Taraf batıyor!
Ve beklenen oluyor galiba. Geçtiğimiz yıl Kasım ayında yayın hayatına başlayan Taraf gazetesi, birinci yılını doldurduğu şu günlerde iflas bayrağını çekmeye hazırlanıyor. Çıktığı ilk günden itibaren dış kaynaklı bir istihbarat örgütünün bülteni gibi çalışan Taraf gazetesinin özellikle maddi kaynağı çokça tartışılmıştı. Taraf’ı Fethullah’ın desteklediğinden tutun da direk ABD’den finanse edildiğine kadar pek çok iddia ortaya atılmıştı. Künyesinde sahibi olarak Alkım Yayınlarının sahibi Başar Arslan olarak görülse de Sabah gazetesini alan Turkuvaz Medya grubunun tesislerinde basımı yapılıyordu ve yine Turkuvaz Dağıtım tarafından dağıtımı yapılıyordu. Turkuvaz grubu ise bildiğiniz gibi Tayyip’in damadının CEO’luk yaptığı Çalık Holding’in medya grubuydu. Yani bir şekilde AKP ve Tayyip’le bir bağlantısı vardı ve iktidarın desteğini alıyordu. Karşılığında da AKP’yi bütün saldırılara karşı koruyordu.
Birkaç zamandır mali açıdan zorlandığı yönünde haberlerle gündeme gelen Taraf gazetesinin son aylarda çalışanlarına bile maaşlarını ödeyemiyordu. Battığı yönündeki iddialara karşı bugüne kadar sağlam bir duruş sergilemeye çalışan Taraf yöneticileri de artık acı gerçeği anladılar mı nedir geçtiğimiz haftasonu bir duyuru yaptılar ve maddi olarak çok güç bir durumda olduklarını itiraf ettiler. 9 Kasım günü sürmanşetten Taraf imzasıyla yayınlanan “Zor günlerden geçiyoruz” başlıklı bir duyuruda durumu okurlarına duyuran Taraf, böylece batışın çok yakın olduğunu ilan etti. Söz konusu yazıya “Zor zamanlardan geçiyoruz. Her taraftan sıkıştırılıyoruz. Zaten ilanlarımız azdı, şimdi en küçük gazeteleri dahi kapsayan ilan kampanyalarında bile Taraf’ın adının üstünü çiziyorlar. Gelirlerimiz çok düşük. Hiçbir para kaynağımız yok. Arkadaşlarımızın maaşlarını ödemekte zorluk çekiyoruz.” gibi dokunaklı cümlelerle başlanmış. Yazının devamında ise “Okurlarımızın çoğunluğunun durumunun da bizden iyi olmadığını tahmin ettiğimizden fiyatımızı artırmayı en son ana kadar geciktirmeye uğraşıyoruz. Yapabileceğimiz tek bir şey var. O da her gün verdiğimiz kültür-sanat ekini kaldırmak ve maliyetimizi böylece azaltmak. Onun yerine bu haftadan itibaren her pazar 32 sayfalık bir kültür-sanat eki vereceğiz.” diyerek yeni stratejilerini açıklıyorlar. Bu cümle aslında iyi haber, yani benim için. En azından şu berbat kültür-sanat eki dedikleri şeyi haftada bir göreceğim.
Yazının devamı ise hem daha ilginç hem de Taraf’ın düştüğü acziyeti ortaya koyan satırlar olduğu için ibretle okunmalıdır: “Bir gazete, Alkım yayınlarına ısmarladığı Yüz Temel Eseri almaktan vazgeçti. O kitaplar elimizde. Önümüzdeki haftadan itibaren ‘her yedi kupona on kitap’ esasıyla kitapları okuyucularımıza dağıtacağız. Belki bu kampanyayla, bize ilan vermekten çekinen ‘dostlarımız’ biraz cesaret bulur gibi bir ümit de besliyoruz. Belki okuyucularımız arasından küçük ilanlar verenler de çıkar. Ayrıca kendimize ortak da arıyoruz. Anlayacağınız, kolay teslim olmayacağız.”
Kitap siparişi verip sonra da iptal ederek Taraf’ı zor durumda bırakan gazete Sabah gazetesi. Sabah’ın bu tavrı almasında Taraf’ın Tayyip’le girdiği son polemiğin etkisi olduğu söyleniyor. Ancak Turkuvaz Dağıtım Taraf’ı hala dağıttığına göre belki de süründürmek istiyorlardır. Taraf’ın da dediği gibi o kitaplar ellerinde patladı ve şimdi görülmemiş bir kampanyayla boşa bastıkları kitapları elden çıkarmanın yolunu arıyorlar. Bir de ortak arıyorlarmış. Okur sayısı ancak birkaç bin olan bir gazeteye kim ortak olur onu biz bilemeyiz.
Bu arada Taraf’ı kurtarmak için ümitsiz bir çaba da başladı. Taraf okurlarının Facebook’ta bir kampanya başlattıkları ve SMS yoluyla para topladıkları gelen haberler arasında. Ayrıca Pazar gününden beri Taraf’a bir-iki kişi ilan vererek desteklediklerini belirttiler.
Mesela bir okurları Taraf’a ilan veren cep telefonu operatörüne numarasını taşıyacağını ilan etmiş. Adam kendini çok önemli bir şahsiyet falan zannediyor herhalde. Niye bir operatör sırf bundan dolayı Taraf’a ilan versin ki? Ancak ilan verenler de ilanı yayınlayanlar da biliyorlar ki bu iş böyle yürümez. Taraf’ın ne kadar dayanacağını bekleyip göreceğiz.
|
Anırmazsan eşeksin Engin!
Medya camiasının sivri dilli kalemi Engin Ardıç, bu kez fena tufaya geldi. Obama ABD’ye başkan seçildi diye tüm Türkiye bayram ederken, hatta ve hatta Van’ın bir köyünde 44. ABD başkanı için 44 kurban kesilirken içi kan ağlayan biri varsa o da bizim ardıçkuşudur. Niye diyecek olursanız, bizim ardıçkuşu vakti zamanında her zamanki gibi boyundan büyük laflar etmişti. Şimdilerde ise tükürdüklerini yalamakla meşgul.
Mevzu, Obama’nın ABD başkanı seçilmesi. Bütün dünya aylardır bu seçimin sonuçları üzerine tahmin yürütüp durdu. Her ne kadar gelecek olan kişinin derisinin rengi, saçı-başı gibi fiziksel özelliklerinin ABD’nin emperyalist politikalarını sürdürmek açısından pek bir önemi olmasa da tüm dünyada Obama’nın seçimi nedense bir iyimserlik havası yarattı. Sanki bir zenci Oval Ofis’te oturunca emperyalizm yeryüzünden silinecekmiş gibi herkes Ocak ayını iple çekiyor.
Obama’nın başkan olmasının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini yakın zamanda göreceğiz. Neyse biz şimdi asıl konumuz olan ardıçkuşuna dönelim. Bizim ardıçkuşu seçimlerden tam bir yıl önce -o zamanlar Akşam’da yazıyordu- ABD’deki başkanlık seçimleri üzerine bir yazı döşenmişti. Her zamanki ukala tavrıyla şu hükme varmıştı: “…Hillary’nin en büyük rakibi Barack Obama’nın da göbek adı Hüseyin... Düzeltiyorum: Göbek adı Barack, asıl adı Hüseyin. Kıl kapılmasın diye tersini kullanmaya çalışıyor. Onun da kampus ya da bazı Hollywood ‘mahfilleri’ dışında hiçbir ağırlığı yok. En büyük destekçisi, bizim koca popolu Girit kızı Jennifer Aniston. Adı Hüseyin olan biri Amerika’ya başkan seçilsin, çıkar Taksim Meydanı’nda anırırım. Peki kim çıkacak ortaya, ‘Amerika’yı kurtaracak aslan’ olarak, son zamanlarda ödül üstüne ödül toplayan, yıldızı yeniden parlayan Al Gore mu? Herhalde…”
Şu satırları yazan ardıçkuşu, seçim sonuçlarını öğrenir öğrenmez kendini boğaz köprüsünden atsa yeriydi hani. Adamın yukarıya aldığımız tespitlerinin hemen hepsi yanlış çıktı ve hala Çalık’ın gazetesinde utanmadan yazıp çizmeye devam ediyor. Ama kabahat onda değil, hala ona yazı yazdıran Çalık’ta. Bu adamın bu öngörüyle değil köşe yazarı gazetede çaycı olması bile mümkün değilken hala on binlerce dolar maaş alması da tamamen Çalık sayesinde. E böyle başa böyle tarak yakışır. Patronu ne ki yazarı ne olsun misali.
Her neyse biz yine şu anırma mevzusuna geri dönelim. Seçim sonuçları açıklandığından beri ardıçkuşundan anırma sesi duyamadık. Hâlbuki Taksim Meydanı’na da yakınız, bir “a” dese duyacak kadar hem de.
Kendisi geçtiğimiz günlerde Obama üzerine bir yazı da yazdı ama anırma meselesine hiç girmedi. Kendisine tavsiyemiz boşu boşuna anlamazlıktan gelmemesi. Kendisi unutmuş gibi yapıyor olabilir ama unutmayanlar da var.
Hatta anırmadığı için “şu kadar gün oldu hala anırmadı” diye çetele tutanlar bile var. İyisimi yol yakınken Atatürk heykelinin önünde bir “aaaaaaaa iiiiiiiii” çeksin, o da rahatlasın biz de rahatlayalım. Madem bu kadar güveniyordu kendisine, göstersin bakalım kendini.
|
Aydın Doğan’ın Atatürk cinliği
Zor durumda olan gazetelerden biri de Aydın Doğan’ın ekonomi gazetesi olan Referans. Nereden mi anladık? Referans’ın yeni başlattığı abone kampanyasından. Geçtiğimiz hafta Doğan medyanın gazetelerinde Referans’ın yeni abone kampanyasının ilanları yer aldı. İlanda “Üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir” cümlesinin altında Atatürk’ün imzası vardı. Allah Allah bu da nereden çıktı derken ilanın tamamını okuduk. Devamında şu ibare yer alıyordu: “Atatürk ‘Geometri’ kitabını yazmasaydı üçgenin alanını ‘Müsellesin mesaha-i sathiyyesi, kaidesiyle irtifaının bâsıl-ı darbının nısfına müsavidir’ diye öğrenmek zorundaydık. Dik üçgen yerine kaim zaviyeli müselles, ikizkenar üçgen yerine müselles-i mütesâviyü’ssâkeyn, yarıçap yerine nısf-ı kutur, dikdörtgen yerine mustatîl, çember yerine muhit-i daire, toplam yerine mecmû, alan yerine mesâha-i sathiye diyor olacaktık” hemen ardından da asıl amaca geliniyordu; “Referans, Atatürk’ün yazdığı Geometri kitabını 10 Kasım’da abonelerine hediye ediyor. Abone olun, sınırlı sayıdaki kitaptan birinin sahibi siz olun.”
10 Kasım Atatürk’ü anma haftasında tam da Aydın Doğan’dan beklenebilecek bir hareket doğrusu. Atatürk’ü kullanma çirkinliğini göstererek gazetesinin abone sayısını artırma çabası. Aydın Doğan’ın bir bunu yapmadığı kalmıştı. Gazetelerinden birinde köşe yazarlığı yapan Can Dündar’ın Atatürk’ü küçük düşüren sözde belgeselinin tartışmaları tüm hararetiyle sürerken hemen ardından böyle bir reklam kampanyasıyla insanların karşısına ne cesaretle çıkıyor anlamak mümkün değil.
Hazır söz Atatürk’ün yazdığı Geometri kitabından açılmışken bu kitabın yazılış hikayesini aktararak Atatürk’ü bir kez daha analım. 1936 yılının sonbaharında Sivas’a giden Atatürk, Sivas Kongresi’nin toplandığı Sivas Lisesi’ne, Lise Müdürü ve Matematik öğretmeni Ömer Beygo ve Başyardımcısı Felsefe öğretmeni Faik Dranaz ve öteki ilgililerle Kongre salonuna geldiler. Burada önce, 4 Eylül 1919’da tarihî kongrenin toplandığı Kongre salonunu ve özel odasını gezdi ve o günkü dekoru aynen korunan bu oda ve salonda o güne ait hatıralarını anlattı. Sonra topluluk halinde Lisenin 9/A sınıfında programdaki Hendese (Geometri) dersine girdi. Bu derste bir kız öğrenciyi tahtaya kaldırdı. Öğrenci tahtada çizdiği koşut iki çizginin başka iki koşut çizginin kesişmesinden oluşan açıların Arapça adlarını söylemekte zorluk çekiyor ve yanlışlıklar yapıyordu. Bu durumdan etkilenen Atatürk, tepkisini, “Bu anlaşılmaz Arapça terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez. Dersler, Türkçe, yeni terimlerle anlatılmalıdır.” dedi ve tebeşiri eline alıp, tahtada çizimlerle “zaviye”nin karşılığı olarak “açı”, “dılı” nın karşılığı olarak “kenar”, “müselles”in karşılığı olarak da “üçgen” gibi Türkçe yeni terimler kullanarak, bir takım Geometri konularını ve bu arada Pythagoras teoremini anlattı. Atatürk, dilimize karşılığı “koşut” olan “muvazi” kelimesinin yerine kullandığı “paralel” teriminin kökenini açıklarken, Orta Asya’daki Türklerin, kağnının iki tekerleğinin bir dingile bağlı olarak duruş biçimine “para” adını verdiklerini anlattı. Atatürk, bu derste aynı zamanda ders kitaplarının birkaç ay içinde Türkçe terimlerle yazdırılıp bütün okullara ulaştırılmasını istedi.
Kitabın yazılış hikayesini ise Türk Dil Kurumu’nda dil uzmanı olarak çalışan Agop Dilaçar şöyle anlatıyor: “Geometri kitabını Atatürk, ölümünden bir buçuk yıl kadar önce Üçüncü Türk Dil Kurultayı’ndan (24-31 Ağustos 1936) hemen sonra 1936-19137 yılı kış aylarında Dolmabahçe Sarayı’nda kendi eliyle yazmıştır. 1936 Sonbaharında bir gün Atatürk beni, Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman’ın yanına katarak Beyoğlu’ndaki Haşet Kitabevi’ne gönderip uygun gördüğümüz Fransızca Geometri kitaplarından bir tane aldırttı. Bunlar Atatürk’le birlikte gözden geçirildikten sonra, yazılacak Geometri kitabının genel tasarısı çizildi. Bir süre sonra ben ayrıldım ve kış aylarında Atatürk bu eser üzerinde çalıştı. Geometri kitabı bu emeğin ürünüdür. Atatürk’ün, 10 Ocak-9 Mart 1937 tarihleri arasında yazdığı bu eseri, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 1937 yılında Devlet Basımevi’nde bastırılmıştır.
“Geometri” adını taşıyan bu kitapta bu adın hemen altına şu kayıt düşülmüştür:
‘Geometri öğretenlerle bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olarak Kültür Bakanlığı’nca neşredilmiştir.’”
Görüldüğü gibi Atatürk, gerektiğinde cephede savaşırken gerektiğinde de masa başında gecesini gündüzüne katarak çalışıp 2 ay gibi bir sürede terimlerini tamamen Türkçeleştirerek bilimsel bir eser ortaya koyabilmiştir. İşte Aydın Doğan’ın üzerinden para kazanmak istediği kitap böylesi bir emeğin ürünüdür. Atatürk’ün Can Dündar’ın anlattığı gibi günde bir büyük rakı ve üç paket sigara içen yalnız, amaçsız ve silik biri olmadığının en büyük kanıtlarından biri beklide yukarıda anlatılan olaydır. Şayet Atatürk Can Dündar’ın anlattığı gibi biri olsaydı, ölümünden bir yıl önce böyle bir çalışma yapamazdı.
|
Ruhun şad olsun


Hayatını kaybeden son Gazimiz Mustafa Şekip Birgöl (üstte).
Alttaki resimde de Atatürk ve Mustafa Şekip Birgöl’ün hediye ettiği köpeği Foks görülüyor. |
|
Şanlı Kurtuluş Savaşımızın hayatta kalan son tanığı Emekli Albay Mustafa Şekip Birgöl, geçtiğimiz hafta Salı günü hayatını kaybetti. İstanbul Üsküdar’da 1903 yılında doğan Mustafa Şekip Birgöl’ün babası ve dedesi, deniz subayı idi. İlkokulu Hasanpaşa, ortaokulu Bursa Işıklar Askeri Okulu’nda, liseyi Edirne Kuleli Askeri Lisesi’nde okuyan Mustafa Şekip Birgöl, daha sonra Harp Okulu’na girdi. Birgöl, 7 kuşaktan deniz subayı olan dedelerinin aksine, 15. Fırka 45. Alay’dan Piyade Mülazım (Asteğmen) rütbesi ile Afyon Cephesi’nde Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Büyük Taarruz’da da bulunan Mustafa Şekip Birgöl, 9 Ekim 1922’de düşmanın İzmir’de denize dökülmesinin ardından Samsun’daki kıtasına döndü. 1928 yılına kadar Samsun’da görev yapan Mustafa Şekip Birgöl, daha sonra Sarıkamış, Bayburt ve Muğla’da görev yaparken, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra çıkan Kürt ayaklanmalarının bastırılmasında fiilen görev yaptı. Çanakkale Eğitim Alayı, Ezine Dağ Tugayı ve Gelibolu 4. Tümen’de de görev yapan Mustafa Şekip Birgöl, 13 Eylül 1952 yılında Albay rütbesinde iken emekli oldu.
105 yaşında yaşamını yitiren kahraman gazimiz, kırmızı şeritli istiklal madalyası sahibiydi ve kızı ile damadının yanında yaşıyordu. 1. Ordu Komutanlığından verilen bilgiye göre rahatsızlığı nedeniyle GATA Haydarpaşa Hastanesi’nde tedavi gören Mustafa Şekip Birgöl, 11 Kasım sabahı hayatını kaybetti. Geçtiğimiz Nisan ayında Eskişehir’de hayatını kaybeden Yakup Satar’dan sonra geriye kalan son gazi olan Birgöl’ün de vefat etmesiyle Atatürk’ün son askeri de aramızdan ayrılmış oldu.
Birgöl’ün damadı Bekir Artunç, geçtiğimiz Nisan ayında kendisi ile yapılan bir röportajda, Mustafa Şekip Birgöl’ün Atatürk ile bir anısını şöyle anlatmıştır:
“Atatürk, Mustafa Şekip Birgöl’ün birliğine teftişe gelmiş. Teftiş sonrasında birliği terk ederken, Atatürk’ün peşinden Foks adında bir köpek gidiyor. Atatürk, ‘Bu kimin köpeği?’ diye sormuş. Albay, selam verip, ‘sizindir’ demiş. Sonra Atatürk o köpeği alıp gitmiş.’’
Birgöl’ün Atatürk ile bir arada bulunduğu dönemler de olduğunu, yüz yüze de görüştüklerini ifade eden Artunç, Birgöl’ün Atatürk’ü gayet iyi bildiğini ve tanıdığını söyledi.
Kahraman gazimiz Mustafa Şekip Birgöl şahsında başta Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi minnetle anarken, emanetlerine sahip çıkacağımıza, 2000’li yılların Milli Mücadelecileri olarak bir kez daha söz veriyoruz.
|
|