptu.
Geçtiğimiz hafta Arabistan’dan dönen Hacı Yaşar, havaalanında yaptığı açıklamada; “Uzun süredir hacca veya umreye gitmeyi çok istiyordum. Ancak vergi borçlarım nedeniyle yurtdışına çıkış yasağım vardı, o nedenle gidemiyordum. Bu yıl da yasağım olmasına rağmen hacca gitmek için yazıldım ve kurada çıktım. Sonrasında çıkan vergi affından yararlanıp hacca gittim. İnsanların hakkını yememek için beş yıl hacca gitmeyeceğim ama ilk fırsatta umreye gideceğim.” demiş. İnsan böyle bir açıklama yapmaktan utanır biraz. Hem başkalarının hakkını yemekten ceza al hem de ondan sonra hidayete ermiş ayaklarına yat.
Hacdan döner dönmez ayağının tozuyla Eyüp Sultan Camiine giden Alptekin burada da ilginç görüntüler verdi. Vatandaşların ilgisiyle karşılanan Alptekin’in bazı kadınlara kolunu öptürmesinin ne anlama geldiği anlaşılamadı. Burada da açıklamalarda bulunan Alptekin, Eyüp Sultan’a Peygamberin selamını getirdiğini belirtti. Alptekin, “Dizi film çalışmalarım helal dairesinde olacak. Mankenlik, katalog, broşür çekimleri olursa onlar da devam edecek. Daha iyi şartlarda daha bilinçli şekilde hayatımı yaşayacağım” şeklinde konuştu.
Yaşar Alptekin bu görüntüsüyle dini siyasete ve ticarete alet eden düzenbazların bir karikatürünü andırıyor. Dizi çalışmalarına ve mankenliğe “helal dairesinde” devam edeceğini söyleyen Alptekin Şeriatçı kanallara ve ajanslara da çaktırmadan mesaj göndermeyi ihmal etmiyor. Yaşar Alptekin her ne kadar namazla yeniden doğup hidayete erdiğini söylese de aslında işine bakmaya devam ediyor. Ne de olsa devir dindar ayağına yatıp malı götürme devri. Yaşar Alptekin niye bundan mahrum kalsın ki?
|
PKK’lıları bile seçmen yapacaklar

AKP’nin yerel seçimlerde oy kullanmasında sakınca görmediği Salman Kurtulan, PKK’nın dağ kadrosunda bulunuyor. |
|
29 Mart’ta yapılacak Yerel Seçimler yaklaşırken seçmen listelerinde hile yapıldığı yönünde iddialar da gündeme gelmeye başladı. Seçmen listeleri 5 Aralık tarihinde askıdan indi ancak listeler ile ilgili spekülasyonlar henüz yeni başladı ve bitecek gibi de görünmüyor.
Ortaya atılan en ciddi iddia ise seçmen sayısının 22 Temmuz’dan bu yana 6 milyon kadar artmış olması. Muhalefet kanadı olan CHP ve MHP, seçmen listelerinde hile yapıldığını söyleyerek iktidara sert eleştirilerde bulunurken AKP ve YSK da seçmen listelerinde herhangi bir yanlışlık olmadığında ısrarlı.
Ancak seçmen listelerini kontrol eden vatandaşların beyanları ortada ilginç bir durum olduğunu ortaya koyuyor. 22 Temmuz seçimlerinde oy kullanan bir ailenin seçmen sayısında oynamalar olduğu bile görülüyor. Diyelim ki 22 Temmuz’da 4 seçmeni olan bir ailenin yerel seçimlerdeki seçmen sayısı düşmüş olabiliyor. Tabi bunun tersinin olduğu durumlar da olabiliyor. Mesela bir vatandaşın 6 aylık bebeğinin ismi seçim listelerinde yer alabiliyor. Ya da yıllar önce kaybettikleri yakınlarının isimlerine seçmen listelerinde rastlayıp küçük dilini yutan vatandaşlarımız da var. Yıllardır aynı adreste oturduğu halde listelerde adına ya da 20 yıldır oturduğu evinin adresine rastlayamayan vatandaşlarımız da ufak çaplı şoklar geçirmekle meşguller. Hal böyle olunca seçmen listelerinin doğruluğu konusunda bir tartışma başladı ve haftalardır devam ediyor. İddialar ne kadar gerçeği yansıtıyor bilinmez ama bilinen bir şey var ki, bütün bu tartışmalar bir tek AKP’ye yarıyor.
Bütün bu tartışmalar dönerken ortaya çıkan ilginç durumlardan belki de en ilginci yıllardır PKK’nın önde gelenleri olarak bilinen bazı isimlerin de listelerde adının bulunması. Bunlardan biri DTP Milletvekili Fatma Kurtulan’ın dağdaki kocası Salman Kurtulan. Adrese dayalı nüfus sayımı sisteminde sayılan ve seçmen listesine giren Kurtulan, YSK kayıtlarına göre Adana İli Seyhan İlçesi Söğütlü Mahallesi 141. Sokak, kapı numarası 2/2, daire numarası 1 olan evde sayılmış ve seçmen olarak yazılmış. Bahsi geçen adres, Küçükdikili Beldesi’nin DTP’li Belediye Başkanı Leyla Güven’in kullandığı lojman. Aynı adreste Salman Kurtulan’ın DTP milletvekili olan eşi Fatma Kurtulan da seçmen olarak kayıtlı.
İddialarla ilgili açıklama yapan Leyla Güven, Fatma Kurtulan’ın bu adreste bir müddet kaldığını kabul ederken Salman Kurtulan’la ilgili iddiaları yalanladı. Ortaya atılan bir diğer iddia ise Cemil Bayık’ın isminin de seçmen listelerinde bulunduğu ile ilgili olarak dile getirildi.
PKK yöneticilerinin seçmen listelerinde yer almasıyla ilgili inceleme başlatan YSK, henüz bir netice elde edemezken bu durum AKP’lilerde herhangi bir rahatsızlık yaratmamış anlaşılan. Konu ile ilgili gazetecilerin sorularıyla karşılaşan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, “Bir kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ise vatandaşlık kimlik numarası da almışsa ve buna da sahipse ve sağ ise nüfusta sağ gözüküyorsa tabii seçmen demektir. Bu kişinin şurada burada bulunuyor olması bu sıfatı ortadan kaldırmıyor. Eğer bu kişi terörist de olsa, dağda da olsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı sıfatını devam ettiriyorsa, 18 yaşını bitirmişse seçmen olmasını yasaklayan herhangi bir yargı kararı da yoksa tabii ki o listede ismi geçebilir. Peki, o dağdaki kişi gelsin oy kullansın, biz de kendisini ile tanışmış oluruz, gelsinler buyursunlar” şeklinde konuştu. Sayın bakan madem PKK’lılarla çok tanışmak istiyor, kendisini tutan yok gidip Kandil’de istemediği kadar teröristle tanışabilir. PKK’lıların seçmen yapılması ise Türk devleti için ayrı bir utanç. Salman Kurtulan, Cemil Bayık gibi azılı bölücüleri de seçmen yapıp oy kullandırtacaksak… Bari bir seçim sandığı İmralı’ya, birkaç tane de Kandil Dağı’na gönderin de terörist vatandaşlarınız oy kullanmak için Türkiye’ye girmek gibi zahmetlere katlanmasın. İnsan bazen bu yaşananları düşündükçe kendi kendine ne günlere kaldık demeden edemiyor.
|
Gökçek- Kılıçdaroğlu düellosu

Melih Gökçek ve Kemal Kılıçdaroğlu
Uğur Dündarın hazırladığı düelloda. |
|
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu sayesinde Türk siyaseti düello kavramıyla tanışmış oldu. CHP’nin bilgi-belge deposu olan Tunceli Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’liler hakkında topladığı yolsuzluk belgelerini açıklamasıyla aylardır gündemin en başında yer ediniyordu. Geçtiğimiz aylarda AKP’nin eski Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’la teke tek canlı yayında tartışan Kılıçdaroğlu, bu kez de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile kapıştı. Geçtiğimiz düelloda olduğu gibi bu kez de Uğur Dündar yönetiminde bir araya gelen ikili, kozlarını paylaştı. Daha doğrusu Kılıçdaroğlu iddialarını ortaya attı, Melih Gökçek de sürekli olarak konuyu saptırıp suyu bulandırmaya çalıştı. İddialara cevap vermek yerine sürekli konuyu saptıran Gökçek bir ara Uğur Dündar’ı bile çileden çıkartarak Dündar’a “Sizinle bu programı yaptığıma pişman oldum” bile dedirtti.
Haftalar öncesinde ikili arasında başlayan karşılıklı iddialar, Melih Gökçek’in düello teklifini kabul etmesi sonucunda canlı yayında kozlarını paylaşma kararıyla neticelendi. Kılıçdaroğlu-Dengir Fırat tartışmasını da yöneten Uğur Dündar’ın da tartışmayı yönetmeyi kabul etmesiyle geçtiğimiz hafta ekrana çıkan iki siyasetçinin tartışmasından geriye bozulan sinirler dışında pek bir şey kalmadı. Kılıçdaroğlu’nun doğalgaz sayaçları konusundaki yolsuzluğu ile ilgili iddialara düello çıkışı ile cevap veren Gökçek, “Eğer kaçarsa ki kaçacağını tahmin ediyorum, arkasından bütün Türkiye’deki bilboardlarda kendisinin yalancı ve iftiracı bir sahte kahraman olduğunu açıkça bütün vatandaşlarıma ilan edeceğim” diye meydan okumuştu.
Düello yaklaşırken CHP’liler Kılıçdaroğlu’nun belgelerine, AKP’liler ise Gökçek’in cazgırlığına güveniyorlardı. Her iki taraf da beklentileri boşa çıkarmadı. Kılıçdaroğlu, Melih Gökçek’in doğalgaz sayaçlarından milyonlarca Euro’luk yolsuzluk yaptığını elindeki belgelerle ortaya koymaya çalışırken Melih Gökçek de sürekli konuyu değiştirerek kah ipe un serme kah en iyi savunma karşı saldırıdır taktiğini kullanarak laf kalabalığı ile durumu kurtarmaya çalıştı. Düellodan kesin sonuç çıkmamakla birlikte Melih Gökçek’in agresif tavırlarının olumsuz bulunduğu söylenebilir.
Düelloya günler kala taraflardan hangisinin ağır basacağı tartışmaları başlamıştı bile. Bir tarafta elindeki belgelere güvenen ve Dengir Fırat karşısında da başarılı bir performans gösterdiği belirtilen Kemal Kılıçdaroğlu vardı. Diğer tarafta ise edepsiz bir laf cambazı olan Melih Gökçek. Daha önce Kılıçdaroğlu ile karşı karşıya gelen Dengir Mir Mehmet Fırat, düello ile ilgili görüşü sorulduğunda ilginç bir yorum yaparak belki de düelloyu bile gölgede bıraktı. Bütçe görüşmeleri için Meclis’e gelen Fırat, gazetecilerin düello ile ilgili sorusu üzerine, “Valla Melih Bey daha şıllıktır” cümlesini sarfediyor. Daha sonra yaptığı gafın farkına varan Fırat, gazetecilerden bunu yazmamalarını istiyor. Ancak yine de sözlerinin ne anlama geldiğini izah etmeye çalışan Fırat, “Kemal Kılıçdaroğlu Melih’le baş edemez. Melih PKK’dan girer, genelevden çıkar…” diyerek kaş yaparken göz çıkarmış oldu. Biz de böylece Melih Gökçek’in bir özelliğini daha öğrenmiş olduk.
|
Ne oldum delisi olmak

Günay, Vali Vekilini fırçalarken. |
|
Türkçe gerçekten ilginç bir dil. Bazen uzun cümlelerle anlatmak zorunda kalacağımız şeyleri bir atasözü veya bir deyim aracılığıyla birkaç sözcükle ifade edebiliriz. İşte bu deyimlerden birisi de “ne oldum delisi olmak” deyimidir. Öncelikle deyimin anlamını açıklayalım. Ne oldum delisi olmak, beklemediği bir duruma yükselip şımarmak, ölçüsüz hareketler yapmak anlamında kullanılan bir deyimdir. Şimdi bu Türkçe dersi de nereden çıktı diyeceksiniz. Bayramda haberleri izlerken gördüğüm bir olay aklıma bu deyimi getirdi. Habere konu olan kişi, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay. Gezi ve incelemelerde bulunmak üzere memleketi Ordu’ya giden bakan Günay, il sınırında karşılanmadığı için vali vekilini fırçalıyor. Şehrin girişinde vali vekili Turhan Çuhadar tarafından karşılanan Bakan Günay ile vali vekili arasında şu diyaloglar yaşandı:
Bakan Günay: “Vali nerede?”
Vali vekili Turhan Çuhadar: “Valimiz yurt dışında sayın bakanım”
Bakan Günay:”Nerede?”
Çuhadar: “Bilemiyorum efendim”
Bakan Günay: “Ne demek bilemiyorum. Valinin nerede olduğunu bilmiyor musun?”
Çuhadar: “Yurtdışına gitti efendim kardeşinin yanına”
Bakan Günay: “Yazılı bilgi istiyorum valinin nerede olduğuyla ilgili. Size mi vekalet verdiler”
Çuhadar: “Ben yurtdışındaydım efendim. Bende vali vekilinden vekalet aldım”
Bakan Günay: “Kimdi vali vekili?
Çuhadar: “Adem Yılmaz. O da izine ayrıldı”
Bakan Günay: “Siz üçüncü vekilsiniz. Yani birisine vekalet bıraktı. O da başkasına vekalet bıraktı öylemi. Ben saat 11’den bu yana bu ildeyim. Hiçbirinizden haberim yok. 60 ilde ben böyle bir şey görmedim”
Çuhadar: “Ben vekil arkadaşımla konuştum. Valilik önünde karşılayacaktık”
Bakan Günay: “Bir bakan bir ile girdiğinde ya Vali ya da vali yardımcısı karşılar. Bana valinin nerde olduğuyla ilgili yazılı bilgi vereceksiniz.”
