17.11.2008/Sayı:212
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Tuğrul Çelik

Obama: Zenci Sam Amca

Obama: Zenci Sam AmcaBeyaz evin ilk siyah konuğu

“Demokrat” aday Barrack Obama, Cumhuriyetçi McCain’i %52’ye %47 gibi bir seçim sonucuyla yenerek, Bush’tan sonra ABD’nin 44. Başkanı olmaya hak kazandı ve gelecek Ocak’tan itibaren görevine başlayacak.

Geçen hafta sonuçlar açıklandıktan sonra gazetemizde seçim sonuçlarını kısaca değerlendirmiştik. Özellikle de basının tavrını…

ABD tarihinin ilk siyah başkanı olan Obama’yı basının büyük bir sevinçle ve umutla karşılamısının aksine TÜRKSOLU olarak onu Frantz Fanon’un tabiriyle “siyah deri beyaz maske” olarak tanımlamıştık.

Obama’nın başkanlığa seçilişi ABD tarihinde bir ilk olarak gerçekleşti doğru ama şimdi bir başka ilkten bahsedelim.

1492’den mesela… “Demokrat” Obama’nın ilk siyah devlet başkanı olduğu Amerika’ya beyazların ilk ayak basış tarihidir 1492. Aynı zamanda tüm dünyaya bir bilimadamı, bir kaşif olarak tanıtılan Kolomb adındaki bir katilin Amerika’ya ayak basış tarihidir.

“Altın, dünyadaki en güzel şeydir, ruhları cennete uçurmada bile kullanılabilir” diyerek giriştiği kızılderili katliamına, aynı yıllarda hemen yanıbaşında hemcinsi Cortez de aynı amaçla katılmıştır. Geliş nedenini de şöyle açıklar:

“Biz İspanyollar, yalnızca altının dindirebileceği bir kalp ağrısı çekiyoruz. Ben bir işçi gibi çalışmaya değil, altın aramaya geldim.”

Altının beyaz adamın ülkesine yolculuğu başlarken, madenlerde çalışıp daha çok altın çıkarmak için etrafta çalışacak kızılderili kalmadığı için başka bir yol bulunur. Afrika’dan getirilen zenciler.

ABD tarihi ya… Yıl 2008, Obama ilk siyah devlet başkanı oldu. 1619’da da Afrika’dan ilk zenci köle Amerika’ya getirildi.

Tıpkı kızılderililerde olduğu gibi, kimi zaman işgalciye karşı direniş ve ölüm. Kimi zaman onun hizmetinde ölesiye çalışmak. Kimi zaman da maske değiştirme…

Yabancılaşma da burada devreye giriyor işte. Sömürgeci beyaz adamın ırkçı uygulamaları siyahı ciddi bir yabancılaşmaya iterken, kendi benliğini ve kültürünü unutmayı seçen siyah, artık beyaz bir maske geçirmiştir yüzüne.

Tıpkı Obama’nın yaptığı gibi… Hayatını anlatan “Babamdan Hayaller” adlı kitaptan bir alıntı:

“…Ray bana her zaman beyaz adamın sahasında onların kurallarıyla oynadığımızı söylemişti… Neye karar verirse versin onun kararıydı…

Aslında kendi siyah, bağımsız kişiliğinin dışavurumu sandığın hiçbir şeyin, bir esprinin, bir şarkının, arkadan pasın özgürce senin tarafından seçildiğine bile emin olamazdın. Bu şeyler en iyi ihtimalle birer sığınak, daha beteri tuzaktılar.

Bu çıldırtan mantığı benimsersen kendine ait olarak seçebileceğin tek şey, ta ki siyah senin için sadece güçsüzlüğün, yenilginin bilgisi anlamına gelene kadar giderek küçülen bir öfke sarmalına doğru çekilmekti.

Ve son ironi: Bu yenilgiyi reddeder ve seni esir edenlere saldırırsan; buna verdikleri isimler de vardı. Paranoyak. Militan. Saldırgan. Zenci...”

İşte Obama, bu mantığı benimlseyip, yenilgiyi kabul edip, bir “zenci” olamadı ama “değişim” etiketini takarak ABD’nin başına geçiyor.

Zenci Sam Amca olarak!

