15.12.2008/Sayı:215
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye İnan Kahramanoğlu

Kürt bölücülüğünün yol haritası

Kürt bölücülüğünün yol haritası

“PKK bitti” diyenler, nerdesiniz?

Son sınır ötesi kara ve hava operasyonlarının ardından “PKK’nın bitme noktasına geldiğini” ve “ABD’nin PKK’yı değil, Türkiye’yi tercih ettiğini” savunanların bugünlerde sesi kesilmiş gibi görünüyor.

Nasıl kesilmesin ki; Apo’nun İmralı’daki tutukluluğu ile ilgili son gelişmeler başta olmak üzere, son bir ay içinde yaşanan pek çok olay, PKK’nın yeni bir taktik ve strateji doğrultusunda atağa kalktığını gösteriyor. Üstelik, “bitti” denilen PKK sadece Türk devleti ile değil, bölgede kendisine rakip konumda bulunan AKP’yle bile restleşecek kadar ileri gidebileceğini de göstermiş durumda. “PKK’nın bittiği”nin en büyük göstergesi de herhalde bunlar olsa gerek!

O halde, hemen her konuda olduğu gibi PKK konusunda da çuvallamaktan kurtulamayan ulusalcı analizleri bir kenara bırakıp terörle mücadelede nereden nereye geldiğimizi ve PKK’nın neyi, nasıl yapmaya çalıştığını görmemiz gerekiyor.

Türkiye’nin terörle mücadeleyi yürüten başta Ordu olmak üzere devlet organları ile ulusalcı kesimlerin göremediği şey PKK terörünün ve Kürt bölücülüğünün tümüyle bir ABD operasyonu çerçevesinde ilerlediğidir.

Oysa Ordu dahil sözünü ettiğimiz tüm kesimler, çok uzun süredir “ABD ile işbirliği yaparak PKK’yı bitirmek” gibi ciddi bir yanılgı içindeydiler. Zaten son sınır ötesi operasyonlarda “ABD ile sıcak istihbarat paylaşımı” adı altında oynanan komedi de bu anlayışın bir sonucuydu. Eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt bile çıkıp “ABD koordinatları verecek, biz vuracağız” diyordu.

Ancak bugün görüyoruz ki Türk Ordusuna sıcak istihbarat sağlamayan ABD, bu sıcak istihbaratı Ordu düşmanı Taraf gazetesi gibi psikolojik savaş aygıtları ile paylaşmayı tercih etmiştir. PKK’nın Dağlıca ve Aktütün karakollarına yönelik saldırılarının uydu görüntülerinin -ki bu görüntüleri elde edebilecek uzay teknolojisi sadece ABD’de var- basına sızdırılması ABD’nin bu saldırıları adım adım takip ettiğini ama Türk Ordusunu bundan haberdar etmediğini açıkça gösteriyor.

Aslında bu da kimseyi şaşırtmamalı zira bu operasyonlar zaten ABD tarafından PKK ile birlikte tasarlanmakta ve ABD tarafından da adım adım izlenmektedir. Gafletin büyüğünü “ABD ile birlikte PKK’yı bitirme” sevdasına düşüp hayal dünyasında yaşamayı tercih edenler yapmaktadır.

Apo’nun teslim edilmesi: ABD operasyonu için milat

Bugün bu yanılgıların duvara tosladığı bir noktadayız. Ancak bu yanılgıların Türkiye’ye çok büyük bir fatura çıkarmak üzere olduğunu da üzülerek görmekteyiz. Hem AKP’nin Apo konusundaki “yeni açılımları”, hem de PKK’nın ülke içi ve ülke dışında dört koldan başlattığı saldırı yeni bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Elbette PKK’nın bu kadar organize ve bu kadar pervasızca hareket etmesinin sadece kendi inisiyatifi ile olduğunu düşünmek de saflık olur. Artık şunu açıkça tespit etmek gerek; ABD Kürt sorununda yeni bir dönem için düğmeye basmıştır.

Bu yeni dönem, uzun yıllardır süren ABD operasyonunun yeni bir aşamaya ulaştığını da göstermektedir. ABD planı, hızlanarak ve Türk devletini adım adım bu sürece ikna ederek ilerlemektedir. Aslında PKK’nın 12 Eylül’le birlikte güç kazanmaya başlaması ve bugün de Apo’nun asılmayıp beslenmesi, ABD-PKK işbirliğinin tarihçesini çok daha gerilere götürse de bugün gelinen noktayı biraz daha yakın bir tarihten, Apo’nun Türkiye’ye teslim edilmesinden başlatmak, son gelişmeleri açıklamak için çok daha yararlı olacaktır.

Bugün karşı karşıya kaldığımız ABD operasyonu için milat Apo’nun Türk devletine teslim edilmesidir.

ABD o dönemde Apo’yu teslim etmek zorunda kalmıştı, zira İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde Türk Ordusu Apo’yu barındıran Suriye’ye o dönemde ciddi bir ültimatom vermiş ve Apo’nun teslim edilmemesi halinde örtülü bir savaş tehdidinde bulunmuşlardı. Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulması ise açıkça “savaş nedeni” ilan edilmişti.

Türk Ordusunun terörle mücadeledeki kararlılığı ve sınır ötesi operasyonlarla bitme noktasına gelen PKK’nın Türk Ordusu’nun yapacağı böyle bir hamleden sonra toparlanamayacak hale gelmesi ise kaçınılmazdı. Bu noktada düğmeye basan ABD, Türkiye’nin Irak ve Suriye’ye müdahale etmesine engel olmak için Apo’yu paketleyip Türkiye’ye vermeyi tercih etti.

Aksi durumda Türkiye bölgede en etkin güç haline gelecek ve ABD ile ipler kopacaktı. Ancak ABD Apo’yu teslim ederken PKK açısından yeni bir dönemin de işaretini verdi: siyasallaşma. Böylelikle bir taşla iki kuş vurulmuş oldu. Hem Türkiye’nin ABD rotasından çıkıp Ortadoğu’da etkinlik kazanmasının önüne geçildi, hem de Türk devletine PKK’nın siyasallaşmasına göz yumması ve “Kürt sorununu demokratik yollarla çözülmesi” dayatılmış oldu. Türk devleti Apo’yu asmayarak aslında ABD’nin bu planını onaylamış oldu. ABD böylelikle, kaybetmenin eşiğindeyken durumu tümüyle kendi lehine çevirecek bir hamle ile kazanan taraf oldu.

Apo da Barzani gibi meşrulaştırılacak!

PKK’nın siyasallaştırılması operasyonunun en önemli ayağı AB süreci içinde Kürt bölücülüğünün “demokratik haklar” adı altında tüm taleplerini kabul ettirmesi şeklinde ortaya çıktı.

ABD tarafından da desteklenen bu sürecin dışında ülke içinde de PKK’nın meşrulaştırılmasını ve siyasal yaşama katılmasını sağlayacak açılımlara ihtiyaç vardı. AKP, PKK’nın Kürt-İslamcı ikizi olarak tam da bu sebeple iktidara taşındı. Bugün AKP’nin tüm uygulamalarının sonucu olarak Türk Ordusu başta olmak üzere tüm devlet kurumları bölücü talepleri kabul etme noktasına kadar geldiler. Bugün kürtçe bir televuzyon kanalının devlet eliyle yayına sokulması ve bunun sıradan bir gelişme olarak görülmesi bile kürt bölücülüğünün ne kadar yol aldığını gösteriyor. Bu da AKP iktidarının en büyük başarısıdır!

Elbette AKP’nin rolü bununla sınırlı değil. ABD’nin Irak operasyonu öncesinde bir savaş hükümetine olan ihtiyaç doğrultusunda, AKP birkaç aylık bir süreçte kuruldu ve hemen ardından da iktidara taşındı. Bugün AKP iktidarının gerek PKK gerekse kukla Kürt devleti konundaki kabullenici ve uzlaşmacı tavrı da AKP’nin bu misyonunu doğrulamaktadır.

AKP ile başlayan sürecin sonunda Türk devleti ve Türk Ordusu ilk kez kukla Kürt devletini ve Barzani’yi resmi muhatap olarak tanımıştır. Barzani’den sonra ise sıra Apo’nun muhatap konumuna getirilmesidir. Barzani’yi kabul etme noktasına gelen herkes çok yakın bir süreçte Apo’yu da kabullenecektir.

Aslında plan tümüyle aynıdır. K.Irak’ta yapılanlar şimdi de Türkiye’de uygulamaya konmaktadır. Kukla devletin meşrulaştırılması süreci aynı şekilde PKK için de işletilmektedir. Tayyip’in ağzından AKP iktidarı ilk kez “Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır” diyerek Kürt bölücülüğünün meşruluk kanallarını ardına kadar açtığında bu süreç de başlamış oldu. Elbette Türkiye’nin bir “Kürt sorunu”nun varolması bu sorunun çözülmesi gereğini de ortaya çıkarmaktaydı. Tayyip’in PKK’ya yönelik “masaya gel” çağrısı da bununsonucu olarak gerçekleşti.

Dolayısıyla altı yılı aşan bir AKP iktidarı dönemi PKK terörünün ve Kürt bölücülüğünün çok daha güçlendiği ve ayaklanma noktasına kadar geldiği bir dönem oldu.

AKP, ABD’ye o kadar bağımlı durumdaydı ki, bütün bu Kürtçü uygulamalarının en son noktada kendisini değil PKK’yı güçlendireceğini görmesine rağmen PKK’nın isteklerini yerine getirmekten de kaçınmadı.

Bugün Güneydoğu’da yaşanan yerel seçimlere yönelik AKP-DTP kavgası bunun bir göstergesi. DTP’nin Tayyip’in Diyarbakır gezisindeki protesto ve kepenk kapatma eylemleri ile verdiği mesaj “bölge”nin tek sahibinin-tabii Kürt sorununun da- PKK olduğudur. AKP Kürt sorununda bundan sonra ancak DTP’nin payandası olacaktır, bugüne kadar olduğu gibi.

AKP ve terörle mücadelenin sonu!

PKK’nın bu derece güçlenmesinin ve ayaklanma noktasına kadar gelmesinin en önemli sebebi ise kuşkusuz Türk devletinin terörle mücadeleden vazgeçmesidir. AKP iktidarı ile birlikte Türkiye neredeyse otuz yıldır sürdürdüğü terörle mücadele stratejisini tümüyle terketmiş durumda.

Burada önemli bir nokta; Türk Ordusunun terörle mücadele etme azminin kırılmış olmasıdır. Bugün gelinen noktada ise terörle mücadele ordunun elinden alınarak profesyonelleşme adı altında Emniyet’e teslim edilmeye çalışılıyor. Emniyet ve İçişleri Bakanlığı’ndaki Fethullahçı/Amerikancı/Kürt-İslamcı yapılanmanın buralardaki hakim konumu düşünüldüğünde önümüzdeki süreçte Türkiye’nin terörle mücadeleyi toptan bırakacağı ve terörle mücadele edecek birimlerinin de ABD’nin denetimine gireceği bir süreç hiç de uzak değil.

Ancak işin belki de en acı tarafı bugün Türk Ordusunun komuta kademesinin de AKP ve ABD’nin bu sözde terörle mücadele stratejisini kabullenmiş olmasıdır. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un göreve gelir gelmez yaptığı Diyarbakır ziyareti ve burada yaptığı açıklamalar Türk ordusunun “dağa çıkışları engellemek için ekonomik sorunları çözmek”, “silahlı değil, demokratik çözüm” gibi PKK kaynaklı çözüm önerilerini benimser bir noktaya gelmiş olduğunu gösteriyor.

PKK’nın Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere tüm ülkede düzenlediği Kürtçü gösteri ve provokasyonlar karşısında polisin ve diğer kolluk güçlerinin göstericilere hiçbir tepki göstermemesi, bayrak yakma, yasadışı pankart ve PKK flamalarının açılması gibi geçmişte büyük tepki uyandıran provokasyonlar karşısında bile bu sessizliğini bozmaması da gösteriyor ki ortada ciddi bir devlet aczi vardır ve bunlara resmen göz yumulmaktadır.

Polis kendisine taş ve molotof atan göstericilere dokunmamakta, korsan gösterilerde en önde yer alan çocuklara ise muz ve şeker dağıtmaktadır! Bu da terörle mücadele literatürüne Türkiye’nin bir katkısı olsa gerek!

Elbette bunun kişisel bir tercihten ziyade iktidar kaynaklı bir talimat sonucunda gerçekleştiği de ortada. AKP itleri salıp taşları bağlamıştır.

Bütün bunların gösterdiği gerçek ise çok daha acıdır: Bugün Türkiye’de terörle “anladığı dilden” mücadele etme anlayışını savunan bir devlet organı kalmamıştır.

Dahası önümüzdeki dönem için bunu yapmaya niyetli bir güç de bulunmamaktadır.

Böylesi bir durumda PKK niye güçlenmesin, niye meydan okumasın, niye ayaklanma provası yapmasın?

Sınır ötesi operasyon artık hayal!

Türk devletinin terörle mücadele stratejisinin önemli ayaklarından birisi olan sınır ötesi operasyonlarda da yolun sonuna gelinmiş durumda. Bugüne kadar yapılan sınır ötesi operasyonlarda ABD ile işbirliği stratejisi yüzünden sonuç almak bir yana çoğu zaman zararlı çıkıldığı dönemler bile oldu. Zaten son kara ve hava harekatlarının sadece PKK’nın siyasalaşma sürecini hızlandıracağını ve PKK’ya bir hayat öpücüğü olacağını daha önce TÜRKSOLU sayfalarında defalarca yazdık.

Ancak buna rağmen sınır ötesi operasyon kartı PKK ve ABD başta olmak üzere tüm Kürtçü çevrelerde hep bir tedirginlikle karşılandı. Zira Türk Ordusunun ABD’ye rağmen yapacağı ciddi bir sınır ötesi operasyonun tıpkı 1990’larda olduğu gibi PKK’ya büyük darbeler vuracağı bu çevrelerce çok iyi biliniyordu.

O nedenle Kürtçü çevreler son sınır ötesi operasyonlar da dahil olmak üzere bu tür bir müdahalenin gündeme geldiği her durumda açık bir karşı duruş sergileyip, “bu tür operasyonların sonuç alıcı olmayacağı”nı da ekleyerek ulusalcı kesimleri bile sınır ötesine karşıt bir çizgiye çekmeye çalıştılar.

Bugün gelinen nokta ise, çok ciddi bir gelişme olmazsa, Türkiye’nin bundan sonra bu sınır ötesi kartını tümüyle yitireceğini göstermektedir. ABD ve Irak’taki Barzani-Talabani yönetimi arasındaki son görüşmelerde Irak’ın toprak bütünlüğü bahane edilerek Türkiye’nin izinsiz bir sınır ötesi operasyona girişemeyeceği kararı alındı. Türk Ordusunun ve AKP iktidarının son dönemki tavırları da dikkate alındığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Sınır ötesi operasyon artık hayal!

PKK’nın yeni stratejisi

Bütün bu gelişmelerin gösterdiği gerçek, PKK’nın nihai hedefi olan Kürt devleti projesine adım adım yaklaştığıdır. Neredeyse otuz yıldır süren bir terör faaliyeti ve bununla birleşen bir siyasallaşma çalışmasının sonucunda PKK, bu hedefini gerçekleştirmek için son adımlarını atmaktadır.

Bugün PKK terörü ile birlikte milyonlarla ifade edilen ve kendisini Türk kimliğinden ayrı bir kimlik içinde tarif eden bir topluluk yaratılmıştır. Bu topluluk ülkenin her yerinde örgütlenmekte ve PKK’nın yönlendirmesi ile şehirlerde ayaklanma provası yapmaktadır. Sadece Nevruz gösterilerinde toplanan milyonluk kalabalıklar bile bu gerçeği görmek için yeterlidir.

Dolayısıyla PKK’nın ikili bir başarısından söz etmek gerekir; birincisi, PKK kendisini Kürt olarak ifade eden bir topluluk yaratmıştır, ikincisi, bu Kürt kimliğini ve topluluğunu Türklere ve Türk devletine de kabul ettirmiştir.

PKK’nın yeni dönem stratejisi ise bu Kürt nüfusun tümünü kendi etkisi altına almaktır. yerel seçimler öncesindeki iktidar kavgasını biraz da bu açıdan okumak gerekmektedir.

Bu süreçte önemli bir yayılma alanı da Aleviler olacaktır. PKK uzun yıllardır kimlik konusunda elde ettiği kazanımlara Alevileri de Kürtleştirerek bir yenisini eklemek üzeredir.

Bu ise Türkiye’de etnik bölücülüğün ve iç savaş riskinin çok daha derinleşmesi demektir.

PKK’nın yeni stratejisinin bir diğer ayağı ise dış güçlerin Kürt meselesinde taraf konumuna getirilmesidir. Bugün Avrupa kapılarında düzenlenen “Kürtlere soykırım yapıldığı” tezini işleyen toplantılarda Türk devleti “soykırımcı” olarak gösterilmektedir. Bunun bir adım sonra uluslararası kurumların, NATO ve BM başta olmak üzere bu “soykırım’ı engellemek için göreve çağrılması olacaktır. PKK sorunu çok yakın bir dönemde bir iç güvenlik sorunu olmaktan çıkıp tümüyle uluslararası bir sorun haline gelmek üzeredir.

PKK da zaten bu doğrultuda bir yandan ülke içinde bir ayaklanma faaliyeti örgütlerken, bir taraftan da bunun sonucunda çıkacak bir iç çatışmaya emperyalist güçlerin müdahale etmesinin alt yapısını oluşturmaktadır. PKK’nın istediği Kürt devleti de zaten ancak bu tür emperyalist müdahale ile kurulabilir. PKK da bunu çok iyi bilmektedir.

Elbette bütün bunlar PKK’nın planları ve ulaşmak istediği hedefleridir. Ama asıl önemlisi Türk devletinin ve Türk Milletinin bu planlar karşısında sessiz kalmasıdır. Bugün Türk devleti de Türk Milleti de Kürt isyancılığını adeta “arkası yarın” şeklinde bir dizi gibi yıllardır seyretmektedir. Ama karşımızda bir dizi film değil bölücü bir terör örgütü ve ayaklanma hazırlığı yapan bir etnik bölücü topluluk vardır. Devletin teslim olduğu bir süreç artık çok yakın ama, Türk Milleti bu sürece direnmek ve kendi vatanını ve varlığını korumak zorundadır. O nedenle bugüne kadar tepkisiz, vurdumduymaz, adamsendeci tavırlardan vazgeçmek Türk Milleti için bir varlık-yokluk sorunu haline gelmektedir.

Artık şehit cenazelerinde timsah gözyaşları dökmenin, evlere sembolik bayraklar asarak tepki göstermenin hiçbir anlamı kalmamıştır. Türk Milleti bu plana karşı topyekün bir direnişe geçmek zorundadır. Milleti uyanmadıkça ve kendi davasına sahip çıkmadıkça, Türkiye’nin gerçekten de bir “Kürt sorunu” olacaktır ve hiç şüpheniz olmasın birileri bu sorunu Türk varlığını yok ederek çözme niyetindedir!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı
ve e-posta adresinizi gönderin:

İsim: 
Soyisim:
Telefon:
( 0 )
Cep
( 0 )
 e-posta: 
  
Şehir:
    
İlçe