| Tuğrul Çelik |
Papazı bulmak Acaba Bush onu da Saddam’a yaptığı gibi, o dönem gazetelerde tam sayfa yayınlanan bir iskambil destesinin kağıtlarından birisinin yerine koyacak mı? Suç sabit ne de olsa: Batılı olmamak ve antiemperyalist olmak... O zaman, o malum destenin mutlaka kağıtlardan birisi; hatta “as”lardan biri bile olabilirsin. Gerek “bir numara”, yani “as” gerekse destenin herhangi bir kağıdı olmak tarihsel bir gerçeklik olagelmiştir Batılının gözünde. Batılının kendisi için talep ettiği özgürlüğün siyasi söylemi olan liberalizmin, kapitalizme/emperyalizme dönüşmüş şeklinin tüm teorisi de bunun üzerinde yükselmiştir. Batılı kendi modern kimliğinden oldukça uzakta olan bu modernize olamamış (ki onlar “bilimsel” olarak pre-modern diyor) milletleri açıklarken de kendine göre “as”lar, “tek adam”lar, belirliyor ve bu milletlerin “as” diktatörlüğünce yönetildikleri “bilimselliğini” ortaya koyuyor. Derken ikinci bir gerçek daha ortaya çıkıyor: “Modern” olamayan bu milletlerin, “demokrasi”den de yoksun olmaları. Peki çaresi? Çok basit, “benim gibi ol” diyor Batılı: Benim kavramlarımla düşün ve konuş. İşe kağıt oynamakla başlayalım diyor ve kendisiyle diğerini ayıran tarihsel kastın kalın çizgisi üzerinde kağıt oynamaya çağırıyor. Cebinden bir deste çıkarıyor ve oyun başlıyor… Batılının hileli masasına oturulduğu anda artık çekilen her kağıt yanlış çıkıyor. “Birey”sel kazanç için devamsa, bir kağıt daha... Kapitalizme teslimiyet... Bir kağıt daha... Batılı kazanıp, gelişirken karşısındakinin “azgelişmişliği”ni geliştiriyor. Batılının özelliklerini yavaş yavaş almaya başlayınca, ona bağlılık da artıyor. “Birey” olma belirtisi toplumsallığın bir parçası olma karşısında gururu öne çıkartırken, kapitalizm karşısında aynı gururu yerle bir ediyor. Gelişim ve tahribat arası bu tezatlık, merkez ve çevreyi doğuruyor böylece. Merkezden emir alan bir çevre, artık kapılarını sonuna kadar açmış bekliyor. Bir kağıt daha çekiliyor... “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” felsefesi yalnız ekonomide değil, akıllarda da etkili olmaya başlıyor. Her türlü komplo ve yönlendirmeye maruz kalındığı bir dönem içinden geçilirken sıra “as”lara geliyor. Kağıtların içinde en büyüğüne sıra gelince Batılı “artık ondan da kurtulmanın zamanı geldi” diyor. Kendisine benzemek için, şimdiye kadar kişiliğinde kimliğini bulduğu “tek adam”dan ve onun düşüncesinden de kurtulmayı şart koşuyor. Bu işin sancısız geçmesi için de her yolu kullanıyor. “Tek adam”, “yalnız adam”a dönüştürülmüş şekliyle millete izlettiriliyor ve onun aslında sıradan biri olduğu, tartışılabilir olduğu, hele hele yaptıklarının ve bıraktıklarının da kişiselliğinin bir sonucu olduğu için terk edilebilir olduğu propagandası yapılıyor. Tüm kağıtlar çekilip bitince bir bakıyoruz geriye son dört kağıt kalmış: Çekiyorsun, papaz! Kağıtları karıp bir kere daha çekiyoruz: Gene papaz. Papaz bulunmuş oluyor! Artık geride ne bir millet kalmış, ne bir vatan, ne de bir kurtulma ümidi. Bu oyunu reddetmeye kararlı ve her şeye rağmen “hayır” diyebilecekler çıkıyor elbette. Birey olmaya, kapitalizme ve “tek adam”dan vazgeçmeye direnenlere de farklı bir oyun oynanıyor. Kapitalizme karşı olanlar mı var? Tamam işte reçetesi: En “bilimsel”inden bir sosyalizm. Ama malum, kağıtlar simetrik. Papaz iskambil kağıdını ters çevirince karşına çıkan gene papaz! O halde içinden çıkılmaz bu oyunu kabul etmemek kadar, oyunu bozacak doğruları kullanmak da önemli. Şüphesiz ki Batının zemininde kalındıkça her tür yöntem kaybettirecektir. O yüzden dayatılan modern siyasetmiş, diplomasiymiş, demokratik çözümlermiş bir kenara bırakılmalı. Uyum ya da kopuş da bunun sınama noktası olacak. Örgütlü mücadelenin sorumluluğunu reddedip, kapitalizmin emirlerini koşulsuz ve gönüllü yerine getirmek, önce izleyip sonra eleştireyim diyerek tescilli Atatürk düşmanı kaynaklardan beslenerek yapılan “Mustafa” belgeselini izleyip Atatürk’ü ve 6 Ok’u tartışmaya açmak, küçük burjuvalığı ve kendi içinde düzeni devam ettirmektir ve “uyum”a götürür. Bu uyum da daima papazı bulmaya. Tıpkı kendi köklerinden uzaklaşa uzaklaşa en sonunda tümden kopan CHP gibi. Uyumdan rahatsız oldukları da yok zaten. Baykal da “alışacaksınız” demedi mi? Uyumu değil de kopuşu seçmek de ancak Batının dayattıklarını toptan reddetmekle mümkün olacaktır. Dünyadaki mücadeleye proleter-burjuva olarak değil de ezen-ezilen çerçevesinde bakabildiğimiz zaman neredeyiz sorusuna doğru bir cevap verebiliriz. Kast piramidinde kendimizi tanımladığımız alanla siyasetimiz uyuşmak zorunda ki, bunun adı Ulusal Sol’dur ve bizim için Atatürkçülüktür. Kağıtları tekrar tekrar karmanın, oyunu devam ettirmenin ve tekrar tekrar papazı bulmanın anlamı yok!
|