17.11.2008/Sayı:212
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yunus Yılmaz

Fethullahçılar Tayyip’e karşı
Apo’nun safına geçiyor!

Geçtiğimiz ayın sonlarında AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’la DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk ve Sırrı Sakık’ın da aralarında bulunduğu dört kişi bir akşam yemeğinde buluşmuştu. Yemekte Apo’ya kötü muamele konusu konuşulmuş, DTP’liler muhatap biziz mesajı vermişler

Geçtiğimiz ayın sonlarında AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’la DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk ve Sırrı Sakık’ın da aralarında bulunduğu dört kişi bir akşam yemeğinde buluşmuştu. Yemekte Apo’ya kötü muamele konusu konuşulmuş, DTP’liler muhatap biziz mesajı vermişlerdi. İşte o yemekte AKP adına DTP’lilerle görüşen Dengir Mir Fırat, Tayyip’in Kürt meselesindeki son çıkışlarından sonra AKP’deki görevlerinden istifa etti. Bu bir anlamda AKP ile DTP arasındaki tüm iletişimin de kopması anlamına geliyordu. Dengir Fırat her ne kadar istifasını sağlık nedenlerine bağlasa da Tayyip’in son dönem açıklamalarının bu istifada önemli bir etken olduğu aşikar. Kürt meselesi Tayyip’in cemaatle arasını açmakla kalmadı, aynı zamanda partisinde de çatlak oluşturdu.

Fırat’ın istifası

Geçtiğimiz haftanın en önemli olayı AKP’nin ikinci adamı konumundaki Dengir Mir Mehmet Fırat’ın istifası oldu.

Sağlık nedenlerini gerekçe göstererek istifa eden Fırat, “AKP’nin Güneydoğu politikasındaki değişim nedeniyle istifa mı ettiniz?” şeklinde yöneltilen soruya, “AKP’nin doğu, güneydoğu programı belli. Bugüne kadar da o programı geliştirerek, yürüttü. Bundan sonrada yürütecek. Bundan hiç şüphem yok” şeklinde cevap vermiş.

Fırat bu cevabıyla Tayyip ile aralarında bir anlaşmazlık olduğu yönündeki kuşkuları da kendice savurturmuş oldu! Oysa Fırat’ın bu istifasının, Tayyip’in Hakkari’de yapmış olduğu “Ya bu bayrağa bağlı olursun ya da kendine vatan ararsın. Tek devlet, tek millet, tek bayrak. Buna karşı çıkanın Türkiye’de yeri yok” sözlerinden sonra gelmesi manidardır.

Yine basına yansıyan haberlerde, Fırat’ın CHP’li Kılıçdaroğlu ile girmiş olduğu tartışmalardan yıpranması sonucu bu istifanın geldiği yönünde haberler de mevcuttu, ancak bu haberin gerçeklik payı çok düşük olduğu için gerekli ilgiyi görmedi. Çünkü Tayyip, muhalefetin eleştirileriyle yıpratılan adamlarını onların isteğiyle harcamayacağını bu yöndeki sözleri ve uygulamalarıyla ortaya koymuştur.

O zaman ortada tek bir seçenek kalıyor; Fırat, tüm yalanlamalarına karşın Tayyip ile Kürt politikasında ters düşmüştür. İstifanın gerçek nedeni budur.

Oysa daha düne kadar AKP’nin DTP ile görüşmeleri Fırat aracılığıyla yapılıyordu. Demokrasi teröre feda edilmeyecek, deniyordu. Tayyip birden, Güneydoğu sorununda akıl aldığı Fırat’ın istifasını kabul ederek yerine Abdülkadir Aksu’yu atadı.

Belli ki Tayyip, yaklaşan yerel seçimlerde hedef koymuş olduğu belediyeleri ele geçiremeyeceği gibi eldeki bazı mevcut belediyeleri de DTP’ye kaptıracağını anlamış gözüküyor. O nedenle AKP, DTP’den daha fazla Kürtçülük yapma kapasitesi olmadığı için mevcut düzende en azından kendine çeki düzen veriyor görüntüsüyle, paçayı kurtarmaya çalışmaktadır. Çünkü daha düne kadar verilen şehitlerin hesabı, yapmış olduğu sorumsuzluğuyla AKP’den soruluyordu. Fakat yapılan bu hamlelerin, yaklaşan yerel seçimlerde AKP’ye hiçbir katkısı olmayacaktır. Ancak, AKP’nin böyle bir hamle yapmaktan başka bir yolu da yoktur.

Önümüzdeki bu süreçte Güneydoğu’da AKP’nin DTP’ye karşı hiçbir şansının olmadığı anlaşılmış gözüküyor! DTP de bunu bildiği için yapmış olduğu provokasyonlarla halkın dini duygularını harekete geçirmek yerine, sözde etnik Kürt kimliği üzerinden Kürtçülük yaparak hedefe ulaşmaya çalışmaktadır. Doğal olarak DTP, AKP’den daha iyi bir hamle yapmaktadır.

Mevcut şartlar AKP’yi Güneydoğu’da DTP’den daha avantajlı hale getirmeyeceği için, artık Dengir Mir Mehmet Fırat’a ihtiyaç yoktur. AKP’nin sözde Kürt politikasındaki değişikliğin asıl nedeni budur.

Fehmi Koru

(… ) Tankla-topla sorunların çözüleceğine inanan Bush'un anlayabileceği dilden çözümler peşinde bir ülke görüntüsünde Türkiye. 'Terör' ile sosyolojik gerçekliklerin dayattığı 'sorun' arasındaki o kalın çizgi bir süreden beri belli-belirsiz bir hal aldı çünkü. Obama "Demokrasi ve insan hakları istikametinde değişim" sloganıyla ABD'de Beyaz Saray piyangosunu kazanmışken, bizde en az işitilen, yokluğu yüzünden şikâyet konusu yapılmak üzere kullanılan sözcüklere dönüştü demokrasi ve insan hakları kavramları... ABD 40 yıl önce 'köpek' derekesinde gördüğü ve mekânları ortak kullanmasına itiraz ettiği siyah adamın eşitliğini içlerinden birini başkan seçerek bütün dünyaya bir kez daha ilân etti; buna karşılık, bizden "Ya sev, ya terk et" anlamsız sesleri daha sıklıkla çıkmaya başladı. Ak Parti, Obama'lı dünya gerçekliğine, 'değişim' bayrağını yeniden ele alarak mukabele etmelidir. Amerikan seçmeninin mesajını en iyi alması gereken insanlar bizim ülkemizde...

(Fehmi Koru, 6 Kasım 2008)


Hüseyin Gülerce

AK Parti yönetimi de bu eleştirileri yapanlara işte bu yüzden hoşgörülü olmalı, bu eleştirilerin sahiplerinin endişelerini, duyarlılıklarını, hissiyatlarını anlamaya çalışmalıdır. "Anlayın bizi" deyip kulağın üstüne yatmak, o samimi insanlarda elbette "Ne oluyoruz, AK Parti'yi de mi kaybediyoruz?" düşüncesini ister istemez doğurur... Daha açık söylemem gerekirse, davulun sesinin uzaktan hoş geldiğini, sırtında yumurta küfesi olmayanın sabırdan, teenniden, aheste gitmekten bir şey anlamayacağını en iyi bilenlerdeniz. Germeye, gerilmeye, çatışmaya, sertliğe işte bu yüzden en fazla karşı çıkanlardanız. Bu ülkede demokrasinin önünde yokuşlar olduğunu, bu yokuşları aşmanın zaman alacağını, birkaç nesil daha beklemek gerektiğini söyleyenlerdeniz. Daha ne diyelim? Siyasî istikrar için, demokratikleşme için, daha iyisi siyaset sahnesinde gözükmediği ve alternatifi olmadığı için AK Parti'ye tanınan seçmen kredisi heba edilmemelidir. Bütün maruzatımız budur...

(Hüseyin Gülerce, 13 Kasım 2008)

DTP provokasyonları kasıtlı olarak çıkarmıştır

Son bir ayda gelişen bu sürecin başına gidersek, AKP ile DTP’nin arasını açan isyan hareketlerinin, DTP’lilerin terörist başı Abdullah Öcalan’a fiziksel şiddet uygulandığı yönündeki yalan haberlerini gerekçe göstererek başlatmış olduğu hemen aklımıza gelecektir.

Bu yalan haber ile DTP’nin önderliğinde bazı şehirlerimizde isyan hareketleri böylece başlamış oldu. Araç yakmalar, yağmalamalar yapıldı. Bu isyan hareketleri ilk etapta DTP’ye zarar veriyormuş gibi gözükse de aslında burada kazanan DTP’dir. Çünkü yapılan şiddet eylemlerine AKP’nin, devletin kolluk kuvvetleriyle cevap vermesi bu işin arkasında olan PKK’yı kuvvetlendirmektedir. PKK’nın kuvvetlenmesi demek DTP’nin kuvvetlenmesi demektir.

Sonuçta DTP, çıkarmış olduğu isyancı hareketlerle kendi kendini güçlendirmiştir, ancak diğer bir taraftan baktığımızda ise iktidardaki AKP’nin bu isyancı hareketlere, yapılması gereken müdahaleyi yeterince yapmadığını gözlemlemiştik. Tabii buradan AKP’nin PKK’nın elini güçlendirecek bir koz vermediği anlamı çıkartmamalıyız. Eğer AKP bu isyancı hareketlere gerekli cevabı verememiş ise bunun altında yatan neden AKP’nin içinde bulundu aciz durumdur. Bu, PKK’ya mevcut propaganda ortamı yapmaya yetip de artmıştır bile. Yani bu durumda bile kazanan yine PKK olmuştur.

Tabii o dönemde başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve diğer AKP’lilerin yapmış olduğu açıklamaların, DTP’nin, yani PKK’nın, işine yaradığı da unutulmamalıdır. Doğal olarak Başbakan Tayyip’inde sözleri unutulmamalıdır. Van’daki bir konuşmasında “Barış istiyorsanız silahları bırakın” sözü bundan yaklaşık 3-4 sene önce PKK’yı masaya davet eden sözünü hatırlatmaktadır.

Tayyip’in Hakkari’ de sarf etmiş olduğu “ya sev, ya terk et” anlamına yakın sözünü düzeltmek için bile söylediği söz tam bir faciadır. Ne diyor Tayyip? “Biz bu ülkede Türküyle, Kürdüyle, Abazasıyla, Boşnağıyla biriz, beraberiz. Hiçbir etnik unsur, bir diğer etnik unsura üstünlük mücadelesi vermemelidir” diyor.

Türklük ile Kürtlüğü etnik unsur olarak tanımlayıp aynı kefeye koyuyor. Türklüğü küçültüyor, Kürtlüğü ise yüceltiyor. Kürtlük diye bir etnik unsur olmadığı gibi Türklük gibi bir millet adını etnik unsur yapıveriyor. Tayyip bu ve benzeri sözlerinin birçoğunu sözde Kürt realitesini tanımlarken de yapmıştı.

Özetle tüm bu gelişmeler, PKK’nın işine yaradığı için, iktidardaki Kürt-İslamcı AKP ile Güneydoğu’yu adeta kurtarılmış bölge ilan eden DTP’nin arasını açmıştır. Her ikisi de Kürtçü parti olmalarına karşın daha şeriatçı olan AKP, kendisinden daha Kürtçü olan DTP karşısında mağlup olmuştur. Daha düne kadar birlikte hareket eden şeriatçılar ile Kürtçüler arasında ilk çatlak da böylelikle ortaya çıkıvermiştir.

Liberaller ile AKP arasında da çatlak çıkıyor

Türkiye’de gelişen bu sürecin ortaya çıkmasına vesile olan, ancak ipler kendi ellerinde olmadığı için gelişmeleri istedikleri şekilde yönlendirememekten rahatsız olan liberallerimizin arasında da bir çatlak ortaya çıktı. Çatlağın nedeni ise AKP’nin Kürt politikasında yaptığı değişim. Bu değişim ile birlikte bugüne kadar AKP’yi cansiperane savunan medyanın liboş kalemleri, birden bire Tayyip’e ve AKP’ye yönelik sert eleştiriler yöneltmeye başladılar.

Çünkü, liberallerimiz iktidardaki Şeriatçı Kürtçü parti olan AKP’yi desteklemektedir. Ama aynı zamanda sözde Kürt kimliği üzerinden Kürtçülük yapan DTP’yi de desteklemektedirler. DTP’nin şiddet eylemlerini artırarak sözde Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollardan çözülmesine engel olduğu için kızgınlar. Diğer taraftan mevcut şartlar yüzünden DTP’ye karşı avantajını kaybeden AKP’nin ve onun başındaki Tayyip’in sözde Kürt sorununu çözümünde politik tavrını değiştirmesine de karşılar.

Bir çatlak ses de cemaatten

Buna en iyi örnek AKP’nin yandaş medyasında gazetecilik yapan Fehmi Koru olmuştur. Koru, AKP üzerine yazdığı bir yazısında AKP ve Tayyip’i kastederek; “Türkiye’de 2002 yılında yaşanan Obamacı bir yaklaşımdı. 2008 yılına gelindiğinde biraz Bush’u andıran bir yönetim anlayışı içinde sorunlara yaklaşıyormuş gibi görünüyor” demişti. Buna cevaben de Tayyip, “Ya sıkılır insan. Güya biz iktidara gelirken Obama gibi gelmişiz, şimdi Bush olmuşuz. Sevsinler seni, yazıklar olsun…” demiş. Yine bir yazısında Fehmi Koru, “Obama ne kadar ‘değişimi’ temsil ediyorsa ABD’de, Ak Parti de, özellikle ‘vatandaşlık bağları’ söz konusu olduğunda, o kadar ‘değişim’ yanlısıydı Türkiye’de. Ak Parti, Obama’lı dünya gerçekliğine, ‘değişim’ bayrağını yeniden ele alarak mukabele etmelidir.Amerikan seçmeninin mesajını en iyi alması gereken insanlar bizim ülkemizde...” diyor. Koru, bir geri iki ileri hareket etsede Tayyip’i eleştirmekten kendini alamıyor.

DTP’nin başlatmış olduğu isyancı harekete sözde el koymak için Tunceli, Diyarbakır, Van ve Hakkari gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehirlerinde gezi düzenleyen Tayyip’in, Hakkari’de Fırat’ın da istifa etmesine neden olan “Ya sev ya terk et” anlamına gelen sözlerine tepki olarak cemaatten Fehmi Koru’nun başlattığı eleştiri bombardımanına liboşlar devam etti. Fehmi Koru’dan sonra AKP ve Tayyip’i eleştiren Ahmet Altan, AKP’yi, “AKP nereye gidiyor” başlıklı yazısında eleştirdi. Kardeşi Mehmet Altan Star gazetesinde, “Ankara Kürt sorununu 85 yıldır çözemiyor…AKP’nin de ikinci dönemde bizlere yarattığı en büyük hayal kırıklığı ne oldu? Herkes için özgürlük istedi: Başörtüsü için istediği özgürlüğü diğerlerine vermedi” şeklinde yazmış. Milliyet’ten Hasan Cemal ise, “Demokratikleşme süreci, Çillerleşmeye dönüştü” şeklindeki başlıklı yazısıyla eleştirmiş. Ayrıca Yeni Şafak’tan Ali Bayramoğlu, “Hükümetin Kürt politikası ve Pompalı tüfek…” başlıklı yazısında, AKP’nin Kürt krizini kötü yönettiğinden giriş yaparak Beyoğlu’nda bir vatandaşın pompalı tüfek kullanması üzerine Tayyip’in sarf etmiş olduğu sözleri eleştirdi.

Şeriatçılıktan Kürtçülüğe kayış

Liberal çevrelerin tüm bu eleştirilerinin yanında Fethulluh Gülen’e yakınlığı ile bilinen Zaman gazetesi yazarları da AKP’yi eleştirmektedirler. Örneğin Mümtazer Türköne, “AK Parti’nin sağduyusu” başlıklı yazısında AKP’yi biraz daha sağduyulu olmaya çağırıyor. Gazetenin yazarlarından bir diğeri olan Hüseyin Gülerce ise, “Davul meselesi ya da AK Partiyi anlamaya çalışmak..” başlıklı yazısında Kürt seçmenin AKP’ye vermiş olduğu oyun heba olmaması için haklı olarak eleştirilerde bulunduğunu anlatmaktadır. Ayrıca yazısında: “Eleştiriler karşısında rahmetli Özal, epey hoşgörülü ve tahammüllü olmakla birlikte, güzel bir yol da takip ediyordu. Kendisini çok eleştirenlerle çayda, sohbetlerde bir araya gelip onları bilgilendiriyor, ikna etmeye çalışıyordu. Bu sayede, gazete köşelerinden yapılan eleştiriler yerine yüzüne söylenenler daha etkileyici oluyordu. Aynı zamanda kendisine karşı insaflı olan gazeteci ve yazarlar halesi oluştu. Sayın Erdoğan’ın maalesef böyle bir tarzı yok. Dost bildiklerinin eleştiri ve tavsiyelerini samimi ortamlarda dinlemeyi 6 yıl boyunca hiç denemedi. Kendisini, hakarete varan eleştirilerle hırpalayanlarla, değişik mekânlarda bir araya gelmeyi tercih etti.” şeklinde Tayyip’e sitemini bildirmektedir. Bu yazısında açık açık, 6 yıl boyunca seni eleştiren liberaller ile dost olmaya çalışırken; sana yakın biz, cemaatin yazarlarına insafsızca davranıyorsun demeye getiriyor.

Yine Zaman gazetesinin diğer bir yazarı olan Ali Bulaç, “…siyasetin dilini, üslubunu, tarzını böylesine sertleştirip reste karşı rest ve giderek basit bir belediye seçimini ‘ya sev ya terk et’ noktasına getirmek ne kadar makul, ne kadar ülkenin siyasi istikrarına ve sosyal barışına hizmet eder? Bu sivil siyasetin dili değil; buyurun, tehdit eden, dışlayan, ezmek isteyen devletin dilidir” diyerek eleştirmiştir. Ali Bulaç, katılmış olduğu bir televizyon programında da mealen; Kürt olup ama İslamcı, ama solcu, sağcı, köylü ve diğer Kürt kesimin ortak paydada buluştuğu yer, Kürt kimliğinin kabul edilmesi, demişti. Ali Bulaç gibi bir Fethullahçının, bir Şeriatçının bile yıllar yılı bu meseleye eğilmesinin bir nedeni vardır o da; İslamiyet gibi evrensel bir kavramın üzerinden siyaset yapsalar da, sözde Kürt kimliği gibi bir yerel bir kavram üzerinden siyaset yapamadan duramamalarıdır.

Allah davasında koşması gereken Saidi Kürdi (Nursi) ve Şeyh Sait bile Şeriatçılığın yanında Şeriatçılıktan çok Kürtçülük yapmıştır. O nedenle Kürt-İslamcılık gibi siyaset anlayışının varacağı yer bellidir; Kürtçülük. İşte birilerininde anlayamadığı konu da bu; Cemaatin içinden gelen isimler bakıyoruz Tayyip’i Kürtçülük konsunda yetersiz buluyor ve politik tavrını değiştirmesini eleştiriyor.

Şeriatçılarımızın geçmişine bakıyoruz orada da yine Kürtçülük var.

Yine, Vakit’ten Abdurruhman Dilipak ve Zaman’dan Ali Bulaç Kamuoyunda şeriatçı bilinmelerine karşın, Tayyip, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaparken bir Kürt raporu hazırlatmıştı. Hazırlayanlar içinde bu isimler de vardı.

Türkiye’nin gelmiş olduğu bu süreçte, Kürt-İslamcı Şeriatçılarımızın yani AKP ve Fethullahçılarımızın vardıkları yer, yine şiar edindikleri şeyhlerinin, hocalarının yeri oluyor; Kürtçülük oluyor. O nedenle bu süreç, şeriatçılarımızı, şimdi eleştirdikleri DTP’nin, yani PKK’nın, yanına giderek yanaştıracaktır.

Ali Bulaç’ın dediği gibi sözde Kürt etnik kimliğine mensup olan tüm sınıfların derdi Kürtçülük. Bu nedenle şeriatçıların, bu kesimin kendilerinden uzaklaşmaması için en az onlar kadar Kürtçülük yapacaklarından kimsenin şüphesi olmasın. Bu mevcut düzen içinde şeriatçılarımız ile Kürtçüler arasında şimdilik çatlak olsa da, ilerde esas ana noktası olan Kürtçülük noktasında kaynaşma yine olacaktır.

Birileri, Tayyip’i sözde milliyetçi söylemler ile sözde Kürt sorunun çözümüne engel olduğu için eleştirse de, Tayyip Kürtçülük noktasından kopmamıştır, kopamaz da. Çünkü bugün Tayyip’i Güneydoğu’da asıl var eden Kürtçü söylemleridir, yoksa şeriatçı söylemleri değildir! Kaldı ki, daha düne kadar Leyla Zana ve saz arkadaşlarını AKP affetmişti, DTP’nin kapatılmasına karşı çıktığı gibi DTP’nin meclis çatısı altında olmasından da memnundu.

Hatta Tayyip, hazırlatmış olduğu Kürt raporunda devletten değil de PKK’dan taraftı! Şimdi kendisi iktidarda ve işlerine engel olduğu için mi karşı, yoksa Kürtçülük konusunda kendisine karşı esaslı bir rakip çıkmasından mı?

Tabii ki, karşısına esaslı bir rakip çıkmasından PKK karşıtı gözüküyor. Ama istesede istemesede başta cemaatçi yazarların dürtmesi ile Tayyip kendisine biçilen rolü er veya geç oynayacaktır.

O günleri tekrar yaşayarak göreceğiz.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe