| Ekin Akkol |
Kürt sorununun “yeni” yüzü
AKP terörü tırmandırdı AKP’nin 2002 yılında iktidara geldiğinden bu yana Kürt meselesi dağdaki terörüyle, şehirdeki eylemleriyle sıkça gündeme geliyor. Bunun temel sebepleri ise AKP’nin Kürtçü politikaları ve PKK’nın eylemliliği oldu. AKP’nin terörü destekleyen politikası, PKK’nın şehirdeki, dağdaki ve hatta K. Irak’taki hâkimiyetini gün geçtikçe arttırır hale getirdi. AKP, Ordu’nun PKK’ya karşı mücadele etme gücünü her geçen gün zayıflattı. İlk olarak MGK sivilleştirildi, şimdi de PKK ile mücadeleyi polise devretmeye hazırlanıyorlar. Artık bölücü terör ulusal güvenlik sorunu olmaktan çıkartılıp, bir iç güvenlik sorunu haline getirilmeye başlandı. Hükümet kanadından bölücülüğün önü açılırken, Ordu da her geçen gün sürece seyirci kalmaya devam etti. Geçtiğimiz kış ayında Amerikan istihbaratıyla yapılan hava ve kara operasyonları Türkiye’yi K. Irak’taki kukla Kürt Devleti’ni tanıma aşamasına getirdi. Sınır ötemizde bunlar yaşanırken, Türkiye içerisinde de PKK’nın dağ hakimiyetinin önüne çok fazla geçilemediği görüldü. Dağda karşısında silahlı bir güç göremeyen PKK hakimiyetini arttırırken, Türk Milleti her gün karşıladığı şehit cenazeleriyle yeni acıların yasını tutmaya devam etti. Son yaşanan olaylarla birlikte PKK siyasi hayatta da güç kazanmaya başlamıştı. Tabii bu süreci ilk başlatan Tayyip olmuştu. Hatırlarsınız, Tayyip’in 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı “Kürt sorununu tanıyoruz” açıklamasından sonra PKK’nın siyaseten önü açılmıştı. Yıllardır Türk Devleti’ne kabul ettirmek istediklerini Tayyip eliyle kabul ettirmiş oluyorlardı. Artık mesele bir “Kürt Sorunu” haline gelmişti ve tartışmanın siyasi zemini farklılaşıyordu. 2007 yılına gelindiğinde seçimlerden AKP güçlü çıkarken aynı zamanda PKK’da Meclise taşınmış oldu. Artık Meclis kürsüsünden yapılan propaganda, “Kürt sorununa” “demokratik” çözüm talepleri olmaya başladı. Türk Milleti televizyonlardan, gazetelerden yapılan bu propagandayı sürekli duyarak sürece alıştırıldı. İlk önce bu işin Ordu ile değil demokrasi ile çözülebileceği kabul ettirildi. Daha sonra ise bu sivil çözüm Türk Devleti’nin Kürtlere siyasi, sosyal ve kültürel haklarının verilmesi olarak dile getirildi. Ordu sürecin tamamen dışında bırakılırken, Türk Milleti PKK ile baş başa kalmıştı. Artık sokaktaki sıradan “ben Türk’üm” diyen insan, PKK’nın açık hedefi haline gelmeye başlamıştır. Sonuçta PKK Kürt “kim”liğinden besleniyordu ve Türk’ü temsil eden her şeye düşmandı. Atatürkçülere kurulan tuzak Kürt-İslamcı cephe bu kadar hızla güç kazanırken süreç içerisinde Atatürkçülere de kendi propagandalarını kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Yıllardır iki temel propaganda Türklere yapılmaktadır. İlki Türk-Kürt kardeşliği masalıdır ki, en ucuzundan bir PKK propagandasıdır. Diğeri ise, asıl üzerinde duracağımız “Devlet, Doğu’ya yardım yapmadı PKK ondan güçlendi” propagandası. Kürt-İslamcılar, meseleyi Kürt Sorunu olarak ortaya