| Kaya Ataberk |
“Alevi mitingi” neye hizmet ediyor?
Lübnan, Irak ve Türkiye Büyük bir meydanda toplanmış on binlerce insan, mezhepleri için sonuna kadar mücadele edeceklerini haykırıyor. Kalabalığın esas özelliği katılan herkesin İslam’ın belli bir mezhebine bağlı olması. Eylemin yapıldığı yer on yıllardır iç savaşlar ve mezhep kavgalarıyla kavrulan Lübnan ya da Sünni, Şii, Kürt olarak üç parçaya bölünmüş, kan gölüne dönmüş Irak mı diye düşünüyor insan. Ama hayır, sorunun cevabı ikisi de değil. Bu büyük mezhep eyleminin yapıldığı yer Türkiye, Ankara’nın en büyük meydanlarından Sıhhiye Meydanı. Mitingi düzenleyenlerin verdiği isimle “Eşit yurttaşlık için miting” ya da daha çok bilinen adıyla “Alevi mitingi” 9 Kasım günü yapıldı. Gerçekten de mitingle ilgili yazılanlar arasında nesnel bir doğru vardı. “Aleviler” ilk kez “Alevilik” adına bir mitingle sokağa dökülmüşlerdi. Mitingi düzenleyen ve destek verenlerin komprador sol kesim olması bizim açımızdan yeterli bir kıstas olsa da yine de amaçları ve sonuçlarıyla bu mitingin ayrıntılı bir değerlendirmesini gerekli görüyoruz. Yapılanların solculuk ya da başka bir şey adına savunulabiliyor olması yapılanın doğru olduğu anlamına gelmiyor. Daha önceden Ortadoğu’nun başka bölgelerinde yaşanan mezhepsel hareketliliklerin sonuçları bizler açısından son derece öğretici olabilecek düzeyde. Biraz yakın tarihten hatırlayalım. Arap ulusunun üzerinde dağıldığı ülkelerden biri olan Lübnan tam olarak bir mezhepler karmaşası oluşturuyordu. Bu mezhep ve inanç gruplarının kimlik olarak ortaya atılması, ayrıştırılması emperyalizmin bölgeye ilk müdahalesi ile beraber gerçekleşmişti. Marunilerin Sünnilere, Dürzilerin Şiilere karşı kullanıldığı ve kışkırtıldığı bir dönemin ardından Lübnan, Osmanlı’dan koparıldığı gibi doğal uzantısı olduğu Suriye’den ve Arap Maşrık’ından da ayrıştırıldı ve Fransız sömürgeciliğine terk edildi. 1980’ler ise gene bu mezhep kavgalarının içinde ve İsrail’in katliamlarıyla bu az çok ileri Arap ülkesinin harap olmasına sahne oldu. İç savaşta karşı karşıya gelen örgütler de artık ideolojilerin değil etnik grupların, mezheplerin temsilcisiydi. Irak ise daha yakın ve bilinen bir örnek. Yıllardır süren Kürt aşiretlerinin ihaneti en sonunda Irak’ta ayrı bir yapının doğmasına yol açmıştı. Ancak bunun da ötesinde Arapların kendi arasında Sünni ve Şii olarak bölünmesi Irak direnişinin de esas düşmanı oldu. Kazançlı çıkanlar ise Kürtler ve emperyalist efendileriydi. Moleküllerine ayrılan uluslar sömürgecilik için çok kolay lokma oluyorlardı. Ve son yaşananlar Türkiye’de yıllardır planlanan mezhep tuzağının da uygulama için start aldığını gösteriyor. Mitingin amacı ne? Mitingi düzenleyenler bildiğimiz komprador sol çevrelerle ve DTP-PKK’yla yıllardır arasını iyi tutmuş, zaman zaman da bunlarla iç içe geçmiş kesimlerdi. Mitingin izinlerinin ÖDP’liler tarafından alınması, destekçilerin