01.12.2008/Sayı:214
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye Kaya Ataberk

CHP: Kemalizm’e ihanetten,
Kürt-İslam batağına

Kemalizme ihanet Kemalizm’e ihanetin acı sonu

Yaşadığımız son olaylar ile birlikte artık CHP’nin fiilen bittiği yerdeyiz. Soruları duyar gibi oluyoruz; “aslında CHP daha Atatürk’ün hemen ardından onun antiemperyalist ve devrimci mirasını bir kenara bırakarak bitmemiş miydi” diye. Evet; bu gerçekten de doğru ama Kemalizm’e ihanet adını verdiğimiz şeyin bir tarihçesi de var ve bu tarihçenin de önemli aşamaları. Ancak, bu aşamaların hiç birisi bu son aşama kadar açık ve net olmamıştı. Bir taraftan da CHP’ye umut bağlayan ve çarşaflı, cemaatli son çıkışın karşısında şaşkınlığa düşenler var. Ama bu kesim tüm iyi niyetine rağmen bu şaşkınlığında haklı değil. Çünkü devrimcilikten vazgeçen bir siyasal yapının varacağı son nokta, karşıdevrimin safına bilfiil geçmekten başka bir şey değildir. Bu karşıdevrimcileşme ise bugün başlamış da değil. Gelin olayın evveliyatına hep birlikte bir bakalım…

Her şeyden önce şunu bir kenara not etmeliyiz ki CHP, Atatürk’ün döneminde bile devrimci bir parti olamadı. Çağın ezilen ulus devrimlerinin ve kurtuluş savaşlarının başlangıcını yapan büyük devrimci Atatürk’ün yanında olamayan bir CHP vardı o zamanlarda da. Parti çoğu zaman Atatürk’e destek olmamanın ötesinde devrimci atılımların karşısında ciddi engeller teşkil ederek sürece katılıyordu. Parti içindeki eski İttihatçılardan tutun da daha sonradan DP faşizmini oluşturacak Bayar’lar ve Menderes’ler de aynı yapının içindeydiler. Başlattığı devrimi tamamlamak için ömrünü veren bir lider ve onun karşısında yer alan, devrimin partisi olmaktan ısrarla kaçınan CHP’nin çelişkisi Türkiye’nin de çelişkisi olacaktı.

Ancak Kemalizm’e ihanet denilen şey, sadece DP’yi kuranların gemiyi terk etmesinden ibaret değildi. Gerçek ihanet CHP’yi terk etmeyen ama Atatürk’ün ölümünün hemen ardından içerde ve dışarıda devrimin düşmanlarıyla uzlaşanlardan geldi. Daha İnönü döneminde devrimin ülkeden uzaklaştırdıklarıyla anlaşıldı. Atatürk’ün yakın çevresi tasfiye edildi, Truman Doktrini, Marshall yardımı derken Milli kurtuluşçuluk da devrimcilik de bir kenara atıldı.

Ecevit ise bir taraftan kendisini devrimci hareketin karşısında solcu göstermeye çalışırken diğer taraftan da Atatürkçülükten birebir vazgeçtiğin açıklayarak “redd-i miras”ın ilanını yapıyordu. İlerleyen yıllarda, Ecevit’in kendisi sağcılığın bir versiyonu olan “demokratik sol”a ve “inançlara saygılı laiklik”e evrilirken CHP ise Batılı özentisi bir sosyal demokrasinin savunuluculuğuna geçti. Altı ok zeminini iyiden iyiye terk etti. Baykallı CHP’nin ortaya çıkışı aslında Altı Oksuz CHP’nin doğmasıyla bir ve aynı süreç olmuştu. Artık geriye sadece kuru bir laiklik savunusu kalmıştı. CHP’nin sağcı partilerden belki de tek farklı görünen tavrı da buydu.

Ve artık bu kuru laikliğin de nefesi tükenmiş bulunuyor.

Çarşaf yetmez, tarikatlara da açılım

Geçtiğimiz haftadan beri Türkiye, CHP’nin çarşaflı üye töreni ile çalkalanıyor. Bilindiği gibi kara çarşaf, türbanının da ötesinde duran en radikal Şeriatçılığın “kara” sembolü olmuş bir kıyafet. Özellikle İran rejimiyle beraber tüm dünyada tanınan çarşaf, faşizmin sahte türdeşliğinin de bir aracı olarak halkın karşısına çıkarılıyor. AKP’lilerin cafcaflı saltanatının yanında yoksullar kara çarşafa mahkum ediliyor. Herkes “CHP ne yapmaya çalışıyor, acaba Baykal bir komploya mı kurban gidiyor, böyle bir siyasal intihar olamaz!” diye düşünürken CHP, Adıyaman’da bir çarşaflı üyelik töreni daha düzenleyerek, bunun kapsamlı bir proje olduğunu kanıtladı. Bununla da kalmadı Baykal, bizzat kendisi yaptıkları çıkışı sert bir şekilde savundu. Baykal, bu savunmayı yaparken Şeriatçıların yıllardır kullandıkları argümanlara sarıldı. Çarşaf Anadolu’nun geleneğiydi:

“Böyle bir törende ‘ben size rozet takmam, kıyafetinizi değiştirin öyle gelin’ deseydim asıl o zaman kendimi demokrasiye inanmayan, sosyal demokrasinin içerisinden gelmemiş ve insani duygudan kopmuş bir insan gibi hissederdim. Türkiye’deki kadınların yüzde 70’i başını kapatıyor”.