Vali vekilini bu sözlerle sert bir şekilde azarlayan Ertuğrul Günay, vali vekilinin cevabını beklemeden makam aracına binerek uzaklaştı. Vali vekili Turhan Çuhadar, bu olaydan sonra ertesi günkü törenlerde Bakan Günay ve Enerji Bakanı Hilmi Güler tarafından Protokol dışı bırakıldı. Ordu’dan sonra Giresun’a geçen Bakan Günay, burada yetkili makamlar tarafından kentin girişinde karşılanınca etrafına gülücükler dağıttı.
|
Atatürk’ün Meclisi ve Tayyip’in Meclisi arasındaki fark
Kriz ve teğet kelimeleri Tayyip sayesinde birbirinden ayrılmaz hale geldi, hamdolsun. Biliyorsunuz kriz lafları ilk ortaya atıldığında Tayyip Efendi “hamdolsun kriz bizi teğet geçecek” deyip yüreğimize su serpmişti. Gel zaman git zaman krizin etkileri Türkiye’de iyiden iyiye hissedilirken Tayyip teğetin ne demek olduğunu bize öğretti. Meğersem teğet geçmek dediğimiz şey, teğet geçen şeyin bize hafiften dokunup geçmesiymiş. Biz gerçi bunun böyle olduğunu biliyorduk o nedenle Tayyip’in bu geri dönüşü bizi şaşırtmadı. Artık Tayyip’in teğet konusundaki çark edişi dalga konusu haline gelmiş durumda.
Dalga konusunu bir tarafa bırakıp esas meselemize gelelim. Geçtiğimiz günlerde medyada yer alan bir habere göre TBMM Başkanlığı, Başkanvekilleri, TBMM Komisyon Başkanları ve Meclis İdare Amirleri için lüks makam arabaları alınmasına karar vermiş.
Buna göre 3 yaşını dolduran 54 makam aracı değiştirilerek yenilenecek. Bu yenileme işlemi, TBMM İdare Amiri ve AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu’nun önerisi ile gündeme alınmıştı. TBMM Başkanvekilleri, İdare Amirleri ve Grup Başkanvekillerine Audi marka araçlar tahsis edilirken; TBMM Komisyon Başkanları da Passat marka araç kullanacaklar. Bu makam araçlarını yenileme işi ise araçlar henüz 5 yılı doldurmadığı için satın alma şeklinde değil de kiralama yöntemiyle gerçekleştirilecek. Bu yenileme işlemiyle birlikte DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın da altına Audi marka araba çekilmiş olacak. Çünkü kendileri TBMM İdare Amiri olarak görev yapmaktalar. Sırrı Sakık daha önce kendisine tahsis edilen Peugeot 407 marka makam aracı ile DTP’lilerin ortalığı yakıp yıktığı eylemlerde arz-ı endam ediyordu. Artık Audi A8 ile gider.
Bu arada TBMM’nin 2009 bütçesi de belirlendi. Buna göre 2009 bütçesi geçtiğimiz yıla göre yüzde 5.3 artırılarak 441 milyon 482 bin YTL olarak belirlendi. 2010 yılı bütçesi 504 milyon 160 bin YTL; 2011 yılı bütçesi ise 490 milyon 289 bin YTL olarak öngörülmüş.
Hazır söz kriz ve Meclisten açılmışken Atatürk döneminden bir kriz ve Meclis anekdotu hatırlatarak bitirelim. Yıl 1929’dur ve dünya büyük bir ekonomik krizle çalkalanmaktadır. Kriz doğal olarak Türkiye’yi de etkilemiştir. Çeşitli önlemler ve tasarruf tedbirleri alan Cumhuriyet hükümeti bu tasarrufu TBMM’den başlatır. Nasıl mı? Atatürk, TBMM’deki milletvekillerine bir mesaj yayınlar ve onlara şöyle bir teklifte bulunur: “Ortalık çok pahalı, millet sıkıntı içinde. Eğer vekillerimiz de uygun görürlerse maaşlarından bir miktar indirim yapalım. Bu, hem memlekete bir moral getirir hem Meclis’e olan inancı ve güveni artırır.” Bunun üzerine milletvekilleri oybirliğiyle karar alarak 500 lira olan maaşlarını 250 liraya indirirler. Bu olayı Ankara Milletvekili Rıfat Araz’ın kızı Nezihe Araz, “Mustafa Kemal’in Ankara’sı” kitabında ayrıntılı olarak anlatmıştır. İnsan sormadan edemiyor; nerede Atatürk’ün Meclisi, nerede Tayyip’in Meclisi?
|
|