| Serap Yeşiltuna |
Ata’mızın kadınlarından
Peçe ve şalvar geri dönüyor, 1950’li yıllarda bir CHP milletvekili, Demokrat Parti’nin Kürtlere ve şeriatçılara verdiği tavizleri şöyle eleştiriyordu: “…Eskiden uygulanan politika bu isyankar dağ adamlarına kaba kuvvetle hakim olmaktı. Atatürkçü politika ise Kürtleri özellikle Türkçe ile eğitmek ve böylece yavaş yavaş Türk toplumu arasında eritmekti. Ancak yine de sıkı bir denetim gerekmekteydi. İsyankar Kürt şeyhleri CHP tarafından düzenli olarak Türkiye’nin diğer bölgelerine sürgün edilmiştir. Fakat Demokrat Parti seçim kaygısıyla bu şeyhlerin geri dönmesine izin vermektedir. DP ayrıca gerici ve dini ve kılık kıyafe kanununa aykırı Kürt tezahürlerine prim vermektedir. Peçe geri dönmektedir. Köylerdeki Kürtlere bir kez daha herkesin kullandığı kumaş şapka yerine geleneksel sarıklarını giyme izni veriliyor. Diyarbakır’da şehrin gençleri eski rejimden kalma şalvarlarını giymeye başlıyorlar. Atatürk zamanında olsa bu şalvarlar büyük makaslarla kesip parçalanırdı…” 1950’lilerin Türkiyesinden bir CHP’linin eleştirisi. Peçe, şalvar ve sarık…Tam da bunlara karşı konumlanmış bir CHP… Evet bunlar Atatürk döneminde olsa büyük makaslarla kesip parçalanırdı. Çünkü gericiliğin, şeriatçılığını ve Kürtçülüğün simgesi olan bu giysiler, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ve ulus devlet anlayışıyla örtüşmüyordu! Örtüşmediği için de CHP yıllarca bu giysilerin altına gizlenen gerici ve işbirlikçileri hedef tahtasına oturttu. Ya da oturtmaya çalıştı. Ancak Atatürkçülük çizgisini ve Altı Ok programını terk etmeye başladığı andan itibaren oradan oraya yalpalayarak öyle zikzaklar çizdi ki, zaman zaman doğru çıkışlar yapmaya çalıştıysa da bir türlü aslına rücu edemedi ve en sonunda geldi Kürt-İslam ideolojisinin üzerine oturdu. Maalesef görülüyor ki bu bir bocalamanın değil siyasi bir tercihin sonucu. Atatürkçü olarak bilinen bir partiye, Kürt-İslamcı demeye birilerinin dili varmayabilir belki ama geçtiğimiz bir yıl içinde CHP’nin ve Deniz Baykal’ın almış olduğu iki tarihi karar artık bu siyasi tercihi doğruluyor. Birincisi; Haziran 2008’de Baykal’ın Güneydoğu gezisinde yaptığı açıklamadır: “Türkiye devleti bir ırk devleti değildir, bir kan devleti değildir, kafatası devleti değildir. Bizim devletimiz bir imparatorluğun dağılmasından sonra elde kalan herkesin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Arabımız da Arnavutumuz da Kürdümüz de vardır, Çerkezimiz de vardır. Bunlar zenginliğimzdir. Devlete yönelik bir tehdit değildir bunlar. Herkes anadilini bilecek, konuşacak, öğretecek, yayın yapacak, gazete, televizyon çıkaracak. Etnik kimlik kişinin şerefidir, devletin de iftiharıdır.” İkincisi ise; Geçtiğimiz hafta çarşaflılara parti rozeti takmasının ardından yaptığı açkılamadır: “Türkiye’deki kadınların yüzde 70’i başını kapatıyor. Çok az olmakla birlikte çarşaflı da vardır. CHP’nin davası ne? CHP olarak biz örtüyle mi kavgalıyız? Kadının başına örttüğü şey bizim hasmımız, düşmanımız mı? Biz yemeniye, yazmaya düşman değiliz. Bunu kim niçin kullanıyor, önemli olan bu. Türban, yemeni, yazma kullananların tamamına yakını yöresel gelenek ve örf olarak, meşru davranış biçimi olarak bunu kabul etmişler. Onlar o hayatın bir gereği olarak örtünmüşler. Ezici bir çoğunluğunun devletle, cumhuriyetle, laiklikle, Atatürk’le problemi yok. O yörenin bir parçası olduğu için takıyorlar… Başını örten herkes bu davranışı bir ‘siyasi simge’ olarak sergilemiyor. Türkiye’de kara çarşaf siyasi simge olarak değil, ‘geleneksel Anadolu yaşantısı’ olarak kullanılıyor.” Atatürçülerin her seçim döneminde istemeye istemeye oy verdiği, “elim kırılsın ki bu son artık” dediği, “başka seçenek yok” dediği, “kötünün iyisi” dediği, en azından “Atatürk’ün partisi” olduğu için hala desteklemek zorunda kaldıkları CHP, bu açıklamaların ardından artık en sıradan Atatürkçünün bile tahammül edemeyeceği bir noktaya gelmiştir. Kürt açılımından çarşafla kapanma çizgisine Önce Kürt açılımıyla başladılar. Neydi bir daha hatırlayalım: -Kürt kimliğini kabul ettiler -Kuzey Irak’la dostane ilişkilerin güçlendirilmesini savundular -Eve dönüşün sağlanması, Kürtçe dershane, anadilde eğitim gibi Kürtçü tezleri birebir savundular -Parti programı değişti: “Kürt kökenli yurttaşların sorunları, asimilasyon değil, entegrasyon yoluyla çözülecek.” dendi. Yani Atatürk dönemi Kürt politikası terk edilmiş ve Avrupa Birliği tezleri aynen kabul edilmiştir CHP tarafından. Ve şimdi yeni bir döneme daha girilmiştir. Altı ay önce “etnik kimlik şereftir” diyerek, boynunda puşisiyle Kürtçe halaylar eşliğinde pozlar veren Baykal bugün de yanında çarşaflı kadınlarla kameralara gülümseyerek siyasette ideolojisizliğin hakim olduğu bir dönemi de başlatmıştır. Bu aynılıktır. AKP ile aynılık, DTP ile aynılıktır. Onu CHP yapan, Atatürkçü yapan, tırnak içinde solda yapan tüm değerler gitmiş yerine karşı devrimcilerin yıllardır hayata geçirmeye çalıştığı gerici yönelimler gelmiştir. Hatta Baykal öylesine AKP’lileşmiştir ki, Tayyip gibi konuşmaya başlamıştır: “Tehdit çarşaf değil, kravatlıların kafasında.” Sırf bu cümle bile Devrim Kanunları’na ihanettir. Gerici yobazların yıllar yılı yaptıkları propaganda bu değil midir zaten. Asıl tehlikenin kravat pantolon olduğunu onlar söylemez mi ya da İstanbul’un göbeğinde sarıkla şalvarla onlar dolaşmazlar mı? Elbette Tayyip ve AKP’liler bu durumdan hoşnuttur ve adeta Baykal’la dalga geçercesine CHP’nin yeni açılımlarını kendi gazetelerinde manşetlere taşırlar ve Tayyip “dik dur” diye seslenir “boyun eğme”. Baykal’ın gerçekten buradan geri adım atmasını istemez Çarşaf gelsin, türban gelsin de nereden gelirse gelsin… Bülent Arınç örneğin “keşke bu sorun çözülse de şeref onların olsa” demektedir. Yeter ki meşrulaşsın, yeter ki daha fazla parti sahip çıksın. Bu konuda gerçekten kıskanç davranmayarak Baykal’a destek veren AKP’liler akıllılık ettiler çünkü bundan daha güzel bir Türkiye tablosu olamazdı onlar için. CHP’li çarşaflılar, MHP’li çarşaflılar, DTP’li çarşaflılar. Kapkara bir Türkiye tablosu… O nedenle de fırsatı kaçırmadılar destek verdiler. Hatta Tayyip bir de jest yaparak, eski CHPli “tayyörlüler”e AKP rozeti taktı. Görüldüğü gibi herkes çok memnun. Tam Tayyip’in Türkiyesi: Çok renkli çok sesli… AKP’liler CHP’de, CHP’liler AKP’de. Tayyip aynı zamanda bilmektedir ki buradan bir oy kaybının olmayacaktır. Gerçeği varken sahtesine kimse yönelmeyeceğine ve bu açılımla CHP daha da küçüleceğine göre(Atatürkçülerden de oy alamayacağı için) Tayyip’in arayıp da bulamadığı bir yönelimdir. Tıpkı DTP’liler gibi dalga geçtiler Baykal’la. (Kürt açılımından sonra Aysel Tuğluk “AKP ve DTP kapansa bile oylar CHP ya da MHP’ye gitmez” diyerek CHP’nin Kürt açılımının yersizliğine vurgu yapmıştı).
Nur Serter’e çarşaf bile giydirirsiniz! Peki CHP bu ihanet çizgisine kayarken parti içinde bir gümbürtü koptu mu? Hayır! Baykal’ı yıllardır devirmeye çalışan sözde muhaliflerden ses geldi mi? Hayır! Tersine Anadolu’nun her tarafına dağılmış küçük Baykallar, militan CHPliler, “çok renkli çok sesli” siyasetten yana olan rantçılar sevinçle karşıladılar. Özellikle Güneydoğudaki İl ve İlçe örgütleri en büyük desteği verdi. Şanlıurfa, Batman, Şırnak, Mardin İl başkanları, “din karşıtı imajımız değişecek, oyları zaten çarşaflılardan alıyoruz, bizim eşlerimiz de kapalı” gibi söylemlerle alkış tuttular. Kürt açılımında da en büyük desteği yine bu iller vermişti. Meğer ne büyük ihanet içindeymişiz. “Kardeşim” demezler mi adama “madem bu kadar muhafazakarsınız, eşleriniz çarşaflı, oylarınız da çarşaflılardan geliyor, ne işiniz vardı CHP’de?” Bu soruyu pek çok CHP’li kendisine sormak durumunda. Yıllardır madem bu kadar rahatsızdınız, partinizi din düşmanı buluyordunuz, türbana karşı değildiniz ne işiniz vardı CHP’de. Bu önemli bir soru çünkü gerçek Atatürkçüler tarafından CHP’nin en çok eleştirilen yanı yalnızca laikliğe saplanıp kalmış olmasıdır. Amerikancı politikalarla devletçilikten, halkçılıktan, Kürtçü politikalarla milliyetçilikten tamamen kopan CHP, Atatürk’ün partisi olmak yolundan zaten çok önceden çıkmıştır. Yıllardır yalnızca türban aleyhtarlığı üzerinden siyaset yapar. Tek tutunduğu dal bu iken bu insanlar neden CHP’lidir bu kadar türbancılarsa. Ancak meseleleleri bu değildir elbette. Ortada bir ideoloji ya da duruş yoktur. CHP omurgasızların partisi olmuştur. Mesela Nur Serter buna en güzel örneklerden biridir. Yıllarca, İstanbul Üniversitesinde Rektör Yardımcısı olduğu dönem başta olmak üzere, çarşafa ve türbana karşı yırtınarak beyanatlar veren, çıktığı tüm televizyon programlarında, cumhuriyet mitinglerinde kürsülerden, türban yasağının önemini vurgulayan Nur Serter ne olmuştur da bugün Baykal’a sahip çıkmaktadır? Hiçbir şey olmamıştır. O yalnızca sahibinin sesidir. 28 Şubat sonrası rektör yardımcısı olarak o görevde kalmanın ön koşulu türban karşıtlığıysa, milletvekili seçilip meclise girmenin ön koşulu laiklik vurgusuysa o dönem için, bugün de CHP’de milletvekili olarak kalmanın ön koşulu türban şakşakçılığıdır! Nur Hanım’a çarşaf giydirip İstanbul Üniversitesi’nde dolaştırsanız sesi çıkmaz, hatta o çok edebiyatını yaptığı “aczmendi” kıyafetini giydirseniz yine kabullenir. Şeriatçılar ne kadar dalga geçse yeridir aslında. Bunlar gibiler, Amerikan işgalini de kabullenir, Ermeni soykırımını da… Kürtlere soykırım yapmıştık bile derler günü gelir. Kıbrıs’ı satarlar, Kürt Devletini kurdururlar. Bunların kabullenemeyeceği, cepheden karşı çıkacakları tek şey solculuktur, sosyalizmdir. Amerikan karşıtlığına, İsrail karşıtı eylemlere dayanamayıp üniversitelerindeki Atatürkçü Düşünce