Bu klasik sağcı, Şeriatçı söylemin de kullanılmasının ardından, “Bu o zaman başını kapatmayan yüzde 30’a karşı bir anlam taşımaz mı?” diye soranlara cevaben CHP çarşafla da yetinmeyeceğini ortaya koydu. Meğer CHP’nin hedefi çarşaflı kadınları değil, bunları çarşafa sokan tarikatları örgütlemekmiş.

Çarşaf projesinin arkasındaki isim olduğu bilinen CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, durumu açıkça ifade ediyordu:

“AKP’deki kırılma cemaatler arasında da bir tartışma yaratıyor. Pek çok cemaat üyesi kendilerine sığınacak bir liman arıyor. CHP neden olmasın?”

Fethullahçılarla kucak kucağa olan DSP’nin ardından CHP’nin de cemaat-tarikat siyaseti yapmaya başlaması artık Türkiye’de sosyal demokrat ya da “ortanın solu” siyaset yapmanın imkânının kalmadığının kanıtı oldu. Toptan sağcılaşma ve Şeriatçılaşma siyasetin tümünü ele geçirdi…

CHP değil AKP güçleniyor

CHP’nin cemaatlerden beklediği desteğe ilk karşılığı da Fethullahçılar verdi. Zaman gazetesi Baykal’ın çıkışlarını ciddi anlamda destekledi. Zaman, “Siyasette Büyük Uzlaşma” manşetinin altında “Baykal’ın başörtülü ve çarşaflı kadınlara’ rozet takmasıyla başlayan tartışma Ankara’da büyük bir mutabakatın kapısını araladı. Parti içindeki tepkilere rağmen Baykal; ‘Kıyafet dayatmaya kimsenin hakkı yok’ dedi” söylemiyle Baykal’ın arkasında durdu.

Diğer taraftan Tayyip Erdoğan da Baykal’a sahip çıktı:

“Sayın genel başkan, dik durmalı boyun eğmemeli. Bundan sonraki süreçte bu duruş böyle devam ederse, inanın ülkenin bir çok sorunu da çok daha çabuk çözülür”.

Erdoğan’ın sorundan kastının laiklik ve Cumhuriyet olduğu açıktır. Bu “sorunlar”dan kurtulmanın yolunun da CHP’nin bu tavrından geçtiğinin bilinci açıktır! Bir diğer Baykal destekçisi de Nazlı Ilıcak oldu. “Tayyip Erdoğan Alevilere açılsın, Deniz Baykal çarşaflılara... Böylece kutuplaşmalar azalabilir. AK Parti’nin ve CHP’nin ezber bozması hoşuma gitti” diyen Ilıcak da Erdoğan gibi Baykal’ı CHP’li muhaliflere karşı da savunmanın çabası içindeler.

Aslında Baykal’ın bu destekçilerine bakarak bile ne yapacağına karar veremeyen CHP’liler biraz ols un uyanabilmeli. Yıllardır CHP’ye, sola ve laikliğe karşı mücadele edenler bugün neden Baykal’ı savunuyorlar? Acaba CHP’yi bir anda çok sevmeye mi başladılar yoksa alkışladıkları şey CHP’nin siyasal intiharı mı?

Kemalizm’e ihanet eden, Atatürk’ün çizgisinden her gün bir adım daha uzaklaşan CHP’nin sağcılarla sağcılık yarışı aslında kaybetmeye mahkum olduğu bir savaştı. Ancak CHP hep başka birilerinin zemininde siyaset yaparak kendi zayıflamasının önünü açtı. Bugün de AKP’ ile girilen Şeriatçılık yarışında CHP’nin kazanma şansı yok. Şeriatçıların zemininde yapılan hareketler o zeminin gerçek sahiplerini güçlendirmek dışında neye yarayabilir ki?

CHP, Kürt-İslam faşizminin zemininde

Peki, CHP’nin geldiği nokta daha önceleri de yaptığı sağcılık zemininde hareketle aynı şey mi? Burada durmak ve şu anki durumun daha ağır, vahim bir durum olduğunu tespit etmek gerekli.

Bugün CHP açık bir şekilde Türkiye’de hakimiyetini kurmakta olan Kürt-İslam faşizminin zeminine geçmiş bulunuyor. Baykal, çarşafı savunurken kullandığı insanilik söylemini, aynı konuşması içerisinde Kürtler için de kullanmadan geçmedi.

Diğer taraftan da Kürt CHP’lilerin açıklamaları da durumu netleştirdi. Urfa, Batman, Şırnak il başkanlarının açıklamalarına bir bakalım:

“Din karşıtı imajımız değişecek”, “Bana oy verenlerin yarısı çarşaflı”, “Necla Arat gibiler yüzünden kaybettik”, vs…

AKP’nin oluşturduğu ideolojik ortam herkesten çok Kürt aşiretlerinin yapısına uygundu. Bu nedenle de gene en çok onlar tarafından sahiplenildi. CHP’nin ise sağ partilerden kendisini ayrı tuttuğu tek bir nokta kalmıştı. O nokta da aslında çok rahat terk edilebileceğini tahmin ettiğimiz laiklikti.

Çünkü gerçekten de Altı Ok devrimci programının diğer ilkeleri bir kenara atıldıktan sonra laikliğin tek başına savunulmasının da olanağı yoktu. CHP de uzun süredir sadece laiklik konusuna duyarlı kesimlerin oyunu almaya yönelik davranarak durumu idare etti. Ancak devrimciliğin dışında kalan bir laikliğin ömrü de buraya kadarmış, gün geldi CHP bunu da bir kenara atıverdi.

Artık CHP de Kürt-İslamcı zeminin bir parçasıdır. Bugüne kadar CHP gerçek bir muhalefet ortaya koymasa da, devrimcilikle yakından uzaktan bir ilgisi olmasa da gene de Kürt-İslam faşizminin içinde yer almıyordu. Ancak son atılan adımlar, CHP’yi bu girdabın içerisine tam anlamıyla sokmuş oldu. Bu AKP’leşen, Şeriatçılaşan bir CHP tablosudur. Ama CHP’nin yanılgısı düşmanın zeminine geçerek kazanılacağı beklentisidir.

Oysa tarih hiçbir zaman rakibinin isteklerini kabul ederek ve onunla aynı şeyleri yapıp, söyleyerek güçlenen bir siyasal yapıyı yazmadı ve yazmayacak. Madem AKP bu şekilde güçleniyor, biz de onun gibi yapalım da güçlenelim demenin sonu hezimet olacak.

Faşizmle mücadele, antifaşist cephe kurarak verilebilir

Baykal’ı savunurken farklı bir yaklaşım geliştiren bir kalem Ertuğrul Özkök oldu. Özkök, AKP’nin lehine değişen dengeyi yeniden kurmanın ve normale dönerek faşizan yükselişi yavaşlatmanın yolu olarak Baykal’ın çıkışlarını savunuyordu:

“Siyasetin normalleşmesi için dini sembollerin bazı kesimlerce, ‘babalarının malıymış’ gibi istismar edilmesinin önüne geçilmelidir… Ama akıllı ve çağdaş bir parti bunun sınırlarını çok iyi çizebilir ve Türkiye’yi AKP’nin inanç monopolünden kurtarabilir…

Çünkü Türkiye, inanç istismarının siyasette yarattığı eşitsizliği gidermezse, gidebileceği tek istikamet diktatörlük olacaktır. Daha şimdiden iş dünyası, toplum örgütleri ve medya üzerinde faşizan gidişatın ciddi emareleri görülmeye başladı”. Yani ‘sosyolog’ Ertuğrul, CHP’ye “biraz da siz inanç sömürüsü yapın ki AKP tek başına yaparak daha da güçlenmesin” demektedir. Anlaşılan o ki CHP’lilerin bir kısmının da savunusu bu olacak…

Bu tezler CHP’lilerin beğenisine açıktır ama gerçek siyasal hayattaki karşılığı nedir?

Buna verebileceğimiz cevap kocaman bir “hiç”ten ibaret. Hayat çeşitli kutupların mücadelesi çerçevesinde şekillenir. Emperyalizm karşısında mazlum milletler, sömürücülerin karşısında halk sınıfları durur.

Bu nedenle siyasette de aşırı güçlenen bir kutup varsa ve zeminini her geçen gün yaygınlaştırıyorsa buna karşı yapılabilecek en son şey onun zemininde, onunla yarışmak olabilir.

Hele bu kutup faşizmse, onun yarattığı toplumsal girdaba kendisini kaptıranları nasıl yuttuğu ortadadır. Dolayısıyla Ertuğrul Özkök’ün tezi de CHP’lilerin beklentileri de ancak AKP’nin ilerlemesinin karşısındaki gafletin görüngüleridir.

Faşizmle ve Şeriatla mücadelenin tek yolu varsa o da ona karşı devrimci, Atatürkçü antifaşist cephenin kurulmasıdır.

Arenada faşizme karşı sadece devrimcilerin kalması uzak değil.

CHP’ninse tek yapması gereken bundan sonra yolumuzdan çekilmek olabilir…


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranzı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe