| Yunus Yılmaz |
Atatürk, Deniz, Che ve TÜRKSOLU
Sosyalistler milliyetçi olur 27.TÜYAP Kitap fuarında da TÜRKSOLU gazetesi olarak standımız, her zaman ki gibi kitapseverlerin, özellikle Deniz ve Che hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kişilerin ilgi odağı haline geldi. Tüm bu güzelliğe karşın bazı kendini bilmez, kendini solcu zannedenler, “Atatürk, Deniz ve Che’ yi nasıl yan yana getiriyorsunuz” dediler. Yine bir kısım araştırma ve okuma yoksunu cahil de, “Deniz’i Kemalist yaptınız ya…” gibisinden sözde serzenişte bulundu! Gerçi biz bu sözlü saldırıları daha önce “Hem solcu, hem milliyetçi” olunmaz gibisinden söylemlerde bulunup, sonrasında bazı devrimcilerin, milliyetçi olduklarını bizim yayınlarımızda öğrendiklerine de şahit olmuştuk. Tüm bunlara rağmen Deniz Gezmiş, 68 gençliği ve o günkü eylemci mücadeleleri milliyetçi değildi diyen bir kesim bugün hala mevcut. İşte tüm bu gerçekler devrimci bilinç ve devrimci tarihten yoksunluğun belirtisileridir aslında. Dünyadaki devrimci mücadelelere ve onların kurmuş olduğu sosyalist ülkelere bir bakın, tümünün emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı ulusal kurtuluş savaşı veren ülkeler olduğu görülecektir. Bu şu anlama gelmektedir: Emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı verilmeden sosyalizmin sağlam temellere oturtulması güçtür. Çünkü sosyalist hareketlerin özünde ulusallık, millilik, milliyetçilik vardır. Bu gerçeği yadsıyarak bir sosyalist hareketin devamını sağlayamazsınız. Asya’dan, Afrika’ya oradan Latin Amerika’ya bakın tüm bağımsızlık hareketlerin özünde hep milliyetçilik vardır. Latin Amerika devrimciliği Latin Amerika’daki durum ise biraz farklıdır. İspanyol sömürgeciliğine karşı, ilk milliyetçilik temelinde milli direniş Simon Bolivar tarafından gerçekleştirilmiştir. Latin Amerika’da Ulusal ve devrimci bir antiemperyalist mücadele ise, Emiliano Zapata tarafından verilmiştir. Bolivar ulusal çapta bir milliyetçilik yaptığı gibi emperyalizme karşı kıta çapında bir birleşme ile mücadele verilmesini de savunuyordu. Bolivar’ın bu düşüncesi, ondan sonra gelen tüm ulusal devrimcilere ilham kaynağı olmuştur.. Latin Amerika’da milliyetçilik temelinde ilk bağımsızlık mücadelesi, bu kıtanın yerli halkı olan Kızılderililer tarafından gerçekleştirilmiştir. Kızılderili’nin milliyetçi tavrı, sonrasında oluşan melez halka ve onun devrimci önderlerine de ilham kaynağı olmuş ve yine sonrasında melez bir ulusa dayanarak tüm kıtada devrimci mücadele verilmesine ortam sağlamıştır. Atatürk ve Che’yi nasıl yan yana getirdik! Bunu Küba devriminde de görmekteyiz. Che ne diyordu Fidel’e yazdığı veda mektubun son kısmında: “Ya vatan ya ölüm” diyordu. Oysa Marks’a göre, proletaryanın vatanı yoktur. Ama Che’nin vatanı varmış ve bu uğurda da ölürmüş. Bu söz, bize bildiğimiz başka bir sözü hatırlatıyor: “Ya istiklal ya ölüm” sözünü, yani Atatürk’ün sözünü. Şimdi anladınız mı Atatürk ile Che’yi niye yan yana getirdiğimizi! İşçinin vatanı olduğunu söyleyen biri daha vardır. Hem de Türkiye’de! Bu kişi Mehmet Ali Aybar’dır. 21.07.1968 tarihinde TİP Beşiktaş ilçe kongresinde Aybar, “Bütün dünya işçileri birleşiniz! Veya dünya işçileri birdir, demek yanlıştır. İşçilerin vatanı vardır ve çok şükür ki vardır ve biz böyle vatanı olan bir sosyalizm kuracağız” diyordu. Zaten Aybar, Türkiye’ye özgü sosyalizmden ilk bahsedenlerden biridir! Aybar, aslında burada her ülkenin kendine göre şartları olduğunu ve kendine özgü bir sosyalizminin olması gerektiğini anlatmıştır bir nevi! Ne tesadüf ki bunun bir benzerini de Che söylüyor: “Küba devrimine kendine özgü koşulların belirleyici özellikler kazandırdığını kabul ediyoruz. Bütün devrimlerin özel koşullara bağlı olduğu bir gerçektir, fakat devrimlerin hiçbir toplumun çiğneyemeyeceği bazı yasalara uyduğu da doğrudur” diyor. (Che Bütün yazıları, İleri Yayınları, s:226) Bu sözlerden anlaşılacağı gibi her ülke devriminin kendine özgü şartları vardır. Atatürk de Türkiye’de yapılan devrimin hiçbir ülkenin rejimine benzemeyeceğini söylediği gibi, “Türkiye’de diğer ülkelere katiyen benzemeyen, ülkemizin şartlarına ve özelliklerine uyan özel bir komünizme ihtiyaç vardır” dediğini Sovyet Misyon sekreteri Upmal ile yapmış olduğu görüşmeden biliyoruz. Evet, birileri Atatürk’ü ve onun Altı Ok anlayışını sol bir anlayış olarak görmedikleri için Che ile Atatürk’ü yan yana getiremiyor. Oysa Atatürk, emperyalizme karşı ilk bağımsızlık savaşı veren liderdir. Aynı şekilde Che de Amerikan emperyalizmine karşı mücadele veren devrimcidir. Aralarında bir fark yoktur! Ama Atatürk’ü, Marksist-Leninist’ler gibi, burjuva lideri; Che’yi ise sosyalist devrimci olarak görürseniz yan yana getiremezsiniz doğal olarak. Oysa dünyaya Marksist-Leninist bir anlayışla değil de Ulusal Sol bir anlayış ile bakarsanız, emperyalizme karşı verilmiş tüm bağımsızlık hareketlerinin özünde milliyetçilik olduğunu görürsünüz. İşte bu milliyetçiliğin gerek Türk Devriminde gerekse Küba Devriminde fazlasıyla olduğu çok rahatlıkla görülecektir. O nedenle Küba gibi ülkelerde ve diğer sosyalist ülkelerde devrimin ayakta durması için devrimin bir ulusa dayanması gerekmektedir. İşte bu yüzden Che Küba’da yapılan devrime halkın adapte olması için, halkın bilinçlenmesi, çalışması ve gerekli ekonomik planlamaların yapılması gerektiğini söylüyordu. Che, “Bir ulus laboratuarda yaratılamaz. Halkın gücü ve birliği harmanlanarak bir ulusal bilinç yaratılmalıdır” diyordu (age, s:249) Ayrıca ekonomik bağımsızlık için Che: “Sosyalizm yalnızca bir söz değildir, ekonomik etkenlerin ve bilinç etkenin zorunlu bir sonucudur. Bu nedenle ve bu bağlamda, daha yapmamız gereken çok şey var. (…) Bu çalışmalar için iki önemli faktör söz konusu: Birincisi, ulusun azmi ve kararlılığı, ikincisiyse sosyalist ülkelerin yardımları. Bu iki etken birbirinden ayrılmazdır, birbirini tamamlar. Sosyalist ülkeler ulusun kararlılığını gördüklerinde yardımlarını bizden esirgemezler, yardım geldiğinde zaman da ulusun çalışma ve kalkınma için kararlılığı artar” diyor. (age, s:251-252) Che’nin bu son sözlerindeki bazı sözlerin Atatürk tarafından da dile getirildiği görülecektir. Hatırlayınız “ulusun azmi ve kararlığı” sözü, Atatürk’ün Amasya tamiminde geçen “Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azmi ve kararı kurtaracaktır” sözüyle benzerliğine bir bakın hele. Yine o ulusun gerçekten tam bağımsız olması için halkçı-devletçi bir program izlemesi gerektiği gibi sosyalist ülkelerin kendi aralarında dayanışma sürdürmesi gerekmektedir. Anadolu ihtilalini gerçekleştiren Atatürk de gerçek anlamda ilk yardımı Sovyet Rusya’dan talep etmiş, ancak asıl yardımı Sovyet Azerbaycan’dan almıştır. İşte bu bağımsızlığına düşkün kardeş iki ülkenin ilk dayanışmasıdır. Evet, devrimin bir tanesi ta Latin Amerika’da yapılıyor, diğer bir tanesi ise Orta Asya’da yapılıyor ama devrimi gerçekleştiren liderlerin, düşüncelerinde ve eylemlerinde çokça ortak yan olduğunu görüyoruz. Demek ki, her devrim, kendine özgü şartlarla gerçekleştirildiği gibi yapılan devrimlerinde birçok ortak yanı vardır. O nedenle, Atatürk ve Che’yi aslında biz yan yana getirmedik onlar zaten yan yana idiler. Emperyalizme karşı ezilen ulusların mücadelesini verenlerin yan yana olmasından da daha doğal bir şey yoktur. Castro’nun devrim yaptığı Küba’da Atatürk heykelinin bulunması da tesadüf değildir. Biz burada Atatürk ile Che’yi yan yana getiremez iken Küba halkı hem Atatürk’ü hem de Che’yi kalplerinde yaşatmaktadırlar. Onlar Atatürk ve Che’yi çoktan yan yana getirmiş, bizim getirmemiz mi çok oluyor? Atatürk ve Che’yi yan yana getiremeyenleri tüm bu bilgiler ışığında incelersek bunların gerçekten doğru bir sosyalizm tahlili yapamadıklarını görmekteyiz. O yüzden elde mevcut olan devrimci, sosyalist birikimleri iyi yorumlamak gerekmektedir. Bu yorumlama bizim Marksist-Leninist bir anlayıştan Ulusal Sol bir anlayışa varmamıza neden olmuştur. Hem Atatürk’ü hem de Che’yi bu nedenle savunuyoruz, yoksa Marksist-Leninist bir anlayış ile savunamazsınız! Atatürk, Deniz ve TÜRKSOLU Hem Atatürk’ü hem de Che’yi savunmamızı kabul edemeyenler olduğu gibi, doğal olarak Atatürk ve Deniz’i yan yana getirmemizden de rahatsız olanmar var. Bunların kim olduğunu irdelediğimizde ise bunların bırakın solcu olmayı, çoğunluğunun sağcı, gerici olduğunu görüyoruz. Bunların neden sağcı ve gerici olduğu tespitini yapmakta ise pek zorlanmıyoruz. Çünkü, Deniz bu ülkede Atatürk’ün mirasına sahip çıkıyordu da o nedenle bu kesim Deniz düşmanlığı yapmaktadır. 1968 yılında Deniz’in ilk devrimci örgütü olan ve kurduğu Devrimci Hukuklular Örgütü’nün Tüzüğünde “Derneğin amacı: Türkiye’nin ulusal tam bağımsızlığı ve Türk halkının her türlü sömürüden uzak olarak en ileri uygarlık düzeyine ulaşması için, Atatürk Devrimi doğrultusunda elinden gelen katkılarda bulunmaktadır” yazılıydı. Deniz’in devrimcilik anlayışının içinde bir kere Atatürk’e yer var. Şimdi Deniz, Kemalist değildi demenin bir mantığı var mıdır? Kaldı ki Deniz, babasına yazmış olduğu mektupta Kemalist olduğunu söylüyor. Şimdi bunca delile rağmen birilerinin, “Deniz Kemalist değildi, Atatürk ile Deniz’i yan yana getiremezsiniz” sözlerini söyleyenler bu gerçeği görmezlikten gelmektedirler. Zaten, Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal yürüyüşü düzenleyen Denizlerin sloganlarından biri de “Atatürkler geliyor” idi. Bu konuda çokta haksız değildiler. Deniz’ler geçtikleri kasaba ve şehirlerde “Mustafa Kemal’in milli kurtuluş idealini yaşatmak için, Mustafa Kemal Devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için, Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için, Tam bağımsız, Gerçekten Demokratik Türkiye için, Gazi Mustafa Kemal’in milli kurtuluşçu saflarında toplanalım!” yazılı bildirileri dağıtıyorlardı. Kendilerine saldıran sağcı ve gericilere “Gerçek milliyetçi biziz” diyecek kadar milliyetçi olan Deniz ve arkadaşları, o günlerin ideolojik düşüncesini yansıtan “Türk Solu” dergisi çıkmaya başlayacaktır. Türk milliyetçisi bir düşünceye sahip kişilerin yazılarıyla dolan “Türk Solu”, 68 gençliğin milliyetçi-devrimci çizgisini de yansıtmaktadır. Bugünkü TÜRKSOLU gazetesi de 68 gençliğinin milliyetçi-devrimci tavrını savunmaktadır. Ve onlardan biri olan Deniz Gezmiş’in asıl devamcısıdır. 68’li yıllardaki Türk Solu dergisinde Suphi Karaman’ın da belirttiği gibi: “Türk gençliği, bugün artık, milliyetçilik anlayışının günün sorunlarına paralel bir idrak içinde kabul etmenin bilincine ulaşmıştır. Toplum yararı bugünkü milliyetçilik anlayışının temelidir” (Türk Solu, sayı: 24, Yıl: 1, 29 Nisan 1968). Bugünkü TÜRKSOLU gazetesi ile 68’li yıllardaki “Türk Solu” dergisi arasında milliyetçilik temelinde bağlantı kuramayanlara bunlar kapak olsun. Şimdi bugünkü TÜRKSOLU gazetesi Atatürk ile Deniz’i yan yana getirmesin de ne yapsın? Atatürk ile Deniz arasında ideolojik bakımdan bir zıtlık yok ki yan yana getirilmesi yanlış olsun. Yanlış olan Atatürkçü söylemi olan Deniz’i Atatürk’ten ayırmaktır. Kaldı ki, 1960’lı yıllarda Doğan Avcıoğlu, Yön ve Devrim gazetelerinde Atatürkçü, milliyetçi, sosyalist bir yayın ile Deniz ve 68 gençliğinin eğitmenliğini üstleniyordu. Yine TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar, 1968 yılında Beşiktaş ilçe kongresinde yapmış olduğu o ünlü konuşmada: “Sınıf bilincinden evvel, millet bilinci daha öncelikli gelir. Milli duygular bize, beşikten beri işlenir…” diyordu. Şimdi tüm bu doğru tahliller ortada iken 68’i ve Deniz’i savunmamızda abeslik görenler Türk milliyetçiliği temelinde Türkiye’ye özgü sosyalizm düşmanlığı yaparak, Deniz’i Atatürk’ten; solcuları ise Deniz’den koparmaya çalışmaktadırlar. “Deniz idam edildiğinde 6 Mayıs 1972’ydi. O gün tüm Türkiye gözyaşı döktü evlerinde, üzüntülerini gizleyerek. O günden sonra analar babalar Deniz koydular çocuklarının adını. Ve sonra Deniz’in resmi asılmaya başlandı Atatürk resimlerinin yanına…Türk halkı Atatürk’ten sonra evine ikinci bir devrimcinin resmini asmaya karar vermiştir ve bu da Deniz olmuştur. Kimileri TÜRKSOLU’na ‘Neden Atatürk’ün yanına Deniz’i koyuyorsunuz’ diye soruyorlar, biz değil Türk halkı onları yan yana koydu… Atatürk’ten sonra bu ülkede emperyalizme karşı çıkan ilk devrimci o oldu…Ve devrimciler devrimcilerle yan yana koyulur” (Gökçe Fırat, TÜRKSOLU, sayı.185) Babasına “Beni Kemalist düşünceyle yetiştirdin” dediği o ünlü mektubun sonunda Deniz Gezmiş, “Ya vatan ya ölüm” diyor. Che: “ya vatan ya ölüm” diyor; Deniz: “Ya vatan ya ölüm” diyor; Atatürk de: “Ya istiklal ya ölüm” diyor. Şimdi bu söylemleri yan yana koyduğumuz gibi Atatürk’ü, Deniz’in ve Che’nin fotoğraflarını yan yana getirirseniz Atatürk, Deniz ve Che böylece yan yana gelmiş olur. TÜRKSOLU gazetesinin bu Devrimci liderleri yan yana getirmesindeki sır burada gizlidir!
|