Kulüplerini kapatanlar bunlardır en nihayetinde. Solda olan her şeye düşmandırlar. Bu nedenle de Atatürkçü falan değillerdir aslında. Çarşaf halkçılığa dönüş değil Altı Ok’un tümüne ihanettir Bazı uyanıklar da CHP’nin yeni açılımını “halkçılık” palavrasıyla kabul ettirmeye çalışıyorlar. Çarşaf açılımının mimarı olduğu söylenen, aynı zamanda Kürt açılımının da destekçilerinden İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, bunun halka dönüş olduğunu iddia ediyor. CHP, halktan çok kopmuş, varoşlardan kırsaldan çok kopmuş, kendini Etiler’e, Bağdat Caddesi’ne hapsetmiş, o nedenle oy alamıyormuş. Evet buraya kadar yanlış bir şey yok, doğru CHP, halktan kopuk bir parti, halkın yoksullarından kopuk bir parti. Ancak bu noktada halkçılığın gereği, halka ulaşmanın gereği devletçilik ve sosyalizmdir. CHP madem bu kadar halkçı, çıksın IMF politikalarını eleştirsin de görelim, devletçiliği savunsun, kamulaştırmaları, millileştirmeleri savunup, “özelleştirmeleri durduracağız” desin de görelim. CHP, kapitalist ekonomiye karşı çıkabildiği ölçüde halkçılığı savunabilir. Halkçılık yapıyorum diye Atatürk’ün cepheden karşı çıktığı, yasaklattığı çarşafı savunmak halkçılığa ihanet, halka da hakarettir. Baykal bu halka çarşafı layık görerek tersine halktan uzaklaşmaktadır. CHP’liler halkı özgürleştirmek, onu yoksulluktan kurtarmak istiyorsa, gericiliğin, bağnazlığın teminatı haline gelmiş olan cemaat ve aşiret yapısından uzaklaşmak durumundadır. Yüzünü bu geri yapılara döndükçe, çarşafla ve Kürtlerle uzlaşarak Cumhuriyet felsefesinden uzaklaştıkça o hapsoldukları burjuva mahallelerden bile oy alamayacaklar bu gidişle. Tabana açılmak, Atatürkçü tabanının sesine kulak vermektir. Mesela Atatürkçü taban çarşafla türban arasında bir fark görmez “Türban siyasi simge ama çarşaf değil” gibi bir saçmalığı tabana yutturamazsınız. Taban, çarşaftan daha büyük bir siyasi simgenin olmadığının farkındadır. Devrim kanunlarına karşı çıkmanın en simge resimlerinden birinin kara çarşaflı kadınlar olduğu bilinir. Kara çarşaflı kadınlar ve sarıklı, şalvarlı isyancı Kürtler… Yine yazının başına dönelim. Peçe, şalvar ve sarık… CHP’nin yenildiği budur. CHP’liler 1974 seçimlerini hatırlasınlar. Ecevit, MSP ile koalisyon yapmıştı ancak bu ittifak solu değil, MSP’yi büyüttü ve AKP olarak bugünlere kadar getirdi. Dine saygılı laiklik söylemlerini hatırlasınlar. Bu, laikleri değil “dine çok saygılı” yobazları iktidar yapmıştır. Refah-Yol dönemini hatırlasınlar hatta. Şeriatçılar bırakın solu, merkezi bile yutmuştur. Taviz ve ideolojisizlik sol bir parti için, Atatürkçü bir parti için intihardır. CHP o nedenle kendi ipini çekmek üzere. Kürt- İslam ittifakına teslim oluyor ve boğuluyor. Ancak yalnızca kendi kendini boğuyor ve belki de Atatürkçülerin tabusu olmaktan çıkıyor. Halk yeni partisini arıyor, Atatürkçü, devrimci partiyi…
|