Tayyip’in eğilme korkusu
AKP, Danıştay’la türban konusunda gerginlik yaşamaktadır. Tayyip: “Dik duracağız ama diklenmeyeceğiz.”
Tayyip AB’ye rest çekmektedir; “a, b, c planlarımız hazır. AB’ye karşı dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz.”
“Kıbrıs konusunda dik duruyoruz”…
“Teröre karşı dik duruyoruz”…
“Darbelere karşı dik duracağız”…
Viyana’da Türk vatandaşlara hitaben; “Dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz”…
ABD’nin çiçeği burnunda başkanı Obama’ya; “Dik dur ama kavgacı olma”…
Son olarak çarşaflılara rozet takıp sahip çıkan Baykal’a; “Olumsuz çıkışlar olacaktır. Sayın Genel Başkan buna karşı dik durmalı, boyun eğmemeli.”…
Ne bunlar?
Kimilerine göre AKP’nin stratejisi, kimilerine göre Tayyip’in hayat felsefesi. Bize göre ise komedinin “daniskası”.
Öyle ya, Türkiye’de kavga etmediği kurum ve kesim kalmayan birinin ABD başkanına verdiği bu tavsiyeye ancak ve ancak komedi denir. Sanki adam ABD başkanlığına değil de Kenya’daki kabilesine reis seçilmiş gibi “Aman ha kimseyle kavga etme ama duruşundan da taviz verme” gibilerinden abi tavsiyesinde bulunuyor. Adama sen kendine bak derler.
Tayyip’in “dik durmak” felsefesinin hayatta karşılığı var mı diye soracak olursanız, o da yok. Peki, bu durumu nasıl açıklayacağız? Adam her konuşmasında dik durmaktan bahsediyor ama bunun gerçek fiiliyatta karşılığı yok. Varsa yoksa artistlik. Bir de tabi bu dik durma takıntısının kökenlerine inmek lazım. Nedir bu dik durma takıntısının sebebi? Bugüne kadar Türkiye’nin ulusal çıkarları konusunda dik bir duruşunu göremediğimiz Tayyip’in aşağılık kompleksini yenmek için sığındığı bir şey olması kuvvetle muhtemel. Ama daha derin bir nedeni de olabilir. Eğilme korkusu mesela. Belki de bunu tespit etmek için çocukluğuna inmek gerekebilir. Çocukken başına gelen kötü bir olay böyle bir korkunun ortaya çıkmasına sebep olmuş olabilir. Konunun uzmanı olmadığımız için yorum yapmak bize düşmez ama uzman psikologlar bu konuda yardımcı olabilirler.
Mesela Vamık Volkan “Ölümsüz Tayyip” isimli bir “bilimsel” araştırma hazırlayabilir. Can Dündar da bunun belgeselini yaparsa, biz de Tayyip’i “insani” yönleriyle de tanıyabiliriz.
|
Tayyip’i de öğretmenler yetiştirdi

Tayyip Erdoğan ve öğretmenleri. |
|
Geçtiğimiz hafta Öğretmenler Günü dolayısıyla tüm öğretmenlerimizi kutlarken, Atatürk’ün ünlü sözünden yola çıkarak Cumhuriyeti koruyacak devrimci kuşaklar yetiştirilmesi görevinin öğretmenlerimize düştüğünü belirtmiştik.
Gectiğimiz hafta Fethullahçı medya öğretmenler günü vesilesiyle Tayyip’in hayatta kalan öğretmenleriyle görüşerek bir haber hazırladı. Bizim bildiğimiz Öğretmenler Günü’nde öğretmenlerin propagandası yapılır ama söz konusu Fethullahçı medya ve Tayyip olunca iş tamamen tersine döndü. Güya Tayyip’in ne kadar tanınan ve başarılı bir öğrenci olduğunun propagandası yapılacaktı. Ancak konuşulan öğretmenlerden ikisi Tayyip’i hiç hatırlayamayınca ortaya bir rezalet çıktı.
1965 yılında İstanbul İmam Hatip Lisesi’ne kayıt yaptıran Tayyip, burada kamuoyu tarafından AKP milletvekili, bakan ve beldiye başkanı olarak tanınan Mehmet Ali Şahin, Nazım Ekren, İdris Naim Şahin, Kadir Topbaş gibi isimlerle aynı dönemde okudu.
Öğretmenlerinin verdiği bilgilere göre Tayyip, derslerindeki başarılarıyla değil, okul takımında futbol oynaması ve münazara takımına başkanlık etmesiyle tanınan bir öğrenciymiş. Hal böyle olunca da öğretmenlerinden bazılarının Tayyip’i hatırlamaması gayet doğal oluyor. Kendilerine sorulduğunda tabi ki Tayyip’i tanıdıklarını ve sevdiklerini söyleyen öğretmenlerinden bazıları ise şunları anlatıyor:
Orhan Aktar (Tarih Öğretmeni): 30 sene geçti. Bu gençler büyüdü. Ben fazla değişmedim. Onlar çok değişti. Şahsen tanıyorum Tayyip’i. Ama öğrenciliğini hatırlamıyorum. Ondan bir tek isteğim var. Beni müşavir yapması. Para bile istemem.
Yaşar Fersaoğlu: Sanat Tarihi veya meslek dersine girdim. Hafıza kaybım var. Tam hatırlamıyorum. Öğrenciliği ile ilgili de bir şey diyecek durumda değilim.
Fahri Erdem (Sanat Tarihi): Çok saygılı bir öğrenciydi. En arka sırada otururdu. Beyefendi bir tutum içindeydi. Sınıfta yazılı kâğıdını bana getirirken arkadan sesli sesli okuyarak getirirdi. Yerinde konuşmayı severdi. Münazaralara katılırdı. Şu an Meclis’te soyadı Kul (Ali) olan bir milletvekili var. Onunla çok iyi arkadaştı.
Görüldüğü gibi Tayyip okulunda gerçekten iz bırakmış. Başbakan olmasaydı eğer ismini hatırlayan olur muydu çok emin değilim. Ama emin olduğum bir şey var ki Tayyip’i de öğretmen sıfatı taşıyan kişiler yetiştirdi.
Tam da bu nedenle Atatürk’ün öğretmenlerden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür cumhuriyet bekçileri istemesinin ne kadar hayati önemde olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Ve Atatürk’ün ne kadar uzak görüşlü bir lider olduğuna bir kez daha hayranlıkla tanıklık ediyoruz.
Öğretmenlerimizin de yaptıkları görevin önemini iyi kavramaları gerekiyor. Deniz Gezmiş’leri de öğretmenler yetiştirdi Tayyip’i de. Mesele öğretmenlerimizin kimi yetiştireceklerinde.
|
Hakan Şükür TRT’yi batıracak
Galatasaray’ın “Torinolu Şaban” lakaplı futbolcusu Hakan Şükür, TRT ile spor programına katılmak için anlaştı ve ilk sınavını önceki Pazar günü Stadyum programında verdi.
Galatasaray ile yaşadığı problemlerin ardından futbola devam edip etmeme konusunda kararsız kalan, Katar takımlarından teklif gelmesine rağmen futbola devam etmeyen Hakan Şükür, AKP’den belediye başkan adayı olacak söylentileri de çıkmasına karşın bekleneni yaparak TRT ile anlaştı.
Hakan’ın anlaşma süreci de oldukça tartışmalı oldu. Özellikle TRT’nin Hakan’a vereceği ücret tartışmaların başta gelen konusu oldu. NTV’de futbol yorumculuğu yapan eski Fenerbahçeli futbolcu Rıdvan Dilmen ile kendisini bir tutan Hakan, konu ile ilgili sorulara, “Rıdvan abiden aşağı bir rakama çıkmam” diyerek kendisini Rıdvan’la bir tutmuştu.
Ancak Hakan’ın ilk programında gösterdiği performansın reytinglere yansıması, Hakan’ın ne kadar uçtuğunu gösterdi. 23 Kasım Pazar günkü reyting ölçüm sonuçlarına göre Hakan’ın yorumcu olarak katıldığı Stadyum programı 11.5 izlenme oranı ile 10. oldu. Stadyum programının 2 Kasım tarihinde 5., 9 Kasım tarihinde 1., 16 Kasım tarihinde de 4. olduğunu göz önüne aldığımızda Hakan’ın TRT’ye yaptığı katkının ne kadar muazzam olduğunu daha iyi anlayabiliriz.
Daha önceleri Hakan’ın TRT ile anlaşacağı dedikoduları ortaya atıldığında, bugüne kadar sahada Galatasaraylılara saç-baş yolduran Hakan’ın bundan sonra televizyon ekranlarında saç-baş yoldurmaya devam edeceğini belirtmiştik. Hakan, ilk programı ile bizleri yanıltmadı. Pazar günü TRT’yi arayan sporseverler Hükün Şükürlü Stadyum’u eleştirip faks ve telefon yağmuruna tutmuş. İzlenme oranlarının düştüğü TRT’nin o pazar akşamı telefonları da kitlenmiş. Özellikle Fenerbahçe taraftarları, açtıkları telefonla tepkilerini gösterirken, santral de bir süre sonra kitlenmiş. Sadece telefon değil, TRT, Sarı-Lacivertli taraftarlardan gelen binlerce maille karşılaştı. Spor servisinde çalışanlar, hem telefonlara, hem de maillere cevap vermeyi, bir süre sonra bırakmak zorunda kalmış. Şimdi TRT üst yönetimi, bu tepkiler karşısında yıllık 700 bin YTL’ye anlaştığı Hakan Şükür için yeni bir strateji belirlemeye çalışıyormuş. Çalışsınlar çalışsınlar, onlara tavsiyemiz Hakan’ı spor dairesinin başına geçirmeleri. En azından ekrandan uzak kalır da vatandaşın tepkisini çekmez.
İbrahim Şahin’in TRT’nin başına gelmesinden sonra TRT’nin yaşadığı değişime zaman zaman değiniyorduk. Sırf Fethullahçı olduğu için Hakan’ın futbol yorumcusu yapıldığı bir kanal haline gelen TRT’yi artık kimse kurtaramaz.
|
İslami burjuva halleri
Geçtiğimiz günlerde gazetelerde yayınlanan bir haber İslami burjuvazi tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Haberde zengin İslamcılarla iş yapan bir iç mimarın görüşlerine yer verilerek söz konusu kesimin ev dekorasyonunda nelere dikkat ettiklerinin ipuçları verilirken İslam dininin felsefesiyle örtüşmeyen muazzam bir şatafata da tanık oluyoruz.
Daha önce de İslami burjuva tartışmaları dinci kesim içinde yürütülüyordu. Özellikle Milli Gazete’de Mehmet Şevki Eygi zaman zaman yazdığı yazılarla bu kesimleri daha mütevazı yaşamaları konusunda uyarıyordu.
Özellikle AKP iktidarı ile birlikte oluşturulan yandaş ekonomisiyle birlikte palazlanan İslami burjuvalar, yaşadıkları olağanüstü lüks şartlar ile tartışma odağı haline gelirken toplumun da tepkisini çekiyorlar.
Bu yeni kesim, eşlerinin başının türbanlı olması, çocuklarının Amerika veya Dubai gibi yerlerde okuması, altlarında son model arabalar, swarovski taşlarla süslenmiş cep telefonları, villada oturan bir kesim. Evleri genellikle Osmanlı izleri taşıyor. Ama lüks ve şatafat önde gelen özellikleri.
Bu evlerin Swarovski taşlarla süslü musluklar, küfeki taşından yapılma lavabolar (bu arada küfeki taşı, bej renkli ve istiridye kabuklarının oluşturduğu bir çeşit kalker olup özellikle Osmanlı döneminde kullanılan ana malzemelerden biridir), özel namaz odaları (en küçüğü 50 metrekare) gibi belli başlı özellikleri var.
Bunlara ek olarak yeni trendler de geliştiriliyor. Örneğin yatak odasına palmiye bunlardan biri. Bir diğeri ise namaz odasına çıkan asansör. Boğazdaki evlerde ise evdeki bütün ekranlara bağlı çatıdaki 360 derece dönebilen kamera sayesinde boğaz canlı izleniyor. Ayrıca isteyene uydu bağlantısı ile Kabe bile izlettirilebiliyor (Yani vatandaş yattığı yerden hacı oluyor).
Ve AKP’nin yarattığı yandaş ekonomisi bir taraftan böyle ultra zenginler yaratırken değir taraftan da yoksul halka erzak-kömür dağıtarak çarpıklığı ve halkın yoksulluğunu yine kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor. Bizim bildiğimiz İslam’da lükse ve şatafata yer yoktur ve de kardeşi aç iken tok gezen Müslüman değildir. Ancak sözü edilen bu kesim fani şeylere kendini o kadar kaptırmış ki İslam’ı da Müslüman’ı da görecek halleri kalmamış.
|
Bakan oğlu da böyle yaparsa

Hakan Başesgioğlu ve hakem. |
|
Hazır söz spordan açılmışken önceki haftasonu sahalarımızda yaşanan ilginç bir olayı aktarmadan geçmeyelim. Önceki haftasonu, 3. lig takımlarından Kastamonuspor ve Gümüşhanespor takımları karşı karşıya geldi. Karşılaşmanın 57. dakikasında Gümüşhanespor’un kalecisini geçerek gole giden Kastamonusporlu Mevlüt yerde kalınca maçta olaylar çıkıyor. Kendini yere attığı gerekçesiyle hakem tarafından ikinci sarı kart gösterilerek oyundan atılan Mevlüt hakemin üzerine yürüyor. Bu arada Kastamonuspor’un Asbaşkanı da sahaya inerek hakeme tehditler yağdırıyor.
Bilin bakalım bu Asbaşkan kim?
Adı Hakan Başesgioğlu. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Zeki Başesgioğlu’nun oğlu. Şimdi böyle bir şey olur mu demeyin. Böyle bir şey tam da bu iktidar döneminde olur. Çünkü bu zihniyet kendisini her şeyin üstünde gören biri tarafından idare ediliyor.
Sahaya inen Başesgioğlu, hakemin üzerine yürüyerek, “Bunun hesabını soracağım. Seni takip ettireceğim. Her adımına baktıracağım” diye tehdit etmiş. Gerçi Hakan Başesgioğlu olayların büyümesini önlemek için sahaya indiğini ve hakemi tehdit etmediğini, sadece “neden böyle yapıyorsun” diye serzenişte bulunduğunu söylemiş ama buna kendisinin bile inandığını sanmam.
Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edilen Hakan Başesgioğlu’nun hak mahrumiyeti cezası almasına kesin gözüyle bakılıyor.
Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu ise, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Oğluma ayrıcalık tanınması gibi bir durum söz konusu olamaz. Federasyonun bağımsız kurulları var. Hakemin raporu var. Oğlumun davranışının karşılığı neyse o cezayı vermeleri gerekiyor. Haksızlığa uğramış olsa bile bu tavrın normal karşılanması benim açımdan mümkün değil. Zaten Futbol Federasyonu yetkililerini de aradım, ‘Kesinlikle ayrıcalıklı muamele istemiyorum. Olayı objektif biçimde değerlendirip gereğini yapmanızı rica ederim’ dedim” şeklinde konuştu.
Ceza alması kesinleşen Hakan Başesgioğlu, her ne kadar “Sonuç olarak olay medyaya yansıdı, çizmiş olduğum profilin babamın Türk sporunda oluşturmaya çalıştığıyla uzaktan yakından alâkası yok. Bu hareketime sebep olan pek çok faktör olsa da sonuçta futbol ailesinden özür dilemek boynumun borcu.” diyerek alttan alıyor gibi gözükse de PFDK’nın kararını tüm Türkiye gibi bizler de merakla bekliyoruz.
|
Deniz Feneri’nin gerekçeli kararı açıklandı

Zahid Akman (solda) ve Zekeriya Karaman |
|
Geçtiğimiz aylarda gündemi oldukça meşgul eden Deniz Feneri davasının gerekçeli kararı açıklandı. Almanya’da başlatılan soruşturma sonucu açılan davada Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi 26. Büyük Ceza Dairesi, sanıklar Mehmet Gürhan’a 5 yıl 10 ay, Mehmet Taşkan’a 2 yıl 9 ay ve Firdevsi Ermiş’e 1 yıl 10 ay hapis cezası vermişti.
Şeriatçı usulü hırsızlığın en bariz örneklerinden birini teşkil eden Deniz Feneri davası AKP’yi de töhmet altında bırakmıştı. Mahkeme, toplanan paraların Türkiye’de bir siyasi partiye aktarıldığının tespit edilemediğini belirtmekle beraber paraların Kanal 7’nin sahibi Zakariya Karaman’a kadar paranın izinin takip edildiği açıklandı.
Gerekçeli kararda, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik ve İsmail Karahan ile RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın da adı geçiyor. Deniz Feneri e.V’nin 2002 ile 2007 yılları arasında topladığı 41 milyon Euro’nun 17 milyon Euro’sunun kuryeler aracılığıyla Türkiye’ye götürüldüğü belirtilirken, bu paradan Türk Deniz Feneri Derneği’ne ise 8 milyon Euro aktarıldığı da açıklanıyor. Kararda Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve Firdevsi Ermiş’in yönlendirilen kişiler olduğu, sorumluların Türkiye’de olduğu belirtiliyor. Almanya Deniz Feneri e.V dosyasının ancak gerekçeli kararın yayınlanmasından sonra Türkiye’ye gönderilebileceğini bildirmişti. Hem Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı hem de Yargıtay Başsavcısı dosyanın gelmesini bekliyor. Alman yargısının Deniz Feneri e.V’nin Türkiye bağlantıları olarak bildirdiği Kanal 7 yöneticileri hakkında soruşturma yapması bekleniyor. Yargıtay Başsavcılığı ise Deniz Feneri e.V’den AKP’ye para aktarılıp aktarılmadığı iddialarını araştıracak. Deniz Feneri’nin piyonlarının ceza aldığı dava sonucunda esas yönlendiricilerin olarak RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Kanal 7’nin sahibi Zekeriya Karaman olduğu ayan beyan ortaya çıkmış durumda. Bu isimlerle ilgili adli işlemin başlatılması için öncelikle dosyanın Türkiye’ye getirilmesi gerekiyor. Alman adaletinin bir-iki ayda tamamlayıp karara bağladığı soruşturmanın dosyasının bile Türkiye’ye getirilmesi aylardır tartışma konusu olmuş durumda. Gerçi AKP’li Adalet Bakanlığından da yıldırım hızıyla hareket etmesini beklemiyorduk. Adalet Bakanlığı bu hızını muhafaza ederse Türkiye’deki sanıkların da zamanaşımından yırtması yüksek bir ihtimal. AKP’nin başından beri Zahid Akman’ı koruması davanın seyrini şimdiden tayin ediyor gibi.
Gerçi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya özellikle AKP bağlantısını kurmak amacıyla dava dosyasını bir an önce elde etmek istiyor. Şayet böyle bir bağ yakalanırsa AKP’nin defteri dürülebilecek. Ama bu ihtimal da oldukça zayıf. Almanya’da neticelenen Deniz Feneri davası her ne kadar hırsızların tamamını mahkum ettirememiş olsa da dindar geçinen Şeriatçıların gerçek yüzlerini ortaya koymuş oldu.
|
|