| Tuğrul Çelik |
Graham Fuller ve ılımlı İslam ABD’nin emperyalist stratejilerinde yaşanan değişim bir tek bu stratejilerin isimlerinde görülüyor. Bir dönem can düşmanı Sovyetler’e karşı Yeşil Kuşak Projesi gündemdeyken, Sovyetler’in yıkılışıyla birlikte, tüm bu stratejilerin ardında yatan “büyük proje”ye emin adımlarla yürüyebilmek için Ilımlı İslam projesi devreye sokuldu. Ortaya atılan bu yeni projenin mimarı da malum şahıs: Graham Fuller. 1982’de CIA’nın Yakındoğu ve Güney Asya ulusal istihbarat görevlisi olarak atanan ve 1986’da CIA’nın başkan yardımcılığına kadar yükselen ve bugünlerde de “eski CIA Ortadoğu İstasyon Şefi” olarak takdim edilen Fuller’i tanıyoruz aslında. Türk milliyetçiliğini ve Atatürk’ü ABD emperyalizminin önündeki en büyük engel olarak görüyordu. O dönem özellikle Türk Ordusu da bunların somuta indirgenmiş haliyle onun gözünde açıkça düşmandı. ABD’nin Türkiye’de kendine engel gördüğü bu karşıtlığı ise yerelde AKP yapacaktı. Ilımlı İslam tezlerinin kendisi tarafından ortaya atıldığı zamanlar, AKP’nin iktidara getirildiği dönemdi ve Ilımlı İslam tanımı da AKP için yapılmıştı. Bizzat Fuller’in tabiriyle “İslamcı ama liberal” bir parti olan AKP, iktidara geliyordu; daha doğrusu getiriliyordu. AKP’nin, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi için biçilmiş kaftan olma özelliği daha ilk günden ortadaydı: Ilımlı hilafet ve ABD’ye itaat. Eski CIA istasyon şefinin Türkiye üzerindeki çalışmaları, ABD’nin planı dahilinde bundan sonra da süreceğe benziyor. Graham Fuller, aynı zamanda bundan bir süre önce TÜRKSOLU’nda incelediğimiz bir kitabın yazarı. Yazarlık yeteneğini de konuşturan Fuller, “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitabında da bu yeni stratejiyi çaktırmama umuduyla, Ilımlı İslam’ı, AKP’yi ve Fethullah’ı öve öve bitiremiyor; bağımsız dış politikada ve Ortadoğu’da yükselen değer olarak Yeni Türkiye’yi anlatıyordu. Fuller hâlâ görevde! Eski toprak Fuller bugünlerde yeniden gündeme geldi. Fuller’le yapılan bir söyleşinin içeriği, Türkiye’de yaşanan son dönemle o kadar paralel ki, Fuller’in CIA’daki görevinden emekli olmaya niyetinin olmadığı ortaya çıkıyor. Tabi emperyalizmin de Türkiye üzerindeki emellerinden vazgeçmediğini de anlamış oluyoruz. Özellikle Kürtçülüğün bir ayrım noktasına gelmesi ve yolların ayrılması, AKP-DTP arası gerginlik ortamında Tayyip’in karşılaştığı protestolara verdiği cevaplarla birlikte su yüzüne çıkmıştı. Bu durum, AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ayrılan Dengir Mir Fırat’ın istifası ve yandaş medya ve Tayyip destekçisi liberallerin Tayyip’i “milliyetçi” olarak suçlamalarıyla da iyice netlik kazandı. İşte böyle bir ortamda Fuller’in söylemleri, süreci iyi analiz edenler açısından çok net cevaplar içeriyor. Bakalım neler demiş Fuller? 8 yıllık Bush döneminin sonunda Türkiye ile ABD’nin ortak çıkarlar konusunda ayrı düşüneceğini ortaya atıyor Fuller. Bunu da Bush dönemi ABD’nin, özellikle Ortadoğu’da, “teröre karşı” söylemiyle izlediği kavgacı ve olumsuz siyasete bağlıyor. Fuller’in verdiği cevabın, birkaç yıl önceki görüşleriyle çeliştiği sorulunca da Fuller ilginç bir cevap veriyor. “O, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’ydi ve bence bu proje bir felakete dönüştü. Çünkü bölgede yalnızca daha büyük bir istikrarsızlık ve özel olarak ABD’ye karşı daha büyük bir tepkiye yol açtı. Dolayısıyla ben Türkiye’nin bölgede bir Amerikan planı dahilinde rol üstlenmesi gerektiği görüşüne katılmıyorum. Samimiyetle söylemem gerekirse, bence Ortadoğu’da Amerikan planına dahil olmak Türkiye’nin ya da bölgedeki başka ülkelerin çıkarları açısından idam fermanını imzalaması anlamına gelir.” Bu Fuller’e ne oldu böyle diye düşünen olabilir. Eski CIA şefi “BOP idam fermanı” diyor. “BOP felakete dönüştü” diyor… İşte burada şuna dikkat etmek lazım: Fuller hâlâ görevde! Söyleşinin devamını okuyunca Fuller’in konuyu BOP’tan uzaklaştırır gibi yapıp, asılda yine tam göbeğine getirdiğini görüyoruz. Yazdığı “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabında kullandığı Türkiye’nin “bölgesel aktör” olma yolunu “Kürt sorunu”nun çözümüne bağlıyor. Fuller’in çözümü “mutlu bir Diyarbakır”dan geçiyor “Türkiye Kürt sorunu tarafından rehin alınmış durumda” diyen Fuller, Türkiye’de yaşanan asıl süreci en kısa ve en net şekilde ortaya koyuyor. Fuller’in kullandığı kelimeler de oldukça anlamlı. “Mutsuz bir Diyarbakır Türkiye’yi bölgede güçsüz hâle getirir” diyen Fuller, sorunun çözüm yolunu Kürtlere bağlıyor. Aksi halde sorunun çözümünün imkânsızlaşacağını ve bunun Türkiye’nin dış politikada da elini bağlayacağını vurguluyor. Fuller’in demek istediği, aslında AKP’nin yıllardır yaptığı Kürtçülüğe tavizden başka bir şey değil. Fuller, Iraklı Kürtlerle diyaloğa dikkat çekerek aslında Kürt devletinin tanınmasını söylüyor. Sorunun bu şekilde çözümünün Türkiye’nin Irak, Suriye ve İran’la da ilişkilerinde elini rahatlatacağını söylerken, aslında eli rahatlayacak olanın ABD ve Kürtler olacağı da ortada. Fuller’in deyimiyle; kendi “Kürt sorunu”nu çözen Türkiye’nin bölgede güçleneceği ve İran, Irak ve Suriye’nin kendi Kürt nüfuslarından korkacağı bir süreç yaşanacaktır. Bu sürecin de tek bir belirleyiciliği olacaktır: Kurulacak Büyük Kürdistan’ın sınırları. Sorunun çözümünü “mutlu bir Diyarbakır”a bağlayan Fuller, son dönem artan ayaklanma girişimleri sorulunca da kıvırıyor. Fuller’e göre bunu yaratanlar, Kürtler içindeki kimi sabırsızlar olmaktan çok sorunun çözülmesini istemeyen muhafazakârlarmış. “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabında PKK’ya terörist dediği tek yerde de PKK’dn “PKK laikçi terörizmi” diye bahseden Fuller, daha çok “isyankar eylemler” ve “şiddete dayanan isyan” tanımlamalarını kullanıyor. Bu sorunun çözüm yollarını ortaya koyan Fuller, sürecin kısa vadede çözüleceğini de düşünmüyor. Bir gecede halledilmez dediği meselenin çözümü için Türkiye’nin doğru yönde ilerlediğini belirten Fuller, Kuzey Irak’la görüşmeleri kastediyor. Yani kukla Kürt devletinin tanınmasını ki AKP eliyle yapılan d bu! Türkiye’nin sorunu anladığını belirten Fuller, aslında yaşanan süreçte gelinen aşamayı kastediyor ve ekliyor: “Türk Ordusu dahi, PKK üzerinde askeri baskının yanı sıra siyasi baskı yaratmanın önemini anlamış gibi görünüyor.” Barzani ile görüşmelerin MGK kararı sonucu yapıldığını daha önce de belirtmiştik. Türk Ordusu’nun dahi sürece teslim olduğunu Fuller de böyle belirtiyor. İç siyasette Kürtlerin kültürel haklarının verilmesine de değinmeden geçmiyor. Ancak bu açıklamaya bugün pek de gerek kalmadığını düşündüğünden olacak ki bir cümlede geçiştirivermiş Fuller. Fuller’in gör dediği Ilımlı İslam’ın mimarı durduk yere “BOP Türkiye’nin idam fermanı” demez. “BOP felakete dönüştü”nün altında yatanın ise yine BOP ve Büyük Kürdistan olacağı apaçık ortada. Tıpkı bugünlerde öne çıkarılan Ilımlı İslam balonunun ardındaki Büyük Kürdistan projesini görememek gibi bir zaafiyet yaratmanın bir başka yöntemini ortaya koyan yine Fuller oluyor. Yine bir ABD kaynaklı araştırma merkezince gelecek üzerine hazırlanan bir değerlendirmede, Türkiye için yapılan öngörü 2025 yılı Türkiye’sinde ılımlı İslam’ın hakim olacağı yönünde. Ama son gelişmelerle birlikte, Fuller efendinin açıklamaları bunun bir yalan olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Geçtiğimiz günlerde ABD-Irak arası imzalanan SOFA’yla birlikte “BOP artık bitti” gibi görüşlerin ne kadar gerçek dışı olduğu bir kere daha ortaya çıkıyor. Anlaşmayla birlikte Türkiye Barzani’den izin alma pozisyonuna getirilirken Kürt devleti de tanınmış oluyor. Hatırlanacağı üzere Fuller’in Yeni Türkiye Cumhuriyeti adlı kitabını Fethullahçı Timaş Yayınları çıkarmıştı. Daha önce değindiğimiz önemli bir gelişme olan Kürtçülüğün yol ayrımına varmasıyla birlikte, Fethullahçıların öze dönüşlerini izledik. Dün Fuller’in “yükselen değer” dediği Yeni Türkiye Cumhuriyeti tezlerini işlediği kitaplarını yayınlayan Fethullah, bugün Türkiye’nin mutlaka diyalog kurması gerektiğini söylediği Kuzey Irak’a üniversite açarken, gazetesi Zaman da hızla Kürtçüleşiyor. Zaman’daki kimi makalelerdeki “İslam kardeşliği Kürt sorununu çözer mi” sorusunun cevabı, Kürtçülükte varılan yol ayrımından dolayı “hayır” şeklinde veriliyor . “İslam milletinden yurttaşlar milletine” geçen Türkiye’de çözüm anayasal yurttaşlık temelinde aranıyor. Yani Apo’nun kavramlarında. Fuller’in gör dediği de bu işte: “Türkiye Kürt sorunu tarafından rehin alınmış durumda” ve sorunun Fullerce çözümü, Türkiye’nin çözülmesi demek!
|