Yaşar Kemal mi öldü Türk devleti mi?

Abdullah Gül Yaşar Kemal’e madalya takarken. |
|
PKK destekçisi Yaşar Kemal, önceki hafta Abdullah Gül’den ödül aldı. Daha önce Türkiye Barışını Arıyor konferansında “Gerillanın adını terörist koyduk” diyerek PKK’lı teröristleri gerilla mertebesine yükselten Yaşar Kemal, epeydir Kürtlerin edebiyatçısı olarak anılıyordu. Önceki hafta ise mükafatını Kürtlerin Cumhurbaşkanından aldı.
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri, Çankaya Köşkü’nde düzenlenen törenle sahiplerin buldu. Ödüle, Yaşar Kemal’in dışında Turgut Cansever ve Alaeddin Yavaşça da layık görüldü.
Ödül töreninde konuşan Gül, Yaşar Kemal’i yere göğe sığdıramadı. Yaşar Kemal’in, Homeros’tan Dede Korkut’a, Kürt destanlarından Yunus Emre ve Karacaoğlan’a, Evliya Çelebi’den Sait Faik’e uzanan son derece zengin edebi gelenekleri kendi evrensel ve anıtsal eserlerine dönüştürdüğünü belirten Cumhurbaşkanı Gül, “Bunu, insancıl ve hakçı özünü hiçbir zaman yitirmeksizin başardı. İnsani ve kültürel değerler kadar tabiatın da tahrip edilmesine karşı duran çağdaş bir tavır sergiledi” diye konuştu.
Yaşar Kemal ise ödül töreninde yaptığı konuşmada ödülü almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. “82 yaşındayım. Ben bu yaşta böyle bir ödülü almaktan memnunum. Beni bu ödülle onurlandıranlara teşekkür ederim” diyen Yaşar Kemal, ne kadar ilerici (!) ve “solcu” bir yazar olduğunu da böylece kanıtlamış oldu.
Konuşmasının bir yerinde “Edebiyatım umurumda değil, namusum umurumda” diyor Yaşar Kemal. Hangi namustan bahsediyorsa? Türkiye’de 30 bin cana mal olmuş bir terör örgütüne övgüler dizmekle namus ne zaman bir araya gelmiş söyleyebilir mi acaba. Lafa gelince insanlıktan, barıştan başka kelime dökülmez bunların ağzından ama gel bir kere de PKK’yı kına dediğin zaman kaçmak için bin türlü bahane bulurlar. Bunlar Türk askerine silah bırak diyebilir ama PKK’ya böyle bir teklifte asla bulunamazlar. PKK yandaşlarının düzenlediği toplantılarda ahkam keserler, teröriste gerilla deyip onurlu bir kavramın için boşaltırlar, kalemlerini kültürel zenginlik adı altında etnik bölücülük için kullanmaktan çekinmezler. Sonra da başımıza muhalif, devletle kavgalı aydın olarak kakılırlar.
Biz de onların bir an önce devletle barışmalarını umar dururuz. Ama görüldüğü gibi büyük muhalif yazarımızın devletle bir sorunu yoktur. Çünkü bugün devlet muhalif yazarımızla aynı kafadaki kişiler tarafından ele geçirilmiştir. Muhalifimiz bir tek Türklükle kavgalıdır. Zaten elinden ödül aldığı kişiyle ortak paydası da budur.
Yaşar Kemal’in ödülü almayı kabul etmesinin ardından “Yaşar Kemal devletle barışıyor” şeklinde yorumlar yapılıyor. Böyle devlet olduktan sonra Yaşar Kemal devletle niye barışmasın ki?
Yaşar Kemal, Kürtçü Eşber Yağmurdereli 1997’de hapse atılınca “Ölünceye kadar Türk devletini bağışlamayacağım” şeklinde açıklama yapmıştı. Eğer şimdi bu ödülü alarak Türk devletini affettiyse, ya Yaşar Kemal öldü; ya da Türk Devleti.
|
Turgut Özakman, günaydın!
Can Dündar’ın Atatürk hakkında bir sürü ipe sapa gelmez iddialarla süslediği “Mustafa” belgeseli ile ilgili tartışmalar bitmek bilmiyor. Bu kez de “Şu Çılgın Türkler” kitabının yazarı Turgut Özakman topa girdi. Topa girmesine girdi, çok da sağlam girdi ama biraz geç kaldı.
Aslında kendisi ile ilgili bir mevzu olmasaydı Özakman sadece Atatürk için böyle bir kavgaya girişir miydi bilemiyorum.
Mustafa filmi gösterime girer girmez yoğun ve sert eleştiriler almıştı. İşte o sert eleştirilerin ilk başladığı günlerde Kanal D’de Mehmet Ali Birand’ın sunduğu 32. Gün programına katılan Turgut Özakman, film ile ilgili düşüncelerini belirtecekti ve Atatürkçüler de buna göre filme karşı tavır alacaklardı. Ancak Özakman’ın o programdaki performansı Atatürkçüleri pek tatmin etmemişti. Çünkü Özakman, bazı düzeltmeler yapıldığı taktirde filmin izlenmeye değer olduğunu belirtmişti. Film iyi niyetli bir çabaydı ve üzerinde biraz çalışılarak daha iyi bir hale gelebilirdi.
Programın yayınlanacağı 13 Kasım günü bir yazı yazan Can Dündar, programdan önce filmi Turgut Özakman ile birlikte izlediklerini anlattı. Turgut Özakman’ın filmi izledikçe bu kadar eleştiri almasına nasıl hayret ettiğini anlatıp durdu. Turgut Özakman’ın filme haksızlık edildiğini söylediği, filmin büyük emek ürünü olduğu, ancak bazı yerlerin düzeltilmesi gerektiği gibi bir sürü şey yazan Can Dündar böylelikle Turgut Özakman gibi bir referansa kavuşmuş oluyordu.
O günlerin üzerinden bir ay geçti ve çat! Cumhuriyet gazetesinde bir yazı dizisi: “Turgut Özakman ‘Mustafa’yı Cumhuriyete yazdı”. Hem de ne yazı dizisi. Mustafa filmini yerden yere vuran Özakman, Can Dündar’a da vermiş veriştirmiş.
Biz de görünce Allah Allah dedik ama pek de şaşırmadık. Turgut Özakman, Can’ın 13 Kasım tarihli yazısında anlatılanları kabul etmeyerek Can’a ne kadar kırıldığından girmiş. Sonrasında ise filmi yerden yere vurmaya başlamış.
Yok efendim filmin ana teması bile yokmuş, işte “Ölümsüz Atatürk” kitabından fazlaca etkilenilmiş (Bilgi Notu: Biz bu “ölümsüz Atatürk” meselesine bir ay önce değinmiştik. Bkz. Serap Yeşiltuna, “Beton Mustafa”dan “Ezik Mustafa’ya”, TÜRKSOLU sayı 210), film, yanlış, çarpıtma ve sulandırmadan ibaretmiş, daha neler neler.
Peki, Özakman’ın filme karşı birden bire bu kadar sert bir tavır takınmasının tek sebebi Can Dündar’ın bahsi geçen yazısındaki yalan yanlış anlatımlar mı? Özakman’a göre sadece o değil. Can Dündar’ın yazısının yayınlandığı sabah telefon ve mail yağmuruna tutulmuş, “Hoca sen de mi filmi beğendin” diye. Sonra o yazıyı okuyunca böyle bir işe girişmiş. İyi de o yazı yazılalı bir ay olmuş. Bir aydır neredeydin demezler mi adama? Sen Turgut Özakman olarak Mustafa filmi ile ilgili eleştiri yapacak olsan, Türkiye’de seni ekrana çıkarmayacak televizyon kanalı, sayfalarını açmayacak gazete yok. Neden bir ay bekledin?
Hadi onun cevabını da biz verelim. Çünkü Mustafa filmi hakkındaki olumlu rüzgar tersine döndü. Bir ay gibi kısa bir sürede Türk Milleti Can Dündar’ın ne mal olduğunu ve filminin beş para etmediğini anladı. Ve Turgut Özakman da süreçten faydalanmak namına şimdi Can’ı ve filmini yerden yere vuruyor.
Hem de film ilk çıktığı günlerde tam sayfa ilanlarının yayınlandığı Cumhuriyet gazetesinde!
|
“İmralı eşeği”ne “Türk atı”

İmralı’daki teröristbaşının cinsel hayatı AKP’lilere dert olmuş.
Biz AKP’nin bu girişimini
destekliyor ve kendisine bir eş gönderiyoruz. |
|
Cezaevlerindeki mahkumların durumlarının iyileştirilmesi tartışmaları bayramda da farklı bir minvalde devam etti. Hatırlayacağınız gibi bayram tatiline girmeden önce tartışmalar teröristbaşı Apo’nun yanına 5-6 mahkumun daha gönderilmesinde kalmıştı. Apo’yu yalnızlıktan kurtarmak için İmralı adası içinde ek binalar yaptıran AKP, Apo’yu sıradan bir mahkum durumuna indirgeyerek yavaş yavaş af için süreci hızlandırmıştı.
Yeni tartışmamız, daha doğrusu tartışmanın yeni boyutu ise İmralı’daki teröristbaşının cinsel ihtiyaçlarının karşılanması. Yanlış okumadınız, AKP’nin yeni derdi Apo’nun cinsel hayatı.
Mesele özetle şöyle; cezaevlerindeki mahkumlardan bazıları Adalet Bakanlığına başvurarak cinsel ihtiyaçlarının karşılanması yönünde iyileştirmeler yapılmasını istemişler. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de konu ile ilgili sorularla karşılaşınca iş iyice dallanıp budaklandı. Gazetecilerin bayramda yakaladığı Bakan Şahin, konu ile ilgili soruları tevbe estağfirullah çekip “çocuklar bu mübarek bir günde böyle soru olur mu?” diyerek atlatmaya çalıştı ama ısrarlı sorulardan kurtulamadı. Sonunda “Adalet Bakanlığı olarak bizim gündemimizde bu doğrultuda herhangi bir değişiklik düşüncesi yok. Ama ben bu tür talepleri ve istekleri anlayışla karşılıyorum” demek zorunda kaldı. Bir gazetecinin bir gazetecinin, terör örgütü ele başının böyle bir talebi olması halinde Adalet Bakanlığının tavrının ne olacağı yönündeki sorusu üzerine de, “Bir defa böyle bir talepte bulunması mümkün değil. Kendisi bekar” dedi.
Evlenip bu haktan yararlanmak istemesi üzerine izin verilip veirlmeyeceğiyle ilgili soruya ise “Böyle bir talep şu anda yok. Olursa gereken karar verilir.” dedi. Yani Apo evlenip “cezaevi koşullarında eşimle düzenli bir cinsel hayat yaşamak istiyorum” diye başvursa AKP’liler ciddi ciddi düşünecekler böyle bir şeye izin versek mi vermesek mi diye.
Bu arada mahkumların taleplerini Adalet Bakanlığına ileten Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül de konu ile ilgili sorulara muhatap oldu. Üskül, cezaevlerindeki tecavüz olaylarının önlenebileceğini belirterek taleplere yeşil ışık yaktı. Ancak Üskül’ün derdi de yer darlığı. Cezaevlerinin çok dolu olması ve bu iş için uygun mekan olmaması Üskül’ün en büyük derdi. Kendisine Apo konusu da sorulan Üskül, Apo’nun herhangi bir mahkumdan farkı olmadığını ve diğer mahkumlara ne uygulama yapılıyorsa Apo’ya da onun yapılacağını belirtti. Yani AKP’lilerin ellerinden gelse Apo’yu evlendirip İmralı’da gerdeğe sokacaklar.
|
Taraf’ın ABD’den dönemeyen yazarı
Günlük istihbarat bülteni Taraf’ı artık bilmeyeniniz kalmamıştır. İşte bu Taraf gazetesinin ikiyüzlü bir köşesi var. Bu köşeye ikiyüzlü dememizin sebebi şu; normal köşe yazılarında köşenin en üstünde yazarın isminin ve resminin yer aldığı bir bölüm vardır. Taraf gazetesindeki bahsettiğimiz köşede ise iki tane yarım yüz ve iki isim yer alıyor.
Köşenin sahipleri Önder Aytaç ve Emre Uslu (ya da tam adı ile Emrullah Uslu). İki yazarın tek ortak özellikleri aynı köşeyi yazmak değil. Bir diğer ortak özellikleri de her iki yazarın da polis kökenli olmaları. Ayrıca bu iki emniyet mensubunun ortak yazdıkları köşenin adı da “Apoletika”. Bu iki vatandaş genellikle de ordu hakkında eleştirel yazılar yazarlar. Köşelerinin isminin Apoletika olması da ayriyeten manidardır.
Her neyse. Bu iki köşe yazarından biri olan Emrullah Uslu’nun 8 yıldır ABD’de olduğu ve dönmezse emniyetten ihraç edileceği ortaya çıktı.
1999 yılında Polis Akademisinden mezun olarak göreve başlayan Emrullah Uslu, yüksek lisans için ABD’deki üniversitelere başvurmuş ve Utah’tan olumlu yanıt alınca emniyet de kendisine iki yıl “pasif görev izni” vermiş ve Emrullah da kapağı buraya atmış.
2001 yılı Ağustos ayında ABD’ye giden Uslu, burs süresi dolunca Türkiye’ye dönmemiş. Sebebi ise doktorlardan aldığı “Okyanus ötesine uçması sakıncalıdır” raporları. Fethullahçı olduğu iddia edilen Emrullah Uslu’nun da tıpkı Fethullah gibi sağlık sorunları nedeniyle ABD’den dönememesi ne kadar garip değil mi?
Ama Emrullah Uslu ile ilgili gariplik bir değil ki! Hatırlarsanız geçtiğimiz yıl Nokta isimli bir haftalık dergi yayınlanıyordu. Başında şimdi Taraf’ta köşe yazarlığı yapan bu dergi, özellikle Genelkurmay ile ilgili sansasyonel haberler yayınlayarak ün yapmıştı. En son (E) Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen darbe günlüklerini yayınladıktan sonra askeri savcılık tarafından hakkında soruşturma açılan ve polis baskınına uğrayan dergi kapanmıştı. İşte bu derginin ses getiren haberlerinden biri de Genelkurmay’a ait olduğunu iddia ettikleri Andıç belgesiydi. Medya mensuplarının fişlendiği belge, yapılan araştırmalara göre Utah/ABD’den servis edilmişti. Yani Emrullah’ın yüksek lisans yaptığı yerden. O dönemde konu kendisine sorulunca hiçbir ilgisi olmadığını söyleyen Uslu, Utah’taki hocası Hakan Yavuz’u ismini vermekle suçlamıştı.
Prof. Hakan Yavuz ise Utah Üniversitesi siyaset bilimi bölümünde öğretim üyesi olarak çalışıyor ve AKP milletvekili Edibe Sözen’in eski eşi. Konu ile ilgili iddialar hakkında konuşan Yavuz; “Emniyet tarafından Utah Universitesi’ne gönderilen Uslu, Kürt sorunu üzerinde çalıştı ve tez danışmanlığını yaptım. Utah’da birçok konuda rahatsızlık yarattı. Öğrenciyken Emniyet tarafından bir dizi soruşturmaya konu olduğunu duyunca iyice rahatsız oldum ve bir an evvel Türkiye’ye gitsin diye şartlı mezun ettim. Devletten maaş almasına rağmen sürekli o devlet ve o devletin ordusu hakkında yalan yanlış haberler yapan bir kişiyle aynı düşünmek zorunda değilim. Ne Türklüğümle, ne de Türk devletini bugüne kadar taşıyan TSK ile herhangi bir sorunum yok. Kendi kimlikleri ve devletle sorunu olanlar dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt hakkında kitapçık yazarak kendilerini tüm kurumlara tanıttılar” şeklinde konuştu.
Ayrıca hakkında asker kaçağı olduğu iddiaları ortaya atılan Emrullah Uslu’nun yurda döner dönmez asker ocağına alınacağı belirtiliyor. Emrullah Uslu ile ilgili gelişmeleri merakla izlenirken Taraf gazetesinin zavallılığı da iyice gün yüzüne çıkıyor.
|
CHP açılım manyağı oldu
Yaptığı çarşaf açılımıyla haftalardır gündemde ilk sırayı işgal eden Baykal ve CHP, açılım işine kendini fena halde kaptırmış durumda. Çarşaflılara rozet takarak partiye üye yapan Baykal Kemalizme ihanetten reddi mirasa doğru evrilirken CHP içinden de destek bulmuştu. Şimdilerde ise Baykal ve ekibi yeni açılımlar peşinde. Hemen akla gelen ilk açılım ise doğal olarak Kürt açılımı.
21 Aralık’ta Tüzük ve Program Kurultayı toplanacak olan CHP’de yeni açılımlar için çeşitli kesimler harekete geçti. Bu kesimlerden biri de CHP içerisindeki Kürtler. “Kürt sorununu ancak CHP çözebilir” şiarıyla yola çıkan CHP’nin Güneydoğulu delegeleri 3 Aralık tarihinde Genel Merkez’de yapılan toplantıya katılan CHP Diyarbakır İl Sekreteri Mahmut Şevketoğlu, Güneydoğulu delegelerin taleplerini bir bildiri şeklinde Genel Merkeze iletti.
“Kürt sorunu bir terör sorunu olmayıp, halkların entegre olamama sorunudur” cümlesinin yer aldığı bildiride talepler maddeler halinde şöyle sıralandı:
* Konuya Türkiyeliliğe ve Türkiye vatandaşlığına güçlü vurgular yapılarak girilmeli, Türkiye vatandaşlığı birincil anlamda öne çıkarılmalıdır.
* Kürtler ana dilini özgürce kullanabilmelidir.
* Zorunlu eğitim sonrasında isteyenler okullarda açılacak seçmeli dersler yoluyla veya özel dersaneler, kurslar gibi kurumlar kurarak özgürce öğrenebilmeleri ve öğretebilmelerine imkan tanınmalıdır.
* Değişik kültürel etkinliklerde bulunabilmeleri, kendi kültür ve folklorlarını öğrenme ve öğretmeleri için başta bölge üniversiteleri olmak üzere, üniversitelerde “Kürt Dili ve Edebiyatı” fakülteleri açılması, Kürt kültürünün geliştirilmesi ve yaşatılması için “Kürt Kültürünü Geliştirme ve Araştırma Enstitülerinin kurulması” gerekmektedir.
* Partimizin 1989 yılında açıklamış olduğu Kürt raporu ve sorunun çözümüne yönelik öngörüleri hayata geçirilememiştir. Partimizin önünde iktidar olma şansı artık çok yüksek olduğundan bu rapor, günümüz koşullarına uyarlanıp, yeniden değerlendirmeli ve çözüm önerilerini somut bir şekilde parti programında belirtmelidir. Baykal’ın “Etnik kimlik şereftir” tarzı açıklamalarından sonra bu talepler hafif bile kalır.
CHP’nin yerel seçimler yaklaşırken yaptığı bir diğer açılım da “Proletarya açılımı”. Bu da ne demeyin şimdi. Yerel seçimlerde işçi kesiminin oylarını almak için Baykal’ın yeni icadı. Yerel seçimlerde sendikaların desteğini alabilmek için DİSK ve KESK ile görüşen CHP, DİSK ile KESK’e öncelikli olarak “CHP’nin kazanacağı belediyelerde örgütlenme özgürlüğü” önerisi götürecekmiş.
Başta da dediğimiz gibi CHP bu açılım işine kendini fazlasıyla kaptırmış durumda. Umarız açıla açıla boğulmaz.
|
|