başında EMEP, SDP, ESP gibi Atatürk düşmanı, Kürtçü sözde solcu grupların ve DTP’lilerin bulunması, mitingde kullanılan “Hrant” formatlı dövizler bu tablonun göstergesi oldu. Miting açıkça Türk kimliğini çözmek ve bunu yaparken de ayrı bir mezhep bölünmesi yaratmak için çabalayanların eseriydi. Ancak bunu yaparken Alevi vatandaşlarımızın Atatürk ve Cumhuriyet hassasiyetinin farkında oldukları için kurnazca bir yol da izlediler. Mitingi sanki AKP’ye karşı düzenliyormuş havasında örgütlediler ancak verilen mesajlar AKP’yi değil Cumhuriyet’i ve Türklüğü tasfiyeye yönelikti. Mitingi düzenleyenler arasında adı öne çıkan Alevi-Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, laiklik mücadelesi vermediklerini de açıkça belirtiyordu: “Türkiye’de gerçek laiklik yok. Bu yüzden ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ sloganı atılan Cumhuriyet mitinglerine katılmadık”. Burada laikliğin Türkiye’deki uygulamasının yetersiz bulunmasının ya da mitinglerin sadece bu çerçevede sınırlı kalmasının eleştirisinin değil, aslında AKP’ye karşı olunmadığının mesajı veriliyor. Hemen arkasından da Balkız’ın “laik” talepleri geliyor: “Cemevleri ibadethane olarak tanınsın, nüfus cüzdanlarına Alevi yazdırılabilsin”. Sanki bir inanç adına hareket ediyormuş izlenimi yaratanların bununla da pek ilgisinin olmadığı ortada. Ancak AB’nin Alevileri azınlık olarak tanımasının ardından aynı kesimlerin kendilerini ayrı bir azınlık kimliği olarak ortaya sürmeleri ile bugünkü çıkış bir arada düşünülünce mitingin tek amacının Türk’ten ayrı bir Aleviliğin yaratılması olduğu görülüyor. Hatta mümkünse bunun Kürtleştirilmesi tercih ediliyor. Aslına bakılırsa Alevileri azınlıklaştırma ve Kürtleştirme kampanyasının son adımı da mitingle beraber atılmış oldu. Bir de bu işin basındaki örgütçülerini görelim… Oral Çalışlar, Birgün ve İlhan Selçuk “Alevi mitingi”ni en çok destekleyenler Birgüncüler ve Radikal oldu. Radikal mitingi; “100 bin Alevi eşit yurttaşlık talebiyle bir araya geldi. Aleviler ilk kez meydanlarda” manşetiyle verdi. Buna paralel olarak da Oral Çalışlar, “Aleviler ne istiyor?” yazı dizisiyle olaya dahil oldu. Oral Çalışlar, özellikle Ali Balkız, Veliyeddin Ulusoy gibi kendilerini Alevilerin tek temsilcisi olarak gösteren isimleri ön plana çıkarak, Alevilerin Cumhuriyet rejimi tarafından ne kadar çok ezildiği tezlerini Radikal sayfalarına taşıdı. Oysa Alevi Çelebileri, Kurtuluş Savaşı’na o kadar da destek olmuştu! Karşılığı bu mu olacaktı? Bu müthiş tezler savunularak Alevileri Atatürk’ten ve Cumhuriyet’ten soğutma çabası çok çiğ biçimde Oral’ın kaleminden döküldü. Oral’ın bu çabasına tekrar değineceğiz… Birgün’ün etnikçiliği de artık kanıksanmış bir durum. Türk adına ne varsa düşmanlık gösteren Birgün, Türklüğü bölecek her şeye de dört elle sarılıyor. Ulus düşmanlığını solculuk zanneden bu grubun asıl tehlikesi, PKK’nın ikna edemediği unsurları, Türk kimliği dışına taşımanın esas aracı olma rolünü tekellerine almış olmaları. Diğer legal ve illegal fraksiyon artıklarıyla Aleviler arasında Aleviciliği, Karadeniz bölgesinde Lazcılığı, Gürcü etnikçiliğini hatta Çerkezciliği yürütmek bunların artık yeni görevi. İlerleyen süreçte bu irili ufaklı yapıların farklı etnik ve mezhep gruplarının siyasal ya da askeri gücü olarak ortaya çıkma ihtimallerini de bir kenara not etmek gerekir. Ancak esas ilginç durumu oluşturan da ulusalcı Cumhuriyet ve İlhan Selçuk’tu. Mitingi hararetle destekleyen Cumhuriyet’in tavrına, Selçuk’un 12 Kasım tarihli yazısı da tuz biber ekti. Alevileri AKP’ye karşı çıkmaya çağırır görünen satırlarında İlhan Selçuk; “Alevi Şeriatçı değildir, camiye değil cemevine gider, dinci-İslamcı siyasete karşıdır, Nakşi-Sünni AKP iktidarına destek olamaz, laik Cumhuriyet düzeni dışında soluk alamaz” diyordu. Ancak bugün Türkiye’de önemli bir kesim Alevi, AKP’ye karşı çıkmadığını ve Alevi olmayanların da illa AKP’li olmadığını görmezden geliyor. Yani bir inancı politik bir duruşa endekslemeye çalışırken diğer inanç sahiplerini de Şeriatçılığa ittiğinin farkına varmıyor. Ancak Selçuk’un esas gafı da yazısının sonuna saklanmış. Bildiğiniz gibi İlhan Selçuk, Bektaşi fıkralarına çok meraklıdır. Birkaç yazıda bir, birini anlatmadan duramaz. Tam konusu da açılmışken Selçuk bir fıkrayı yazısına eklemiş. Aktaralım: “Dersim olaylarında yakalanan isyancıları jandarma içeri atarmış, yeterli cezaevi olmadığından tutukevi gibi kullanılan bir camiye tıkmak istedikleri Alevi ise direniyormuş ‘Girmem de girmem’. Dipçikleyip içeri sokmuşlar… Alevi ellerini havaya kaldırıp seslenmiş: ‘Ya İmam Hüseyin, halimi görüyorsun, ben girmek istemiyorum ama zorla sokuyorlar’”. İngiliz destekli Seyit Rıza adlı Kürt derebeyinin çıkardığı Kürtçü Dersim ayaklanmasının bastırılması, Selçuk’un elinde bir anda Sünni rejimin Alevilere yaptığı eziyet haline geliyor. Jandarma, ayaklanmayı bastıran Türk Ordusu’nun, Alevileri camiye dipçikle sokarak Sünniliği dayatmasının imajı olurken, kanlı ve emperyalizm uşağı ayaklanmanın faili Kürt aşireti de inancı uğruna zulüm gören Alevi’ye dönüşüyor. Ne diyelim… İlhan Selçuk, Alevileri Kürtleştirmek için yazdırılan tonlarca kitaplara birkaç satırda ancak bu kadar yardım edebilirdi herhalde. Usta kalem olmak herkesin harcı değil ne de olsa… Alevi Baronları ve Cumhuriyet rejimi Oral Çalışlar’ın yazı dizisindeki bir başlık da aynı mantığın bir yansımasıydı. Burada da Veliyeddin Ulusoy, Milli Mücadeleye yardım etmelerine rağmen, Cumhuriyet rejiminin dedesinin yönettiği dergahı, tekke ve zaviyelerle beraber kapatmasından yakınıyordu. Kendi ifadesiyle; “Cumhuriyet döneminde akla gelmedik eziyetler” görmüşlerdi. Gerçekten de Cumhuriyet rejimi Ortaçağ kalıntısı tüm derebeylik kurumlarıyla mücadele etmişti. Bu anlamda tekkelerin kapatılması da toplumsal devrimin önemli bir parçasıydı. Canı yanan çıkar sahipleri de Dersim İsyanı’nda olduğu gibi gerici ayaklanmalara da başvurarak direnmişlerdi. Cumhuriyet döneminin devrimci yayın organı Kardo’da İsmail Hüsrev bu konulara değinir. Onun verdiği bilgilere göre tekke veya dergah bir inanç kurumundan çok bir iktisadi sömürü kurumudur. Dersim ayaklanmasının başındaki Seyit Rıza, 320 köye hükmeden bir derebeyidir. Hacıbektaş’taki Bektaşi tekkesinin 362, rakibi olan Çelebilik müessesesinin de 80 köyü vardır o dönemde… İsmail Hüsrev durumu şöyle açıklar: “Bu birkaç misal tekkelerin nasıl müstakil derebeyi müesseseleri olduğunu ve topraksız köylü kitlelerinin tekkeler arazisinde asırlarca kölelik ve ortakçılıkla geçinmiş ve hepsinin tekkelerin maddi esaretinden başka bir de manevi esaretinden çekmiş olduklarını göstermeye kafidir”. Atatürk başta emperyalistlerinki olmak üzere halkın üzerindeki her türlü sömürüyü tasfiye etmişti. Buna “ruhani derebeylik” denilebilecek Alevi baronlarının sömürüsü de dahildi. Gariban Alevi köylüsünü bu sömüründen kurtaran Cumhuriyete Baronların neden kızdığı şimdi daha iyi anlaşılıyor sanırım. Türklüğü moleküllerine ayırtmamak için… Bir bakıma olayın bu noktaya getirilmesinin ardında AB’nin 17 Aralık 2004 İlerleme Raporu’nda Alevilerin azınlık olarak tanımlanması ile ABD’nin Türkiye’yi etnik ve mezhepsel moleküllerine ayırma planı yatıyor. Türk Milletinin birliğinden ve çağdaş bir ulus olarak ortaya çıkmasından rahatsız olan kesimler ancak sömürücüler olabilir. Bu sömürücüler de emperyalist merkezlerden, Kürt aşiret reislerine ve inanç sömürüsü peşindeki Sünni ya da Alevi inanç baronlarına kadar genişleyen bir yelpazedeler. Bugün Alevi mitingini düzenleyenler ve Oral Çalışlar gibileri AKP’yi eleştirir görünseler de Türk kimliğinin tekliğine karşı onunla birleşiyorlar. Şeriatçılar da mitinge karşı görünseler de içten içe seviniyorlar. Özellikle Fethullahçı komplo yine kendini gösteriyor. Zaman gazetesi, Sivas katliamını hatırlatan manşetler atarken, aslında bir tehdidin de usturuplu duyurusunu yapıyorlar. Cemevlerini ibadethane statüsüne getirme planı ne anlama geliyor? Bugün bahsettiğimiz inanç baronlarının rant kapısı ve PKK yandaşı örgütlerin Alevi gençleri Kürtlüğe devşirdiği alanlar durumuna getirilen cemevleri, bir sonraki aşamada sıradan Alevi inançlı Türk’ün katliama uğradığı mekanlar haline gelecek. Tabi ki camiler de Sünni inançlı Türklerin. Aynı Irak’ta bombalanan Şii ve Sünni camileri gibi… Plan Alevileri ulustan ayrı düşürüp hedef yapmak da istiyor. Sözde hakları için örgütlenen Alevilerin bu tarz bir mücadelede en çok kaybeden kesim olacağı çok açık. Türklük dağıldığında elimizde hiçbir şeyimiz kalmayacak. Batılı katliamcının da onun uşaklarının da planı buradan geçiyor. Birliğini kaybeden ulus sömürünün ve zulmün her türlüsüne açıktır. Unutmayalım vatan ve ulus her şeyden önceliklidir. Yok olmamak için Türklükte birleşelim.
|