Obama’nın bu örneğinde olduğu gibi emperyalizmin koltuğuna oturacak olan bir siyah konuk; “değişim”, “demokrasi” ve “devrim” gibi kelimelerle süslenerek; emperyalizm tüm ezilen dünyaya “değişim” adı altında pazarlanmaya çalışılıyor. Seçim sonuçlarından sonraki gazetelerimizdeki manşetlere baktığımızda bunun sağlı ‘sol’lu yapıldığını görüyoruz.

Obama

Türkiye’nin geleceği açısından Obama’nın yine bir Sam Amca olacağı kesin. Bu sefer zenci bir Sam Amca olacak sadece o kadar. Yapılan tüm bu propaganda da herşeyi ortaya koyuyor zaten. Estirilen Obamacılık rüzgarını eğip bükeceği tek kesim maalesef yine ideolojisini yitirmiş Atatürkçülerimiz olacak. Bush’un yerine gelen Obama’yla birlikte birşeylerin değişeceğini zannedecekler.

Beyaz atlı siyah prens ve Obamacılık

Bu seçimlerden sonra çıkan haberlerdeki Obama hayranlığı ve “demokrasi” umutları, Obama’nın yıllardır beklenen beyaz atlı prens olarak görüldüğünü akıllara getiriyor.

Aslında beklenenden çok onun kullanış şekli önemli burada. Bazı yerlerde “Obamania” gibi nitelenen bu salgın, ezilen ülkelere pompalanan bir emperyalist propagandadan başkta bir şey değil aslında.

Belki Obamacılık diye adlandırabileceğimiz bu akım, az gelişmiş bir ülkenin Amerikancıları tarafından pekala ülkedeki ‘resmi görüş’ diye tabir ettiklerinin eleştirilmesi için bulunmaz bir propagandadır dersek çok da yanlış bir saptama yapmış olmayız.

Propagandalar başlıyor…

Obama Amerika’nın değişiği, “öteki”si. Oraya sonradan köle olarak getirilenlerin torunu. Rengi Amerikan rengi değil, buna rağmen bağımsızlığın üzerinden geçen 232 yıldan sonra bir siyah olarak başkan oluyor.

Demokrasinin zaferi bu! Böylece Amerika’da var olan iç savaş sona eriyor. “Ezilen” Obama, Amerika’nın başına geçiyor.

O Amerika ki, 1965’te Molcolm X, üç yıl sonra da Martin Luther King “siyah başkan rüyası”nı göremeden yok edildiler. Ancak bu olay koskoca ABD’yi bile dize getirdi.

Ama bugün Obama başa geçiyor ve “değişim” vaadediyor. Bu değişimi mutlaka dünyaya da gösterecektir. Kendi ülkesinde orta sınıfa dayanacak, Bush’un bıraktığı enkazı toparlayacak, dünyaya umut saçıyor…

İşte basınımızda çıkan ve aşağı yukarı bu meale gelen haberler ve yorumlar böyle sürüp gidiyor.

Yorumlara baktığımız zaman tüm bu Obamacılık propagandasıyla Türkiye’nin hem iç hem de dış politika anlamında hapsedildiğini görebilyoruz.

Sağlı “sol”lu bu çabalara bakınca Obamacılığın “değişim” rüzgarının Kürt-İslam’ın değiştirmek istediği düzen için de bir slogan olabileceği oldukça açık.

Nedir istedikleri? “Değişim”.

Üniter yapı değişsin, yerine demokratik cumhuriyet gelsin.

Türk Milletinin, Türk kimliğinin tanımı değişsin yerine Kürdü gelsin, altlı-üstlüsü gelsin.

Türk’ün Ata’sı Atatürk ve 6 Ok’u gitsin, yerine Kürt-İslamcılık gelsin. Terörist deme değiştir, suçlu de, askeri çözümü değiştir, demokratik çözüme gel, hatta askeri değiştir, yerine polisi getir…

Obamacılık ve “değişim” tam da onlara göre değil mi? Başladılar Türkiye’de bir Obama aramaya…

Obama’mı kaybettim hükümsüzdür

İşte bu ilan, Obama başkan olur olmaz Van’dan yükseldi. Meğer Obama Kenya’lı değil Van’lıymış. Vatandaş almış eline Obama posterini yazmış: “İçimizden birisin”. Obama, Van’lılar seni seviyor. Sen, gerçek bir kahramansın. 44. Başkan Obama için 44 koyun kurban ediliyor. Kenya’da da akrabaları. Artık kim doğru söylüyor göreceğiz.

