24.11.2008/Sayı:213
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövBilimsel Soygun

Toplumsal örgütlenmenin güzel sanatlar benzeri kimi ürünleri gibi, dinlerin yaşının da on binlerce yıl geriye gittiği, ama buna karşılık bilim tarihinin çok sınırlı bir geçmişi olduğunu anımsamalıyız. Bu iki birikim arasındaki çelişki önemlidir. Yıllarla ölçülen birikimin her aşamasında dini simgelediklerini söyleyenlere karşı hem din, hem bilim adına karşı çıkışlar olduğu da tarihin ayrılmaz parçalarıdır. Bilimin kısa sürede hızla gelişmiş olmasına karşın, onun köktendinci çevrelerce göz ardı edilmekte olduğu da bir gerçektir.

Önce, kuşku yok ki, Yeniden Doğuş’un (Rönesans’ın) ekinsel ve insancıl devrimi, bilimsel dayanaklardan yoksun masalsı boş inançlara ağır darbeler indirmiştir. Kimya, fizik ve matematik kuramları kimi din sözcülerinin ve sıradan kişilerin “mucize” diye sorgusuz yaydığı söylemlerin olamayacağını kanıtlamıştır. O denli ki, din sözcülüğünü yapanlar bu öykülerin simgesel oldukları savunmasına sapmaktan başka çıkar yol bulamadılar. Öte yandan, ticaretle endüstri kapitalizminin hızlı gelişmesi yaşamın makinelere uyarlanmasında da ileri sıçramalara yol açtı. On yedinci yüzyılın sonunda büyü gibi şaklabanlıklar büyük ölçüde ortadan kalktı. Daha sonraki iki yüz yıl içinde, Bilimsel Devrim kişinin doğa içindeki yerini bambaşka tanımlar oldu.

Evren, artık, insanın ta ortasında yer aldığı akıl ermez bir varlık değildi. Kişiyi ilerletecek ve ona başarıyla birlikte mutluluk getirebilecek olan yol usa, yeteneğe, yaratıcılığa ve çalışmaya bağlıydı. Modern bilimin doğuşundan belki herkesten fazla Galileo sorumludur. Katolik Kilisesinin karşısına geçip kişinin gerçekleri gözlemleyerek dünyayı ancak böyle anlayabileceğini savundu ve İncil’in bize bilimsel doğruları öğretmek gibi bir amacı olmadığını açıkladı. İki Ana Dünya Düzenine İlişkin Konuşma başlıklı kitabı gezegenlerin güneş çevresinde döndüklerini söylemiş olan Kopernikus’u savunuyordu. Katolik tarihindeki kötü ünlü (Engizisyon) din mahkemesi Galileo’yu evinde tutuklama kararından sonra bile Hollanda’ya gizlice basıma yolladığı ve gene Kopernikus’u savunan (İki Yeni Bilim Dalı başlıklı) ikinci kitabı çağdaş fiziğin ilk adımıdır.

Galileo Kopernikus

Linneaus Lamack

Modern bilimin gelişmesine katkıda bulunan isimlerden bazıları: Yukarıdakiler Galileo, Kopernikus, Linnaeus ve Lamack

Ama halkın ağzından düşmeyen masalsı yaradılış öykülerine ilk büyük meydan okuma Darwin’den, onun evrim kuramından geldi. Bu düşüncenin hazırlayıcı adımları eski Yunan’a gider ve Romalı Galen, İsveçli Linnaeus ve Fransız Lamarck’ı dolaşarak ona ulaşır. Ama eldeki güvenilir bilgileri kendi gözlemleriyle karşılaştıran Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabıyla yaşam kavramına bütünüyle başka bir bakış kazandırdı. Marx Kapital başlıklı yapıtının ikinci cildini Darwin’in adına sunmayı düşünürken, böylesine bir doğa tarihinin kişiyi toplumsal ve aktöresel bir ürün olarak ele almayı savsakladığı biçiminde eleştiriler de yükseliyordu. Evrimci bilimle Tanrı odaklı kimi yorumlar arasındaki temel çelişi böylece hemen ortaya çıktı. Ancak, bu İngiliz bitki ve hayvan bilimcisinin evrim kuramına karşı çıkanlar “en güçlünün yaşamını sürdürmesi” görüşünden hareketle, “Sosyal Darwincilik” diye başka bir anlayış türeterek doğada onaylamadıkları yaşam kavgasını insan ilişkilerinde doğal görmeğe başladılar. Evrim kuramı din açısından işlerine gelmiyor, ama insan toplumunda güçlünün zayıfı ezmesini haklı göstermekten çekinmiyorlardı.

Yirminci Yüzyılın bilim adına iki büyük başarısı (Newton’un yer çekimi kuralından hareketle) tüm evreni kucaklayan (Albert Einstein’ın) Görecelik (İzafiyet) kuralı ile atomlar düzeyinde ya da daha aşağı ölçeklerdeki güçlerle ilgili “kuantum mekaniği”dir. Stephen Hawking bu ikisini bir araya getirip “Büyük Birleşme” adı altında kapsamlı bir kuramın ipuçlarını Zamanın Kısa Tarihi başlıklı kitabında veriyor. Bu iki kuramı bağdaştırarak evrenin nasıl oluştuğunu anlamamıza yardımcı olacak anahtarı ele geçirmeyi umuyor.

Günümüzdeki Bilimsel ve Teknolojik Devrimin eriştiği nokta her alandaki bilim kişilerinin, yazarların, siyasetçilerin ve din temsilcilerinin dikkatlerini çekti. Yeni buluşlar neredeyse her gün iletişim araçlarında görülüyor. Bilimin ve fennin art arda gelen başarıları kişiyi şaşırtıyor. Yaşamı temelden bir kez daha etkileyecek yeni bir Endüstri Devriminin kapıyı çalmakta olduğuna inananlar da var. Gerçekten, günümüzdeki adımlar, önceki yüzyılların bilimsel atılımlarından farklı olarak, enerji kaynaklarını, çevreyi, ürünleri, ulaşımı ve yaşamın her alanını başka türlü etkiliyor. Eskiden, bilim belirli bir endüstri dalını değişmeye zorlarken, şimdi tüm ekonomik yaşam baştan sona elden geçiyor.

Küba başkenti Havana’nın eski kent bölümünde “Avenida del Puerto” adlı caddeye yeni bir Atatürk büstü kondu

Küba başkenti Havana’nın eski kent bölümünde “Avenida del Puerto” adlı caddeye yeni bir Atatürk büstü kondu. Yüksek kaidesi ve büyük başıyla bir anıt görünümünde olan bu başarılı yapıt Havana’daki ikinci Atatürk heykelidir. Diplomasi temsilcileri, Kübalı resmî görevliler ve çağrılı konukların önünde açılan anıtta kent tarihçisi Eusebio Leal de konuşmuş
ve şöyle demiştir: “Atatürk’ün yurtta barış, dünyada barış düşüncelerine biz de içtenlikle inanıyoruz. Büyük bir usta, insancıl bir düşünür ve ulusu adına kazanmasını bilen bir önderdi. Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni, büyük ve soylu bir Türk ulusu yaratmıştır.”

Çağdaş değişmelerin anahtar kavramı ne olabilir? Savaş ve barış araştırmalarına damgasını vurmuş olan nükleer güç mü? Endüstrinin belkemiği olan özdevinim mi? Elektronik bilgisayarlar ve ondan doğacak yeni buluşlar mı? Bireşimli (sentetik) ürünlerin yaygınlaşması mı? Büyük olasılıkla insan yaşamının tüm yanlarını içine alır biçimde, karmaşık ve temelden bağlantılı bir gelişme ortamındayız. Bilim her türlü ürün alanını işgâl ederken, bilimin kendi de endüstrinin, bu arada onun içinde ağırlıklı bir kümenin denetimi altına giriyor. Bilgisayara bağlı uluslararası ağ yaşamın her köşesine yayılırken, yeni enerji kaynakları arayışı ve uzay araştırmaları hız kazanıyor.

İçinden geçtiğimiz devrimin küresel çevre sorunları da yaratması teknolojinin çizilmesi gereken sınırlarını da anımsatıyor. Bu bağlamda, atom gizinin çözülmesiyle bombanın iki Japon adasının sivil halkı üstünde patladığını da unutmayalım. Günümüzdeki kitle yok etme silâhları tüm insanlığı ürkütür durumdadır. Üstelik, bunlar yaklaşık iki elin parmakları kadar ülkenin elinde bulunduğundan, tüm dünya devletleri nükleer güce sahip azınlık ve ona sahip olmayan çoğunluk olarak ikiye bölünmüştür.

Bu dev boyutlu değişimler içinde dinin yeri ve katkısı nedir? Kendini dine inanan biri olarak gören kişi, o inançların da, içinde bulunduğu koşulların da etkisi altındadır. Kendi de, parçası olduğu dinsel örgüt de ortaya çıkan bilimsel gerçekler karşısında dinsel görüşlerini günümüze uydurma yollarını arıyor Her dinin ve onun alt-kümelerinin kendine özgü örgütleri ve tabanları var. Hiç değilse sözcüleri hakça tavırların destekçisi olduklarına inanırlar. Örneğin, birkaç kilise sözcüsü Güney Afrika Cumhuriyeti ve Namibya’daki ırkçılığa, eşitsizliğe ve sömürgeciliğe karşı çıkmışlar ve bu tavırlarında ayak diremişlerdir. Roma’da Papalığın İtalyan Faşizmine ve Alman Nazizmine karşı gereği gibi durmadığı da burada anımsanmalıdır.

Birçok din örgütü aralarında ortak noktalar ararken, önemli bir ortak nokta olarak lâiklik düşmanlığında da birleşebilirler. Lâiklik tarihsel birikimden doğan bir dünya oluşumudur. Doğa-dışı yorumlardan arınmış, bağımsız tavrı gerektiren ve doğruluğu kanıtlanmış bilgiye dayalı deneyler yöntemidir. İnsan usuyla görülebilen ve doğrulukları kuşku götürmeyen gerçekleri kabul eder. Böyle bir düşünce yöntemini toplumun, eğitimin ve ilerlemenin vazgeçilmez öğesi olarak görür. Lâikliğin gücü bilimle olan bağlantısındadır. Bu bağın kökleri de Orta Çağ’dan bu yana atılan adımların yarattığı birikimdedir.

Ancak, kimi din görevlileri ya taban neyi yeğliyorsa, doğru ya da yanlış, ona uymağa çalışır ya da bu geniş kitle yerine küçük ama güçlü bir azınlıkla aynı yöne sapar. İnanç kümelerinin belki de her birinde din düşüncesini değişen koşullara, özellikle çağdaş aşamaya uydurma önerileri var. Aralarında büyük anlaşmazlık alanları kalmasına karşın, Amerikalı (Gabriel Vahanian, Harvey Cox, Thomas Altizer, William Hamilton, Paul van Buren), Britanyalı (Robert Smith, J.A. Robinson), Alman (Rudolf Bultman, Dietrich Bonhoeffen) ve başka ülkelerden din adamları “çağdaşlaşma” yollarını aradılar. Bu arayışta (eskinin karşıtı olarak) bir kurbanla “Sırat Köprüsü”nü geçip ya da on kez “hacı” olup öbür dünyada rahat etme umudu ya da kendini İsa’ya vermek gibi geleneksel Hıristiyan erdemleri yerine bu dünyadaki toplumsal sorumluluğun önceliğinin yer yer ağır bastığı da görülüyor. Örneğin, Vahanian’ın öne sürdüğü yorumlara bakınca eski dinsel kalıpların çağdaş yaşamla uyuşmadığı sonucu kendiliğinden çıkıyor. Bunların içinde Pierre Teilhard de Chardin (1881-1955) gibi insanın günahla doğduğu ve sürekli olarak şeytanın gözetiminde yaşadığına ilişkin kilise öğretisini kendisi papazken geri çevirip dinden uzaklaşanlar da vardır.

Öte yandan, tutucu dinsel inançların kimi toplumların en hoşgörüsüz çevrelerinde de, özellikle Amerika’da, yaygınlaştığına tanık oluyoruz. Genelde Protestan olmak üzere, eski mezheplerden kimilerinin daha aşırı uca doğru hızla yol aldıklarını, bu süre içinde iyi örgütlendiklerini ve siyasal yönden karar veren kurumları etkileri altına aldıklarını görüyoruz. Bunun yanı başında, ussal yaşam anlayışının onaylamayacağı eylemlere yeltenen, bu arada toplu intiharları bile göze alan kimi kuruluşlar da göze batıyor.

Çoğunda Kıyamet’in yaklaştığına, İsa’nın ikinci kez dünyaya geleceğine, yalnız kendine içtenlikle inananları çekip Cennet’e götüreceğine ve geri kalanların bir tür “Şeytan Ordusu”nu oluşturacaklarına ve bunlara karşı acımasız biçimde savaşım gerektiğine inananlar milyonları buluyorlar. Bu türlü düşünceler ABD’nde Beyaz Saray’a ve o yoldan türlü bakanlıkların günlük eylemlerine girmiş, okulları çevrelemiş, yargı kurumlarını doldurmuştur. Bunlara göre, küresel iklimin kötüye doğru hızla gitmesi, Kuzey Kutbundaki buz dağlarının erimekte oluşu, suların yükselmesi, sıklaşan fırtınalar, çölleşme göstergeleri, içecek suların azalması, göllerle ırmakların kuruması ve benzeri değişimler doğa-ötesi büyük bir gücün “takdir”idir. Bu bir yazgıdır, kulun yapacağı bir şey de yoktur ya da çok sınırlıdır.

Köktendinci görüş bu türlü yorumlarla kürenin işleyişini bozan ve çevreyi kirletenleri suçlamayarak bundan sorumlu olan büyük sermaye düzenine arka çıkmaktadır. Bu çevreler, resmî karar-verici devlet kuruluşlarıyla da birleşerek, bilimsel çevre uzmanlarının uyarılarına kulak asmamakta, köktendinci görüşlere yakın kişilerden yapay kurullar oluşturmakta, Birleşmiş Milletler temsilciliklerini ve her düzeyde yargı katmanlarını onlarla doldurmaktadırlar. Özellikle ABD’nde yalnız resmî kuruluşlar değil, eğitim ocakları da bu denli tek-yanlı bir boş-inanç saldırısının konusu olmamışlardı. Amerika’da devlet okullarının kapatılarak eğitimin bütününün kiliselere aktarılması gerektiğini savunanların sayıları ve etkileri artarken, Asya’da Pakistan’da da ders kitaplarının, bu arada örneğin yaşambilim kitabının Kur’an’daki öğretiyle ne denli uyuştuğunu özel bir din uzmanları kurulu denetliyor.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe