| Kaya Ataberk |
Hem Türk değiller
Ermeniler’den “özür dileme” kampanyası Türk toplumu, son yıllarda sistematik bir şekilde psikolojik saldırılarla karşı karşıya bırakılıyor. Bu saldırıların siklet merkezi ise emperyalizm tarafından kuruluyor. Kapsamlı bir planın ürünü ve Türk Milletinin milli bilincinin önce törpülenmesini, ardından da tamamen ortadan kaldırılmasını hedefliyor. Özellikle AKP iktidarı ve ona bağlı görev yapan yandaş aydınlar bu planın ideolojik-pratik uygulayıcıları oldular. Kendilerini İkinci Cumhuriyetçi, liberal, “solcu” gibi farklı şekillerde tanımlayarak yola çıkan bu kesimlerin ortak özelliği ise emperyalizmin ve AKP’nin sözünden çıkmamaları oldu. Bu cephenin en ciddi kenetlendiği dönemse Hrant Dink’in öldrülmesiyle yaratılan provokasyon ortamıydı. Bu andan itibaren Türk Milletinin suçluluk psikolojisinin içine sürüklenmesinin ve manevi olarak teslim alınmasının hedeflendiği plan, bu “aydınlar çetesi” tarafından yürütüldü. Geçtiğimiz hafta bu ekip yeni bir saldırı cephesi açarak Türk Milletinin varlığının karşısına dikildi. Basında “özür dileme” kampanyası olarak bahsedilen bu saldırı; Ermenici aydın ekibinin yeni marifetiydi. Kampanyanın içeriği 1915’te olduğu iddia edilen sözde Ermeni soykırımı dolayısıyla Ermenilerden özür dilenmesiydi. Kampanya metninin bayramdan hemen sonra internette imzaya açılacağı açıklanıyordu. Sözkonusu metin ise şöyleydi: “1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin acılarını paylaşıyor ve onlardan özür diliyorum”. İlk bakışta son derece öznel ve kişisel ifadelerden oluşuyor gibi görünen metnin amacının bununla kısıtlı olmadığı anlaşılıyor. Planın sonraki adımında kampanyanın, Türk Milletinin tümü adına bir özüre dönüştürülmek istendiği açık. Böylece Türklerin atalarının işlediği günahlardan utanacağı ve Ermenilere karşı en azından bugün telafi edici hareketlerde bulunacağı hesaplanıyor! Bunun anlamı da Ermenilerin tüm taleplerinin kabulü ve tarihin Ermeniler lehine çarpıtılması olacak. Aslında kampanyayı tetikleyen isimlere biraz daha yakından baktığımızda bunun nasıl güdümlü bir provokasyon olduğu daha rahat anlaşılabiliyor. Ahmet İnsel gibi bir liberal “solcu” ve Ali Bayramoğlu gibi AKP’ye yakın bir isim beraberce kampanyanın sözcülüğünü yürütüyor. Bunun dışında tüm Ermenici çıkışların baş aktörü Baskın Oran ve Sorosçu Bilgi Üniversitesi’nin öğretim üyesi Cengiz Aktar’ın işin başında olması hiç de tesadüf gibi görünmüyor. AKP’den ÖDP’ye tüm Amerikancı kesimlerin ve Soros’un da işin içinde olduğu bir geniş programın son perdesini izliyoruz aslında. ABD emredecek, AKP destek verecek, ÖDP’liler “halkların kardeşliği” adına Ermeni kardeşlerine sarılacak ve geriye bir tek “katliamcı Türk” sanık sandalyesinde kalacaktır. Her şeyden önce bunun AKP’nin Türk karşıtı dış politikasının bir parçası olduğunu görmeliyiz... Gül’ün Ermenistan gezisinden bugüne... AKP’nin iktidara geldiği günden beri dış politika adına ne yaptığını bir düşünelim. Aslında bunun tam anlamıyla Türk devletinin 80 yıllık birikiminin ve değişmezlerinin alt üst edilmesi olduğu açıktır. AKP, Cumhuriyet’in bir politikasıyla daha hesaplaşmaktadır. Bu durum ilk başta Kıbrıs’ta ortaya çıkmıştı ve ardından Kürt devleti-Kuzey Irak meselesiyle devam etmişti. Diğer taraftan Ermeni meselesinde de AKP’nin vereceği zarar daha ilk zamanlardan beri ortadaydı. “Hepimiz Ermeniyiz” yürüyüşleri düzenlenirken AKP, buna karşı çıkanları suçluyordu. Ancak AKP’liler, esas Ermeni yanlısı adımları atmaya daha sonra, ikinci kez iktidara gelişleri ve Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtirmeleriyle beraber başladılar. Türkiye’nin Ermenistan’la sorunları, Ermenistan’ın kuruluşundan daha öncesine kadar geriye götürülebilir. Ermenistan’ın, Türkiye ve Azerbaycan’dan toprak talepleri ile kendi topraklarında uyguladığı etnik temizlik bu işin sadece bir boyutudur. 1992 yılına gelindiğinde SSCB’nin dağılmasıyla beraber Ermenistan, Azerbaycan’a saldırdı ve bu ülkenin üçte birini işgal etti. Şu anda da bu işgal devam ediyor. Bu durumun ortaya çıkışı dolayısıyla da Türkiye’nin, Ermenistan’la herhangi bir diplomatik ilişkisi bulunmuyordu. Bunun yanısıra Türkiye Ermenistan’la sınırlarını açmıyor ve bu yayılmacı, faşist devlete karşı bir tecrit politikası izliyordu. Bu tecritte açılan ilk gedik bilindiği gibi bizzat Abdullah Gül’ün eseri oldu. Gül’ün maç izleme bahanesiyle Ermenistan’a gitmesi, Türk devletinin yıllardır uyguladığı temel Ermenistan politikasının bir kalemde, fiilen geçersiz kılınması anlamına gelmişti. Böylece Ermenistan’ın toprak talepleri de, sürdürdüğü işgal de meşruiyet kazanmış oluyordu. AKP’nin ilk eseri bu oldu. Ardından AKP’nin Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın inisiyatifinde Ermeni bakanıyla görüşülmesi ve Azerbaycan’ın da Ermenilerle masaya oturtulması işin ikinci adımı oldu. Böylelikle Azerbaycan da ABD’ye yanaşmak adına Ermenilerin işgalini kabullenmiş oldu. Bunda Rusya’nın Gürcistan saldırısıyla beraber yeniden Kafkasya’da güç göstermesinin de etkisi olmuştu. Ancak kazanan Ermenistan’dan başkası olmadı. Böylelikle AKP’nin tüm cephelerde uyguladığı Türk karşıtı politika, Kafkaslar’da da bu sonuçlara ulaştı. Güçlenen ve isteklerini, yarattığı fiili durumu kabul ettiren bir Ermenistan ile zayıflayan Türkiye AKP’nin eseri oldu. Bugün başlatılan “özür” kampanyasının bu politikanın bir devamı olduğu açık. Bu organik bağı kampanyacılardan Baskın Oran bizzat kendisi de dile getiriyor: “Özür dilerim sözünden de anlaşılabileceği gibi bizler tamamen vicdanlardaki kişisel huzursuzluğu dile getirdik. Bu özür dilemeyle birlikte Ermeni dış politikasına dair yürütülen normalleşme çalışmalarının birleşeceği umudunu taşıyoruz”. Yani oyunu açık oynuyorlar. AKP politikada vuruyor, militan Ermeniciler de ona böyle destek oluyor. ABD-AB planı: Türkleri soykırımcı ilan etmek Özür meselesine gelince bunun hiç de Baskın Oran’ın iddia ettiği gibi vicdani ve bireysel olmadığı çok açık. İlk önce bir grup “duyarlı aydın”ın özürüyle başlayacak olan süreç, ardından devlet düzeyinde bir özür dilemeye geçilmesinin basamağı olarak kullanılacak. Devlete de özür dilettirildikten sonra artık emperyalistlerin Türk Milletine yapıştırmak istedikleri “soykırımcı Türk” suçlaması bizzat Türk devleti tarafından tescillenmiş olacak. Kampanyanın destekçilerinden ve Soros’un yeni parlayan yıldızlarından Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Ferhat Kentel de bunu belirityordu Vatan gazetesine verdiği söyleşide: “Ermenilerden özür dilemek aydınlardan önce devletin işi”. Özür dileyen devlet bir kavgadan sonra özür dileyen birey gibi davranamaz. Özürün belli yaptırımları olur. Bir adım sonrasında soykırıma uğradığını iddia eden ailelerden başlayarak, Ermeni devletine tazminat ödemeleri gelecektir. Ancak bu da yeterli olmaz. Ermeniler madem ki haklıdır öyleyse kaybettikleri topraklara da geri dönmelidirler. Bu aşama artık Türk devletinin Ermenistan lehine toprak kaybettiği aşama olacaktır. Nasıl hayal gibi mi geliyor? Herhalde bir beş sene önce de Türkiye’de bu kadar açık Ermenicilik yapılması uçuk bir paranoya gibi gelirdi ama süreç böyle işliyor. Diğer taraftan da soykırımcı Türkiye kampanyası sadece bunlarla da sınırlı değil. Gene geçtiğimiz haftalarda ortaya atılan “Dersim soykırımı” iddiaları da önümüzdeki süreçte yeniden karşımıza gelecek. Gene Kentel’in ifadeleriyle: “Çok var! İstiklal mahkemeleri var, Kıbrıs meselesi var, Varlık vergileri var...”. Kentel, herhalde ayıp olmasın diye Maraş ve Sivas olaylarını da anmış. Ama hatırlatmamız gerekir ki buralarda katledilenler Türk ve solcuydu. Emperyalist Avrupa, Ermenilere ya da Kürtlere aslında hiç yapılmamış olan katliamın hesabını sorar, İstiklal Mahkemesinde ceza alan gericiyi korur ama Türk’e ve sola yapılan gerçek katliamların adını bile anmaz. Tabi Kentel’in taktik bir çıkışla Sivas ve Maraş’a değindiği açıktır ama bu çıkıştan etkilenebilecek solcularımızı da en baştan uyaralım. Bakın; İngiliz Avam Kamarası geçtiğimiz günlerde bir soykırım semineri düzenledi. Katılımcı olarak da Ermeni ve Kürtlerden oluşan bir Taşnak-Hoybun ekibini çağırdı. Bunlar sadece geçmişte soykırıma uğramadıklarını, bugün de kültürel soykırıma uğradıklarını saatlerce anlattılar. Bir düşünelim acaba hangi Avrupa ülkesinin parlamentosu 12 Eylül’ü tartıştı bugüne kadar? Cevap kocaman bir hiç! Emperyalizm ancak yalanları gündemine alır, gerçekler ise onun örgütlediği faşizmlerdir ve üstü her zaman örtülür... 1915, öncesi ve sonrası Peki ya Ermeni faşizmi? 1915’e gelen kadar Batılıların ve Rus Çarlığının örgütlediği ırkçı Ermeni çetelerinin yaptığı Türk katliamını bugün ne emperyalistler ne de onların özürcü aydınları hatırlar. Osmanlı’nın Balkanlardan ve Kafkasya’dan çekildiği dönem boyunca emperyalist destekli unsurların yaptığı katliamlar ve etnik temizlik tarihsel gerçeklikler olmasına rağmen bugün bir kenara atılmış ve sümen altı edilmiştir. Esas özür dilenmesi gereken varsa bugün Türkiye’de yaşayan Balkan, Kafkas ve Kırım göçmeni Türklerdir. Bugün Ermeniler kendi devletlerine sahiptir ve sağa sola saldırmak lüksünü bile bulmaktadırlar. Ama bu Türklerin babalarının, dedelerinin doğduğu yerlere turist olarak gitme şansı bile çoğu zaman yoktur. Bundan daha iyi bir etnik temizlik örneği olabilir mi? Türklere uygulanan bu zulüm ancak İnka ve Aztek halklarına İspanyolların reva gördüğü katliamla karşılaştırılabilir. Onlar da kitleler halinde canlarından ve vatanlarından edilmişlerdir. Buna rağmen bakın Ferhat Kentel hala “Türkiye’de 1 milyon Ermeni vardı, bugün 60 bin var” diyor. Bugün 1915 tehcirine rağmen halen Türkiye’de çalışan kaçak Ermeni işçileri de sayarsanız verilen rakamın iki katı kadar Ermeni rahat rahat yaşıyor, çalışıyor ve örgütlenebiliyor. Ancak yıllar önce Azeri Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bugünkü Ermenistan topraklarında neredeyse hiç Türk bulunmuyor. Bırakın Türk’ü Ermeni dışında kimse yaşamıyor ve Ermenistan dünyanın en homojen nüfusa sahip devleti sayılıyor. Diğer taraftan bundan sadece 15 yıl önce Hocalı’da bir gecede katledilen 600 Türk’ün hesabı da Ermenistan’dan sorulmuş değil ve bu sadece tek bir örnek. Varın siz düşünün özür talep etmesi gerekenler Ermeniler mi yoksa biz miyiz? MHP ve Ermeniler Sağcı siyaset her zaman emperyalistlerin planlarıyla uzlaşır. Bugün karşı çıktığı şeylere ya yarın tamam diyecektir ya da zaten dünden kabul etmiştir. Bu durumun önemli örneklerinden biri de MHP ile Ermenilerin ilişkileriyle ilgili olarak ortaya çıkıyor. “Özür dileme” kampanyasını en çok eleştiren siyasi Devlet Bahçeli oldu. AKP’nin Kürt-İslamcı siyasetine meclise girer girmez teslim olan, DTP ile en sıcak ilişkileri geliştiren Bahçeli, Ermeni meselesinde bir anda kendisinden beklenmeyen bir çıkış yaptı ve kampanyayı eleştirdi. Kampanyayı düzenleyenleri de işbirlikçi mihraklar olarak adlandırdı. Ancak, MHP lideri bunu yaparak Ermeni dostlarını da üzmüş oldu. Taraf gazetesinin Ermeni yazarı Markar Eseyan hemen bu konunun üzerine eğildi ve Bahçeli’ye çok da hatırlamak istemeyeceği bazı şeyleri hatırlattı. Tabi biz TÜRKSOLU’nda defalarca MHP’nin Ermeniciliği üzerine yazıp çizdiğimiz için okurlarımıza yabancı gelmeyecektir ama gene de aktaralım: “Ne iyi olurdu değil mi Bahçeli bizi şaşırtsaydı, değil mi? Mesela Türkeş’in tam da 1993 yılında Karabağ savaşının en kanlı günlerinde Ermenistan Devlet Başkanı Petrosyan’la Pariste buluşması gibi... Türkeş, acaba Bahçeli’nin bu açıklamasında belirttiği gibi işbirlikçi bir iç mihrak mıydı?” Tabi ne Eseyan ne de Bahçeli, Türkeş için işbirlikçi diyebilir. Ancak bizim açımızdan her şey çok açık ve yoruma bile gerek yok. Aslında Türkeş, Bahçeli, Petrosyan, Eseyan ve diğerlerinin tümünün ortak ve birleştirci bir özelliği var ki o da katıksız Amerikancılık! Olayın ayrıntılarına gelince; gerçekten de savaşın en kanlı günlerinde, Hocalı gibi katliamlarda Ermeniler Türkleri keserken, Türkeş ve Petrosyan Paris’te görüşürler. Aslında Türk devletinin Ermenistan’a tavrını ezip geçmekte öncülük Gül’ün değil Türkeş’indir. Türkeş-Petrosyan ikilisi Türk-Ermeni sınırına üzerinde “1915 için üzgünüz” yazılı bir anıt dikmek için bile anlaşırlar ama başaramazlar. Ülkücü hareketin sevgili “Başbuğu”nun Ermenilerle arası işte bu kadar sıcaktır o yıllarda. E, ne yapalım Amerikancılık bu; adamı Bahçeli gibi DTP dostu da yapar, Türkeş gibi Ermeni dostu da... O yüzden Ermeniler de, Tarafçılar da üzülmesin yakında Bahçeli de onlarla anlaşacaktır. Hele bir ABD’den talimat gelsin de... Psikolojik savaşa direnelim Tüm bunların ötesinde bize yaşatılmak istenen senaryoya geri dönersek bunun en temel başarı noktasının bu psikolojik savaşı kaybetmemiz olacağını görmeliyiz. Bugün Ermenici kampanyayı düzenleyenler Atatürk’ün bile Ermeni soykırımını kabul ettiğine dair belgeler bulunduğunu iddia ediyorlar. Bu iddiaya temel olan belgelerin sahteliğinin yıllar önce yazarımız Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün kitaplarında kanıtlanmasının onlar için bir önemi yok. Çünkü faşizm dediğimiz rejim zaten gerçeklik zeminin dışında kurulur, yalanlar üzerinde yükselir. Faşizmin gerçekleri çarpıtma mekanizması önce muhalifleri üzerinde denediği bir taktik olarak ortaya çıkar. Muhalefetin tasfiyesinin ve sindirilmesinin ardından daha büyük hedeflere geçilecektir. AKP faşizminin Türk düşmanı, Kürt ırkçısı yapısı onun en temel karakterini oluşturuyor. Bu faşizmin ayakta kalabilmesi için Türk milli birliğinin ortadan kaldırılması gerekir. Bunun yolu da milletin kendine olan saygısının ve güveninin ortadan kaldırılmasından geçmektedir. Bu millet kendisinin soykırımcı olduğuna, atalarının vahşetine inandırılacak ve şuursuz bir yığına dönüştürülecektir. Planın en can alıcı noktası da zaten budur. Böylece haklılığın getirdiği psikolojik üstünlüğün ortadan kaldırılmasıyla ve toplumun ruhsuzlaştırılmasıyla Türk’e en önemli darbe indirilmek isteniyor. Bugün bir kısım ihanet “aydını”; olmayan bir soykırım için özür dileyebilir. Ya da AKP faşizminin yönettiği devlet tazminat ödemeye, Ermenistan’a toprak vermeye razı olabilir. Türkiye buna benzer ihanetleri 1919’da da gördü ama yenilmedi. Milletin gücü, ihanetin tahribatını onarabilir. Ancak bizim için daha da önemli olan cephe milli varlığı ve bilinci korumak için direndiğimiz noktadır. Emperyalizmin psikolojik yıpratma savaşına direnmek tüm direnişlerden daha önemlidir. Türk direnişini burada da güçlü tutmak için Türk’üm diyenleri göreve çağırıyoruz.
|