Gelelim diğer Obamalarını arayanlara…

Ertuğrul Özkök başı çeker tabi ki, “Bir Kürde oy verir misiniz?” sorusuyla. Obamacı havanın ne anlama geleceği en iyi bu şekilde ortaya koyulurdu diyoruz.

Muhattap alınacak bir Apo, pekala kafalarındaki Obama oluyor. Bunun propagandası da çeşitli tonlarda yapıldı.

Türkiye’ye dayatılacak olan Güney Afrika Modeli’nin bir alıştırma sorusu, en uygun anda sorulmuş oldu Ertuğrul tarafından.

Öte yandan Şeriatçılar hemen Obamacılığı sahiplendiler. Yeni Şafak’ın manşetini unutmak mümkün değil: “Ohbama!” Derin bin Oh! çektiler. Babası Kenyalı bir müslüman olan Hussain ABD başkanı oldu, darısı Türkiye’nin başına.

Vakit de durur mu. Türbanlıları Türkiye’nin zencileri olarak verdiği haberde türbanlı-zenci Obama bağlantısını kuruyor. Amerika’da bir zenci olan Obama’nın yaptığını Türkiye’de de bir türbanlı neden yapmasın? Değişim gerek değişim. O yüzden “Ohbama!”

Selahattin Çakırgil için de Obama derin bir rahatsızlığın işareti olmuş. Bahsettiği rahatsızlık malum. “Biz de Obamalarımızı başımıza getirebilir miyiz?” diyor.

Vakit’in aradığı türbanlı Obamaları Taraf’tan Rasim yazısına başlık yapmış: “Türbanlı başbakan Obama”

Obama’nın ABD’deki zaferinin Türkiye’deki karşılığını türbanlı bir kadının başbakan olması olarak görüyor.

Sadece o değil buna ek olarak ülkede Kürtler, Aleviler ve dindar erkekler de sistem tarafından makbul görülmüyormuş. Zenciler kategorisine onlar da giriyor Rasim’e göre. Onun da bir rüyası varmış. Türbanlı bir bayan başbakan olacakmış ve Güneydoğuya gidip “Kürdistan” diyecekmiş, Ağrı Dağının eteklerinde Ermeni başbakanla Ağrı/Ararat anıtı dikecekmiş…

Türkiye halkı olarak bunu başarabilir mişiz de... Bu rüya gerçek olabilirmiş de… İşte Türkiye için aranılan Obama’nın altında yatanların bir kısmı bunlar.

Taraf’ın bir yazarı daha var ki Ümit Kıvanç’mış adı, “Açın Türiye’nin Önünü” isimli dikdörtgen kutusunda önceden bize cevap verivermiş:

“Görürsünüz Obama’nın seçilişine, emperyalizmin yeni bir oyunu deyip geçenler de çıkacaktır… Barack’ın zaferini kutlamak için Chicago’da parkta toplanmış insanların yüzünde emperyalizmi göreni köşeyazarı olmama rağmen ben bile kurtaramam” demiş.

Ne yapalım biz de böyleyiz işte. Hiç olmadık, Amerikancılık nasıl bir şey hiç bilmiyoruz.

Radikal’de İsmet Berkan da Obamasını arayanlardan. Ama anlaşılan onunki zenci Obama hayranlığı. Art arda iki yazısında Obama’nın nasıl en altlardan başlayıp, siyasette bir “kar topu” misali büyüye büyüye ABD’nin en başına gelişini öve öve bitiremiyor.

Çalışınca oluyor, Türkiye’de de neden olmasın diyor Berkan. Fehmi Koru gibi başlıyor. AKP’nin başta Obama olduğunu ama esasında bunu farkedemediklerini belirtip, yeni bir oluşumun, CHP’den de bir şey beklemiyormuş, Türkiye’nin Obamasını bulmasıyla mümkün olacağını belirtiyor.

Birgün’cülerin gizli Amerikan hayranlığı da gözden kaçmıyor. Obama için “Amerika’nın Karaoğlan’ı” diye manşet attılar. İyi başladı ama sonu Türkiye’deki Karaoğlan Ecevit gibi olacak şeklinde düşüncelerini ortaya koyarken, 500 yıllık sömürgeciliğin kalesi Amerika’dan demokrasi beklentisi içindeler.

Doğan Tılıç’ın yazdığına göre; Obama onlara Avrupa’da bir Türk başbakan, Vatikan’da zenci bir Papa ve Türkiye’de ben Kürdüm diyen bir cumhurbaşkanı düşleri kurdurmaya başlamış bile. Obama “gerçekçi ol imkansızı iste” diyen Birgüncülerin hayallerini beslemiş.

Ama o söz Che’ye ait ve Che Amerika’dan hiçbir zaman bir şey beklemedi.

Zaman’ı atlamadan geçmek istemeyiz. AKP-DTP kavgası sonunda Kürtçülük meselesinde gelinen yol ayrımı ve bu ayrım yaklaştıkça da Zaman’ın Tayyip’ten uzaklaşıp, Kürtçülüğe daha da yaklaşması sözkonusu.

Şahin Alpay şöyle diyor yazısında: “Türkiye olarak halkı birleştirecek, değişimin yolunu açacak, demokrasiyi yerleştirecek, farklığa saygıyı kökleştirecek Obama gibi bir lidere o kadar büyük ihtiyacımız var ki.”

Tüm bu yorumlardan sonra, Obama’yı destekleyenlere bakınca da görüyoruz ki Türkiye’nin geleceği açısından Obama’nın yine bir Sam Amca olacağı kesin.

Bu sefer zenci bir Sam Amca olacak sadece o kadar.

Yapılan tüm bu propaganda da herşeyi ortaya koyuyor zaten.

Estirilen Obamacılık rüzgarını eğip bükeceği tek kesim maalesef yine ideolojisini yitirmiş Atatürkçülerimiz olacak.

Bush’un yerine gelen Obama’yla birlikte birşeylerin değişeceğini zannedecekler.

Beyaz Saray’a gelen siyah adam o koltuğun farklı bir konuğu alacak sadece.

Amerika’daki tek farklı o da değil zaten. Yani Condelezza Rice ve Colin Powell’in Amerika’daki görevleri nelerdi bir düşünün.

Zaten bizzat Obama’yı dinlersek görürüz ki bizim için bir “değişim”in olmayacağı ortada.

PKK’dan Obama’ya mektup

Obama’nın başkan seçilmesi PKK’da mutluluk yaratmış. Karayılan ve Aydar’ın Obama’ya yolladıkları “sayın başkan”la başlayan mektupta, bu süreçten mutluluk duyduklarını ve Obama’nın değişim vaadinden de umut beklediklerini belirtmişler.

İşte mektuptan birkaç satır:

“Sayın Barack Obama

ABD Devlet Başkanı

Öncelikle ABD devlet başkanlığına seçilmiş olmanızı, halkımız ve örgütümüz adına içtenlikle kutlar, yeni görevinizde size başarılar dilerken, bu seçimin dünyanın her tarafında barış, özgürlük, huzur ve refaha vesile olmasını dilleriz…

Vurgulamış olduğunuz insanlığın bu yüksek değerleri ne yazık ki bu çağda da ülkemiz ve bölgemizde halen ayaklar altına alınmaktadır. Bu değerlere en fazla ihtiyaç duyan bir halkın, Kürt Halkının birer temsilcileri olarak size yazıyoruz. Kürdistan’ın Türkiye, İran, Irak ve Suriye tarafından bölünmüşlüğü ve Irak hariç diğer parçalarda Kürt Halkının asgari haklardan da yoksun olduğu gerçeği, tarafınızdan da bilinmektedir... Biz kimsenin düşmanı değiliz, hele hele Irak ve ABD’nin hiç değiliz. Bu güne kadar dünyanın hiçbir yerinde ABD veya ABD’lilere yönelik en ufak bir olumsuz eylemimiz olmamıştır…

Kürt sorunun barışçıl demokratik çözümüne katkılarınızı esirgemeyeceğiniz inancıyla saygılarımızı sunuyoruz.”

Mektupta PKK’nın ABD ile hiçbir zaman karşı karşıya gelmediğinin altı çiziliyor. ABD Irak’ı işgal ettiği zaman da ellerinde ABD bayraklarıyla halay çeken Kürtlerdi. Bırakın ABD’ye karşı en ufak bir harekette bulunmayı, PKK bizzat ABD’nin Ortadoğu’daki silahlı gücü olarak çalışıyor.

