| İnan Kahramanoğlu |
Ekonomik krizi fırsata çevirmek...
Krizi gerçekten de ABD’de başgösteren ve hızla yayılmaya devam eden ekonomik kriz henüz tam anlamıyla Türkiye’yi vurmadıysa da, Türk ekonomisinin çok yakın bir dönemde ciddi bir yıkımla karşı karşıya kalabileceğini artık büyük sermaye çevreleri de yüksek sesle dile getiriyorlar. Büyük sermayenin kriz korkusunu gidermek için önerisi ise her zamanki gibi IMF ile işbirliği oldu. Nitekim Tayyip Erdoğan’ın IMF Başkanı Kahn ile görüşmesi biraz da bu baskının etkisiyle gerçekleşti ve IMF ile yeni bir anlaşma kapıda gibi görünüyor. Dolayısıyla televizyon ve gazetelerde bir süredir uzak kaldığımız “IMF” sözcüğü ile yeniden haşır neşir olacağımız bir süreç hiç de uzak değil. Elbette IMF programları ile Türkiye’nin beklenen ekonomik yıkımdan kurtulup kurtulamayacağını tartışmayı bile anlamsız buluyoruz. IMF programlarının bugüne kadar herhangi bir krize çare olmaması bir yana, Türkiye gibi ülkelerin bizzat bu IMF programları ile krizlere sürüklendiğini artık kimi liberal iktisatçılar bile itiraf ediyorlar. Daha yakın zamanda, 2001 yılında IMF programları sonucunda çöken Türkiye ve Arjantin ekonomileri örneklerini hatırlatmak da bu açıdan yararlı olabilir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Türk ekonomisi açısından tehlikeli bir sürecin içine girilmesi bir yana, bu tür bir krizden çıkmak için uygulanacak reçetenin de bu krizi derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağı görülüyor. Oysa Tayyip Erdoğan daha krizin ABD’yi salladığı ilk günlerde yaptığı açıklamada “krizi fırsata çevirebiliriz” diyordu. AKP’nin serbest piyasaya ve Batıya göbekten bağlı ekonomi programı ile bu mümkün değildi ve zaten “krizi fırsata çevirme” sloganının Tayyip’in o alışıldık Kasımpaşalı efelenmesinden başka bir şey ifade etmediği de ortaya çıkmış oldu. Tayyip bu tavrın bir devamı olarak önce “IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız” dedi, ama aradan bir hafta geçmeden ümüğünü IMF’ye uzatmaktan çekinmedi. Şimdi AKP iktidarı, IMF’den ne kadar para koparabiliriz, bunun hesaplarıyla meşgul. Ancak Tayyip’in boş bir slogandan öteye gitmeyen bu sözü bir tarafa, aslında Türkiye gibi ülkeler açısından kriz dönemleri gerçektende önemli fırsatlar yaratıyor. Marksist ve ulusalcı ütopyalar ve gerçekler Evet, Türkiye gerçekten de bu ekonomik krizi bir fırsata dönüştürebilir. Peki ama nasıl? Bunun için öncelikle krizi değerlendirecek gerçekçi bir analize ihtiyaç var. Ancak bugün bu noktanın çok gerisinde olduğumuzu da belirtmek gerek. Dünya ekonomisinin sürekli ve çeşitli düzeylerde krizlere girmesi artık kapitalizmin mevcut işleyişi içinde normal bir durum olarak kabul ediliyor. Ancak kapitalizmin krizlerinin ezilen dünya ülkeleri açısından ortaya çıkardığı başka gerçekler de var ama bunlardan bahseden yok. Kapitalizmin krizlerini sevinçle karşılayan kimi Marksistlerimiz bugünlerde “Marks haklı çıktı” diyerek kendilerini kandırmakla meşguller. Oysa krizlerden sonra kapitalist sistem Marks’ın öngörüsünün aksine yıkılmadı ve her seferinde kendisini yeniden üretecek bir çıkış yolu buldu. Bu son krizden çıkış yolunu bulması da pek zor olmayacak gibi görünüyor. Kimi ulusalcı kesimlerse yine yanlış bir biçimde krizleri “devletçiliğin zaferi” olarak yorumladılar. Oysa, İkinci Dünya Savaşı sürecinde ABD’nin uyguladığı Keynesyen ekonomi politikalarından beridir, krizlerden çıkışta “devlet müdahaleciliği” artık tipik bir kriz reçetesi haline gelmiş bulunuyor. Dolayısıyla Marksist ve ulusalcı kesimlerin kapitalizm karşıtlığı dedikleri şey sadece kapitalizmin krizlerle kendi kendisini yıkmasını beklemek ve ABD başta olmak üzere emperyalist güçlerin kapitalizmden vazgeçip sosyalist ya da devletçi bir ekonomiye geçmeleri şeklinde bir ütopya olabiliyor! Bütün bunlar boş birer beklenti ve hayalden ibaret olduğu için bu yanlış “antikapitalist” tezleri bir yana bırakıp kapitalizmin bu krizinin yarattığı fırsata dikkatleri çekmek çok daha yararlı ve gerçekçi olacak. Tarih dersleri Dünya tarihinde kapitalist sistemin yaşadığı krizlerin ortaya koyduğu tarihsel ve güncel gerçek, bu tip kriz dönemlerinin ezilen ülkelerin sıkıştırıldıkları kapitalist işbölümünün dışına çıkıp hem krizin etkilerinden kurtulabildikleri hem de bağımsız bir ekonomi kurma yoluna girebildikleridir. Dünya tarihinde yaşanan ve biri diğerini tetikleyen başlıca birtakım savaş, ekonomik kriz ve siyasal bunalım dönemleri dünyanın ezilen kutbundaki ülkeler açısından bağımlılık ilişkilerinin önemli ölçüde zayıflamasına yol açar . Bu bunalım dönemlerinden tarihsel açıdan en önemlileri arasında 17.yy’daki Avrupa bunalımı-özellikle İspanya’nın sömürgeleri üzerindeki denetimini yitirmesi süreci, Napolyon Savaşları, 1. Dünya Savaşı, 1929 Ekonomik buhranı ve 2. Dünya Savaşı gibi dönemler sayılabilir. Bu dönemlerde ticaret ve yatırım bağlarının zayıflaması ve ezilen ülke ekonomileri ile kapitalist metropoller arasındaki ilişkinin gevşemesi sonucunda uydu ülkeler özerk bir sanayileşme yoluna girebilmiş ve yüksek bir büyüme hızına ulaşarak kapitalist işbölümünün dışına çıkmak için önemli fırsatlar yakalamışlardır. Özellikle 2. Dünya savaşında Avrupa başta olmak üzere emperyalist dünyanın yaşadığı bunalım dönemi, Asya ve Afrika başta olmak üzere ezilen dünyanın pek çok ülkesinde sömürgeciliğin sonunu getirmiş ve Ulusal Kurtuluş Hareketlerinin güç kazanması sonucunda üçüncü dünyacı devrimlerle bağımsız ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştı. 1929 buhranı döneminde de yine bütün dünya ekonomileri sarsılırken Atatürk’ün liberal/kapitalist dünyayı dışlayan halkçı-devletçi ekonomi politikası sayesinde Türkiye, dünyada büyüme hızını arttıran sayılı ülkeler arasında yer almayı başarmıştı. Dolayısıyla bugün ABD’nin yaşadığı kriz hem ekonomik olarak yabancı sermayenin denetimine giren, hem de krizle ortaya çıkabilecek bir çöküş riski ile karşı karşıya kalan Türkiye’nin emperyalist dünya karşısında çok daha güçlü bir konuma geçebileceği bir dönemin kapılarını aralamaktadır. Ekonomik krizi atlatmanın dışında, bu tür bir bağımsız ekonomi arayışına girişmek aynı zamanda Türkiye’nin ulusal güvenliğini ilgilendiren pek çok konuda emperyalist dayatmaları boşa çıkartacak bir politik güce ulaşmak için de önemli fırsatlar yaratmaktadır.
|