koyarken aynı zamanda bunun temel sebebinin de ekonomik geri kalmışlık olduğunu söylüyorlardı. Tayyip’in son dönem yaptığı açıklamalarından bir tanesi de GAP projesini tekrardan hayata geçirmek olduğuydu. Böylece PKK’nin beslendiği ekonomik geri kalmışlık önlenecekti! Tayyip, Doğu’ya yaptığı gezilerinde hep bunu dile getirmişti. Önümüzdeki yerel seçimler için çalışma yürüten AKP tarafı, “sosyal belediyecilik” anlayışıyla Doğu ve Güneydoğu’nun geri kalmışlığına son vereceklerini söylüyorlardı. Meselenin kimlik sorunu değil de ekonomik bir sorun olduğunu söyleyen AKP, Atatürkçüleri de bu oltaya getirmeye çalışıyordu. Ama gelişen olaylar meselenin hiç de ekonomik olmadığını ortaya koymuştur. Geçtiğimiz ay içerisinde Diyarbakır merkez olmak üzere, Güneydoğu’nun birçok ilinde ve İstanbul’un bir çok semtinde PKK’nın isyan provalarına şahit olduk. Türk bayrağını yakma girişimleri, kamu binalarını taşlamalar bu işin bir kimlik savaşı olduğunu ortaya koydu. Hedef alınan merkezlere bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti Devletini oluşturan yapılar olduğunu görebilirsiniz. Kısacası ortada açıktan Türk kimliğine düşmanlık vardır. AKP, ekonomik sorun diye dursun, Kürtçülüğe oynayan Zaman gazetesi bile meselenin ekonomik olmadığını ortaya koymuştur. Zaman gazetesi, sorunun ekonomik olmadığını ortaya koyuyor Zaman gazetesinin geçtiğimiz hafta yayınlanan Cumartesi ekinde çıkan bir haber Güneydoğu’nun hiçte geri kalmış bir bölge olmadığını ortaya koydu. “İşte Doğu’nun değişen yüzü” diye verilen haberde dört il, yine Diyarbakır başta olmak üzere Hakka-ri, Mardin ve Şanlıurfa incelemeye alınmış. Seçilen illerin ortak özelliği PKK yandaşlarının fazla olması. Diğer özellikleri ise DTP’nin mitinglerinin kalabalık geçtiği, dağlarında Türk Ordusu’nun PKK ile savaş verdiği iller olmasıdır. Ancak Zaman’ın haberi verirken söylediği şey, medyanın Doğu’nun değişen yüzünü gözardı ettiğidir. Hep terörle gündeme gelen Doğu illerinin aslında ne kadar gelişmiş olduğunu söylüyor Zaman: “Bir sonbahar günü Diyarbakır’ın Sanat Sokağı’ndaki kafeler ağzına kadar dolu. Bir yandan çaylar içiliyor, bir yandan da derin bir sohbet almış başını gidiyor. Gazete, kitap ve dergi okuyan gençler, hallerinden pek memnun görünüyor. Bu sokak İstiklal Caddesi’nden farksız. ” Hep söylenen Doğu’nun Batı’dan geri kaldığı propagandasını yalanlarcasına devam ediyor Zaman. Güneydoğu Anadolu’da adeta bir cazibe merkezi haline gelen şehir, alışveriş merkezleri, lüks villalar, hastane ve okullarıyla modern bir havaya bürünmüş. Diyarbakır’ın değişen yüzü, kendisini Dicle Kent semtinde göstermiş. Havuzlu, bahçeli dubleks villalar, büyük bir rağbet görüyor. Ortalama 500 bin YTL değerindeki bu lüks villalar, inşaatları biter bitmez hemen satılıyor. Sadece Diyarbakır değil, diğer üç il ile ilgili de rakamlarla bilgi veren Zaman, sanki İstanbul, İzmir veya Ankara gibi büyük sanayi kentlerini anlatıyor. Hakkari’de 150 yataklı iki tane devlet hastanesi geçen aylarda bitirilmiş. Ayrıca Çukurca ilçesine 30 yatak kapasiteli devlet hastanesi inşaatına başlanmış. 2003’ten bu yana 90 okul yapılmış. 2007’de Mardin’e okul yapım ve onarım çalışmaları için 27 milyon YTL para aktarılmış. Yeni yapılan okullarla birlikte derslik sayısı yüzde 22 artmış. Mardin’de halen iki tane devlet hastanesi, 4 tane de sağlık ocağı inşaatı devam ediyor. 2002 yılından bu yana şehirdeki hasta yatak kapasitesi yüzde 43 artmış. Şanlıurfa’da altı yıl önce 4 bin 713 olan derslik sayısı bugün 7 bin 538’e çıkmış. Görüldüğü üzere yıllardır Atatürkçülere ve Türk tarafına yapılan propagandanın ne kadarda zeminsiz olduğu ortada. Kürtçüler meselenin temel sebebinin Kürt kimliği olduğunu biliyorlar ve açık açık söylüyorlar da zaten. Sorun ekonomik değil, sorun bölücülük sorunu Geçtiğimiz aylarda Emine Ayna’nın açıklamasını hatırlarsınız. Sorunun ekonomik bir sorun olmadığından bahsediyordu. Eğer ekonomik bir sorun yaşansaydı Ege’deki köylü neden ayaklanmıyor diye meselenin kimlik meselesi olduğunu söylemişti Ayna. Geçen günlerde ise Emine Ayna’nın açıklamasını desteklercesine Ahmet Türk’ün yaptığı açıklama ise bambaşka bir tartışma yarattı; “1980’de Kürtler siyasi, sosyal ve kültürel soykırıma uğradı”. Bilinen bir gerçek varsa o da, 12 Eylül sonrası gelişen iki hareketten birisi Şeriatçılık diğeri ise Kürtçülük olmuştur. Bu iki hareketinde kendine zemin yaratacağı ortam ABD tarafından yaratılmıştır. Geçtiğimiz yirmibeş yılda gelişen Kürt-İslamcı hareket dönem dönem “İslamcılığını” ön plana çıkartır gibi gözüktüyse de aslında hep Kürtçü olmuştu. Sonuçta bu hareket Said-i Kürdi kökenliydi. Yukarıda görüldüğü gibi Zaman gazetesi de İslamcılığını son dönemde çok geri plana atmış durumda. En son Tayyip’in Tunceli gezisinde ettiği laflardan sonra Zaman’ın PKK’dan yana aldığı tavırla görmüştük bunu. Şimdi de PKK’nın tezlerini aklıyor. Herhalde bundan sonra kapatılan “Gündem” gazetesinin yerini alacak gibi duruyor. Kürtçü kanadın ne kadar net olduğunu görebiliyoruz. Sürekli mevzi kazanarak ilerliyorlar. Peki bu noktada Atatürkçüler nasıl tavır almalılar? Atatürkçüler, politika üretmelidir! TÜRKSOLU olarak “Kürt varsa sorun var” demiştik. Evet bu kimliğin varlığı bugün Türkiye’yi bölünme sürecine sürüklemektedir. Ondan dolayı Atatürkçüyüm diyenlerin bölünmenin önüne geçmesi için Kürt kimliğine taviz vermeden kendi tarihine dönüp Atatürk’ten ders alması gerekmektedir. Atatürk iktisadi geri kalmışlıktan bahsetmiyordu. Ortada Kürt isyanları vardı ve çözüm net olmalıydı. Onun için Umumi Müfettişlikler kuruldu, İskan Kanunu çıkartıldı ve Türkleştirme politikası uygulandı. Bugün bu politikaları uygulayacak bir devlet mekanizması kalmamıştır. O halde sıradan her Türk’e görev düşmektedir. Çağrımızı yineliyoruz; “Türk oğlu, Türk kızı: Zor bir dönemeçten geçiyorsun. Türklüğünü koru! Milletini, dilini davanı koru! Her şeyini gözünü kırpmadan, arkana dönüp bakmadan millet davasına vereceğin günler geldi. Türk’ün güveneceği evladısın. Güveni boşa çıkarma…”
|