Ortadoğu’da Irak hariç başta Türkiye olmak üzere İran ve Suriye’de baskı altında olduklarından bahsederlerken, Obama’nın yardımını istiyorlar.

Türkiye’de “PKK’nın beli kırıldı” yorumlarını beraberinde getiren ABD ortaklığında yapılan sınır ötesi operasyon, güç kaybetmekte olan teröristlere AKP eliyle bir “hayat öpücüğü” olmuştu.

Yoksa beli kırılmış bir PKK’nın son yaşanan Aktütün baskınını yapacak ve kravatlı siyasi kanadının sözcülüğünde açıkça isyan provaları yapabilmesi mümkün olur muydu?

Tüm bu olaylar Bush döneminde gerçekleşmesine rağmen, PKK Obama’ya yazdığı mektupta Bush döneminde “haksız bir biçimde” PKK’nın terör örgütü listesine alındığını ve bunun Obama ile değişeceğini umduklarının altını çiziyorlar.

Bozulan ilişkiler gibi bir senaryo ile yeniden başlangıç yapılacak gibi bir görüntü yaratılmaya çalışılsa da, Bush döneminde de PKK’nın gözden çıkarılması gibi bir durum söz konusu olmadı ve hiçbir dönem de olmamıştı da. Obama’nın da bu süreçte bir farklılık yaratmayacağı, ABD olduğu sürece bir ABD politikasının da beraberinde geleceği düşünülünce ortaya çıkıyor. Zaten Obama da seçildiği ilk günden itibaren CIA yetkilileri eşliğinde dersine çalışmaya başlamış.

Hangi ülkede neler yapıldı ve bundan sonra neler yapılacak, dünyadaki “şer” odakları neler, yeni saldırı ve darbe planları üzerine yapılan dersler Harvard’lı Obama için zor olmasa gerek. Bilmiyorum ama belki orada Kissinger’den “diplomasi” dersi bile almıştır.

Obama’nın yol haritası: Bush’un kaldığı yerden devam

Obama Türkiye’yi ilgilendiren meseleler hakkında ne düşünüyor geçen hafta da değinmiştik.

PKK meselesi için klasik ABD Türkiye’nin yanında, istihbarat paylaşımı devam edecek gibi “müttefik”lik cevapları ki, hep zarar getirdi. Bu konuda “değişim” yok.

Irak? Askeri 18 ayda çekeceği vaadiyle gelen Obama’nın Genelkurmay başkanı Petraus’la anlaşması zor görünüyor. Asker çekimi aheste aheste yapılacakmış. Kuzey Irak’ta da “değişim” yok.

Ermeni meselesi? Tayyip her ne kadar “seçim vaadi” olarak geçiştirse de hem Obama hem de yardımcısı Biden Ermenilerden yana ve soykırımı kabulden yanalar. “Değişim” gene yok!

Kıbrıs? Talat açıklamış: “Obama’ya güveniyoruz.” Obama’nın görüşü de Türkiye’nin Kıbrıs’ta işgalci olduğu yönünde. “Değişim” gene yok!

Sıkıldık mı?

Bakalım ABD büyükelçisi Ross Wilson ne demiş: “Her başkan Türkiye’nin önemini bilir.” Obama da bilecek demektir.

Peki AB’li Lagendijk? “Türkiye’nin Obama’ya ihtiyacı var. Ordu ve yargıdaki eski yapılardan kurtulmak lazım. Türkiye’yi daha demokratik hale getirecek birisi lazım.” O da Türkiye için Obama arıyor. Değişik bir açıklama da beklemezdik zaten.

Bu konuda en net Bush. Obama’ya “haydi keyfine bak” demiş. Onun kaldığı yerden devam yani. Bu kez “değişim” yok Obama!

Amerika başkanını seçerken bizim yapacağımız değerlendirme ezilen uluslar için devam edecek olan antiemperyalist mücadele ile paralel olmak zorunda.

Sam Amca var olduğu sürece, ister beyaz olsun ister siyah ferketmez, antiemperyalist mücadele devam edecektir.

Her zaman her konuda pusula hep devrimcilik ve antiemperyalizmdir!


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe